corona günlükleri

bonnie
bugün ilk kez sokağa çıkma yasağını yaşadım. yani en son sanıyorum 1997 yılında nüfus sayımı ile ilgili böyle bir yasak görmüştüm. ondan sonra diyelim. garip bir huzursuzluk çöktü bünyeye. normalde aylarca dışarı çıkmayacak ben sokağa çıkmak için delirdim diyebildim. demek ki yasaklar insanı cidden kırbaçlıyor. balkon ve mutfak camından 65+ ları izledim gün boyu. kimi çift, kimi eşiyle. bir sürü hikaye yazdım kafamda. ekmekçiler geçti. "ekmek var komşuuu, ekmekkk geldi" diyorlardı. bir de belediye hoparlöründen 9/8 lik şarkılar çaldı ara ara. bu da böyle bir anım oldu işte.

ramazan bayramı

bonnie
şeker bayramı mı ramazan bayramı mı gibi saçma salak muhabbetlere konu olan bayram. nasıl hissediyorsanız adı o olsun. bu bayram oluşunu değiştirir mi?

her nerede ne yaşanıyor ve yaşatılıyorsa; iyi bayramlar herkese.

survivor 2020

kombiwankenobi
programı bilemiyorum ama gecenin geç saatlerinde bu programın daha sonra yorumcularının oluştuğu bir programa şahit oluyorum. aman yarabbi. semih denen bir birey var allah düşmanımın başına vermesin ve nolur allahım beni öyle insanlarla karşılaştırma. ne gıcık herif. uf.

survivor 2020

miyesmikcih
Corona tutsaklığinda bazı insanlarin ilgiyle izlendiği program.
acun ılıcalı hükümete yakınlığını yarışmacılara, personele de empoze etmiş. hatta turkiyedeki yorumcuları da bu yozgata dahil olmuş. ne alaka ise hükümetin gestapo şefi bay ss de turkiyedeki acun karargahını ziyaret ediyor.
acun ılıcalı halkın ilgisini çekmek, ekonomik ve siyasal meselelerden uzak tutma görevini çok iyi yerine getiriyor.
yarışmacılar adeta pavlov'un köpekleri pozisyonunda, dediğimi yaparsanız yarış kazanırsanız size kemik vereceğime şartlaymışlar.
caniniz sıkıldığında bir izleyin derim.

hugoda küfreden çocuk

rene
Yanlış hatırlamıyorsam 2004 yapımı yerli korku filmi "okul" da oyunculardan biri bu çocuktu, yani gerçekte değil de karakter o çocuk olduğunu iddia ediyordu. şehir efsane değil aslında, videosunu izlemiştim o zamanlar, çocuk telefonla oynanan hugoyu oynarken son hakkı da bitiyor ve ölüyordu, hay senin aq gibisinden bir şey söylüyordu hop yayından alıyorlardı bir kaç saniyelik bir şey. Hatta yine o zamanlar bu konuyla ilgili Tolga abi ile konuştukları bir röportaj vardı o da olayın bir kaç saniyelik anlık bir şey olduğunu, çocuğun yenilince sinirlenip küfür ettiğini söylemişti. günümüzde çok olağan gelen bu olay o dönemin "çocuk" algısı ve kibarlığı diyeyim, 90 ların televizyonculuğa ve yayıncılığa bakışı hem halk nezdinde hem yayıncı nezdinde daha motomot, daha özenli ve kibar olduğu için çok ses getirmişti. Düşünsene 2004 de yapılan filmde bile değinilecek hale gelmiş.

covid-19 un biteceği tarih

miyesmikcih
bakmayın salladıklarına en yakin tarih 2023 deniyor. ekonomik çökmüşmüş hükümetin umurunda değil, dışalım olmadıkça ekonomi toparlar. zaten ürettiğimiz bir emtia da yok, ürettiğimiz zerzevatı, bakliyatı tüketerek yaşamımızı idame ettireceğiz.
giysi sorunu olmaz herkesin 10 yıllık çaputu var.
fabrikaları söküp, tarlaya çevirmeli. ot yiyip saman şeyderiz.
saraydakiler beyaz çay ve cennet meyvası yemeye devam eder mi? bilemem.
açların gazabından korkarım.

