tecavüzcü anne ve baba

diko
Ben hep soylerim abi bunları öyle bir oldureceksin ki bizi biran once öldürün diye yalvaracaklar. Burada suçun sahsiligini de ortadan kaldiracaksin. Bunlarin analarini babalarini da kodese tikacaksin. Bizim suçumuz ne diye sorduklarinda bu iki pislik sizin eseriniz veremediginiz terbiyenin ahlakın ürünü bu diyeksin. Ağzimi doldura doldura sövüyorum bu iki pisliğe. Buradaki kadinlara ayip olmasin diye de yazmiyorum ettiğim küfürleri.

tecavüzcü anne ve baba

miyesmikcih
babayı anladık içerde gösterirler babayı da.. anne nasıl tecavüz ediyor evlatlarına?
kocasına yardım ve yataklık mı etmiş, tecavüz mü?
tecavüz etmişse nasıl etmiş?
bazı yörelerde ensest gizleniyor, çok dikkatli olunması gerek.
bu konuda çocukları bilgilendirmek için dersler verilmeli diyeceğim ama, evde canından can anne baba bu işi beceriyor okuldaki maaşlı öğretmene nasıl güvenebiliriz?
ensar ve sair yurt ve okullarında olanları gazetelerde, televizyonlarda, internette görüp okuyoruz.
memleketin ve insanların çivisi çıkmış.

5 yıl sonraki kendine mektup

diko
Eski zamanin birinde antep taraflarinda bir köyde çoban ali derler bir garip yaşarmış biliyor musun 5 yıl sonraki ben. Bu garip coban nerden bulmussa bir jilet bulmuş böyle yepyeni. O zamanlar jilet bulmak zor. Dağda koyunların başında beklerken "dur len ben bi etek tıraşı olayım" demiş başlamış tiraja. Başlamış baslamasina da bu arada sürüye kurt dadaniyor. Kurt sürüden bi kuzuyu kapıyor goturuyor coban ali tirasa devam ediyor. Ardindan bir koyun bir kuzu daha derken coban ali tirası bitiriyor şöyle bir dalgaya bakıyor ve diyor ki; koyunu kuzuyu kurt kapti ama mal da mal oldu ha.
Evet 5 yil sonraki ben. Koyunu kuzuyu kurt kapti ama mal da mal oldu ha diyecegimden adim gibi eminim sana.

5 yıl sonraki kendine mektup

azrailin regl donemi
halen çok seksi misin? halen kızlar "aaaa azrail geliyoooo" diyor mu? tamam piç, senden bir bok olmamış.

şaka şaka. kendimi dövücem. çünkü malım. evde bir avrat olsaydı sinirimden onu döverdim. bir keresinde kız arkadaşıma milletin içinde kafa atmış ve insanlara kadına şiddetin ne kadar kötü olduğunu göstermiştim. kamu spotu gibi adamım lan, her anım bir sosyal deney tadında. ben gibi, sevgim gibi, nefretim ve tutkularım gibi..

ha evet 5 yıl sonraki ben.. n'ber ihtiyar? merak ediyorum.. halen bekar ve daima bekar kalmaya kararlı, halen masası dağınık, halen salon gitaristi ve halen saçların dağınık ve gür mü? en çok merak ettiğim, hala aynı gözlük çerçevesini mi kullanıyorsun? ya da çizdirdin mi gözleri?

hiç birini merak etmiyorum aslında, kafa buluyorum kendimle.

bana bak ihtiyar! kaşarlanmış ve cidden bir şeyleri sağlamından yaşamış birisin. umarım kaliteli içerikler üretiyorsundur, senden tek isteğim bu. çünkü şimdiki yaşın bunu yapmak için taşlar diziyor, sana hazırlıyor hayatı, değerini bil ve devamını getir. şu gitarı da sil amk! öyle çalıp çalıp kenara atma pis herif!

