gri saçlı kadınlar

bouii
İstisnasız olarak çok güzel bulduğum kadınlardır. Saç rengiyle mi yoksa zaten güzel oldukları için mi bilmiyorum ama kendilerine özeniyorum çünkü hem radikal bir rengi taşıyıp hem de o saç rengini korumak çok zor.
Kanaatim kısa saçta tüm saça uygulayınca, uzun saçta ise uçlarda güzel durduğu.

çekiçle felsefe yapmak

chivalric
nassim nicholas taleb siyah kuğu'da özetle şöyle bir şey söyler : akademik camia ya da ulema, araştırmalarında, yaptıkları felsefede ya da sosyolojide, neyin önemli olduğunu kaçırarak anlamsız ya da çok az önemli ayrıntıların içinde kaybolur. sürekli sağlaması yapılan denklemler gibi, bize hayatımız için anlamlı ve önemli bir şey söylemeden tanımlar yapıp dururlar. yapmış olmak için yapmaya gelir iş.

bunu söyleyince çekiçle felsefe yapmak gayet işleyebilir bir yöntem gibi geliyor ama asıl cümle şu : çekiç olursan her şeyi çivi olarak görmeye başlarsın. ve her felsefenin neresinden vurursak yıkılacağı asıl dert ettiğimiz şey haline gelir. burada kelimeyi felsefe değil de başka bir şey de yapabilirsin. zaman nehrinin aşındırma gücü kireçle mermeri birbirinden ayırabilir ancak. zamanın ruhu bu konuda güvenilir değil.

benlik

ontolojik sancilarimin merhemi
insan, benliğinin en güzel kısmına, onu verince sahip oluyor; birine, bir şeye, bir bilinmeyene, neye olursa. onun kendi içinde, müspet bir değere sahip pek az şey oluyor ve o, bunlar ya da başka şeyler üzerinde hak iddia ettikçe ya da bunda ısrar ettikçe kendi içine kaçıyor bütün değerler.


(bkz:bağlılık)

tol ve har

indolentexistence
Murat Uyurkulak'ın iki kitabı. birincisi bir intikam romanı, ikincisi bir kıyamet romanı. bu romanlarda “göze göz, dişe diş” mantığı güdüyor. birçok güzel cümle var. Tol, 12 eylül romanı. har, son dönem siyaseti daha baskın. küfürlü olanları eledikten sonra kalanlardan en sevdiğim, '' bir öpücük versene...'' cümlesi.
Önce Tol'dan bir alıntı (s. 96):

“Yaşıyor mu?” dedim, darmadağın, yorgun.
Şair endişeyle bakıyordu bana.
“Yaşıyor mu?” diye sordum tekrar.
“Evet.”
“Nerede şimdi?”
“Bir dağın tepesinde.”
“Hangi dağın?”
“Gabar'ın.”
Titremeye başladım.
Küçük bir çocuğunki gibi çıktı sesim:
“Ne yapıyor orada?”
Şair ciddiydi, heyecanlıydı, duygulanmıştı.
Tanrılar konuştu:
“İntikam alıyor.”

Har'dan bir alıntı (s. 90):
“Yola böyle çıkan, ömrü seyahatinde iflah olur mu?”
“Olmaz mı?”
“Olur elbet Numune, niye olmasın? Kanı kan temizler, çiviyi çivi söker…”

lamekandan içeri

turuncu gemi
değerli dersim'li sanatçımız, muhteşem ses özlem taner tarafından seslendirilmiş bir alevi nefesidir. alevi retoriğinde ''özünü dara çekmek'' vardır. belki bunu antik yunandaki sanat yoluyla arınmak anlamına gelen ''katharsise' de benzete biliriz.

düğün fotoğrafı

bouii
Fotoğrafçıların en büyük gelir kaynağıdır. Eskiden stüdyo içinde manasız arka fonlar eklenerek saçma sapan işler yaparken şimdi dış çekim adı altında garip pozlarla güzelim yerleri işgal ediyorlar. İçlerinde yaratıcı olanları var mı tabiii ki vardır. Misal şöyle bir poz için insan kesinlikle evlenir. Buraya bırakıyorum ki çiftlerimize ilham kaynağı olsun.


