the inbetween (dizi)

esdemirei
29 Mayıs 2019 tarihinde ilk gösterime giren Amerikan dram türündeki televizyon dizisi. Bu dizide Cassie Bedford adında doğuştan gelen ölülerin ruhlarını görme ve onlarla konuşmak gibi bir özelliğe sahip. Bu özelliğini isteksiz olmasına rağmen teşkilatta görevli olan babası Dedektif Tom Hackett ve yeni ortağı eski FBİ ajanı Damien Asante'nin aldığı esrarengiz kafa karıştırıcı türden cinayetlerde kullanıyor. Şu anda Pilot, Made of Stone, Where the Shadows Fall, Kiss Them for Me ve Another Broken Morning olmak üzere ilk 5 bölümü yayınlandı. Hikâyede sahne geçişler çok hızlı. Criminal Minds'deki şaşalı kanıt bulma olayları falan yok. Cassie'nin saf görünen yapısı biraz sinir bozucu gelebilir. "Bu kadar fazla saf olunur mu abi ya" türden bir yapısı var. Dizide Tom ile bunun kocası Brian Currie var. Netflix'te görülen eş cinsel temasını, oraya ait olmasa da bu diziye sıçramış ve göze fazla sokulmasa da bazı izleyicileri rahatsız ettiği söylenebilir.

sakinleşme yöntemleri

dud
Karşıdaki kişinin aptal olduğunu fark etmek.

Bilinçli olarak "iyi" olmayı seçmiş bir insansanız karşıtınız olan kişinin iki seçeneği vardır: ya aptal olmak ya kötü olmak.

Kötü, kendisi gibi kötü ve karanlık duygular yaratır.
Ama aptal saftır, cahildir, kurbandır. Sadece nötr hisler ya da en fazla acıma duygusu yaratır.

O yüzden karşıdakini konuşturmak, yazdırmak iyidir. Açık verir. Yetkin değildir. Hayal pilavı yer. Tiyatral yeteneği yoktur. Anlarsınız. Gülümsersiniz. Rahatlarsınız. Gerginlik yok olur.

Mütehasıs iyisinizdir; başını da seversiniz. Ötesi değildir.

çiğdem der ki

turuncu gemi
gözleri göremeyen bir insan çiçekleri nasıl bu kadar muhteşem anlatabiliyor sorusunu kendime yirmi yıldır sorduğum sorudur. büyük ozan aşık veysel'in çiçekleri hayal gücüyle tekrar yarattığı şiiridir.

bu türkü'nün erdal erzincan yorumunda erdal hoca bağlamayla acımasız fakat bir o kadar nayif şekilde bütün kemiksel uzuvlarınızı kırar kırar ve yine kırar.

lale der ki be hey tanrı!
benim boynum neden eğri
yardan ayrı düştüm gayrı
benden ala çiçek varmı
al baharlı mavi dağlar
yarim gurbet elde ağlar...

islam ve kadın

dud
Kadınları aptal yerine koymak ve menfaat odaklı sistemlerinde kendisinden olabildiğince yararlanmak niyetinde olan herkesin şiddetle karşı çıktığı ve akamate uğratmaya çabaladığı ikili; bağlam.

genç yaşta ebeveyn kaybı

turuncu gemi
aslında pek genç sayılmayacağım bir yaşta kaybettim babamı. bundan 35 sene evvel annemin karnındayken hakka yürümüş. tesadüf ki o da o gün 35 yaşındaymış.
ilkokul dan itibaren baban ne iş yapıyor türlü sorular karşısında ''vefat etti'' deyince genelde bu soruyu soran yetişkin insanlar beni üzdükleri için üzülürlerdi. neden üzüldüklerini anlamazdım. hiç tanımadığım için 30'lu yaşlarımın başına kadar eksikliğini veya acısını anlamamıştım.

bir gün ben de zamansız üç çocuğumu bırakır giderim diye üremedim bile. en yakın arkadaşımın 3 çocuğu varken durup durduk yerde beyin kanamasından ölmesi daha beter sarstı beni.

insan her durumda ve koşulda doğru ile yanlışın ayrımını bilen bir varlık. fakat işte doğru ile yanlışı ona yine de belli bir yaşa kadar otoriterce birilerinin hatırlatması gerekiyor. 30'lu yaşlarda buna dahildir. sanırım yaşam içinde baba en çok bunun için var. bundan 3 sene önce hayatımın ilk defa amına koyulduğunda bunun acısını ve eksikliğini çok yaşadım.
hera'ya hamd olsun ki atlattım, atlatıyorum.