5 yıl sonraki kendine mektup

kozmos
temenni ve veryansınlar içerebilecek mektuptur.
*
merhaba kozmos. halletmediysen, incinin tuvaletini temizle bir defa başlamadan.
tekrar hoş geldin.
sigarayı bıraktın değil mi? istanbul'a iyice alışabildin mi bari? burayı merak ediyorsan söyliyim, yerinde olmak isterdim valla. kedilerle çevrili bir evde, bir elin yağda diğer elin sevdiceğin gerdanında bir yaşamdasın. olum harbiden cennettesin haberin yok. seni piç. neyse, yarın anayasa hukuku dersi var biraz çalışmam lazım şimdi bana müsade. ahmet yatkın'ın arabasının lastiklerini de patlamamışsındır umarım, adam bölüm başkanı oldu. aman diyim.

duygusal buzlaşma

kadin kismisi cok yazmaz
doğrusu (bkz:duygusal buzlaşma)
gerçeğin içinde yaşarken gerçeklik duygusunu kaybetmenin haneke'cesi.
çünkü haneke bu süreci filmlerinde tokat niteliğinde kullanıyor.


Zaten insan dediğin doğada nedir ki? Sonsuzluğun karşısında hiçbir şey, hiçliğin karşısında her şey, hiçbir şey ve her şey arasında bir orta nokta ve ikisini de anlamaktan son derece uzak. Bir şeylerin başlangıcı ve sonu ondan delinmez bir sırla ele geçirilemez bir şekilde saklanmış. İçine sürüklendiği hiçliği de, içinde kaybolduğu sonsuzluğu da görebilmekten eşit derecede aciz.


Sizi çok rahatsız eden ve bitmek bilmeyen bir sahne düşünün. Ne olursa olsun, insana ve insanlığa güvenmek zorunda oluşumuzla hayata devam edebildiğimiz gerçeğine tutunmak isteyerek bu sahnenin devamında sizi mutlu edecek şeyler hayal etmekte serbestsiniz. Hayal etmelisiniz de… Bu hayal, insana yabancılaşmanız karşısında en önemli gücünüz. Hayal gücünüz şuanda meraka dönüşmüş durumda olsa da. Bu sahne sona erdiğinde muhakkak bir nedenle bağdaştırılacaktır, inanıyorsunuz. Yoksa yıkım olabilir, yıkım olmasa da bir şeyler sarsılacak, o güç sizi insandan uzaklaştıran bir alan kazanacak. Bunun kendinize yabancılaşmak olmayacağını nasıl iddia edebilirsiniz ki devamında? Ama o sahne uzun, o sahne yorucu ve o sahne artık bir sonrakini merak ettiremeyecek kadar sarsmış durumda sizi. Michael Haneke, ki sinemanın başına gelen en harikulade varlıklardan birisidir, işte sizi tam olarak buradan yakalamayı amaçlıyor.

tecavüzün cinayetten fazla tepki görmesinin sebebi

zengin sozlugun fakir yazari
kimse kimseyi canı istediği için öldürmüyor (olduğu zamanda tepki büyük oluyor) cinayet bir ilişki sonucu ortaya çıkıyor. dolayısıyla tepki tedbirli olmak zorunda kalıyor ama tecavüzde şerefsiz bir mahlukatın cezalandırılması isteniyor yani Cinayetin cezasını zanlı çekerken tecavüzün cezasını mağdur çekiyor belki bundan olabilir.

tecavüzün cinayetten fazla tepki görmesinin sebebi

kozmos
bir soru cümlesidir. birçok başka soru cümlesine gebedir. doğurdukça hamile kalan bir soru cümlesidir.

bir defa en başta, acı da olsa, o şeye alışıldıkça, o durum karşısında gösterilen tepkinin şiddetinin azalmasının kaçınılmaz oluşu sebebince olsa gerek. eşik bir kere geçildiyse, daha şiddetlisinin geçilmesi eşiği yoldadır, sonra biraz daha fazlasının da. her defasında gösterilen tahammül ve tepki ilk halinden farklı olacaktır. televizyondan internetten veya gazetelerden duyulan, okunan haberlerde leblebi gibi ölen insanlara gösterilen tepki ile, tecavüz vakalarına gösterilen tepkinin farkının sebebi öz olarak budur.
(bkz:vice versa)

kaknüs

kadin kismisi cok yazmaz
Kaknüs veya musikar, büyük bir gagası ve gagasında yüzlerce delik bulunan, rüzgar esmesi sonucu bu deliklerden nağmeli sesler çıkaran ve bu şekilde musikinin doğuşuna öncülük ettiğine inanılan büyük mitolojik bir kuş.

