adnan oktar

turuncu gemi
bugünkü duruşmasında şöyle bir yanıt vermiş şahıstır;

''o zamanlar herkes fetö'yü övüyordu. ben de karşısında görünmek istemedim''

yukarıda okuduklarınız sağ ahlak tutarlığının tanımıdır kanımca. yani tutarsız dip ahlaksızlığın ta kendisidir.

o zamanlar solun her kutbundan insanın ciğerini söküyordu fetö. ve bazı zamanlarda bu şiddeti mecazi olarak da yapmıyordu.
mesela ben o yıllarda üniversiteye gidiyordum. cemaat yurdunda kalan arkadaşlar her türlü konforun dibindeyken benim aklımın ucundan bile geçmedi öyle ahlaksız bir ayrıcalıktan faydalanmak. okul bitince hiç bir cemaat torpili aramadım devlete kapağı atmak için.

okullarını birincilikle bitirip fetö'yle ilgileri olmadıkları için atanamayan ve intihar eden yüzlerce insan var kim verecek bunun hesabını? devlete liyakatıyla yerleşip sırf solcu diye veya ailesinde solcu var diye fetöcü damgasıyla atılan on binler var.

bunların hesabını vermesi gereken sağdır. ama halkımız ekseri olarak hala yığınlar halinde sağa oy vermekte. değişir bu düzen elbette.

çağın vebası

turuncu gemi
narsizm. artık bu hastalık bireysel bir durum olmaktan toplumsal histeri olmaya yol almış durumda. herkesi bir yanından çürütüyor. insanlığın sonu orta çağdaki vebadan gelmedi fakat bu histeriden geleceğinden şüphem yok.

ilk köpeğinizin ismi

turuncu gemi
başlığı ekşiden arakladım. üzerine de içimde kabuğu kopan bazı yaralarım ve üzerine de konuşasım vardı yaptım bunu. pişman değilim.

leydi. iskoç çoban köpeği, koli cinsi muhteşem bir hayvandı. halk arasında bilinen ismiyle lassie cinsi köpek. 10 yaşımdaydım. o zamanlar ablamlarla yaşıyordum. ablam ilk çocuğuna hamileydi. evde fısır fısır, bebek doğunca köpeği vereceklerini konuşuyorlardı bana çaktırmadan annemle ablam. komşular falan gelince de bahsi açılıyordu fısır fısır. ben çıldırıyordum hüzünden. köpek yıllardır bizimleydi, bebekse yeni doğacaktı. bebeği vermeliydik köpek kalmalıydı mutlaka. bu hakikati büyükler neden anlamıyor diye gecelerce uyuyamadığım oluyordu.
sonra bebek doğdu. on yaşında çocuğun bile içine tarifsiz bir yeğen sevgisi doluyor ilk gördüğünde yeğenini. o güzelliği ilk gördüğümde sanırım büyük olmaya ilk adımımı atmıştım.

aradan 16 yıl kadar geçti. benim şımarık zengin yeğen annesine dünya kadar para verdirip golden cinsi bir köpek aldırmıştı. 1 hafta içinde köpeğe bakamayacaklarını anladılar. o zamanlar ben de haliyle ayrı bir eve çıkmıştım. dedim bana verin elime mi yapacak. yapıştı. ismini alf koydum. bir gün öğlene kadar yemek yemedi diye ölüyor sandım. taksiler bizi almadı, rahat 4 km falan veterinere kucağımda taşıdığımı biliyorum. dünyada tariflenmiş ve tariflenecek en güzel sevgi bağlarından biri gelişmişti alf'le aramızda. fakat işte hiç bir sevgi terk etmenin önüne bend değil. 4 sene sonra sonsuzluğa uyudu alf. onu çok özlüyorum.

o günden beri sokakta dayanışma içine girdiğim yüzlerce güzel hayvanın hala başını bu konuyla ağrıtırım. başlığı görünce sizi de bu zulme maruz bırakmaktan kendimi alamadım.

beyin

turuncu gemi
aslında aya hiç gidilmedi bizi skiyorlar diyenler ve beynimizin aslında yüzde onunu kullanıyormuşuz diyenlerin sığlığı ortak beyinsizlikten gelir.

sanırım beyin için var olmuş en karmaşık yaşam sistemi diyebiliriz. tanımdan sonra meramıma geçebilirim.

