yeni neslin sahip olamadıkları

bonnie
sürekli nedense tırt nesil diye bahsedilen, 2000 ve sonrası doğumlu neslin sahip olamadıkları değerlerdir.

fotoğraf albümü diyorum ben. eminim çoğunun fotoğrafları telefon ve bilgisiyarda. öyle yapraklarını çevirerek sahip oldukları bir albüm olduğunu nedense düşünemiyorum. belki bir evlilikte. ancak bir tane işte.

uzun süreli ilişki

bonnie
herkesin başlangıçta dilediği ve istediği ilişki türüdür. ama noluyor da sona eriyor, herkes mi maskeli anlaşılmadığından kısa sürede sona eriyor. yok artık öyle eski aşklar, yuvarlanabildiği kadar gidiyor işte.

gönlümüz olmuş geri dönüşüm kutusu

azrailin regl donemi
bir insanın ömrü boyunca sürekli olarak "bu son" deyip de yıllar sonra geriye baktığında fark ettiği gerçektir.

sev, politik bir muhabbetle flört et ama sevgili olunca saygısızlığın dibine vurulsun ve ayrıl, ağla zırla sonra yeniden sev ayrıl ağla blaa blaa blaa. bu ne şimdi?

biz mesela ne yapıyoruz şimdi bu hayatta? amacımız bu mu yoksa amacımızın aslen tam olarak ne olduğunu bilmeden rüzgarda öylece savruluyor muyuz?

basit ilişkiler değil buradaki mesele..
sürekli ciddi ilişkiler yaşıyorsanız ve bunların sayısı yıllar içinde giderek artıyorsa anlayın ki bu işin sonu yok ve daimi sevgi sadece bir kandırmaca. aslında ben bunu günümüz insanının kültür çatışmasından ve buna paralel olarak yozlaşmasından kaynaklandığını düşünüyorum. her sevdiğimizi son olacak diye kabul ederken geriye dönüp baktığımızda gönlümüzün geri dönüşüm kutusu bilmem kaç gb olmuş. geri dönüşüm kutusunu da boşaltamıyoruz ki. masa üstünde durmuyorlar, görmüyoruz, bilmiyoruz. şimdilerde nasıl olduklarını da bilmiyoruz ama geri dönüşüm kutusunda duruyorlar ve aklımızın bir köşesindeler. her an, her gün aklımızda değiller. belki de sene boyunca aklımıza gelmiyorlar ama zorlasak tüm anılar buluşur yeniden belki de ne derece bir gelişim gösterdiğimizi ya da ne derece bir aptallık yaptığımızı anlamamız için.

insan işte bu noktada pişmanlık duyuyor. pişmanlığımız sadece birbirine uzak iki seçeneği barındırıyor. ya onu kaybetmiş olmanın ya da onu hayatımıza dahil etmiş olmanın pişmanlığı.


sevmek sonu olmayan ve sürekli yapılan bir şey. bitmiyor dostum. bitmiyor. insanın bir yerden sonra duyguları köreliyor eğer olaylara mantıklı bir kılıf uydurmak konusunda inatçıysanız. işte tam da bu noktada insan duygusuzlaşıyor, mantığıyla seviyor. çoğu bunu iyi bir şey olarak kabul etmez ama en doğru sevgi de budur. istemsizce(öyle sanılır) duygularının esiri olmuş birinin elbet sevgisi bitecektir. ama mantığıyla bir insana karar vermiş kişi söz vermiştir bu sevgiye. ne yaparsanız yapın sevmeye devam eder. size muhtaç olduğundan değil, verdiğin sözdendir bu bağlılık. eğer haddinizi aşarsanız siler. olan size olur.

günümüz insanının bu basit şeyleri bile görmeyişinden olsa gerek ki duygularıyla hareket eden insanlara bunu açık ettiğinizde sizden nefret ederler.. insanların çoğunluğu böylesine kör yaşanan şeylerin mantığa kavuşmasına tahammül edemez. çünkü insanlar bir şeylerin gizemli kalmasıyla hayattan zevk alır ve heyecan duyar. siz o hayata karşı duydukları heyecanı yok edersiniz doğruları söylediğinizde.

işte ben bu yüzden heyecansız bir hayat yaşıyorum. mesut muyum? evet.

en azından sevgimin bir bilinci var. bitişi bile benim elimde.

hadi eyvallah.

doğru yalan söylemek

bonnie
az önce bir daha düşündüğüm durum. mesela
- seni çok seviyorum.
- ben de seni. çokk.
- sana söz veriyorum, hep yanında olacağım. söz mü?
-söz.

