30 yaş sendromu

feminen
25 yaşını bitirmeme günler kala, neden 26 yaşın değil de, 30 yaşın sendromunu hissetmeye başladım, bilmiyorum! 25 ve öncesi her yaş kendi içinde güzelken; sanırım 26 ve sonrası direkt 30 yaş psikolojisini üzerinize yüklüyor! bunda matematikçi olmam da etken olabilir, direkt yuvarlıyorum; ama, o zaman bunu 25 yaşında da hissediyor olmam gerekirdi! ya ayrıca, 30 yaş nedir ki? hani önemli olan güzel yaşlanmaktı, kaliteli yaşamaktı? ayrıca, bir ingiltere vatandaşı ile benim yaşama hakkım eşit ve 1 olabilir mi gerçekten? adımını atıyorsun, karşında devasa boyutta saraylar var, üstelik minik göletleri olan! belki marketten maden suyu almaya gidiyorsun, önünde minik buzdan yapılmış kartpostal gibi bir şehir!

tanım : 30 yaşına giren ya da girmek üzere olan insanların sahip olduğu sendromdur!
sos
7 yıl sonra girmiş olacağım 30 yaşımda, yaşamak istemediğim sendrom. iyiyim ben böyle ya... şu an muz yerken entry giriyorum.

edit: niye böyle bir ayrıntı verdim bilmiyorum. komik hissettim kendimi...
edit: 6 yıl 4 ay sonra.
edit: bkz.
sipraleks
30 yaşa kadar yaşanan sendromlarla karşılaştırıldığında hafiftir. kabullenmişlik, boşvermişlik ve mahalle baskısı ile büyük ihtimal hayatınızı kurmuşsunuzdur. bu hayatı kabul edip iş-evlilik-çocuk modunda ilerlerseniz hiç sendrom yaşamıyorsunuz. sistemin çarklarından biri olmak çok güzel.
mirkut
nisanda 30 olacağım.

"...
yaşlanmakla ıslanmak aynı şey. bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlamak.
..." diyor yılmaz erdoğan hepsi bu şiirinde.

ben bu yaşlanmak vs sendromlarını 27 döneminde çektim. bir de 27 yaşım bugüne kadar yaşadığım en uzun yaş gibi geldi bana. hiç bitmeyecekmiş gibi sürdü ve sonlara doğru hayatım berbat haldeydi.

şimdi dönüp bakıyorum da 30 yaşımın bana gelişini düşünüyorum hayatımın en güzel dönemlerinden birindeyim. herhangi bir sendrom yaşayacağıma inanmıyorum.

zaten yılların vermiş gibi bir çöküntü var omuzlarımda. daha fazlasını sanmıyorum derken hep daha kötüsü çıkmış, çökertmiş beni. lakin şimdi çok farklı bir haleti ruhiye içindeyim.


genel kanılar insanları belirli bir düzenin içine sokuyor bence. ben sevmiyorum bunu.

ne ihtiyarladım ne de yaşlandım. zaman geldi ve geçiyor ben bu süreçte ıslandım sadece. ağırlaştırdı ıslaklık beni. hepsi bu.

olması gerekenlerin bir önemi yok bence. çünkü bütün kalıplardan nefret ediyorum. nasıl olmasını istiyorsam öyle olması için uğraştım. oldu veya olmadı. bitti, gitti. gitmeyip de derin izler bırakan şeyler de oldu tabii. ama iyileştik işte.

insan hatalarıyla ve yaralarıyla bir bütün. insanı insan yapan başarıları değil, başaramadıklarıdır bence.


eskisi gibi artık güzel günlerin geleceğine ve motorlarımızı maviliklere sürebileceğimize inancım kalmadı pek lakin yine de içimde yeşillenen filizlere el uzatmıyorum.


çoğu gitti azı kaldı işte. bundan sonrasında tek istediğim biraz daha fazla huzur. başımı güvenle koyabileceğim bir diz. ve elbette daha fazla alkol.