survivor 2020

miyesmikcih
Acun Ilıcalı en ucuz ve rahat survivorunu yaşıyor.
coronavirus nedeniyle ülkeler arası seyahat yasağı var. ne nba maci, ne newyork, los angeles var. hatta diminin çayırlarından çıkmak da yasak, öyle lüks oteller hak getire. OTOMOBİL, motosiklet de yok, üç otuz paraya çocuklar tutsak.
tabi ruhsal ve cinsel sorunlar da çabası. futbolcu eskisi yarı yaşındaki kızlara yürüyüp sükut-u hayale uğruyor.

hugoda küfreden çocuk

bonnie
93 senesinde gerçekleştiği rivayet edilen olay. sunucu tolga garipoğlu'nun hazırladığı programa katılan bir çocuk kendini kaybedince canlı yayında küfrediyor.

olum sen efsanesin. yeter artık ortaya çık da "dede oldum bırakın lan peşimi " de.

corona günlükleri

bonnie
corono günlerinden bin selam:)

her şey normale döner gibi. bugün markete gittim ne sosyal mesafe ne başka bişi. valimiz de açıkladı yok gibi bir şey dedi. sanıyorum onun rehaveti var. lan ben 2 aydır evden çıkmıyorum. olabildiğince kendimce önlemlerimi almışım. eğer bir başka dalga olur da yakalanırsam bak yeminle hakkımı helal etmem.

melek baykal

rene
izleyicisine son derece saygılı bir hanım. Belki yetiştiği jenerasyondan olabilir. Bulunduğum ildeki tiyatro etkinliklerine sık katıldığım bir dönem olmuştu. Oyun ayırmadan hepsine gidiyordum. üst üste gidince şehrinize gelen ekipler arasındaki özen farkını görme şansını yakalıyorsunuz. Oyuncuların Oynarken ki özenini dahi ayırt edip görebiliyorsunuz. Bu anlamda gençlere büyük örnek olacak bir hanım diyebilirim. Hasta dahi olsa o sahneye çıkıp hiç hissettirmeden elinden gelenin en iyisini ortaya koyuyor her zaman.

corona günlükleri

rene
Bu aralar sık duyuyorum, TV de yayınlarda yazılarda vs. "hiç bir şey eskisi gibi olmayacak" diyorlar. Bu cümle bana o kadar içi boş geliyor ki. Türünün tarihini bilmeyen bir insanın sadece medyanın bize ezberlettiği sloganlardan birisini kabullenip inanması, inandırılması durumu bu. Bir nevi plasebo etkisi.

Pandemi sonrası insan yine doğaya ve kendi türüne zarar vermeye devam edecek. Eskisi gibi olmayacak olan küçük yaşamsal kurallardaki değişimler olur olsa olsa. Belediye otobüslerine %50 yolcu alma kuralının bir yerden sonra sona ereceğine kalıbımı basabilirim. O otobüslere ve metrolara, metrobüslere yine istif halde bineceğiz. Ama restoranın kaldırım kenarına koyduğu masalar arasındaki mesafeye zabıta karışacak. İşte tam bu yukarıda verdiğim örneği çoğaltın. Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak ın tanımı budur. Yani daha çok "mış gibi" yaşayacağız. Zaten öyle yaşıyorduk bir çok konuda. Şimdi pandemiyi atlatmış ve sağ kalmış insanlar olarak "mış gibi" yaptığımız bir takım kural ve kısıtlamalar hayatımızın akışında bir yerlere kıstırılacaklar. Bu kadar. Ne doğaya saygılı bir nesil doğacak bu pandemiden, ne de kibrinden, hırsından arınmış bir halk yaratacağız. Vebayı ispanyol gribini yemiş bu günlere gelmiş bir tür olarak Covid bizim "insan olma" maceramıza özünde çok fazla bir şey katmayacak, katamayacak. Ama doğaya en azından bizsiz dünya nasıl olurla ilgili bir çok done verdiğini düşünüyorum bu sürecin. Doğa ana bu doneleri ileride kendisini korumak için kullanabilir, o açıdan umutlu ve mutluyum.