şimdi bu diyalog çoğumuzun yaşadığı bir doğru. o an için, o zaman dilimi için, o hisler için doğru. ama bu duruma bir kaç yıl sonra baktığımızda yalanmış lannn diyebiliyoruz.

demek ki doğru yalan söylemek, insanın o an hissettikleriyle alakalı, geçerliliği uzun sürmeyecek durum. sonradan,yaşanmışlıklarla birlikte yalan diye nitelendiriyoruz biz onu.

şimdi hangisi yalan, hangisi doğru? bu gece de felsefenin dibine vurduk arkadaş...

dil

kozmos
fikrin cezaevi, tin'i gözle görünmez zincirlere vuran gaddar bir şekil. bazı şeyleri dile, cümleye ya da kelimeye dökerken hissetmiş olabilrsiniz, o şeyin anlamını yitirdiğini düşünmüş olmanız yani.
sanki anlatınca, hissedilen sakatlanacak, gerçek anlamı o kelimeler veremeyecek gibi.. bunu hep hissedin, çünkü hep var, hep öyle.

sözlerle konuşmayı öğrendiğimiz günden itibaren değişti kaderimiz. inanmayan dönsün baksın.

öyle ağırım ki kendime

kozmos
her insan sosyoloji ve psikoloji haricinde, hatta bilhassa kendisi için bir inceleme alanıdır. ''Tanrı benimle ne demek istemiş olabilir?'' gibi bir soru, gün içinde herhangi alakasız bir şeyle meşgulken de düşebilir akla ancak berrak zihinle daha çabuk filizlenir. var oluş birçok sebeple yorumlamaya tabiidir.
''ben, benim.''

fröyd ve fröydizmin içyüzü

kozmos
1992 tarihli ergun göze eseridir. siyaset sosyolojisi bakımından çeşitli noktaları temellendirmesi için frud'a yakın olmak gerekiyordu. kitap, kabaca freud'u, hekimlik geçmişini ve psikanalitiğin temellendirdiği noktaları baltalamak maksadıyla kaleme alınmıştır diyebilirim. söz gelimi, daha kitabın ilk sayfasındaki şu kısım, ilerleyen sayfaların nasıl bir ahvale bürüneceğinin sinyalini yakıyor;

''bir başka yahudi olan marks'ın sistemi komünizm, artık tamamen iflas etmiş bulunmaktadır. förydizm ise eskisi kadar olmamakla beraber hala hüküm sürmektedir. hele bizimki gibi az gelişmiş ülkelerde daha da diktatörce... az gelişmiş ülke demek çünkü, milli geliri değil de daha çok fertleri -zihni kudret bakımından- gelişmemeiş ülke demektir.

değişik bir deyişle, türkiye gibi ülkeler, her şeyin iyisini batıda görüp almaya ve batı'dan gelen her şeyi ''mükemmel'' kabul etmeye alışkın oldukları için, ''förydizm'i de'`:yazarın tabiriyle.` de bir ''bilimsel moda'' olarak gönüllü ve tenkitsiz kabul etmişlerdir.

*
şimdi, elbette ki tenkitsiz kabul, birçok koşulda -hatta hemen her koşulda- ilmi bir yaklaşım, davranış sayılamaz. ancak yazarın neleri veya kimleri temel alıp freudizm'in türk aydınları, düşünürleri, ilmi şahsiyetleri tarafından tenkitsizce ve irdelemeden bütün halinde kendilerine aldıklarını düşündüğü konusu ise meçhul.

güncelleyeceğim burayı.

