tahta kaşık

pasaj
Normal sağlıklı insanların, sağlıklı beslenmek adına kullandığı; ancak iç anadolu insanının "kaşık oyunu" diye adlandırdıkları oyun için kullandıkları kaşıktır.

ahmet telli

fall
Suya düşen bir karanfilse yüreğin 
bırak kendini ırmağın türküsüne
gülüm  vursun seni o taştan bu taşa 
o çağlayandan bu çağlayana 

Kavgadan uzak kalmışsan 
sevdadan da uzaksın demektir 
devinmez yüreğinin mağması 
çatlamaz sabrın kara taşı 

ahmet telli

turuncu gemi
memleketimizin 72 yıllık ulu bilge şairidir. bugün hacettepe üniversitesinde bir ete kemiğe saldırdığını sananlar bilsinler ki, bilgeliğe saldırmışlardır. yazık ki çağ böyle bir çağ.

zaman kekemeydi
gün bitti, elindeki güller de soldu
anımsanacak neler kaldı bugünden
paylaşılmış olan nelerdi sımsıcak
belki bir türkü söyleriz geceye karşı
saçlarını tarazlayan bir şafak olur

zaman kekemeydi ve tarihe sızan
soytarılar gördük gencömrümüzde
ölüm peşimize düşende bir göçebeydik
suretimiz ağardı kurulan darağaçlarına
bütün sığınaklar uçurumlara açılırdı

rüzgâr suyu soğutsun su terli bedenlerimizi
ve aşkı düşünelim biz, destan yalnızlıkları
konuşursak akşam olur ve yine yağmur yağar
gidersek gülüşler azalır buralarda
kim bulur kayıp adresteki dostları

bir karanlığa bakıyorum bir de zamana
ay büyüyüp bir gül oluyor ellerinde senin
ve ancak yeni bir yorumu oluyor aşkın
saçlarından sızan bu karanlık yağmur
ayın çağıltısıyla tutuşuyor begonyalar

saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü
çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların
ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru
-aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm
kendimi, seni ve bütün dünyayı

sizi sevmiyorum

turuncu gemi
muhteşem bir ahmet telli şiiridir;

sesimden arındım ve ufku
bir harmani gibi giyindim
kahraman bir korkaktım
kavmimin kadim tarihinde
ki onlar için umutsuzluk
kendim için haramiydim

böyle bilindiydi bu hikâye
yarından bugüne kaldıydı

tersine akan bir ırmaktım
sözün şaşkın serinliğinde
kendi deltasında boğulandım
ve sizi sevmiyorum ey kavmim
yakın beni rüzgârın ıslığa
ıslığın hükme döndüğü yerde

derim ki ey kavmim, zulmünüz
payidar, yurdunuz çığlığımdı
ki hükmümü kendim veriyorum
yakın beni sesim sorulara dönmeden
küllerimin altında kalacak
mutluluk sandığınız ne varsa

böyle yaşandıydı bir ömür ve söz
giyotindi sözün belleğinde

pejna te naye

turuncu gemi
kürtçede ''sesin gelmiyor'' anlamına gelen cümledir. aynı zamanda sözü ve müziği ciwan haco'ya ait güzel bir şarkıdır. burhan berken'den dinlemesi insanı alır da çok uzaklara götürür. fakat yazık ki geri getiriyor işte.

sesin gelmiyor
aşkında sıtmaya düşmüşüm

sesin gelmiyor, sesin gelmiyor, sesin gelmiyor

pencerenin önünde derinden ofluyorum
derdin öldürdü beni, belaya soktu beni

sesin gelmiyor, sesin gelmiyor, sesin gelmiyor

yiğitçe gel meydana
tut elimden, çıkar zindandan

li ber şibakê ez kûr dinalim, derdê te ez kuştim, kirime belayê

kendi içinde yalnız olmak

turuncu gemi
aklıma aziz nesin'in ''okul'' şiirini getirmiş başlıktır.