covid-19 un biteceği tarih

rene
Kimsenin tarih verebileceğini sanmıyorum. Medya da söylenegelen hayat yavaş yavaş normale dönecek söylemi de bir tedavi bulunduğu için değil ellerindeki veriler olumlu yönde değiştiği için ifade ediliyor. Bana kalırsa hastalıktaki yavaşlama veya düz çizgi eğilimi tamamen hava sıcaklıkları ile alakalı. Tabi bu benim uzmanlık dışı kişisel tahminim, sallıyorum.

dışarıda gördüğüm vatandaşlardan çıkan gözlemim Halkın %70'i ne maske takıyor ne hastalığı ciddiye alıyor. Geri kalanı sosyal mesafeye dikkat ediyor başka şeylere etmiyor. Bir şekilde hayatını ciddi anlamda kısıtlayıp evinde kalan, bilinçli karantinayı sıkı bir şekilde sürdüren nüfus aslında hastalığın yayılma hızını düşüren en büyük etken bana göre. Buna sıcağı da eklediğimizde, dışarıda akan kalabalıkların biribirnden virüsü kapma riski sanırım azaldı mevsimsel. Ben yaz boyu pik yapmasa dahi sonbahar da havaların ısısı düştüğünde bu hastalığın seyrine devam edeceğini düşünüyorum. İnsanlar işe gitmek zorunda ve gidiyorlar, alışverişe çıkıyorlar. küçük esnafın %90'ında ne maske var ne eldiven var. Ücretsiz maske vereceğiz dediler o maskeleri alabilen yok. Belediyelerin özel binalara veya caddelere en azından yaşadığım ilde dezenfektan uygulaması yaptığına hiç denk gelmedim. Parasıyla çağırırsanız bir hafta sonra "belki" geliyorlar.

Kısacası devlet, vatandaşının hayatını hastalığa göre değiştirmesine, kısıtlamasına yardımcı olacak hiç bir önlem almadı. Ama sağlık bakanı dediğin zaman öpüp sırtlarında gezdirecekler. Yasak üstüne yasak koyunca seviyorlar. iyi de para lazım, kira var, faturalar var. Patates olmuş 5 lira, sarımsağın kilosu 120 liraya fırlamış. Fırsatçı perakendeciler salgını fırsat bilip birde onlar zaman koymuşlar. E nasıl evde oturacak bu milyonlar? Oturmuyor ki zaten.

İlk sokağa çıkma yasağıyla sonu arasında bile bir rehavet farkını sadece evimin balkonundaki bölgeyi izleyerek görebiliyorum.

Neyse zaten ülke olarak buhrandaydık. Şimdi salgın bahanesiyle mabadımıza girmiş açılmakta olan şemsiyeyi henüz fark etmiyoruz. Ciddi anlamda alım gücünde bir gerileme olduğunu, en azından mavi yaka, asgari ücretli, orta ve alt gelirli olup yaşı 10 sene öncesinin ekonomisini az çok hatırlayacak olanlar için bu önümüzde net bir gerçek. Doların artışı ardından bir çok ekonomistin konuşmalarına bakacak olursanız bu ekonomik buhran salgınla veya salgınsız 4-5 boyunca devam edecek görüşü hakim. Dünya da genel olarak yaşanan bir sıkıntı zaten var, şirket devlet modeliyle yönetilmeye başladığımız ve son kararı CEO nun verdiği sisteme geçtiğimizden beri dış ilişkiler konusunda ki başarısızlıklar, en azından dış politikada monşerlere olan ihtiyacımız bir kez daha gösterdi.

İşin güzel tarafı, doğa kendisini yenileyecek fırsatı buldu bu süreçte. İnsan türünün sadece hareket kabiliyetini kısıtlamak dahi, doğa da müthiş bir canlılığa yol açtı.