doğru yalan söylemek

kozmos
''doğru yalan'' nedir bir defa onu ele almalı.
zira yalan olduğu, yalan kelimesinin varlığından ve sonda oluşundan bariz. söz gelimi, başta olsaydı gene yalan olmayacak mıydı?
doğru içeren yalan, yalan içeren doğru olabilir en fazla ki ikisi de bazı noktalarda aynı şey olup, tek tek yalan-doğru için de böyle bir tanım getirilebilir.

bir erkeğin sesine aşık olmak

azrailin regl donemi
olabilirdir ama sesin sahibine sırf sesinden dolayı hayran olmak aptalcadır. ses önemlidir. ince ya da kalın olsun, net bir ses tonu olmayan kadınlar bana itici geliyor. erkekler de öyle. ama sesi iyi diye sadece sese hayran kalmanın ötesine geçip kişiye de körü körüne hayran olmak ve kişinin her şeyini mükemmel gören insanlar da var. ulan çok gördüm böyle aptalları.

sırf böyle salakça sebepler yüzünden aşık bir kadın bana hep tehlikeli gelmiştir.

nefret ediyorum.

cushing sendromu

fiorabella
1932 yılında Harvey Williams Cushing tarafından tanımlanan hastalıktır. hipofiz bezinin böbreküstü bezini uyaran adrenokortikotrop hormonu (ACTH) fazla ürettiği durumlarda ortaya çıkar.
en önemli bulgusu ince kollar, bacaklar ve bu inceliğe zıt olarak şişman bir gövdedir. ense ve omuzda aşırı yağlanma, karın, baldır ve kalçalarda çatlak izine benzer pembe çizgilerdir. bu sendroma çocukken yakalanan kişilerin boyları uzamaz. kadınlarda yüzde ve göğüs bölgesinde aşırı kıllanma, adet düzensizlikleri ile seyreder.

ülkemizde türkan şoray ve sezen aksu hastalığı olarak bilinir.

bir kadının sesine aşık olmak

avni
çok iyi şarkı söyleyen bir kadına olunabileceği gibi, annesini hatırlatan anaç bir sese de olunabilir. ayrıca sesi karizmatik olan kadınlara da aşık olunabilir.
sanırım ben bakışına aşık olmayı tercih edenlerdenim. evet. nevi şahsına münhasır o bakışı her zaman yapmadığını ama içimi ısıtan o bakışını yakaladığımda benim için suların sellerin durduğunu hala unutamıyorum.

johann pachelbel

fiorabella
1706 doğumlu alman barok dönem bestecisidir. sade ve zarif notalarında farklı bir sihir vardır. o anda hissettiği tüm duygularını notalar geçirir. teknik, enstrümanın aksine sadece duygulara önem verir. aynı zamanda ünlü besteci bach'ın yol göstericisidir.
en ünlü bestesi Canon Re Major'dür. eser üç keman ile başlar. dinlerken ruhunuzu arındırır.

bayram sabahı

bonnie
her yılın bir önceki yıl olan bayram sabahını özlettiği zamanlar. hesaba vurursak en güzeli çocukluktaki bayram sabahları. bir çift ayakkabının bizi musmutlu ettiği yıllar.

milenyum

ruzgara karsi iseyen adam
Bilgisayarların tarihlerinin sıfırlanacağı ve böylece hayatın akışını aksatacak şekilde sorunlar oluşacağı iddia edilen dönem. Insanlar ciddi ciddi buna inanmıştı ve dijital bir kaosa karşı hazırlık yapılıyordu.

vur kadehi ustam

avni
sözleri sıla gençoğlu'na ait bir şarkı. tam da haletime uygun rakı mezesi.
söndürmüşüz feneri salaş bir balıkçıda
rengimizi sıyırmış da gitmiş gidenimiz *
nur cemalimizin astarı kalmış bi tek
o da kaşık kadar *

vur kadehi ustam, bu gece de sarhoşuz
kalan sağlar bizimdir , acıdan mayhoşuz
iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze
bundandır böyle dibe vuruşumuz..

damla sakız hayallerimize yakamoz vursa
bari öyle canlansa da, hayat bulsa
ne iyi olurdu kalbe kan yine hücum etse.

vur kadehi ustam, bu gece de sarhoşuz
kalan sağlar bizimdir , acıdan mayhoşuz
iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze
bundandır böyle dibe vuruşumuz..