yatay solucan diye muhteşem bir hayvan çeşidi vardır. yatay solucan hayvanı aslında hala olmaması gereken bir hayvandır. antik muhteşem bir canlıdır kendisi. sudan çıkıp karada yaşam başladıktan sonra, aslandan insana bütün omurgalı varlıkların ortak atasıdır. öz be öz dedemizdir.
geçenlerde bu hayvan üzerinde yapılan bir deney okudum. anlayabildiğim kadarıyla aktarmak isterim.

yatay solucan hayvanlarını ortadan ikiye böldüğünüzde iki parça ve iki şahıs solucan hayvanı olarak yaşamlarına devam edebilirler. bu hayvan dedelerimiz gün ışığından çok korkarlar. haliyle ışıkta avlanamazlar da. bilim adamları bunlara ışıkta avlanmayı öğretmişler. bu mazlum hayvanlar da beyin yoktur. beyin yerine kafa kısmında tek bir hücre mi ne var. o kadarı aklımda kalmamış. buna benzer bir olay var işte. fakat ilkel de olsa bir sinir sistemine sahipler elbette. bu hayvanlarımızın bir özelliği de ortadan ikiye böldüğünüzde, yaşamlarını iki solucan şahıs olarak sürdürebilmeleridir. bilim adamları da bunları gün ışığında avlanabilecek şekilde eğittikten sonra ortadan ikiye bölüp gözlemlemişler. kafa kısmı kalan solucan şahıs haliyle öğrendiği davranışı devam ettirebilmiş. zaten bugüne kadar yaygın biliş öğrendiklerimizi beynimizde depoladığımızdır. fakat ilginç olan göt kısmı kalan solucan şahıs da öğrendiği davranışı devam ettirmiş. bugün bilim insanları hafızanın salt beyinde değil acaba hücrelerimizde de depolanıyor mu ayağına uzun uzun beyin yormaktalar. bu arada ilk gençliğimde değerli bir devrimci büyüğümüz bana şöyle demişti. ''beyin yoruldukça gelişen bir organdır'' devrimci büyüğümüz haklıdır.

bu deney bana uzun zaman önce okuduğum bir bilimsel çalışmayı hatırlattı. cinayet sonucu öldürülen bir insan kalbi, kalp ihtiyacı olan bir dönora takılır. ve bu dönor katili rüyasında görerek cinayeti aydınlatır. bilimde bugüne kadar muaama olan bu sorunsalın cevabı da yukarıda anlattığım deneyde saklı olabilir. veya olamaz ben götümden de uyduruyor olabilirim.

kanser

turuncu gemi
zor bir hastalık elbette. fakat yaşamı boyunca iki ayrı kansere yakalanıp da hala inatla ve güzel yaşayan çok insan tanıyorum. sebeplerinin de kapitalist medya tarafından aşırı manüpile edildiği kanısındayım. yalnız elinizden geldiğince şekerden uzak durun.

akp önündeki eyleme izin verilmemesi

turuncu gemi
günlerdir bir soru sosyal medyayı sallıyor. çocukları pkk elinde olan anneler hdp önünde eylem yapıyor da, çocukları fetö elinde harcanan anneler hangi parti önünde eylem yapsın?

bugün çocukları askeri lisede okurken ağırlaştırılmış ömür boyu ceza alan bir grup anne akp önünde eylem yapmak istemiş. polisin sert müdahalesiyle karşılaşmışlar.

tarihin en paradoksal sorunlarını komik biçimlerde çözmeye çalışıyoruz. bir gün toplum olarak tekrar akla ve rasyonaliteye koşacağız diye umut okyanusları taşardı bir süre önceye kadar içimde. artık küçük bir deniz tuzu bile kalmadı bu kanıya dair hiç bir yerimde.

ayrılık

turuncu gemi
taraflar için korkunç bir dönemin adıdır. yahut en azından bir taraf için. en az ilişkinin ilk günleri kadar korkunçtur. ilişkinin ilk günlerinde de dediğimi yanlış anlar mı? ilk günlerde elimi kolumu nereye koysam? kaç numaralı bakışımı atsam? ayy bu hareketi bana ne kadar itici geliyor yolun başında bıraksam mı? gibi durumlar gerer ha gerer insanı. tabii ayrılık zamanı geldiğinde bu günler bile gözünüze küçük cennet ışıkları gibi görünür.

yahya kemal çok güzel söyler, ''bir bitmeyecek şevk verirken beste, bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir''