dark (dizi)

peho
Dark denen dizinin bu kadar olay oluşu safi çark-dişli psikolojisinden ibaret. Dizi/filmlerle haşır neşirliğini neredeyse Netflix'e borçlu kesim, günlük yaşamında da en basit olayları bile hayretle karşıladığından ''oha bu nasıl dizi'' hissine kapılıyor.
Böylece toplumdan ayrı düşmemek adına geri kalanlar da ''çok karışık dizi'' söyleminin peşinden gidiyor. İnsanlar düşünmemeye o kadar alışmış ki biraz düşünmeye zorlandığında ''beynim yandı'' sızlanmaları başlıyor. Stranger Things'te de aynı şey yaşanmıştı, yine aynı şey yaşanıyor. Dizi başlı başına overrated olmaktan ibaret. Ama şunu da söylemeden geçmek istemem, dizinin müzikleri harika, gerilimi çok iyi işliyor.

Hakkıyla beynim yandı demek isteyenler Predestination, Réalité, Coherence gibi filmleri izleyebilir.

allah bükemeyeceği demir yaratabilir mi

turuncu gemi
bazen çok kafa ütüleyen teist dostlara sorulabilecek sorudur. madem allahın her şeyi yaratmaya gücü yetiyor, allahın bükemeyeceği bir demiri yaratmaya gücü yeter mi?

madem her şeyin bir tasarımcısı olmak zorunda o vakit tanrıyı da bir tasarlayan olmak zorunda değil mi bu teolojik diyalektikte.
bence gidin ihlas suresini bir kez daha okuyun. lakin orada da size bir cevap yok. size bu sureyi okumanızı salık vermem daha çok kafanızın karışması ve belki bir miktar çalışması içindir.

eskiden çok güzel günlerimiz olan bir kadın arkadaşım radikal bir dönüşümle geçen ramazan umreye gitti. ve bana artık kitap falan önerme kafam karışıyor diyor. eğer beni okuyan teist dostların da böyle bir sıkıntısı varsa işte ayet öneriyorum. daha ne yapayım ben size?