''mapus damı bana çok şey öğretti
ama en çok sabretmeyi
yalnızken kalabalık olmayı
kalabalıktayken de kendimle kalmayı
ve sürekli kavga edip
durmadan kendimle barışmayı
hiç gocunup yüksünmeden
ihanetlere katlanmayı
beş metrede beşbin metreyi yürümeyi
ve duvarların darlığında
dünyaları dolaşmayı
ve hepsinden de çok
bütün yuvarlakları yüreğimde bileyip sivriltmeyi
insan olmayı insan olmayı''

günümüzde evli olsun, bekar olsun, ailesiyle yaşasın yaşamasın herkesin ağzında bir şikayet var yalnızlıktan. yalnızlık bir staj olarak görülmelidir. bir insan yalnız başına mutlu olmayı beceremiyorsa, bir ilişkiye başlama cesaretini nasıl göze alabilir anlamak güçtür. bilikte bir kaos kümesi oluşturmaktansa, her zaman için bir huzur adası kalmak yeğdir. tabii ki ideal olan insanların beraber bir huzur adası kurabilmesidir.

insanlar kötü müdür

turuncu gemi
insanın dünyaya masum bir varlık olarak geldiği kocaman bir yalan ve safsatadan ibarettir. insan doğaya, her maymun gibi vahşi bir hayvan olarak gelir. erdem, terbiye, iyilik yapmak sonradan öğrenilir.
sorun şu ki, bu çağda insanlığın binlerce yılda yoğurarak insanlık onuru olarak harmanladıı nice değeri çok kimse öğrenme çabası içinde değil. öğrenenler de bu hızlı ve kötü çağda çabuçak unutuluyor.

take the money and run

turuncu gemi
büyük usta woody allen'ın, yazarlığını, yönetmenliğini yaptığı, üstüne bir de muhteşem bir performansla oynadığı 1969 yapımı absürt komedi filmidir. ben normalde absürt komedilerden hiç haz etmem. stanley kubrick'in bile full metal jacket isimli bir absürt komedi filmi vardır ki, sinema eleştirmenleri tarafından öve öve bitirilemez ben onu bile sevmem. kanaatimce absürt komediyi sinemada en iyi kotarmış sinemacı bizim naytuk baytan'ımızdır.

woody allen'ın bu filmi de başarılı olarak gösterilebilecek örneklerdendir.

kavgam

turuncu gemi
dünyadaki her fikir mutlaka sonsuz bir biçimde, bilimsel bir diyalektikte tartışılmalıdır. tartışma, tartışmasız iyidir. tarih boyunca göğün altında söylenmiş hiç bir fikir, düşünce suçu sayılıp yargılanmamalıdır.
lakin bundan sadece faşizm denen habis ur müstesnadır.
faşizm bir fikir bütünselliği değil, nefret suçudur. bütün demokratik ulusların yasalarında ve uluslararası hukukta bu böyledir.

bu habis ur'un kutsal kitabının sözlüğümüzde iyi niyetli de olsa övülmesi beni geleceğimiz adına endişeye sevk etmiştir. günümüz kapitalist modernitesinde, lumpenleştirilmiş ve özünü oldukça zayıf hisseden çok fazla insan var. bu süslü ve güçlü görünen kişi kültünden kendilerine bir güç kimliği devşirmeye çalışıyorlar. korkarım bu çabaları, hayatta amaçsız ve belirsiz kağıt bir gemi gibi savrulan insanımızı daha fazla hasta edecektir.

hitler denen bıyıklı solucanın yahudi soykırımı amaç değil, bir araçtı. masum yahudi halkının bütün varına yoğuna çökülüp bu varsıllığın sağladığı savaş gücüyle dünyaya hakim olmak gibi bir amaç mevzu bahisti. alman halkının beyninin karanlık dehlizlerine bu araç, kutsal soslarla kendilerine sonsuz bir refah sağlayacak bir amaç gibi zerk edilip inandırıldı.

bugün, sonunu hitler gibi karanlık bir bodrumda ucuz bir itmişçesine gebermeyi de göze alarak dünyaya hakim olmak isteyen diktatörlere şunu söylemek isterim. hitler'in arkasında yüzde yetmiş halk desteği vardı. savaşta uzun süre öne geçmesinin en önemli etkilerinden biri de budur. avrupa yahut ortadoğu'da hiç bir diktatör adayı, yüzde 30-35 gibi bir halk desteğiyle böyle saçmalıklara girişmesin.

almanya denince ilk akla gelenler

turuncu gemi
19 ve 20. yy'de çıkartmış olduğu büyük filozoflar ve besteciler. frankfurt okulu.

bir de allah yalanı sevmez, hakkını teslim etmek gerekir ki seksenli ve doksanlı yılların muhteşem porno filmleri. bir daha o sade hayal gücü derinliğindeki harkulade filmler yapılamadı. bunu da belirteyim dedim yani üzerime hak geçmesin, bu dünyanın bir de öbür dünyası var.

düğün yapmak yerine dünyayı gezelim diyen kız

turuncu gemi
benim de kafamda öncesinde "aaaa! ne kadan daa övülmesi gerek bir kız çeşididir" diye şimşekler çaktırsa da, sonrasında "memo feodal düğün isteyen kızı buldun da, istemiyor diye övecek halın mı var senin olum?" diye kafamdan fikirler geçirmiş başlıktır.

