a star is born

fall
İlki 1937 yılında William A.Welmann tarafından yazılıp yönetilen A Star is Born / Bir Yıldız Doğuyor'un 1976 yılında çekilen versiyonunda Barbara Streisand ve Kris Kristofferson rol almıştı ve film efsane versiyona bu yapımla ulaşmıştı. Çok klasik, bildik kalıpları olmasına rağmen etkileyici bir duygusallık ve akıcılık barındıran hikaye bu yeni yani dördüncü versiyonunda da gönülleri fethetmeyi başarıyor. Bu tarz şöhret basamaklarıyla hesaplaşan, içki ve uyuşturucuyla ruhunu kendinden uzak tutmaya çalışan, hayatla tek bağları müzik olan müzisyenlerin hayat hikayelerine fazlaca aşinayız. The Doors ilk aklıma gelenlerden, benzer bir ruh halini yansıttığı için olabilir. Tabii film tam anlamıyla bir kurmaca gibi dursa da aslında 1923 yılında aşırı dozdan ölen sessiz sinema döneminin ünlü oyuncusu Wallace Reid'in yaşam öyküsünden alıntı olduğu söyleniyor. Bu arada 1976 versiyonu bir tık daha fazla şiddet içeriyor.


Bradley Cooper bu ilk yönetmenlik denemesinde Lady Gaga'nın sahne deneyimlerinden fazlaca faydalanmışa benziyor ve bu deneyimleri iyi bir harmanla karşımıza taşıyor. Film inanılmaz klişeye yatkın bir hikaye olmasına rağmen, samimiyetiyle ve bizi iyi şarkılar toplamının içine atmasıyla tavlıyor, dozunu inceden arttırarak seyirciye iyi bir zirve yaşatıyor. Sonuçta bu filmin diğer versiyonlarını izleyenler sonu hakkında bilgi sahibidirler, ama önemli olan yönetmenin sizi nasıl bir duygu karmaşasıyla oraya taşıdığı oluyor ki Cooper bunu gayet iyi çözümlemiş.


Jack ve Ally arasında bir anda müzik kanalıyla filizlenen aşk; aynı zamanda bir düşüş ve yükseliş hikayesine dönüşüyor. Ally sahnelerde şarkı söylemek için can atan, bu arada beste yapan genç bir kadın. Jackson Maine ise basamakları inişe geçmiş bir country müzik yıldızı. İkilinin aşkı ve Ally'nin yeteneğiyle bütünleşen şöhret bir nevi aradaki büyüyü bozuyor. Film aslında bana yükseliş ve düşüş hikayesinden daha çok; ruhunu kaybetmemek, kaptırmamak / kaptırmak ikileminden dolayı ortaya çıkan bir çatışmayı yaşattı. Şöhretin kazandırdıkları kadar kaybettirdikleri, kaybettirdikleri kazandırdıkları ikilemini iyi anlatan film; kıskançlık ve aşk arasında mekik dokurken, içsel olarak pek çok çelişkiyi de önümüze döküyor.


Müzikler, sahne kullanımı, ses performansları gayet iyi, her konserde yaşanan duygu temposunun farklı olması ve bizi adım adım sonuca taşıması gayet iyi. Bir yanda aile açısından çok şanslı olmayan Jack'e karşın; babasının büyük desteğini alan Ally'nin birbirinin yerine geçen hayatları filmin trajedisini tırmandıran yanlarından biri. Bir yandan da film; diğer versiyonları içine alarak toparlamış gibi de duruyor. Lady Gaga ve Cooper'ın uyumu bu filmi yukarıya taşıyan unsurların başında geliyor, Cooper da şarkı söyleyerek iyi bir sesi olduğunu bizlere gösteriyor.

Son zamanlarda sıcak, samimi bir aşkın yaşandığı ama bunun hayatın tamamını toparlamak için yetersiz kaldığını hissettiren bir film izlemek isterseniz Bir Yıldız Doğuyor'u tavsiye ederim. Burun ve sarı saç detaylarına dikkat!

alıntıdır: http://www.beyazperde.com/filmler/film-173109/elestiriler-beyazperde/
indolentexistence
müzik sektörü yerine oyunculuk dünyasını konu alıyor.Klasik ve klişelere müsait bu konu, müzikal parçaların kullanılmasıyla çok riskli bir yola girmiş. Yapaylık tehlikesine rağmen Cooper bıçak sırtı dengeyi çok iyi kurmuş. En başlardaki komik an ve durumlarla Ally'nin de dalga geçmesiyle inandırıcılık sorunu kotarılmış. Özellikle başta izleyiciyi bir hayli güldüren filmin başarısı bu samimiyette gizli. Aynı samimiyet nedeniyle film biterken salonun önemli bir kısmı burnunu çekerek ağlıyordu. Yanımda oturan çift ise, filmin ikinci yarısını ağlayarak izlemişti.

“Çünkü her şey değişiyor. Ve gerçek şu ki, herkes bizim değiştiğimizi düşünüyor. Oysa değişen biz değiliz. Değişen etrafımızdaki herkes.”