ahmet kaya

pasaklikontes
Sayısız besteye babalık etmiş ve bir tek evladını bile yetim bırakmamıştır. Katıldığı son davette kürtçe kaset çıkarmak istiyorum diye kendi dilinde ortaya bir şeyler koymak ve başka insanlara da ses olmak isterken ; ahmet kaya kadar cesaretli olamayıpta sırf gündeme oturmak için kendini ortaya atıp; salak saçma haraketlerde bulunmuş şakşakçıların olduk olmadık itham ve hakaretleriyle al aşağı edilmeye çalışılmış , kendi yurdundan sürülüp besteleri kucağında yetim bırakılmış bir ses sanatçısıdır. Anasız babasız yaşanır ama vatansız yaşanmaz sözünün bir başka türdeki canlı örneğidir. Ne diyordu incir reçelinde ; Asıl ucuz olan ne biliyor musun? Beş kuruş vermeden savurduğunuz yargılarınız. İzleyin , gözünüzle ! Dinleyin , kulağınızla ! Geyikleri avlayan kaplan belgeselleriniz bittiğinde ; şu ruhu huzuru arayan bir acayip adamınkine de bir bakınız. Dediğim gibi ; gözünüzle , lütfen ! Kulağınızla , lütfen !

koçaklama

turuncu gemi
gülten akın şiiri;

bir çağ ki öyle en olmıyacağı
kuşatır yasaklar üstünü örter
susuz bir tavşansın dolanırsın
suya değerken ayakların

masalsın korkunçsun, eskisin masalsın
örtük odaların iç içe odaların
üşür senden uzakta senin yanında korkar
tay bacaklı, sıpa gözlü bir kadın

pis ya vurmak, incitmek kötü ya
-gülünç ya öyle bulmadığı bazılarının-
kaygısız yaşamanın ormanlarında
sen avcı olsan avlanamazsın

çay

turuncu gemi
gülten akın şiiridir;

bülbüllerin, kızaran çileklerin sesi
bana doğru uzanmış elindeki
açık sabah çayı
kışkırtılan gönenç
suçlu gibi yaşamaya alıştık biz oysa

onu nereye nereye saklamalı
yıllarca sımsıkı kapattığı kapattığımız
ruhlarımız (ilk mi) birbirine değdi
düzleşe düzleşe yitti deniz
düşteydik, teknelerin sesi balıkçılar olmasa
dağlar eflatun ve kara
gitgide yaklaşarak üstümüze geldi
yittik yitik ülkedeydik
değdik
kırlangıcın kanadıyla sessizliğe

reddettik
göğü, ağır bulutları, koyu
batıp gideni reddettik
akşam, yaşlı seslerinden geçerek komşuların
yoğurdun ve elmanın tadıyla

bizi derinine aldı

çağrı

turuncu gemi
gülten akın şiiridir;

evler büyük dedikçe büyük
ben insanların en garibi
uzağı ilk defa kavradım
görür yahut dokunur gibi

eski bir saçakta kuşlarla
yele yağmura karşı oturdum
iç içe daireler çiziyor
içine adını yazıyorum

gün uzun türküsünü bitirdi
karlı dallara yürüdü karanlık
yalnızlık çekilmez bu vakit
delirdi denizde yosun çayda balık
gel artık