bu arada "kız" ne demek? toplumu daha "bayan" sıfatı cinsiyetçiliğinden kurtaramadık, şimdi bir de "kız" la uğraşıyoruz.
evlenme çağına gelmiş her dişi insan yetişkin bir kadındır.

bir de burada bu başlıktaki kadın yaklaşımını öven genç erkek dostlarımı uyarmak isterim.
artık iş ciddi ciddi evlilik yoluna girdikten sonra kızın ayağı pardon kazın ayağı hiç öyle olmuyor. "aşkııımmm, bana kalsa tabii ki düğün değil seninle dünyayı gezmek isterim, fakat annemler, babamlar, teyzemler, teyzem kızları buna çok üzülür" türü yaklaşımlar sizi hayal kırıklığına uğratmasın yolda.

modern insanın en büyük problemi

turuncu gemi
yaşam içinde her somut ve soyut varlık diyalektik bahsinin konusudur. yani yaşamda her şey karşıtıyla mahfuzdur. modernite denen kavram da bundan müstesna değildir. modernite denen kavramı da özü itibariyle kapitalist modernite ve sosyalist modernite olarak ikiye ayırabiliriz.
hiç unutmuyorum, eskilerde çok güvendiğim bir büyüğüme "insan ne için yaşar" diye bir soru sormuştum. cevabı tabii ki de "insan şerefi, haysiyeti için yaşar" olmuştu. bu bahsettiğim insan gerçekten de öz yaşamında şeref ve haysiyet için yaşamanın en gerçek örneklerinden birisiydi.

bu çağın insanının en büyük talihsizliği, kapitalist modernitenin en hayâsız haydut nitleğine bürünmesidir. din gibi bir kurumdan, aile kurumuna kadar her olguyu insana savaşta güçlü bir silah olarak kullanabilmekte. kapitalizmin topluma karşı yürüttüğü bu savaş, devlet aygıtı gücüyle de gayet örgütlü bir savaştır.

bunların dışında günümüz insanından çok sıkılmaktayım. bülent ortaçgil bir şarkısında fevkâlade bir cümle etmiştir "bu iş zor yonca, çünkü insanlar yıllar boyunca hiç soru sormadan durur." günümüz insanı merak etmekten çok sıkılıyor. ibni haldun da demiş zamanında "insan ana babasının değil, ezberlerinin çocuğu olmuş" yazık ki günümüz insanı bundan beter yoz bir mahlukâta dönüşmüş ve bu haliyle acayip hayvanlara benziyor. bu durum eskiden bir tek onları çürütüyor sanmaktaydım. artık ben de çürümekten korkuyorum.

ay gidiyor

turuncu gemi
müzikalite evrenimiz ahmet abimizin 1998'de çıkardığı dosta düşmana karşı albümünden muhteşem bir eserdir. sözleri bu ülkenin en dik duruşa sahip onurlu kadınlarından gülten kaya hayaloğlu'na, müziği gülten kaya hayaloğlu'nun değerli eşi ahmet kaya'ya aittir.
(ben de ahmet kaya'nın gözü suphi)

''kapkara büyürken
geceler derinden
canımı içimden
alıp giden hey

sessizce büyürken
avluda cehennem
güneşi koluna
takıp gelsen hey.''

bananas

turuncu gemi
büyük usta woody allen'ın yazdığı, yönettiği ve yine muhteşem bir performansla oynadığı 1971 yapımı filmidir. her zaman ekşi sözlükteki yorumları okuyup da bir filmi izleyip izlememe aşamasına gelinmemesi konusunda iyi bir örnektir.

filmde woody allen ''tamam arkadaşım, mahsuni şerif'in dediği gibi amerika katil katil de, her defasında aynı oyunlara gelen halklar hiç mi eşşek değil?'' sorunu da yöneltmektedir.

ve bir woody allen filminde daha, lumpen kadın karmaşası çok iyi bir şekilde perdeye yansıtılmıştır.

bir anka kuşu

turuncu gemi
muhteşem bir yusuf hayaloğlu şiiridir. ahmet kaya bu şiiri olabilecek en güzel şekilde bestelemiş ve yorumlamıştır.
her ruh durumunda dinlemeniz önerilmez.

''suçüstü yakalandım bölüşürken kalbimi
suçüstü, kelepçeyle yardılar bileğimi
anne, ben diyar diyar umudun savaşçısı
bir tutam sevgi için dağladım gözlerimi.