birdman

rene
Bir kaç senedir tam anlamıyla bir sinefile evrildiğimi itiraf etmeliyim. Bunu bol boş zamana ve piyasaya iyi oyun çıkmamasına borçluyum. Konuyu nereye getireceğim, zevkler tartışılmaz tartışılsa da kişiye özel olduğu gerçeği değişmez. Birdman i ilk çıktığı dönem oturdum izlemeye çalıştım. İzledim demiyorum izlemeye çalıştım. Sonunu getiremedim. Belki ruh halim filme uygun değil diye düşündüm. Şu bir gerçek, ruh haliniz sanattan alacağınız zevki ve o sanatın sizde uyandıracağı duyguları direkt olarak etkiliyor bunu birebir çoğu kez yaşamışımdır. Ancak Birdman de bu durum değişmedi. Ne zaman başlasam sonunu getiremediğim anlamsız bulduğum bir film olarak hatıralarımda kaldı. Sanat filmine yabancı bir yurttaş da sayılmam hani. Kısacası Birdman, tamamen şişirilmiş bir balon filmdir gözümde veya benim filmografime hiç uymuyor bilemeyeceğim. Lars von trier in Dogville'ini bile ikinci izlemede bitirmiştim ve beni çok etkilemişti ya da Aronofsyk'nin Pi'si geldi ilk aklıma mesela oda hatırımdadır zor hazmettiğim bir filmdi. Gel gör ki Birdman dediğin zaman aklıma "kopuk" akılda hiç bir şey bırakmayan iz bırakmayan bir film geliyor.

Yönetmenden olabilir mi diyerek üzerine düştüm, Adamın filmlerinden ön plana çıkan 21 Gram ve Amores Perros u görüyoruz. Bir de insanüstü aktör Dicaprio'nun oyunculuğuyla ön plana çıkan the revenant'ı. 21 Gram ı da deli gibi övmüştü bizimkiler fakat yine bende bir etki bırakmadı. İnsan ölünce 21 Gram hafiflermiş ruhumuz 21 gram gelirmiş metaforu dışında. Amores Peros'un senaryosu güzeldi, oyunculuklar aynı şekilde akıyordu, fakat hikaye yerel bir tat bırakıyordu insanın ağzında. Mahalli hayatlar, küçük hikayeler, dramlar ve insanlar.

Sonuç olarak yönetmen benim skalamda "average" bir yönetmen. Birdman'de, medyanın ve çevrenin gazıyla bir heves alınıp kitaplığa konmuş ama önsözünü okuyup ısınamadığın ve orada öylece tozlanan bir kitap.

ets 2

soulofcinder
Oyun dünyasının en başarılı similasyon oyunlarından birisidir. Bu başarıyı yakalamasındaki en önemli sebep ise oyunculara verdiği mod desteğidir. Bu türde, yani tır similasyonu türünde binlerce oyun yapılmış olmasına rağmen hiçbirisi bu denli büyük bir mod topluluğu oluşturmayı başaramadı.

Oyunun dünya çapında inanılmaz bir moddding community'si var. Tabi sadece dünya çapında değil. Ülkemizde de oyunun birçok hayranı var. Ve aynı şekilde modlarını bulabileceğiniz https://ets2modlari.com/ bunun gibi websiteleri de bulunuyor.

belmont stakes

shaman
Abd'nin New York şehrindeki belmont park at yarışı kompleksinde 3 yaşlı safkanların katılabildiği triple crown serisinin ikinci üçüncü ve son ayağıdır.

2400 metre üzerinden koşulan bu yarışın rekoru da secretariat isimli ata aittir.

günün şiiri

derinacarr
Kalk yataktan yavaşça
Güne aşkla el salla
Gülümse etrafına
Günaydın de hayata

Kahvaltını yap hemen
Gün boyu hep gül eğlen
Defter, kitap, eldiven
Hazırla gecikmeden

Beslenmeni unutma
Sakın beresiz çıkma
Ödevlerin hazırsa
Haydi doğru okula

Yollarda oyalanma
Tanımazsan konuşma
Gördüğün arkadaşa
Günaydın dile dostça

Okulun bahçesinde
Gir sırana sessizce
Selam ver öğretmene
Hazırsın sen derslere

Sıran tertemiz olsun
Defterin yıldız dolsun
Yazdıkların okunsun
Güzellik seni bulsun

Derslerin bittiğinde
Toparlan sen sessizce
Sınıfa öğretmene
İyi tatiller dile

Ev yolunda gecikme
Evi merak ettirme
Dikkat et trafiğe
Aklım kalmasın sende

Eve gir dinlen önce
Otur sonra yemeğe
Yemeğin bittiğinde
Artık başla derslere

Oyunda elbet hakkın
Dersi aksatma sakın
Boş çalışmasın aklın
Yanmasın sonra canın