15 temmuz 2019 ali karahasanoğlu'nun köşe yazısı

esdemirei
Yeni Akit Gazetesi yazarı Ali Karahasanoğlu'nun 15 Temmuz 2019 tarihinde yayınlanan “15 Temmuz Darbesini Tek Başına FETÖ'cüler Mi Yaptı?” başlıklı köşe yazısıdır. Yazının tam hâli şu şekildedir: “Her ne kadar '15 Temmuz hain darbesini sadece FETÖcüler yaptı' deniliyorsa da acaba gerçek böyle mi? Anlamak için, darbecilerin TRT'de okuttukları bildiriye bakıyoruz. 'Bu ahval ve şerait altında yüce Atatürk'ün önderliğinde milletimizin' diye giriş yapıyorlar. Aynen Kemalistlerin yaptığı gibi, “Yüce Atatürk” ile başlıyorlar. 'Cumhuriyetimizin kurucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri” ifadesi ile zihniyetlerini ele veriyorlar. 'Cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek, hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak' ifadeleri ile, CHP kafasına ne kadar yakın olduklarını ispatlıyorlar. 'Laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkesi üzerine oturan anayasal düzeni yeniden tesis etmek' cümlesi ile önceki darbelerle aynı çizgide olduklarını deklare ediyorlar. 15 Temmuz hain darbe girişimini, FETÖ-Kemalist ittifakı olarak değil de, sadece FETÖcülerin girişimi olarak kabul etmek, şu açıdan da imkânsız. Bu Kemalistler demiyorlar mıydı 'YAŞ toplantıları ile, FETÖ'cüleri atıyoruz' diye. YAŞ toplantıları ile, FETÖ'cüleri gerçekten atıyor idiyseniz, sadece FETÖ'cüleri sorumlu tuttuğunuz 15 Temmuz darbe girişiminde 300 generalden 150'si nasıl aktif rol oynayabildi? FETÖ'cüler, 300 generalin yarısı kendi adamlarından olacak şekilde, TSK'ya nasıl sızdırdılar? 'Efendim AKP, YAŞ kararlarına şerh koyuyordu' diyecekler. Şerh koyuyordu da, atılmalarını önleyebiliyor muydu? Hayır. Şerh koydukları ile kalıyorlardı. Kaldı ki bakın atılanlara, astsubay, bilemediniz en rütbelisi teğmen. İçlerinde yarbay, albay olan hemen hemen hiç kimse yok. Ayrıca bugün bakıyoruz ki, zaten o atılanlar, FETÖcü değil, samimi dindar insanlar imiş. Kemalistler, 'FETÖ'cüleri atıyoruz' diye, FETÖ'cülere alan açıyorlar, onları koruyup kolluyorlarmış. Ki, 300 generalden 150'si FETÖ'cülerin adamı çıktı. Şunu da diyecektir Kemalist kesim, 'Balyoz, Ergenekon davaları ile, FETÖ'cülere alan açıldı.' Türk halkını aptal sanan çok bilmiş Kemalistler, zekâmızla lütfen, alay etmeyin. Balyoz, Ergenekon davaları ile, bir miktar generalin TSK'dan tasfiyesi olmuştur, bu doğru. Ama bu gerçek bir başka gerçeği ortadan kaldıramaz. Siz Kemalistlerin uyuması veya bilinçli yerleştirmesi sayesinde, 2025'te 300 generalin yarısı zaten FETÖ'cülerden olacakmış. Balyoz ve Ergenekon gibi önlerine güzel bir piyango çıkmış. 2016'da planladıklarından biraz erken o seviyeye gelmişler. Yoksa Balyoz davası ile TSK'dan tasfiye edilen general yerine, AKP TSK dışından birisini atamadı. İmam hatip lisesi müdürünü tuğgeneral yapmadı. Ergenekon davası sebebi ile TSK'dan ayrılmak zorunda kalan bir Kemalist generalin yerine, ilahiyat fakültesinden bir öğretim üyesi, korgeneral yapılmadı. General olanlar, zaten TSK içinde, daha önce Kemalist generallerin rütbe verdikleri albaylar idi. Balyoz veya Ergenekon'dan tasfiye olan isim yerine tasfiye edilen ismin komutanlığı döneminde TSK'ya giren, başarılı sicil verilen, 'Bunlar pırıl pırıl çocuklar” diye not verilen isimler tuğgeneral yapıldı, korgeneral yapıldı. Bu gerçek karşısında, Kemalistler çıkıp itiraf etmeliler; 'Bu günahta bizim de payımız büyük' demeliler. Soyut anlatımlar, bazen futboldaki oyalama amaçlı top çevirmelere benzer. Somut isimler verelim, top çevirmediğimizi ispatlayalım. En tepedeki darbeci Akın Öztürk. Hava Harp Okulu'na 1970 yılında girmiş, 1973'te teğmen olarak mezun olmuş. AKP ile ne ilgisi olabilir? Dindar camia ile ne ilgisi olabilir? Bir başka darbeci Adem Huduti. O da 1973'te Kara Harp Okulu'ndan mezun olmuş. Haydi diyelim ki, bunlar aslen FETÖcü değil, FETÖcülerle iş tutan kandırılmış Kemalistler. Biraz daha alt rütbeye bakalım. Kemalistlerin hiçbir YAŞ'ta kendisine engel olmadığı, sürekli rütbe alan, darbe girişimi sırasında vurulan, 'Tuğgeneral' demeye elimin gitmediği Semih Terzi. O da 1985 giriş ve 1989 çıkışlı. Darbecilerin hem TSK'da hem de devlet yönetiminde tam hâkimiyet kurdukları 1980 askeri kalkışmasının etkilerinin sürdüğü yıllarda harp okuluna girmiş ve mezun olmuş. Daha onlarca isim sayabiliriz. Bakmayın siz, Kemalistlerin “15 Temmuz bir FETÖ darbesidir” mavallarına. 15 Temmuz'un failleri arasında, FETÖ vardır. FETÖ suçludur. Ama en az o derin yapı kadar, o derin yapının elemanlarının TSK'ya sızmalarını seyreden, harp okuluna girmelerini seyreden, mezun olmalarını seyreden, general rütbesine kadar gelmelerine seyirci kalan Kemalistler de suçludur. 251 insanın şehadetinde, savaş uçaklarının halkımıza karşı kullanılmasında, tankların sokaklarda yürütülüp, insanların vücutlarının parçalanmasında FETÖcülerle birlikte Kemalistler de sorumludur.”

Yazının kaldırılmasına karşı: Alternatif 1 (Archive.Org)

15 temmuz 2016 türkiye darbe girişimi

turuncu gemi
günahım kadar sevmediğim bir siyasetçi olan bahçeli'nin 15 temmuz için söylediği doğru bir sözü var. millet devleti o gece sokaktan topladı diyor.

o gece kızılay'da asla rey vermediğim ve idam da etseler vermeyeceğim sivil hükümeti canım pahasına savunmaya çalışanlardan biriydim. ama neden böyle olmak zorunda yahu? istisnasız dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinin yurttaşlarından 2 kat vergi ödememe rağmen neden ben koruyorum canımı hiçe sayarak sokakta hükümeti? benim de her aklı başında türkiye vatandaşı gibi kapatılmayan bir belediye çukuruna düşüp ölmek gibi hayallerim var. tankın altında kalarak, bir f-16 bombasıyla ölmek benim bile düşlerimi aşan bir durum.

