80 derece kolonya

rene
Şimdi bu korona denen virüsün dış kısmında koruyucu bir dış tabaka varmış. Bu dış tabakayı margarine benzetebiliriz. O yüzden 20 saniye veya daha uzun elleri yıkayın diyorlar. Hani eliniz tamamen yağ olduğunda burger köftesi falan hazırlarken sabunla yıkadığınızda hemen geçmez ve elinizdeki kaygan tabaka uzun süre durulama sabunlama gerektirir. İşte o hesap

İbu yağ benzeri tabaka alkole maruz kalınca yapısı bozulup dağılıyormuş bu da virüse zarar veriyormuş o yüzden virüse karşı 80 derece artı olan kolonyalar etkiliy-miş.

Bak aklıma eski kolonyacılar geldi, dedemle ara sıra giderdik. çocukken kolonya doldurdukları o ilginç doldurma sistemlerine bakar şaşırırdım. Ah nerede o eski kolonyacılar diyelim ve konuyu kapatalım.

umre

rene
Umre. Umre dediğimiz nedir arkadaşlar yukarıda yazmış. Bir nevi yurt dışı gezisi diyebiliriz umre için. İslam turizmi, kutsal topraklara farz kabul edilmeyen zamanlar dışında yapılan geziler.

Peki rene umre ne alaka şimdi diyebilirsin. Türkiye'de İstanbul İzmir gibi büyük iller dışında Anadoluya Koronayı her ile ilçeye taşına bir numaralı etken umrecilerdir. Evet bu gerçek, muhafazakar bir toplumun bireyi olarak Türkiye de yaşayan birisi olarak kabul etmemiz gereken bir gerçek. Şu an konya ki kendisi cemaatler, tarikatlar, tutucu muhafazakarlarıyla ünlü bir ildir, bölgesel bazda en yoğun korona vakası görülen illerden. Bulunduğum ilde, ki kendisi küçük bir ege ilidir, koronaya yakalanan, ölen vakaların büyük çoğunluğu umreden dönenleri ziyarete gidenler veya umreciler. bunlar sadece duyduklarım.

Sonuçta bizde varlıklı küçük bir kesim dışında Türkiye genelinde yurt dışına çıkış dediğinizde akla Tayland Phuket gelmez, umreciler gelir.

Şİmdi zamanında bu umrecilerin jenerasyonu, çin i yarasa yiyor, pis çinliler virüs yaptılar dünyayı diye varoş ağzıyla eleştiriyordu. Peki Türkiye den bir yurttaş kalkıp, arkadaş sizin umreniz yüzünden de Türkiye virüse bulandı o ne olacak dese, (bkz:recm mode on) olur hemen.

corona günlükleri

rene
Bir kaç senedir yazlar dışında home ofis ve izole yaşadığım halde, meğer ne kadar çok dışarı çıkıyormuşum dedim bu pandemi patlak verdikten sonra. İnsanın bilinçli bir şekilde kendi isteyerek sosyal izolasyona girmesi ile kurum ve kuruluşların belirli nedenlerle sizi evde tutmak istemesi çok bambaşkaymış. Az insan çok huzur mottosu ile geçirdiğim günlerin ardından bu evdekal düzeni bende strese yol açtı. Kendi isteğim dışında zoraki bir şeyleri hayatım boyunca çok kısa dönemler yaptım belki ondan.

Korona'nın "eşitlik" kavramına getirdiği yeni soluk da ilerleyen günlerde mutlaka tartışılacaktır. Öncelikli, ölümcül derecede Yaşlılara ve kronik hasta olanlara etki etmeyen, genç, yaşlı, at gibi sağlıklı herkeste benzer etkileri yapan bir virüs olsaydı ne olurdu diye soruyorum bazen düşünürken. Gerçi toplumları, devletleri, ülkeleri, milyonları etkileyen bir virüs işin içinde olduğunda bu detaylar ortadan kalkıyor. Şöyle düşünelim, Filipinlerde sokağa çıkanlara vur emri çıkaran bir başkan, başka bir ülkede ailesiyle tatile giderek yasağı bölen bir devlet başkanı, başka bir ülkede, çalışmak zorunda, dışarı çıkmak zorunda olan, paraya ihtiyacı olan fakir nüfusuna evde kalın ve bize sms le yardım edin diyen bir başkan. Başkanlar, başkanlar, devletler. Birbirinin maske kargosuna el koyan devletler. Çalmayı normalleştirmiş, baskı ve çaresizlik timsali koca koca hükümetler.

