ben bu yazıyı sana yazdım

gubali
bu yazacaklarımı sadece sana yazmak isterdim, neden buradakiler ya da buraya bakanlar okusun ki! sadece sen okusan hatta yanında olabilseydim seni özlediğimi okurken. ama araya mesafe koymak, uzaklaşmak istedin benden ve ben bunu senden duyduğumda değil hissetmeye başladığımdan beri üzgünüm. içim buruşturulup kenara atılmış kağıt gibi.
ihtiras limani
bereketli elini her zaman her şeyin üzerinde hissediyorum. acının veya tutkunun veya heyecanın. zirvelere çıkmanın çok yüksekten düşüp çok yaralanmak gibi zararları var. ama asıl akılda kalıcı olanı, zirvenin nereden bakarsan bak görünüyor olması. oradaki bir gece ovada geçen aylara bedel olabilir. yine de insan ovaya döner ve zirveyi düşünür. bütün mevsimlerinin bende açtırdığı bir şeyler var. bunu, anılarımıza bakarken daha derinden hissediyorum. gizli bir nehri keşfetmişlik hissim, beni mitlerin ve efsanelerin peşinde koşan bir kaşif gibi dolaştırırdı senin şehirlerinde biliyorsun. gizli kelimeleri çözüp tapınakların gizli odalarında dolaşabildiğim günler, bir kaşifin güzel anıları.
ontolojik sancilarimin merhemi
Az önce fotoğrafına bakıyordum... duygularımın değiş tokuşu içinde bir pazarlık halindeyim şu an. Mevsim aniden değişmedikçe, bir öncekinden ya da bir sonrakinden ayırt edilemeyecek belirli bir gün olmadıkça, bu böyle olacak sanırım. Muhtemelen bir çok rengin içinde, diri olana kör, ölümsüzlüğe geçit veren farklı bir iklimdesin. Burada her şey aynı; zalime dönüşen mazlumlar, zorbalara dönüşen teröristler, ipleri ellerinde tutanlar, yalan dolanla dolu medya süprüntüleri ve tayyip bilirsin işte hep aynı... Bir meyve bahçesini sert ve acımasız etkilerden koruyabilmek için etrafına duvar çekeriz bilirsin. O kadar yükselir ki o duvar, güneşi almakta zorlanır ve beslenemez. Sararıp solar... burada meyve çayırları yok. ölümcül bir entropinin eşiğinde, çürüyoruz. Ya Sen! Küçük anaforlarla dolu bir ırmağın kenarında, kirpiklerinin altındaki güneş lekeleri ve pırıltılarıyla orada öylece mutlu musun?
rübab-ı şikeste
Sen gittikten sonra beni sikimsonik insanlarla muhattap olmaya mecbur bıraktılar.
Biliyorsun ki gülümsemekten nefret ederim. Şimdi ister istemez o tebessüm maskesini takmak zorundayım.
Beni neden bıraktın?

al
leonidass
seni öyle bir unuttum ki yürürken çarpışsak, özür diler yoluma devam ederim.
kasiyer olsan, para üstü kalsın der konuşmayı keserim.
otobüste ayakta kalsan yer vermem, yüzümü cama dönerim.
minibüste para uzatsan, alıp öne uzatmam.
yolculuk yapsak arka koltukta otursan, koltuğu dik pozisyona getirmem.
su istesen, sürahiyi veririm bardağı vermem.

unutacağım demiştim ya. her anımda unuturum böyle...