ahlat ağacı

hahed
nuri bilge ceylan'ın en samimi filmi. film kitap gibiydi açıkçası. diyaloglar, bir zamanlar “sinan” olmuş herkes için tanıdıktı. görsel olarak bir kış uykusu ve bir zamanlar anadolu'da değildi ancak yine de özenle çekilmiş özel sahneler vardı. ama filmin esas etkileyici kısmı taşra entelektüelinin sorunları, mücadelesi, yetersizliği değildi. film baba-oğul gerilimini çok iyi anlatmıştı. 30 yaşına geldim ve her geçen gün baba-oğul gerilimimizi babam lehine bozulduğunu görüyorum. babama her geçen gün daha çok hak veriyor, bir evlat olarak onun için çok az şey yaptığımı düşünüyorum. filmin sonunda babamı gözlerim dolu dolu özlemle andım. sanırım filmi de bu yüzden çok samimi buldum.
bonnie
geçen akşam izleme fırsatı bulduğum 3 saat 8 dakikalık nbc filmi. izlemeye geç bir saatte başladığımdan yarısını ertesi gün izlerim diye plan yaptım ama film akıcı idi ve hepsini izledim aynı gecede.

sınıf öğretmenliğini bitirip ailesinin yaşadığı ilçeye yani çanakkale çan'a dönen sinan' ın hikayesi. annesi, kız kardeşi ama özellikle babası idris' in çerçevesinden sinan'ın hayatı anlatılıyor. hem bir ülkede hem bir şehirde hem bir ilçede hem de dolayısıyla bireylerde özellikle günümüz kuşağının yaşadığı ekonomik çöküş, sosyal ilişkiler, umutsuzluk, bencillik, ukalalık, psikolojik rahatsızlıklar, sevgisizlik sinan'ın karakterini oluşturmuş gibi görünse de sonunu sizin tahminlerinize bırakan bir film olmuş.

nuri bilge ceylan üzerinden kendisini bir aydın, bir sanatçı olarak tanımlarsak aslında her aydının veya sanatçının halktan kopuk olmadığının bir kanıtı bu film.