asla ve asla halkımıza allahtan bir lutuf olmayan gündür. o gün bugün binlerce esnafımız ekmek teknesini siftahsız kapatıyor. on binlercesi battı çocuklarına ekmek götüremiyor. tabii ki o gece yitirdiğimiz 200 den fazla insanın acısının yanında söylediklerim hiçtir. 200'den fazla canı yitirmek demek klavyede kolay geliyor fakat hepsinin başka güzel yaşam hikayeleri vardı. çok değerli aileleri vardı. hepsine sabırlar dilerim.

dünyada en doğal insan hakkı yaşam hakkıdır. kitleler halinde canlarımızı yitirdiğimiz bir gün kutlanacak gün değildir. kutlayanlar var bunu yahu. dünyadan nefret etmek için başlı başına kocaman evren kadar büyük bir acı bunu görmek benim için.

hint keneviri

turuncu gemi
ömrü hayatımda ağzıma sürmüşlüğüm yoktur. içeni kınamam. kullanan tanıdığım ve sevdiğim dostlarım var. hepsi de çok salak salak nedenselliklerle bu boku içmeyi meşruulaştırmaya çalışırlar. bence kullanımı aynı alkollü içecekler gibi serbest olmalıdır. fakat sağlığın şurası için iyidir, alışkanlık yapmaz falan filan tırı vırılar anlatmayın içerken. çoluk çocuk inanıyor.
fakat kan şekerini düşürdüğü ve iyi bir ağrı kesici olduğu doğrudur. dayanılmayacak kadar yüksek derecede ağrılarınız varsa torbacı aramak yerine hekime gidin.

dün bahçesinde hint keneviri yetiştiren bir dayı da şeker hastalığıma iyi geliyor aq diye savunma vermiş. dediğim gibi kan şekerini düşürdüğü doğrudur. fakat sonrasındaki aşırı iştah açan etkisi olduğu için yine tıbbi olarak bir ske yaramayacaktır.

temenni

turuncu gemi
türkçe ne kadar muhteşem bir dil yahu. ''temenni'' sözcüğünü de sanki birileri sırf şiir yazalım diye güzelce bırakmış gitmiş olabilir dilimizin heybesine. bir de ilhan şeşen muhteşem bir şarkı yapsın diye tabii.
ümit yaşar oğuzcan der ki;

bir gül olmak isterdim koparılmak pahasına,
bir buket içinde sana sunulan...

bakışların, nefesin okşardı yapraklarımı ama,
yeterdi bana yüzündeki bir tebessüm...

koklanmak isterdim bütünleşmek için ruhunla,
sevgimle dağılırdım tüm benliğine...

'güllerin ömrü kısa olurmuş' kime ne,
koklanmak, okşanmak varken senin gibisine...

ben zaten göze almışım solup gitmeyi,
senin elinde, senin yakanda gülümsemeyi.

ilhan şeşen'in saçlarını kestirip boktan şarkılar yapıp, boktan dizilerde oynamaya başlamasıyla ülkemizin bu kadar sığ ve gerici bir hale getirilmesi arasında garip bir paralellik var. o günlerden öncesi kaliteli zamanlardan muhteşem bir düet bırakıyorum güne.
yunanca çevirisi;

zaman duruyor
seni özlediğimi hissettiğimde
dünya ışıldıyor
aşkını düşündüğümde
ah ışığım parılda ve bana gel
acımın çiçek açtığını gör de gel
eğer istersen eğer gelirsen
aşkımsın temelli

vasiliki papageorgiou

140journos'un 15 temmuz videosu

esdemirei

Türkiye'yi anlamak üzerine belgesel üreten 140journos'un 21 Temmuz 2018 tarihinde resmi YouTube hesabı üzerinden “Teşebbüs: 15 Temmuz Askeri Darbe Girişimi” başlığıyla “Bir kalkışma ihtimali üzerinde duruyoruz. Bu çılgınlığı yapanlar en ağır şekilde bedelini ödeyecektir. Ucunda ölüm dahi olsa gereken her şeyi yapacağız” açıklamasıyla yayınladığı videodur.

