hafta sonu boşluğu

kombiwankenobi
yapılabilecek her şeyi yaptıktan sonraki gelen rehavet durumu. sabah sıcak ekmek ile yapılan açık havada kahvaltıdan sonra biraz yorulduk. eve vardım. dünden beri başına uğrayamadığım bilgisayarım ile hal hatır şarkı, türkü derken papatya çayım için suyumun kaynamasını bekliyorum. öyle bir boşluk doldu ki içime sanki her şey tamam bir eksik var. yıldım.

ahmed arif

turuncu gemi
her gün bir çok niye intihar etmiyorum diye sorular cevaplıyorum kendi kendime. bunlardan birisi belki bir gün yine ahmed arif evreni boyutu ve yüceliğinde seversin de içinden dışından bu şiir nehir olur akar sonsuza kadar gibi bir cevaptır.

seni, anlatabilmek seni.
iyi çocuklara, kahramanlara.
seni, anlatabilmek seni,
namussuza, haldan bilmez,
kahpe yalana.

ard - arda kaç zemheri,
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
dışarda gürül gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarina kan gülleri takayım
bir o yana,
bir bu yana...

seni bağırabilsem seni,
dipsiz kuyulara,
akan yıldıza,
bir kibrit çöpüne varana,
okyanusun en ıssız dalgasına
düşmüş bir kibrit çöpüne.

yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
yitirmiş öpücükleri,
payı yok, apansiz inen akşamdan.
bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
seni, anlatabilsem seni...
yokluğun, cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini...

kayseri

turuncu gemi
savulun, cesaret, inanç ve içtenlikle öveceğim. kayseri merkez itibarıyla güzel ve düzenli bir şehirdir. baktığınız her yerden tarih fışkırır. tabii şehrin ortasına yarraktan daha çirkin şekilde dikilen hilton otelini saymazsak böyledir. yahut o hiç bir ske yaramayan travmay kenti berlin duvarı gibi ayırmasa daha iyi olacaktı.

muhteşem bir türküye de ismini veren gesi bağlarına giderseniz kendinizi sürekli reklamları yapılan alaman köylerinden daha otantik bir yerde bulursunuz. hayatımın aşkı olan kadını yıllar önce ilk orada öpmüş olmamın bu övüşümün içinde hiç bir payı yoktur. zaten şimdi artık hayatımın aşkı olan kadın mı, yıldızlar mı, gesi bağları mı daha uzak bilemiyorum.
toki gesi'nin de anasını sikti sikiyor.com zaten son yıllarda. orada otostop çekerek, kah yürüyerek köylüleri evlerini satmamaya iknaya çalışan muhteşem bir dayıyla tanışmıştım. ellerinden öperim.

ağırnas'a giderseniz kendinizi yer yüzündeki en muhteşem mimari kentte bulursunuz. mimar sinan'ın doğduğu yerdir zaten. artık sokakları çöplükten geçilmiyor.

her köyünde harkulade ermeni mimarisi kliseler bulabilirsiniz. nerede şimdi o ermeni kardeşlerimiz? wallah billah soykırım neyin yapmamışmışız.

bütün içtenliğim ve samimiyetimle söylüyorum ki iç anadolu'yu bir defa ön yargısız ve gönül gözüyle gezin. bence seveceksiniz.

not: antakyalıyım.

ilk köpeğinizin ismi

turuncu gemi
başlığı ekşiden arakladım. üzerine de içimde kabuğu kopan bazı yaralarım ve üzerine de konuşasım vardı yaptım bunu. pişman değilim.

leydi. iskoç çoban köpeği, koli cinsi muhteşem bir hayvandı. halk arasında bilinen ismiyle lassie cinsi köpek. 10 yaşımdaydım. o zamanlar ablamlarla yaşıyordum. ablam ilk çocuğuna hamileydi. evde fısır fısır, bebek doğunca köpeği vereceklerini konuşuyorlardı bana çaktırmadan annemle ablam. komşular falan gelince de bahsi açılıyordu fısır fısır. ben çıldırıyordum hüzünden. köpek yıllardır bizimleydi, bebekse yeni doğacaktı. bebeği vermeliydik köpek kalmalıydı mutlaka. bu hakikati büyükler neden anlamıyor diye gecelerce uyuyamadığım oluyordu.
sonra bebek doğdu. on yaşında çocuğun bile içine tarifsiz bir yeğen sevgisi doluyor ilk gördüğünde yeğenini. o güzelliği ilk gördüğümde sanırım büyük olmaya ilk adımımı atmıştım.