Dersi yarım bırakma
Sabaha panik yapma
Televizyona dalma
Öğrencisin unutma

Yoruldun bak gün boyu
Öğrendin dolu dolu
Geç yatma erken uyu
Alışkanlık et bunu

maske

rene
Türkiye bir süredir başka ülkelere yardım adı altında maske, dezenfektan, tulum falan gönderiyor haberlerde bol bol duyuyor okuyorsunuzdur.

Demek ki maske, dezenfektan vb. konusunda dışarıya yardım edecek kadar iyiyiz mesajı çıkıyor buradan. Gelelim işin gerçeğine ;

Ben henüz pandemi başladığından beri maskemi eczanelerden alamadım. Çünkü ne zaman gitsem kalmadığını söylüyorlar. Sadece bende mi böyle diyerek sosyal medyayı bir taradım. Hayır bir çok yurttaş aynı şeyi yaşıyor. Bu da şu demek, günlük eczanelere bırakılan maske sayısı ile yurttaş sayısı, talep sayısı birbirini tutmuyor. Dağıtıma rağmen maskesiz kalan ve kendisi bir şekilde çözüm üreten bir çok vatandaş var. Zaten yollarda gördüğüm yurttaşların %90'ında yıkanabilir siyah kumaş maskeler olması, vatandaşın ücretsiz dağıtılan bu maskelere itibar etmediğini veya bir şekilde almaya çalışıp alamadığını ve umudu kestiğini de gösteriyor.

Gelelim işin bir başka yönüne. Eczanelere teslim edilen maskelerde hiç bir standart yok. Bir eczaneye siyah maske bırakılırken, diğerine tek tek paketlenmiş beyaz maske bırakılıyor. Bir başkasına çöp poşetine doldurulmuş hepsi bir arada konmuş maskeler bırakılıyor. Eczanelerin söylediğine göre, gelen bu maskeler arasından ayıklama yapmak zorunda bile kaldıkları oluyormuş. Kıl, kan lekesi hatta talaş bile görüyorlarmış maskelerin üzerinde. Kimisinde burnu koruyan tel kısım varken kimisinde yokmuş. Kısacası karman çorman bir durum söz konusu.

Bu da akla başka bir soru getiriyor, halka dağıtılan bu maskeler, maske satış yasağı sonrası bir şekilde toplanan el konan merdiven altı üretim maskeler olabilir mi? Devlet diğer ülkelere maske yardımı yaparken öte yandan yurttaşına belirli bir standardı dahi olmayan maliyeti 10 kuruşluk bu merdiven altı ürünleri iteliyor olabilir mi? eğer öyleyse bunun amacı nedir? Devlet baba bizi niye sevmiyor, günün konu başlıkları bunlar. Buyrun.

1 mayıs

rene
1 MAyıs işçi bayramı olarak Türkiye de kutlarız, Dünya da tüm ülkelerde kutlanan, resmi tatil olan bir gündür bu günün adı "1 Mayıs işçi ve emekçi bayramı" dır bunun üzerine basıyorum tekrar tekrar. 1 mayıs emek ve dayanışma günü değildir "işçi" alerjisi olan aveller solcu sanılmamak için ismini değiştiriyorlar o yüzden belirtmek istedim.

1 Mayıs ın Dünya'da olduğu gibi Türkiye de de şehidi çoktur. 1923 de Türkiye de resmi tatil ve bayram olarak kabul edilen 1 Mayıs işçi bayramı, 1977 senesine kadar işçilerin Taksim de bir araya geldiği yılda bir kere de olsa hatırlandığı bir gündü. 1977 de 500 bin gibi büyük bir rakamla taksim meydanına toplanmış olan işçi topluluklarına uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Çıkan izdiham ve açılan ateş nedeniyle 34 işçi hayatını kaybetti.

1981 de darbeci Evren in başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi tarafından resmi tatil olmaktan çıkarıldı.