intihar etmek

esdemirei
çevremdeki insanların normal yaşayışlarını, amaçlarını ve hedeflerini ve bu manzara karşısında kendimin yaptıklarını görünce son zamanlarda içten içe istediğim durum. Aslında kendi canıma kıymak istemiyorum. Mesela zehirlensem diyorum. Ya da bana araba çarpsa. Bir sağlık sorunum ortaya çıksa ve bu ölümcül olsa. Tepeme bir şey düşse ve beni zemine ıysa. Bunlar daha rastgele ve daha acımasız geliyor.

savcı sayan

esdemirei
Resmi Twitter hesabı üzerinden attığı 3 Aralık 2013 tarihli “Sayın Bülent Arınç'ın açıklamalarından sonra AKP cemaat kavgasından oy devşirmek isteyenlerin hayali suya düştü. İktidar umudu, başka bahara kaldı” tweet'iyle 1 Şubat 2014 tarihli “Deniz Baykal'ın kaseti için cemaat hükûmetin işi, hükûmet cemaatin işi diyor. (Dönemin) Başbakan(ı) bir açıklasa da hepimiz rahatlasak” tweet'ini Kaç Saat Oldu adlı bir Twitter kullanıcısı tarafından paylaşılması üzerine silen AKP'li Ağrı Belediye Başkanı.

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

geceye bir fotoğraf bırak

ruzgara karsi iseyen adam

zenginsozluk.com/foto

Fethiye körfezi. Fotoğrafı bugün çektim, dikkat ederseniz sol alt tarafta yoğun bir duman var, yamaçtaki çamlar yanıyor. Tatile geldiğimden beri bölgedeki 3 ya da 4. Yangın olayı. Muhtemelen göcek yangını kadar geniş bir alana yayılmadığı için televizyonlara bile çıkmayacak. Fotoğrafın ortasına doğru bakarsanız yamaçtaki beton yığınlarını farkedebilirsiniz. Konum ve kapladıkları alan bakımından yanan bölgeye ne kadar çok benziyor değil mi? Bilmiyorum ben mi çok fesatım ama, Burnuma türlü türlü kötü kokular geliyor!

intihar etmek

turuncu gemi
bugün üst üste 8-10 leman sam şarkısı dinleyerek denediğim eylemselliktir. süründürdü fakat öldürmedi. üzerine 3-5'de 80'li, 90'lı yıllar sezen şarkısı sapladım kendime lakin yine de kanadım kanadım ölmedim.

intiharcı arkadaşlara deneyselliklerinde başarılar dilerim. (mecazi denemelerden bahsediyorum elbette. gençlerin deyimiyle temsili olarak)

bütün insanlar doğal olarak bilmek ister

turuncu gemi
aristotoles'in hakikat dolu önermesidir. felsefe bilim insanı ahmet arslan hoca bu sözü şöyle deforme eder;
''bütün insanlar doğal olarak bilmek ister fakat türkler hariç''

insan mağaralara duvar resimleri yaptığı günden beri doğal bir varlık değildir. doğal varlık olan maymundur. insan da özü itibarıyla biyolojik olarak maymun olsa da, insan kültürel bir varlıktır.

marks'a göre şu an yaşadığımız tarih insanlık öncesi tarihtir. insanlık tarihi henüz yazılmaya başlamamıştır. insan varlığının evrim üzerinde bir hükmü olduğu kesindir. kendi evrimine de en büyük katkıyı bilmeyi çoğaltmakla yapacaktır.

yazarların tarih üzerinde deneyleri

turuncu gemi
3 günlük kocaman bir tatilin ortasındayım. canım aşırı sıkılıyor. dışarıya çıkıp gezmem, dışarıda mutlu insanlar var. onları gördükçe ruhum daha çok sıkılıyor. bugün güzel kıvırcık beyinlerinizi bir ütü misali düzleştirme girişimlerim bu sebepledir.

sözlükten genç bir arkadaşımızın sorusu üzerine bu başlığı açtım. soru şöyle;
''troçki. sizce başarılı bir politikacı mıydı? ve stalin yerine troçki gelse ne olurdu?''
bu zamanda kafasına böyle sorular takılan gençler olduğu için içime bin yıllık umutlar doldu.
cevabımı genelle de paylaşmak istedim. troçki başarılı bir politikacı mıdır diye hiç düşünmedim. fakat yaşamı boyunca gerçek bir devrimci gibi yaşadığı ve öldüğü hususunda hiç bir şüphem yok.

stalin yerine başa troçki geçseydi sovyetler'in daha iyi bir yer olacağını sanmıyorum. belirtmem gerekir ki troçki, stalin'den bile demokrasi anlamında gerici bir insandı. burada stalin'în ortalama bir demokrasi anlayışı olduğunu savunduğum sonucu çıkmasın. stalin'den bile diyorum.
troçki iktidara gelseydi iyi şeyler yapmaya çalışsa bile devlet aygıtının onu kendine benzeteceğinden eminim. stalin'e de olan budur. bu hususta nazım hikmet'in ''ivan ivanoviç var mıydı, yok muydu'' oyununu okumanızı mutlaka öneririm. nazım usta bu tiyatro eserini stalin döneminde sahneye koymaya cesaret etmiş büyük bir komünist şairdir.