"promethus' tum, çiviyle çakılırken taşlara
ciğerimi kartallara yedirdim
spartaküs'tüm, köleliğin çığlığında
aslanlara yem oldum, tükendim
kör kuyuların dibinde yusuf'tum
kerbela çölünde hüseyin
zindanlarda cem sultan, sehpada pir sultan
kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu
tanrılardan ateş çaldım
yüzyıllarca tutuştum, üst üste yandım.
bir anka kuşu gibi anne, bir anka kuşu gibi
kendimi külümden yarattım."

iki parça can

turuncu gemi
ahmed arif'in en güzel şiiri olan ''suskun''un fikret kızlıkok tarafından harkulade bestelenmiş halidir. bütün sevenlerin bu evrende bu şarkıyla en az bir defa dans etmelerini dilerim.
bunu yapanlar, ölürken daha dolu bir şekilde ''yaşadım'' diyebileceklerdir.

''rüya, bütün çektigimiz.
rüya kahrım, rüya zindan.
nasıl da yılları buldu,
bir mısra boyu maceram...
bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
bilmezler nasıl sevdik,
iki yitik hasret,
iki parça can...''

spor yapmak

turuncu gemi
bütün uzman hekimler, spor yapmayan zayıf bir insan olmaktansa, spor yapan kilolu bir insan olmanın daha iyi olduğunu söylerler. ben de kırk yılın başı bir kendimi öveyim ki, spor yapan iyi vücutlu ve de sağlıklı bir insanım.
az bir epilasyona ihtiyacım var aslında, tamam az değil baya bir epilasyona ihtiyacım var. sayısal loto çıksın onun da çaresine bakarız. bir de gazi paşa bile yanılıyor bazen. sağlam kafa sağlam bedende bulunmuyor her zaman için. yani kendimden biliyorum bunu.

halep ezmesi

turuncu gemi
hdp lideri ve pen onursal üyesi selahattin demirtaş'ın, seher isimli kitabından, antakya ve halep arasında geçen muhteşem bir öyküsüdür.

''yanılmışım, hayat çok uzun…”

garip bir durum mu var, sanmıyorum. her zamanki ortadoğu işte, bir yerlerde patlayan canlı cansız bombalar, geride bıraktığı onlarca parçalanmış insan bedeni, darmadağın olmuş yoksul bir pazaryeri.
ölü sayısı 68, yazıyla altmış sekiz.''

diye başlar. antakya'da salaş bir dükkanı olan hamdullah ustanın, halep'de yaşayan teyzesi kızı rukiye'yi sevip de alamadıktan sonra aşka küsüp yalnız geçirdiği bir ömür anlatılır içinde.

rukiye bir gün, halep'de ki savaştan kaçar, eşi ve çocuklarıyla antakya'daki hamdullah ustanın evine sığınır.

''hamdullah usta aslen halepli. dedesi hatay'a yerleşmiş, 60 yıldan fazladır hatay'dalar. dededen babadan lokantacı esnafı olarak tanınırlar hatay'da. tarihi halep çarşısında kumaşçı dükkanları var amcalarının. savaştan önce çok sık gider gelirlermiş birbirlerine. savaş başlayınca halep'teki akrabaların hepsi diğer birçokları gibi hatay'a kaçmışlar. hamdullah ustanın iki katlı evinin bahçesine bir çadır kurmuş, toplam 48 nüfus bir evde yaşamaya başlamışlar. hamdullah usta bu durumdan dolayı evin alt katındaki kiracıdan rica minnet evi boşaltmasını istedikten sonra biraz daha rahat etmişler. hiç evlenmemiş usta. çocukken babasıyla birlikte halep'e ziyaretlerinde tanıyıp deliler gibi âşık olduğu teyzesinin kızı rukiye 16'sında evlendirilince hayata küsmüş. sevmemiş bir daha kimseyi. rukiye iki çocuğu, kocasıyla birlikte ustanın alt katındaki evde bir odada kalıyor. onunla karşılaşmamak için her sabah neredeyse koşarak çıkıyor evden usta. rukiye de unutmamış unutmasına da yapacak bir şey yok artık. halen çok güzel, bakmaya kıyamıyor, görmeye doyamıyor. görme dediysek de kaç günde bir tesadüfen karşılaşmalar esnasındaki bir saniyecik bakışmalardan başka bir şey değil zaten. 'hadi!' dese birlikte her şeyi bırakıp kaçacaklarmış gibi ve sanki bunu birlikte planlamışlar da herkesten saklıyorlarmış gibi tedirginmiş usta.