şairin bahsettiği bu evrene geçiş yaptıysanız ilişkide cehennemin küçük bok gibi ateşleri kalbinizden akan benzini harlamaya başladı demektir. bilmezsiniz ki bunlar daha iyi günleriniz.
zaten bir süre sonrasının acıları tarifsizdir. şunun da farkında değilsinizdir ki hıyarın ve insanın nasıl yüzde doksanı sudan oluşuyorsa, o an çektiğiniz acının da yüzde doksanı korkudan oluşmaktadır. sosyolog ve psikolog dostlarımız varsa lütfen o evrede neden bu kadar çok korktuğumuz hususunda bizi aydınlatsınlar.

ayrılık acılarından şu halde baya uzağım. gerçi en son o güzel insanla muhteşem yıllarımızın geçtiği ankara'yı haberlerde görüp de günlerce yemeden içmeden kesileli 5-6 ay oluyor. acilde gözümü serumla açtığım günkü zavallılık hissiyatının hücrelerimdeki izi hala bir sızıdır.

bu acıyı bir zamanlar en dibinden doruğuna kadar yaşamış bir dostunuz olarak bir kaç tavsiyem var. yaşadığınız şehri terk etmeyin. ben yaptım çözüm değil. korkmayın diyemeyeceğim fakat bir şekilde korkularınızı yönetmeyi öğrenmeniz gerekiyor. acılı şarkılar dinlemeyin fazla. veya ara ara dinleyip göz yaşlarınızı boşaltın. göz yaşı tıbben en iyi antidepresanlardan biridir. çok zorda kalmadıkça doktara gitmeyin. torbacıdan beter oluyor ibneler o evrelerde. torbacılara da fazla gitmenizi önermem.
en önemlisi sıkıştığınız zavallılık hissinden çıkın. simyacıların kurşunu altına dönüştürme çabası gibi siz de acılarınızı güce dönüştürmeye bakın.

üzerine bir de bugüne kadar yapılmış en güzel ayrılık şarkılarından birini bırakayım beter olun. ara ara beter olunmakta fayda vardır bu süreçte. gözlerinizi tekrar hayata ve yeni bir insana açtığınız zaman bu acılar size tecrübe gıdaları olacak. ve eski hatalarınızdan uzak çok güzel bir yeni yaşam başlayacak.

sen soğuk kış güneşine bakarken
çöl ateşi yakacak beni
mesafelere dolanacak iklimler
ayrı ayrı yerlerde başka insanlar
başka nefesler

bir yaban gül dikeniyle kan oturdu ellerime
kötü şeyler olacakmış öyle bir his içimde
ellerinle saklama terkeden gözlerini
önce gözler bırakırmış sevgilinin ellerini

geldi geldi vakti geldi
geldi kondu dudağına
pek yakıştı hırçınlığına
bekletme beni söyle
ayrılık ne zaman

ölüm bile yıkamazdı böyle bildik sevgimizi
çöl kumundan bir kaleymiş dokununca yıkılıverdi
geldi geldi vakti geldi
geldi kondu dudağına
pek yakıştı hırçınlığına
bekletme beni söyle
ayrılık ne zaman

gecenin şiiri

turuncu gemi
özleyen

gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!
dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde,
sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde!

akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
hulyâ gibi yalnız gezinenler köye indi,
ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde.

yahya kemal beyatlı

mezar ziyareti

turuncu gemi
allah herkesin acısına yardım etsin, yakınlarını kaybetmiş herkese sabırlar dilerim ama benim anlamsız bulduğum eylemselliktir. 36 yılda babamın mezarına gitmişliğim 3 veya 4 falandır.

fakat hayatımın aşkının başkenti ankara'da, ankara'yı ve hayatımdan bütün mutlulukları terk ettiğim gece yapmıştım böyle bir ziyaret. 5 litrelik dikmen şarabıyla 1500 yıl evvel yitirdiğimiz şair imrul kays'ın mezarına gitmiş vedalaşmış ağlamıştım. ve şu şiiri okumuştum.