stalin iktidarında sovyetler'in molotov aracılığıyla hitler'le yaptığı meşhur bir saldırmazlık paktı vardır. troçkist kardaşlar bu anlaşmadan dolayı stalin'i kanaatimce çok haksız yere eleştirirler. stalin'de adı gibi bilmekteydi savaşın kapıda olduğunu. fakat bu pakt sayesinde, savunma sanayisini hazırlayacak zamanı bulmuştur.
eğer başta troçki olsaydı hitler'i 1933 yılında durduracağından hiç şüphem yok.

tarih üzerinde deney yapılamaz ilkesini tabii ki ben de biliyorum. fakat benim aşırı canım sıkılıyor. bu açıdan kimseye zarar vermeden her bişeyi yapmak konusunda yetkilendirilmiş bulunuyorum. bu tür teoriler kurmakta gelecek açısından ufuk açıcı olabilir diye düşünmekteyim.

en kolay katlanılan başkasının acısı

turuncu gemi
sözü ve müziği leman sam'a ait olan ''ağıt'' eserinde yüreğe ve beyne saplanan bir gerçekliğe sahip sözdür.
yazık ki ne çok çocuğumuz var bu ağıdı ithaf edeceğimiz. beni bunun utancı sarsmaktadır. fakat işte bir insanlık utancı da en kolay katlanılanın başkasının acısı olması. insanların başkalarının derdini dert edindiği güzel yılları hatırlayacak yaştayım oysa.
kimsenin genç ölmemesi dileğiyle.

zincirlerde çiçek açmış
ellerinin yarası
sevgisiz kefensiz kaldın
soğuktur şimdi orası

en kolay katlanılan
başkasının acısı
ben anayım ağzımdaki
tükürdüğün kan tadı...


selahattin demirtaş

turuncu gemi
selo'nun yargılayıcılarını yargıladığı dava ifadelerinin lezettine alışmıştık. bugün de içeriyle dışarısı arasında bazı farklara değinmiş. çoğu yerde içerisinin dışarıdan daha rahat olduğunu vurgulayarak mizahı tokat yapıp kendisine baş eğdirmeye çalışanların yüzüne çalıyor.

''dışarıda gürül gürül akan hayatın gürültüsünü unutacak kadar uzun değil hapisliğim. 25 yıldan fazla bir süredir içeride yatanların olduğu bir ülkede hapishaneler hakkında ahkâm kesecek kadar da uzun değil. fakat yine de mahpusluğa dair izlenimlerimi yazmak boynumun borcudur sanırım.

bizim tutuklanmamızla elde edilmek istenen sonuçlardan biri de topluma korku salmaktır. herkesi cezaevi ile tehdit ederek sindirmektir. madem öyle, bize düşen de bu amacı boşa çıkarmaktır. zaten korkunun ecele faydası da yoktur. korku iklimini kırarak cesaret mevsimine gireceksek, tutuklanmadan korkarak haksızlığa, hukuksuzluğa boyun eğmek yerine korkuyla alay etmek evladır.

ola ki tutuklanırsanız, elinizde taze bilgiler olsun diye yazıyorum. içeri denilenle dışarı denilen şey arasındaki siyasi farkları yazmaya gerek yok sanırım. daha doğrusu yazmaya değecek kadar fark yok. ben daha çok da günlük yaşama dair farkları yazayım, siz faydalı gördüklerinizi aklınızda tutarsınız artık.

– cezaevine ilk girişte üstünüzü arayıp içeri sokulması yasak olan her şeyinize el koyuyorlar. ama tutuklanmanıza gerekçe gösterilen “düşüncelerinize” el koyamıyorlar, içeri sokabiliyorsunuz. ilginç bir uygulama.

– ziyaretinize gelenler her seferinde sizi eliyle koymuş gibi buluyor. cezaevi kapısında kimse onlara “efendim kendileri bir toplantı için az önce dışarı çıktılar” falan demiyor ya da “kendileri yıllık izindeler, bir notunuz varsa iletelim” diyeniniz de olmuyor. kaçacak yeriniz yok yani.