zenginsozluk.com/foto

can alıcı şiir dizeleri

kozmos
Sarılıp yatmak mümkün değil, bende senden kalan hayâle.
Halbuki sen orda,
şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin,
gerçekten var.
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki,
dokunamıyorum bile...
(bkz:rubailer)

samimiyetsiz

ontolojik sancilarimin merhemi
bünyesinde "samimiyet" ve benzeri kelimeler barındıran bir dili konuşan yerli insanlar, genellikle samimiyetsizlik ve güvensizlik üretirler. samimiyetin gerçekten yaşandığı topluluklarda herhangi bir kelimeye ihtiyaç duyulmaz. Dil en çok da tahammülsüzlüklerimiz sırasında devreye girer.

hayatından memnun olmayan; etraflıca öngöremediği diplomasıyla birlikte birden pazarlanmaya başlanan insanın öfkesi, samimiyet kılığına girer (nefretiyse aşk kisvesinde sunar kendisini). ondan uzak durmak gerekir ama ondan uzak durmak, neredeyse ona yakın durmak demektir; birinden uzaklaşmaya çabalanırken, gayriihtiyari, bir başkasına yaklaşılır (en iyi ihtimalle kendine yaklaşır insan). sonra, samimiyetsiz, yalan`ı dışlar. hayatında hiç yalan söylemediğini düşünür; çünkü söylediği yalanlar öylesine dehşet vericidir ki, sarıp sarmalayarak kendi derinliklerine gömmüştür onları -artık göz önünde değillerdir. insanın kanını donduracak işkence sahneleri için, uykularına misafir olmak gerekir onun.

son olarak bir hitler ya da bir neron güzellemesi yapmayacağım, fakat belki şaşırtıcı farkındalık düzeyiyle neron'u, samimi olduğunu başkalarından öğrenmek zorunda kalan (onay almak zorunda kalan) hitler'den ayırabilirim. bir topluluğun önünde edilmiş ve edilecek bütün yeminler, insanın dehşet verici tarihinden izler içerir. tarihinden dehşet almayan insandır samimiyetsiz.

estetik yaşantı

ontolojik sancilarimin merhemi
“this be the verse"'e atıfta bulunmak gerekirse, tam çevirisiyle, anne-baba tarafından sikilip atılmamış evlatların yaşamı. kısaca, mütevazı bir boş küme. sanayi devrimi'nden ve fransız ayak takımının ihtilalinden önce kralların saraylarında ve düklerin şatolarında genişlemiş olan zaman, günün şartlarında daralıyor. insanlar geçmişte bir krala karşı hakiki (sevgi cinsinden ifadesi bulunmayan) bir nefret besleyebilmişken, günün dünyasında üst düzey bir idareciye yönelik gerçek (estetik haz kaynağı) bir nefret örneğine rastlamak oldukça zor -bulunabilecek en gerçek nefret, ifade edilememiş hayranlıktan ibaret.

aporetik diyaloglar

indolentexistence
platon'un, sokrates'in ağzından tartıştığı çıkmaz sokakla sonuçlanan, bir nevi paradokslar diyaloğu etrafında dönüyor.
diyaloglar Olumsuz bir cevap lehine güçlü bir argüman öncülü ile kontra atağa geçmeyi, haliyle bir zorlanmaya/zorlamaya dayanıyor.
tanımların muğlaklık boyutunda kalıp, karşılıksız çeke dönüşmesi durumunda, ''tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir'' sonucuna varılıyor. felsefenin temellerini atıcaz derken arafta kalma durumu, mazallah çarpar insanı. tanım yapıcam derken tanımla birlikte gümlemek.

(bkz:sokratesin savunması)

kötülük gördüğü insandan intikam almayan insan

bouii
Bu kesinlikle ben değilim. Hayatın adil olmadığı konusuna sanırım hepimiz hakimiz ki üstüne bazılarımızın yaptığı eylemlerin sonuçlarına maruz kalmadan yaşaması sadece uçurumları çoğaltmaya yarar.
Hayat zaten çoğunlukla bizim adımıza kararlar alıyor. Bir zahmet bazı planları da bana bıraksın. Ben ince ince, mekik gibi güzelce işler sonra harekete geçerim.