çağrı

turuncu gemi
gülten akın şiiridir;

evler büyük dedikçe büyük
ben insanların en garibi
uzağı ilk defa kavradım
görür yahut dokunur gibi

eski bir saçakta kuşlarla
yele yağmura karşı oturdum
iç içe daireler çiziyor
içine adını yazıyorum

gün uzun türküsünü bitirdi
karlı dallara yürüdü karanlık
yalnızlık çekilmez bu vakit
delirdi denizde yosun çayda balık
gel artık

çay

turuncu gemi
gülten akın şiiridir;

bülbüllerin, kızaran çileklerin sesi
bana doğru uzanmış elindeki
açık sabah çayı
kışkırtılan gönenç
suçlu gibi yaşamaya alıştık biz oysa

onu nereye nereye saklamalı
yıllarca sımsıkı kapattığı kapattığımız
ruhlarımız (ilk mi) birbirine değdi
düzleşe düzleşe yitti deniz
düşteydik, teknelerin sesi balıkçılar olmasa
dağlar eflatun ve kara
gitgide yaklaşarak üstümüze geldi
yittik yitik ülkedeydik
değdik
kırlangıcın kanadıyla sessizliğe

reddettik
göğü, ağır bulutları, koyu
batıp gideni reddettik
akşam, yaşlı seslerinden geçerek komşuların
yoğurdun ve elmanın tadıyla

bizi derinine aldı

koçaklama

turuncu gemi
gülten akın şiiri;

bir çağ ki öyle en olmıyacağı
kuşatır yasaklar üstünü örter
susuz bir tavşansın dolanırsın
suya değerken ayakların

masalsın korkunçsun, eskisin masalsın
örtük odaların iç içe odaların
üşür senden uzakta senin yanında korkar
tay bacaklı, sıpa gözlü bir kadın

pis ya vurmak, incitmek kötü ya
-gülünç ya öyle bulmadığı bazılarının-
kaygısız yaşamanın ormanlarında
sen avcı olsan avlanamazsın

ahmet kaya

pasaklikontes
Sayısız besteye babalık etmiş ve bir tek evladını bile yetim bırakmamıştır. Katıldığı son davette kürtçe kaset çıkarmak istiyorum diye kendi dilinde ortaya bir şeyler koymak ve başka insanlara da ses olmak isterken ; ahmet kaya kadar cesaretli olamayıpta sırf gündeme oturmak için kendini ortaya atıp; salak saçma haraketlerde bulunmuş şakşakçıların olduk olmadık itham ve hakaretleriyle al aşağı edilmeye çalışılmış , kendi yurdundan sürülüp besteleri kucağında yetim bırakılmış bir ses sanatçısıdır. Anasız babasız yaşanır ama vatansız yaşanmaz sözünün bir başka türdeki canlı örneğidir. Ne diyordu incir reçelinde ; Asıl ucuz olan ne biliyor musun? Beş kuruş vermeden savurduğunuz yargılarınız. İzleyin , gözünüzle ! Dinleyin , kulağınızla ! Geyikleri avlayan kaplan belgeselleriniz bittiğinde ; şu ruhu huzuru arayan bir acayip adamınkine de bir bakınız. Dediğim gibi ; gözünüzle , lütfen ! Kulağınızla , lütfen !

christopher ecclestone

turuncu gemi
bugüne kadar hiç bir kalitesiz yapımda yer aldığına tanık olmadığım aktördür. eğer bir filmde kırıntı kadar rolü varsa, o filmin mutlaka iyi olduğu kanısıyla izleyip haksız çıkmadığım sinema adamıdır.

benim en sevdiğim ve oyunculuğunun kalitesi her zaman gözümün, yüreğimin damağında kalacak insandır. 2002'de modern seri doctor'un ilk bölümünü dünyada 11 milyon kişi izler. sevgili christopher kardaşımız bunun üzerine yapımcılara, asla 2. sezonda sezonda yer almayacağını bildirir. rolün üzerine yapışacağından ödü kopar. o zamanlar, christopher kardaşımızın bu kararı için cebine esrar koyup tutuklatacak kadar çok öfkelenmiştim. fakat bugün düşünüyorum da, ucuz şöhret, kolay para uğruna eğilmeyecek, bükülmeyecek ilkeli, prensipli bir abimizdir kendisi.

ama doctor who dizisini, levis carrol'dan alıp ruhunu öldüren steven moffat. buradan sana sesleniyorum. neyse, seslenmekten vaz geçtim. sözlüğün küfür katsayısını yükseltmek istemem. seni adi, fetö'nün bbc imamı kapitalist pislik.

samimiyetsiz

ontolojik sancilarimin merhemi
bünyesinde "samimiyet" ve benzeri kelimeler barındıran bir dili konuşan yerli insanlar, genellikle samimiyetsizlik ve güvensizlik üretirler. samimiyetin gerçekten yaşandığı topluluklarda herhangi bir kelimeye ihtiyaç duyulmaz. Dil en çok da tahammülsüzlüklerimiz sırasında devreye girer.

hayatından memnun olmayan; etraflıca öngöremediği diplomasıyla birlikte birden pazarlanmaya başlanan insanın öfkesi, samimiyet kılığına girer (nefretiyse aşk kisvesinde sunar kendisini). ondan uzak durmak gerekir ama ondan uzak durmak, neredeyse ona yakın durmak demektir; birinden uzaklaşmaya çabalanırken, gayriihtiyari, bir başkasına yaklaşılır (en iyi ihtimalle kendine yaklaşır insan). sonra, samimiyetsiz, yalan`ı dışlar. hayatında hiç yalan söylemediğini düşünür; çünkü söylediği yalanlar öylesine dehşet vericidir ki, sarıp sarmalayarak kendi derinliklerine gömmüştür onları -artık göz önünde değillerdir. insanın kanını donduracak işkence sahneleri için, uykularına misafir olmak gerekir onun.

son olarak bir hitler ya da bir neron güzellemesi yapmayacağım, fakat belki şaşırtıcı farkındalık düzeyiyle neron'u, samimi olduğunu başkalarından öğrenmek zorunda kalan (onay almak zorunda kalan) hitler'den ayırabilirim. bir topluluğun önünde edilmiş ve edilecek bütün yeminler, insanın dehşet verici tarihinden izler içerir. tarihinden dehşet almayan insandır samimiyetsiz.

akdeniz yaraşıyor sana

avni
Can Yücel şiiri. yakışır geceye, gecelerce mısra mısra dize dize.

Akdeniz yaraşıyor sana     
  Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun      
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin çocuk ağladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar     
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak     
.....
...
...
..
.

kaşın çeğmelenmiş kirpik üstüne

turuncu gemi
kaşın çeğmelenmiş kirpik üstüne
havada buludun ağdığı gibi
çiğ düşmüş de gül sineler ıslanmış
yağmurun güllere yağdığı gibi...

diye devam eden türküde geçen muhteşem betimlemedir. halk arasında ''dersini almış da ediyor ezber'' olarak da bilinen bu türkü özü itibariyle hüzünlü bir hikayenin ürünüdür. fakat nedense bana ilk aşık olduğum zamanlardaki ürkek heyecanlarımı hatırlatır.
şimdi ise, yeniymiş, aşkmış, heyecanmış? en az bu türkünün tarihi kadar eski lugat kavramları geliyor kulağıma.