– dışarıda pek sevilip sayılan biri değilseniz bile üzülmeyin. çünkü burada sabah akşam en az iki defa sayıyorlar zaten, hiç yoktan iyidir. buradan bir mutluluk çıkarmaya bakın

– burada “tüh şarjım bitti” telaşı yok, şarjınız hiç bitmiyor burada. rahat olunuz, gerginliğe gerek yok.

– olaylar biraz büyüdüğünde internetinizi de kesemiyorlar burada. gerçekten hoş bir duygu, biraz özgürlük tadı veriyor.

– navigasyon olmadan bir yere gidemez hale mi geldiniz? sıkmayın canınızı, her yere en az 4 gardiyan bizzat götürüyor sizi.

– “kapı çalıyor galiba, bir bakar mısın?” diyen arkadaşlarınız olacaktır, sakın yemeyin.

– gece bir tıkırtı duyduğunuzda hırsız olmadığından emin olabilirsiniz. cezaevinde hırsız var ama onlar başka odalarda kalıyorlar. zaten küçük hırsız bunlar. büyük olanları içeri atmıyorlar, korkmanıza gerek yok.

– burada hiç kimse “hapse attırırım uleyn seni” diye tehdit edemiyor, değişik bir duygu işte.

– bir mesaj attım 10 dakikadır bana dönmedi diye öfkelenenler! burada bir mektubun gidip cevabının size dönmesi en az bir ay sürüyor, öfke kontrolüne iyi geliyor.

– kantin alışveriş listesine kazma, testere, orak, çekiç gibi şeyler yazmayın, vermiyor zalımlar.

– burada müdür var, müdür yardımcıları var, öğretmenler var, ama karne alıp tatile çıkacakmış gibi bir havaya girmeyin sakın, vermiyorlar, kesin bilgi.

– “ben de licelilerin damadıyım kardeşim” diye övünseniz bile bir işe yaramıyor. suçu hemen kayınpederinizde aramayın, sistem böyle.

– izmirliler burada da çekirdeğe çiğdem diyorlar, o pek değişmiyor galiba.

– burada da “hayat kısa, kuşlar uçuyor”, burada da “ejderha olsan kâr etmiyor geceleri”, burada da “gerçek aşk vazgeçmemektir.”

kardeşin duymaz

turuncu gemi
sözlüklerde yazmadığım, iyi bir okuyucu olduğum yıllarda ''girişi mükemmel şarkılar'' başlıkları hep ilgime mazhar olmuştur. bu şarkı kanaatimce bu başlıkların en başına yazılacak şarkılardandır. gerçi şarkının her yeri en az girişi kadar muhteşemdir.

''aç yüreğini bir merhabaya, kardeşin duymaz el oğlu duyar...''

kapitalizm

turuncu gemi
osmanlı'da ''kut indi'' derlerdi. yani bir dini otorite hanedandan tahta çıkacak bir bireyin allah tarafından kutsandığı ve bu göreve layık olduğuna şahitlik ederdi. saray eşrafı bir padişahı boğdurmayı kafaya koyduğunda da yine bir dini otorite ''bu kişiden kut kalktı'' diye fetva verirdi.
malum olduğu üzere eski çağlarda aristokrasi halkı allahtan aldığı yetkiyle yönetirdi. 19. yy'de aristokrasilerin çöküşüyle, yönetim modellerinde tanrının yerini ulus devlet kavramı aldı. devletler sistematik olarak halkları ulus devlete tapınmaya koşulladı.

kapitalist yönetim biçimlerinde bilmemne yılı bilmemne krizleri safsatadan ibarettir. şu senede çıkan kriz şu seneye kadar sürdü falan filan türlü önermeler liberal ekonomistlerin gevezeliğinden gayrı bir şey değildir. zira kapitalist ekonomi ve devlet yönetiminin kendisi başlı başına krizin ta kendisidir.
19. yy'de halkların başına doğmuş en büyük filozof, karl mark, defaatle işçi sınıfının enternasyonelleşmesi gerektiğini vurguladı. bunu işçi sınıfı olarak iki yüz yıldır biz becermedik. fakat küresel kapitalizm bunu en iyi şekilde yaptı. lakin günümüzde artık ulus devlet modeli ve kapitalizmin yaşaması için gerekli olan sermayenin enternasyonelleşmesi olayı büyük çelişki oldu tıkandı. bunun en iyi örneğini abd- çin ticaret savaşlarında görebilirsiniz. bir dönem abd sermayadarları ucuz iş gücü ayağına çin'de fabrikalar açmak işine geliyordu. kendi ülkelerindeki işçi maliyetleri yüzünden gerekli malları çin'den almak daha karlı oluyordu abd sermayedarları için. fakat işte bu batı merkezli kapitalist model en aşağı yoksul sınıfından daha aşağısında bir yoksul sınıf oluşmasına yol açtı. trump gibi soytarı liderler de bu sınıflara vaad ettikleri umutlarla başa geldi.
bugün batıda bu tip liderler tabanlarını konsolide etmek için milliyetçiliği ulus devlet kapitalizmiyle besliyorlar. hera ağzımdan alsın ama kapitalizmin bu sapması ve krizi 3. dünya savaşının kapıda olduğuna delalettir. 3. dünya savaşının çıkacağı kesindir. şimdilik hangi safta hangi supriz devletler olacağı teoremleri tartışılmaktadır.