aradan 16 yıl kadar geçti. benim şımarık zengin yeğen annesine dünya kadar para verdirip golden cinsi bir köpek aldırmıştı. 1 hafta içinde köpeğe bakamayacaklarını anladılar. o zamanlar ben de haliyle ayrı bir eve çıkmıştım. dedim bana verin elime mi yapacak. yapıştı. ismini alf koydum. bir gün öğlene kadar yemek yemedi diye ölüyor sandım. taksiler bizi almadı, rahat 4 km falan veterinere kucağımda taşıdığımı biliyorum. dünyada tariflenmiş ve tariflenecek en güzel sevgi bağlarından biri gelişmişti alf'le aramızda. fakat işte hiç bir sevgi terk etmenin önüne bend değil. 4 sene sonra sonsuzluğa uyudu alf. onu çok özlüyorum.

o günden beri sokakta dayanışma içine girdiğim yüzlerce güzel hayvanın hala başını bu konuyla ağrıtırım. başlığı görünce sizi de bu zulme maruz bırakmaktan kendimi alamadım.

beyin

turuncu gemi
aslında aya hiç gidilmedi bizi skiyorlar diyenler ve beynimizin aslında yüzde onunu kullanıyormuşuz diyenlerin sığlığı ortak beyinsizlikten gelir.

sanırım beyin için var olmuş en karmaşık yaşam sistemi diyebiliriz. tanımdan sonra meramıma geçebilirim.

yatay solucan diye muhteşem bir hayvan çeşidi vardır. yatay solucan hayvanı aslında hala olmaması gereken bir hayvandır. antik muhteşem bir canlıdır kendisi. sudan çıkıp karada yaşam başladıktan sonra, aslandan insana bütün omurgalı varlıkların ortak atasıdır. öz be öz dedemizdir.
geçenlerde bu hayvan üzerinde yapılan bir deney okudum. anlayabildiğim kadarıyla aktarmak isterim.

yatay solucan hayvanlarını ortadan ikiye böldüğünüzde iki parça ve iki şahıs solucan hayvanı olarak yaşamlarına devam edebilirler. bu hayvan dedelerimiz gün ışığından çok korkarlar. haliyle ışıkta avlanamazlar da. bilim adamları bunlara ışıkta avlanmayı öğretmişler. bu mazlum hayvanlar da beyin yoktur. beyin yerine kafa kısmında tek bir hücre mi ne var. o kadarı aklımda kalmamış. buna benzer bir olay var işte. fakat ilkel de olsa bir sinir sistemine sahipler elbette. bu hayvanlarımızın bir özelliği de ortadan ikiye böldüğünüzde, yaşamlarını iki solucan şahıs olarak sürdürebilmeleridir. bilim adamları da bunları gün ışığında avlanabilecek şekilde eğittikten sonra ortadan ikiye bölüp gözlemlemişler. kafa kısmı kalan solucan şahıs haliyle öğrendiği davranışı devam ettirebilmiş. zaten bugüne kadar yaygın biliş öğrendiklerimizi beynimizde depoladığımızdır. fakat ilginç olan göt kısmı kalan solucan şahıs da öğrendiği davranışı devam ettirmiş. bugün bilim insanları hafızanın salt beyinde değil acaba hücrelerimizde de depolanıyor mu ayağına uzun uzun beyin yormaktalar. bu arada ilk gençliğimde değerli bir devrimci büyüğümüz bana şöyle demişti. ''beyin yoruldukça gelişen bir organdır'' devrimci büyüğümüz haklıdır.

bu deney bana uzun zaman önce okuduğum bir bilimsel çalışmayı hatırlattı. cinayet sonucu öldürülen bir insan kalbi, kalp ihtiyacı olan bir dönora takılır. ve bu dönor katili rüyasında görerek cinayeti aydınlatır. bilimde bugüne kadar muaama olan bu sorunsalın cevabı da yukarıda anlattığım deneyde saklı olabilir. veya olamaz ben götümden de uyduruyor olabilirim.