Darbe hükümeti sonrası siyasi irade 1 Mayıs'a aynı muamaleyi uygulamaya devam ettiler. Bu geleneği sürdürdüler.

Taksimde kutlamalarına yasak getirilen 1 mayıs işçi bayramı 1996 da Kadıköy de kutlandı. yine büyük destek gören kitlelerin akın akın toplandığı bu kutlamaya 150 bin kişi katıldı. Bu sefer kimliği belirsiz! saldırganlar yerine silahsız eylemcilere polis tarafından ateş açıldı ve 3 kişi hayatını kaybetti. Bunun üzerine Kadıköy'de 1 mayıs kutlamaları için yasaklandı ve bu yasak 2005 yılına kadar kalkmadı.

2006 da yine geniş katılımlı bir kutlama Kadıköy'de meydana geldi.
2007 de Eylemciler 1 Mayıs'ı 1977'de taksim meydanında katledilen işçileri anmak için Taksim de kutlamak istediler, bu istekleri biber gazı, cop ve plastik mermiyle engellendi 1 vatandaş yaşanan arbedede hayatını kaybetti.

2008 yılında sendikaların hükümetle 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlama konusunda uzlaşamaması sonucunda sendikalar, Taksim'e yürüme kararı aldı. Bunun üzerine polis 1 gün öncesinden hazırlıklara başladı ve 1 Mayıs da Taksime yürüyecekler için hazırlık yaptı. bol bol göz yaşartıcı gaz, cop ve boyanın kullanıldığı 2008 1 mayısında polis göstericileri ayırmak için akreplerle üzerlerine boya sıktı, 19 yaşında bir genç başına isabet eden plastik mermi sebebiyle ağır yaralandı.

2009 Nisan'ında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verilen önergeden sonra 1981'den sonra tekrar resmi bayram olarak kabul edildi.

2013 1 Mayıs'tan 4 ay önce Taksim'i Yayalaştırma projesi adı altında 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanılması yasaklanmasına rağmen bazı gruplar Taksim'de kutlamaya çalıştı. Polis, göstericilere izin vermedi ve göstericilere karşı ateşli ve ateşsiz silah kullandı. Hastanelere gaz bombası atıldı ve ambulanslar durduruldu.1977'den sonra olaylı bir 1 Mayıs olarak tarihe geçti.

Kısacası türkiye de 1 Mayıs ın hatıraları bunlar. Günümüzde hala Taksim de kutlama yapılması yasak, gerçi günümüzde kadınlar gününde yürüyen insanlara bile cop ve biber gazı ile müdahale ediyorlar. Nereden nereye geldik. Korona salgını olmasaydı bu sene belki de en sakin ve katılımsız 1 mayıs ı görebilirdik sokaklarda. Kimsede ne heves, ne umut bırakmadılar.


zenginsozluk.com/foto







inanç vergisi

miyesmikcih
fatıh altaylı programında inanç vergisi konsun, camiye gidenler inanç vergisi ödesin deyince sosyalmedya patlamış. işin ilginç yanı benim gibi ölümlü bulanların hatırı sayılır derecede olması.
fatıh altaylı arı kovanına çomak soktu ve egemenleri oldukça rahatsız etti. emin olun müslüman sayısında önemli eksilme olacak.
hristiyan, musevi, alewi, zerdüşt, ezidi, ateist,deist gibi inanışlara hiç bir yararı olmayan diyanet ortadan kalkar.
kimliklerinde islam yazanlar verecek derseler nüfus müdürlüklerinin önünde izdiham olacağı kesin.
siz anladiniz.

1 mayıs

miyesmikcih
Gerici yobaz bir dünyaya evrilen kapitalizmin arayıp da bulamadığı bir gün 1 mayıs 2020.
ülkenizde ve dünyada coronavirus 1 mayıs kutlamalarına engel oldu.
Yönetemeyen türkiye hükümeti önce 23 nisan, sonra 1 mayıs ve nihayetinde 19 mayısı sorun çıkmadan engelleyecek.
emin olun coronavirus egemenlerin ekmeğine yağ sürüyor ve ıstedikleri her tür baskıyı uygulayabiliyor.
yaşasın 1 mayıs emeğin direniş günü.
zenginsozluk.com/foto