troçki, geçen yy'nin başından itibaren komünizmle kapitalizmin aynı dünyada yaşamayacağını yazdı ve bunun mücadelesini verdi. 1917 devriminden sonrada bütün çabası dünya devrimi üzerineydi. 90'larda reel sosyalizm çöktü. yıkılan komünizm değildi. başlığın tanımını yapmak gerekirse, reel sosyalizm çöktü de kapitalizm çok mu yaşıyor denilebilecek sistemdir.

elbet bir gün kavuşacağız

turuncu gemi
insanın duygu ile ilgili ciğerden, kalbe ne kadar organı varsa g-3 mermisi gibi delip geçen muhteşem bir zeki müren şarkısıdır. ne zaman çalsa içimden aynı zamanda cahit sıtkı'nın şu dizeleri okunur;

bir gece misafirim olsan yeter,
dolar odama lavanta kokusu;
soğur sevincinden sürahide su.
ay pencerede durup durup güler.

havva kızlarının en dilberini
görsün diye aya karşı soyunsan!
okşasam, öpsem, koklasam bir zaman,
vücudunun ürperen her yerini.

teneffüs eder gibi seviştikçe,
doğacak çocuğum aklıma gelir;
şiir söylerim saadete dair,
odama misafir olduğun gece.

ve elbet güzel şair arkadaş zekai özger'in de dediği gibi;

barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamıyacaksınız

güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seveceksiniz
(zeki müreni seviniz)

takvim gazetesi'nin yılın 356 günü emekliye müjde haberi

turuncu gemi
birgün gazetesinde yer alan haberdir. yazar, alev alatlı'nın tayyip erdoğan için ''orwell burada olsaydı sizi ayakta alkışlardı'' sözünü haklı çıkartmıştır.
çok enteresandır ki ben alatlı'nın nice kitabını sosyoloji adına gerçekten değerli bulurum. o toplantıda bu cümleyi sarf ederek erdoğan'ın yüzüne dümdük bir eleştiride bulundu sanmıştım. cesaretini takdir etmiştim. meğer alatlı, erdoğan'ı dövmüyormuş, övüyormuş bu cümlesinde.

daha önce burada acısını paylaştığım hüseyin diye çok sevdiğim bir dostum vardı. hüseyin 11 sene ptt'de taşeron bir firmada dağıtıcı olarak sömürüldü. havuz medyası emekliye müjde manşetiyle çıkmadığı zamanlar ''taşerona müjde'' manşetiyle çıkar genelde. o zamanlar hep arardı beni rahmetli. ''lann memo, kadro gelmez diyordun hani geliyormuş işte'' derdi. ona dedim ki bir gün ''olum bak manşeti dikkatli oku. taşerona müjde diyor manşette. bu haberde bir yalan yoktur. taşeron dediği mütahit yani seni devlet vesaitiyle büyük büyük sömürendir. müjde ona verilmekte ki artık seni daha beter sömürecek.''
rahmetli öldü gitti kadro falan görmedi. mesela bu havuz medyasında büyük müjdelerle verilen taşeron firma personellerinin çalışanların sadece yüzde 25'i olduğunu biliyor muydunuz?
şimdi diyebilirsiniz ki ''arkadaş bize ne bunlardan'' memleket kocaman bir taşeron cumhuriyetine döndü, habarınız olsun istedim. okuduğunuz sizin hikayenizdi.

mahalle bekçilerinin geri dönüşü

turuncu gemi
bu iktidara ülkeyi üniformalı, beli silahlı lise mezunu insanlar cenneti haline getirerek güvenlikli bir yer olabileceği fikrini kim verdi? dünyanın neresinde lise seviyesinde bir eğitim ve bir kaç aylık kursla 20'li yaşında gençler bellerinde kocaman tabancalar ve joplarla sokağa salınır? ve bu uyguluma başladı başlayalı kim sokaklarda kendini daha çok güvende hissedebiliyor? gerçi bu iktidarın hangi politikası bugüne kadar eşyanın tabiatına uygun olmuştur?