çağın vebası

turuncu gemi
narsizm. artık bu hastalık bireysel bir durum olmaktan toplumsal histeri olmaya yol almış durumda. herkesi bir yanından çürütüyor. insanlığın sonu orta çağdaki vebadan gelmedi fakat bu histeriden geleceğinden şüphem yok.

adnan oktar

turuncu gemi
bugünkü duruşmasında şöyle bir yanıt vermiş şahıstır;

''o zamanlar herkes fetö'yü övüyordu. ben de karşısında görünmek istemedim''

yukarıda okuduklarınız sağ ahlak tutarlığının tanımıdır kanımca. yani tutarsız dip ahlaksızlığın ta kendisidir.

o zamanlar solun her kutbundan insanın ciğerini söküyordu fetö. ve bazı zamanlarda bu şiddeti mecazi olarak da yapmıyordu.
mesela ben o yıllarda üniversiteye gidiyordum. cemaat yurdunda kalan arkadaşlar her türlü konforun dibindeyken benim aklımın ucundan bile geçmedi öyle ahlaksız bir ayrıcalıktan faydalanmak. okul bitince hiç bir cemaat torpili aramadım devlete kapağı atmak için.

okullarını birincilikle bitirip fetö'yle ilgileri olmadıkları için atanamayan ve intihar eden yüzlerce insan var kim verecek bunun hesabını? devlete liyakatıyla yerleşip sırf solcu diye veya ailesinde solcu var diye fetöcü damgasıyla atılan on binler var.

bunların hesabını vermesi gereken sağdır. ama halkımız ekseri olarak hala yığınlar halinde sağa oy vermekte. değişir bu düzen elbette.

ceylan ertem

kombiwankenobi
Sesinin güzelliği tartışılır zaten hoş sanatçının sesinden çok bana geçtiği anlam ve his önemlidir her neyse. Kendisinin kovdum isimli şarkısı favorimdir. Özellikle “çok yakaladım kendimi seni düşünürken” cümlesi bana yakından tanıdığım ama davranışlarını anlamlandıramadığım birini hatırlatır.

kayseri

hak yeme hell yeah
çok seviyorum lan bu şehri. Cidden seviyorum.

Öyle düzenli bir şehir ki ister istemez siz de düzenli bir insan oluyorsunuz. Rahat bir yer. Memleketim diye demiyorum cidden. Rahat. Ekonomik açıdan rahat, sosyal açıdan rahat, ulaşımı çok rahat.

Ayrıca insanları öyle anlatıldığı gibi paragöz değil. Ve hatta büyük çoğunluğu yardımseverdir. Öğrenciyken çok yardım görmüştüm buranın halkından. İllallah ettirecek tipler de vardır tabii. Ama her yerde olduğu kadar.

Neyse. Kavuşmaya az kaldı. Sevilir Kayseri.

ahmed arif

kombiwankenobi
büyük konuşmayayım ama asla onun kadar aşık birisi olamayacağım. en güzelini o yaşamış gerçekten. ulaşamadığına değil o ulaşamazlığa sevdalanmış. ne bileyim anlatamıyorum.

kalben

turuncu gemi
şarkılarındaki türkçeden hiç bir şey anlamıyorum. garip garip engelli gibi dansımsı şeyler yapıyor. fakat özellikle eğitimli kadınlar arasında hayranı çok. hiç bir zaman anlayamayacağım bir durumdur bu.

tanım: the big bang thory dizisinde, amy farah fowler olarak göğsümüzü kabartan kadın oyuncu.

nem kaldı

turuncu gemi
bambaşka bir hakikat evreninde mahsuni şerif türküsüdür. yani hayatın gerçek sızısı nedir dense verilebilecek cevaplardan olabilir bu eser. iyi bir ortabedist tanıdığınız varsa birden fazla dinlemenizi öneririm. özellikle erdal erzincan'nın bağlamasının telleri bir çekiç gibi kırıyor kemikleri.