68 ölü ulan!

eve herkes uyuduktan sonra sessizce girip usulca yatağa uzanmak dışında evle bağını kesmiş bu yüzden. olur da birisi ustanın bunları içinden geçirdiğini anlar diye ödü kopuyormuş. yıllar sonra yeniden alazlanan rukiye aşkının alevleri dışarıdan fark edilir korkusuyla bereket'le olan sınırlı konuşmalarını bile sıfıra indirmiş.''

bir hafta sonu, iki günlüğüne rukiye halep'e gitmek zorunda kalır.

''halep'te pazar yeri, tezgâhlarda sadece hüznün satılan, donup kalmış bir film sahnesi gibi. savaş başladığından bu yana neşesi yok pazarların, rengi yok, kokusu yok. doymak, doyurmak için bir parça yiyeceğin mecburen alınıp satıldığı yerler, ruhsuz hastane koğuşları gibi adeta. 68 parçalanmış insan bedeni. rukiye de aralarında. iki gün önce çocukları hatay'da bırakıp kocasıyla birlikte halep'teki evlerinden bir miktar daha eşya almaya gelmişler. akşam yemeği için bir şeyler almaya gitmiş pazara.hatay'ın künefesi de ünlüdür.

“allahu akbar” diye bağırmış kendini patlatan pazar yeri katili. halep'te paramparça olurken rukiye'nin bedeni, hamdullah usta dükkânın arkasında tahta namazlıkta namazını kılıyormuş. “allahu akbar” diye rükûya giderken göğsünde bir sızı hissetmiş, yaşlandık herhalde diye iç geçirmiş.
kocası ceset parçaları arasından elbise kumaşının yapıştığı bir kaç parçayı tanıyıp bulup alabilmiş rukiye'den geri kalanları. hamdullah usta ne cenazesine ne mezarına gitmeye dayanamamış rukiye'nin. definden bir gün sonra akşam dükkânın kapısını içeriden kilitleyip ecza dolabında ne kadar hap şurup varsa hepsini içmiş''

nazım hikmet ran

turuncu gemi
lambayı yakma, bırak,
sarı bir insan başı
düşmesin pencereden kara.
kar yağıyor
karanlıklara.
kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.
kar...
üflenen bir mum gibi söndü
koskocaman ışıklar..
ve şehir
kör bir insan gibi kaldı
altında yağan karın.
lambayı yakma, bırak!
kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
dilsiz olduklarını anlıyorum.
kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.

dizelerinin sahibi büyük şair.

yürümek

turuncu gemi
güzel bir nazım hikmet şiiridir;

yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek!..

yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek!..

yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek...

yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek...

meraklı köfteci

turuncu gemi
türk sinemasında hiç bir zaman hakketiği değeri görememiş filmdir. sinemadan anlayan bir yazar olarak iddia ediyorum ki, bu film avrupa'da çekilse imdb 10'da olur ve yılda bir kez bütün emekçileriyle saygı geceleri düzenlenirdi.
bambaşka bir evrenden fırlamış, fakat bizim aramızda geçen bir filmdir. yönetmeni, aynı zamanda ''bizim aile ve delisin'' gibi avrupa sinemasının yüz akı filmleri de çekmiş olan engin orbey'dir. engin orbey bu yeteneğine rağmen neden sadece altı film çekmiştim nazar-ı itibarımda bir muammadır. orbey'i aslında hepiniz tanımakta ve çok sevmektesiniz. kendisi hababam sınıfında deli müfettiş hüseyin şevki topuz'u canlandıran usta aktördür.

sakatat

bonnie
kesilen ve eti yenen hayvanların kasları dışındaki yenilebilen her türlü kısmı. kelle, işkembe, paça, ciğer, yürek, uykuluk, billur, böbrek vb. gibi.

valla bir pis boğaz olabilirim inanın ki her birini yer gibiyim. sanıyorum bu aile kültürü. ailenizde görmüşseniz siz de yapıp yiyorsunuz.

çocuğa taciz

bonnie
yapanları geçiyorum, bunu duyanları, bile bile göz yumanları, gözünün önünde olduğu halde gözünü kapayanları, duydukları halde ses çıkarmayanları lanetliyorum. ne aymaz ne utanmaz insanlarsınız ki yapanlardan farkınız yoktur.

a 101

pasaj
A101 ve bim'in bazı çerezlerini seviyorum. Kaju ve karışık lüx çerezleri iyi diyebilirim. Bazı abur cuburları da kayda değer şekilde lezzetli oluyor. Deneyimleyin derim. Nedense büyük diğer marketlere göre daha samimi geliyor buralar bana. Halkın her kesimini gözettiği için olabilir. Ya da alışılmışın dışında bazı orijinal ürünler olduğu içindir.