a'mak-ı hayal

kozmos
....Kürsülerin ortasında, oturan zatın biri ayağa kalkıp:
-Beşeriyet gelmiş! Bize bir soru soracakmış. Uygun bulursanız gelsin, dedi.
Orada bulunanlar uygun bulduklarını söylediler. Konuşma
yapan zatın emri üzerine Beşeriyet'i odaya aldılar.
"Beşeriyet" adındaki bu adam sakat ve sefil bir zavallıydı.
Üzerindeki eski püskü elbiseleri ve sararmış yüzü, meclisin durumuyla büyük bir tezat oluşturuyordu. Başkan vekili ona:
-Ey Beşeriyet! Otur, rahat et ve sorunu sor! dedi.
Fakat Beşeriyet oturmadı ve dedi ki:
-Oturmak, rahat etmek mi? Yazık! Yüzbinlerce senedir oturup, rahat edecek zamanın oldu mu diye bir sorun hele. Bir taraftan geçim derdi, diğer taraftan hastalıklar rahat etmek için vakit
mi bırakıyor? Bu kadar sefil olmama rağmen, yine de intihar edemiyorum. Ben alçağın biriyim.
Bunları söylerken hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Bu durumdan son derece etkilenen meclisi hazin bir sessizlik kaplamıştı.

Beşeriyet derin bir ah çekti ve:
-Doğru, Doğru!.. Lütfen bana söyleyin, merhamet edin. Madem ki hayattan tiksiniyorum, ama onsuz da yapamıyorum. Öyleyse saadetin ne olduğunu bana söyleyin, dedi.
Beşeriyet derin bir ah çekti ve:
-Doğru, Doğru!.. Lütfen bana söyleyin, merhamet edin. Madem ki hayattan tiksiniyorum, ama onsuz da yapamıyorum. Öyleyse saadetin ne olduğunu bana söyleyin, dedi.
O sırada başkan geldi. Meseleyi anladı ve oradakilere:
-Haydi bakalım, şu zavallının sorusunun cevabını verin! dedi.
Oradakilerin bazıları şu şekilde cevap verdiler:
Hz. İbrahim:
-Saadet; çalışıp kazanmak ve kazanılanları başkalarıyla paylaşmaktadır.
Hz. Musa:
-Saadet; nefsi, Firavun'un tutkuları gibi tutkulardan kurtarmaktadır.
Hz. Adem:
-Saadet; şeytana ve Havva'ya uymamaktadır.
Konfıçyüs:
-Bir tencere pirinç pilavına bütün lezzetleri sığdırmaktadır.
Platon:
-Daima yüce şeyleri düşünmektedir.
Aristo:
-Mantık! İşte saadet!
Zerdüşt:
-Saadet, karanlıkta kalmamaktadır.
Brahma:
-Saadet mi? Zannedilen şeyin aksidir.
Hz. İsa:
-Saadet; Maziyi unutmak, içinde bulunulan anı iyi değerlendirmek, geleceği düşünmemekle mümkündür.
Lokman Hekim:
-İnsanlar bu kelimeyi bütün dertlerini bir sözle ifade etmek
için icat etmişlerdir.
Hızır Aleyhisselâm:
-Saadet, tutkuların giremediği gönüllerde aniden görülen bir
hayalettir.

Bu sözler üzerine Buda öfke ile ayağa kalkıp:
-Ey Beşeriyet! Saadet, yok olmanın güzel isimlerinden biridir.
Nirvana! Ey Beşeriyet! Nirvana! dedi.
Sonunda Beşeriyet yorgun bir hâlde yere düşüp:
-Oooff! Hangisi? Hangisi? diye söylendi kendi kendine.
İşte o zaman Başkan ayağa kalktı ve:
-Ey Beşeriyet! Saadet, hayatı olduğu gibi kabul edip, insana
yüklediği yüklere razı olup, bunun daha iyi olması için gayret etmektir, dedi.

O sırada Beşeriyet ayağa kalktı ve:
-Ey Fahr-i Âlem Efendimiz! Beşeriyet'in dertlerini anlayan ve bunun ilacını bulan yalnızca sensin! dedi.
Gözlerimi açtığımda, boşu boşuna Aynalı'yı aradı gözlerim.
Derken yanımda bir kâğıt parçası gördüm. Üzerinde şunlar yazılıydı:
"Elveda! Kim bilir gün gelir belki yine görüşürüz."
Mezarlıkta akşama kadar ağladım...