parsel parsel eylemişler dünyayı
bir dikili taştan gayrı nem kaldı
dost köyünden ayağımı kestiler
bir akılsız baştan gayrı nem kaldı

padişah değilem çeksem otursam
saraylar kursam da asker yetirsem
hediyem yoktur ki dosta götürsem
iki damla yaştan gayrı nem kaldı

nice dertler gördüm derman çıktılar
çok ali'ler gördüm osman çıktılar
eski dostlar bize düşman çıktılar
birkaç türlü uftan gayrı nem kaldı..

mahzuni şerifim çıksam dağlara
rastgelsem de avcı vurmuş marala
doldur tüfeğini beni yarala
bir yaralı döşten gayrı nem kaldı...

uy havar

turuncu gemi
dünya üzerinde bundan güzeli çok az yazılabilmiş ahmed arif şiiridir;

yangınlar,
kahpe fakları,
korku çığları
ve irin selleri, aç yırtıcılar,
suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
pusatsız, duldasız, üryan
bir cana bir de başa
seher vakti leylim - leylim
cellat nişangahlar aynasındasın.
oy sevmişem ben seni...

üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
he canım...
çiçekdağı kıtlık, kıran,
gül açmaz, çağla dökmez.
vurur alnım şakına
vurur çakmaktaşı kayalarıyla
küfrünü, medetsiz, munzur.
şahmurat suyu kan akar
ve ben şairim.

namus işçisiyim yani
yürek işçisi.
korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
ne salkım bir bakış
resmin çekeyim,
ne kınsız bir rüzgar
mısra dökeyim.
oy sevmişem ben seni...

ve sen daha demincek,
yıllar da geçse demincek,
bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
yaran derine gitmiş,
fitil tutmaz, bilirim.
ama hesap dağlarladır,
umut, dağlarla.

düşün, uzay çağında bir ayağımız,
ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
düşün, olasılık, atom fiziği
ve bizi biz eden amansız sevda,
atıp bir kıyıya iki zamanı
yarının çocukları, gülleri için,
koymuş postasını,
görmüş restini.
he canım,
sen getir üstünü.

uy havar!
muhammed, isa aşkına,
yattığın ranza aşkına,
deeey, dağları un eder ferhadın gürzü!
benim de boş yanım hançer yalımı
ve zulamda kan - ter içinde asi,
he desem, koparacak dizginlerini
yediveren gül kardeşi bir arzu
oy sevmişem ben seni...

nazım hikmet ran

turuncu gemi
daha önce bahsetmişimdir. 90 lı yıllarda ortaokul'a giderken elbise dolabımın kapakları benim için bir nevi sosyal medya paylaşım platformuydu. devrimci büyüklerimizin resimlerinden, sevdiğim şairlerin şiirlerine kadar oralara özenle yapıştırırdım. hatta imza aldığım şairler ve tiyatrocuların imzalarını bile oraya yapıştırırdım. nazım'ın aşağıda paylaşacağım şiiri en önemli yerlerden birini kaplardı orada.

ortaokul'da oldukça aydın bir edebiyat öğretmenim vardı. nazım hikmet'i ilk olarak best fm'de melon şapka diye bir radyocudan duyup ona sormuştum. sorduğumda birisi duyacak diye yüzü kıpkırmızı oldu bir komünisten bahsettiğimizi okulda duyacaklar diye. nazım yasaklı değildi artık ama işte hala zalimlerin laneti üzerimizeydi kamuda. sonra bir gün o hocamız 29 ekim'de bana ''bu vatan bizim'' şiirini okusana dedi nazım'dan. zaten kimse nazım'ın olduğunu bilmez. bilirlerse benim önerdiğimi sakın söyleme de diye tembihlemişti. o 29 ekim'de şiiri okudum. sanırım 100 yıla yaklaşan hiç bir cumhuriyet kutlamasında hiç bir şiir bu kadar çok alkışlanmamıştır. ve kimse nazım'ın olduğunu anlamadı şiirin. buna sevinsem mi üzülsem mi hala bilemiyorum.

onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

akar suyun

meyve çağında ağacın,

serip gelişen hayatın düşmanı.

çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :

- çürüyen diş, dökülen et-,

bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,

ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet.

bursa da havlucu recebe,

karabük fabrikasında tesviyeci hasana düşman,

fakir köylü hatçe kadına,

ırgat süleymana düşman,

sana düşman, bana düşman,

düşünen insana düşman,

vatan ki bu insanların evidir,

sevgilim, onlar vatana düşman...