atların lisanını bilirim
kadınların gizli tarifesini
itin hergelenin biriyim
muhabbet tellâllarına göre

kalmadı yatmadığım hane
üryan girmediğim bahçe
imru'l kays'ı öldüren zehir
bana da sunuldu kaç kere

doludizgin geçtim yesrib'i
mekke'yi kona göçe
görmek için şairin ülkesini
indim kadim yemen'e

yemen : mısır ketenine
nakşedilmiş bir kaligrafi :
yüz bin sağmal deve
bir o kadar soru işareti

yemen : çölün eteğine
serilmiş bir pösteki :
yüz bini çini kâse
bir o kadar cırcırböceği

kahvenin yeşilini severim
sütün çivit mavisini
halden anlamazın biriyim
hayal tacirlerine göre

necid bir kök hatmi
aden bir dal defne
gözlerim şakaklarıma çekilir
güneş batarken kızıldeniz'e

nicedir dudaklarımda gezinir
cemal süreya'nın iki dizesi :
"iki şey : aşk ve şiir
bunlar kuşkuyla çiftleşir"

boynundan sarkan gümüş zincir
sol kulağındaki pagan küpe
yine kays'ı ele verir
dünyaya tekrar geri gelse

her aşk bir şehir
gibi şiirin gri tipisine gizlenir
bir gün benim de kalbim
ankara'da idam edilir

gecenin şiiri

turuncu gemi
aynı zamanda büyük müzisyen ahmet kayan muhteşem şekilde bestelediği cam kırığı hissiyatında nazım hikmet şiiridir;

saat 21'i vuranda
burada kan panalar çalardı
burada…
burada hasret ve dert
sen nerdeydin?

bugün…
bugün görüş günümüz
herkes geldi, sen nerdeydin?

aynı daldaydık
aynı daldaydık
aynı daldan düştük ayrıldık
aramızda yüzyıllık zaman
yol yüzyıllık.

tam yüzyıl..
tam yüzyıl oldu yüzünü görmeyeli
gözlerin içimde durmayalı.
dokunmayalı sıcaklığına karnının
tam yüzyıldır bekler beni bu şehirde bir kadın
aynı daldaydık
aynı daldaydık
aynı daldan düştük ayrıldık
aramızda yüzyıllık zaman
yol yüzyıllık.

akp önündeki eyleme izin verilmemesi

miyesmikcih
sadece muhalefet karşısı eylemlere izin veriliyor. çocukları kaybedilen cumartesi annelerinin eylemleri yıllar sonra engelleniyor.
oysa, mitinglerde ağlıyordu reis. demek ki timsah gözyaşlarıymış.
şimdi onun son tutunduğu dal, gerillaya giden veya kaçırıan kürt anneleri.
emin olun yanlış adresteki kürtler doğru yolu bulacak.
kimseyi çocuğuyla sınamayacaksın.

önsezi

turuncu gemi
kesinlikle doğa üstü hiç bir durumla ilgisi olmayan durumdur. olay küçücük verileri iyi bir zekayla harmanlayıp resmin parçalarını birleştirmekte saklıdır.

hakan ural

miyesmikcih
adama partner dayanamıyor. kendinden bilgili, kültürlü partnerleri sepetliyor. en büyük başvurduğu kışı aydin abisi.
esra eron dayanamadı, arada kaç kız gitti hatırlamıyorum. son kurban yılların kurnazı seray sever.
seray hanım da 10 ural'ı üst üste koysalar ağır çeker.
söylediği her söz zavallı. mesnetsiz, doğruluğu tartışma bile gerektirmeyen kişi.
seray sevenin yayın süresi iyice budanmış, yok olacağı duyumları var.

truva savaşı

turuncu gemi
marks'ın ''tarihteki her savaş iktisadi temellidir'' sözünü haklı çıkartan olaydır. evet tarihteki bütün savaşlar ve soykırımlar mülk paylaşımı temellidir. fakat biz maymunların bunu meşruulaştırmak için din, milliyet ve benzeri gibi kutsal soslara ihtiyacımız vardır.

truva savaşı da bu minvalde bir savaştı. esas ama ege denizinin hakimiyetidir. truvalılar koynumuzdan avrad kaçırdı, gidelim onların analarını avradlarını çok fazla skelim biz de edebiyatı sadece olayın sosudur.

buse arıcı

miyesmikcih
adı geçen taze tff çalışanı fanatik fenerli.
sarı lacivert forma ile "aykut hoca gitti, ersun hoca süper, analarını s....." diye mesaj atmış.
Bu kadın kimin torpiliyle tff de yönetici pozisyonunda iş verdi demiyorum bile.tabi ki kırpık sakallı saraya mayna eden kurbağa nihat olduğunu anlamak hiç zor değil.
bir kadının ağzından bu kelimeleri duymak insanı şaşırtıyor. artık kulüpler hakemleri ve maçları çok dikkatli izlemeli.
hatun kişisi avukatmış.