Kısacası, bunca yıldır besleyip büyüttüğünüz, sofradaki aşınıza, maaşınıza, hemen her şeyinize ortak olan devlet çatısının çatır çatır çatladığı, insanlara "evde kalın" dan başka bir öneri sunamadığı günleri görüyoruz.

Sağlık çalışanlarının pencerelerden alkışlarla motive edildiği, varlıklı insanların 500 m2 evlerinde evde kalın bak biz evde kalıyoruz diye sosyal medya da gündem oluşturduğu. Tüm bu medya baskısına rağmen işe gitmek zorunda olan adamın, para kazanmak zorunda olan minibüsçünün tıka basa doldurduğu minibüse yüzündeki ince bir ameliyat maskesiyle bindiği günler.

Virüsün ülkede patlak vermesinden daha bir kaç gün önce sınırlara yığılan suriyeli mültecileri düşünüyorum. Vatansız, evsiz, parasız, aç ve açıkta. Kocaman medya kuruluşlarının sadece "bir" günde unuttuğu kalabalıklar. Gece gündüz aynı şeyleri söylerken akıllarına yarım saatlik bir mülteci haberi yapmanın gelmediği satılmış ruhlar. Ucuz hayatlarını kendilerine ait hissettikleri o haber kanallarının binalarında üzerlerine giydirilen konum ve mesleklerle kapatan yığınlar.

Tek temennim, bu pandemiden herkes doğru dersi çıkarsın. türümüzün vandallığı en azından halk kitleleri nezdinde etkisini kaybetsin. Devlet, hükümet, siyaset, sınırlar gibi kavramlara daha objektif daha adil milliyetçi, şovenist, yandaş gözlerle bakmayı bıraksınlar.

Rene bilinçli karantinadan bildirdi.

ücretsiz izne çıkarılanlar

rene
Memurlarınkini düzenlediler az çok, haftada bir veya iki günde bir gidiyorlar, veya hiç gitmeyeni var. Peki özel sektör ne olacak? Özel sektör bırak ücretli izni, personel çıkarıyor, küçülüyor. Peki birikmiş parası olmayan, ay sonu alacağı o maaşa yaşamsal giderleri için ihtiyacı olan insanlar ne yapacak?

Bilmiyoruz. Biz mi bileceğiz? Tabi ki hayır. Bilmesi gerekenler ne yapıyorlar peki? İBAN atıyorlar yardım gönderin diye? Ülkedeki şanslı azınlığın damlatacağı bir kaç damlaya dahi göz koyuyorlar. Peki diğer insanlar? Onlara da ücretsiz maske veriyoruz diyorlar. Maskele ücretsiz daha ne yapacağıdık?

gurur

bonnie
ben böyle inat bir duygu tanımıyorum. onun etkisiyle verebileceğiniz kararlar bir ömür boyu mutluluğu engelleyebilir mi mesela? işte bu meret gururdur.

zengin sözlük yazarlarının film önerileri

ruzgara karsi iseyen adam
Film önermekten ziyade, derinacarr'ın (bkz:#114217) entrysinde paylaştığı listeye bir kaç ekleme yapmak isterim. Efendim; söz konusu liste çok değerli filmler içermekle birlikte, konu psikolojik gerilim olunca iki önemli filmi atladığını düşünüyorum.

Bunlardan birisi henüz taze filmlerden, geçen yıl vizyona giren the lighthouse.

Diğeri ise, karanlık imgeler ile izleyiciyi sürrealizmin doruklarına çıkaran d.lynch'in kült yapımı eraserhead'dır.

Tekrar altını çizeyim! yazdığım bu iki film, başlığın aksine öneri olmamakla birlikte, söz konusu listeye ekleme amacıyla yazılmıştır.

eyüp sabri tuncer

bonnie
biraz hakkında araştırma yapınca enteresan bir hayat hikayesiyle karşılaşılan ve şu an türkiye'de en ünlü kolonya markasının isim sahibi. şapkayla taa bosna'dan başlayan 1930'lu yıllarda şu anki satış pazarlamalarına taş çıkartacak derecede ince düşünülmüş yöntemler.

corona virüsü ile hayatımıza tekrar derinden dalan bu marka hakkında son zamanlarda yoksa yüzde 80 değil mi tartışmaları yaşanırken şöyle bir açıklama getirmişler;

"Kozmetik kanunu gereğince ambalaj üzerine derece yazılma zorunluluğunun bulunmaması sebebiyle bir yıldan uzun bir süredir yeni ambalajlarımızın üzerinde derece bilgisi yer almamaktadır. Klasik Limon Kolonyası ürünümüz uzun yıllardır 80 derece alkolle üretilmektedir. Tüm ürünlerimiz Sağlık Bakanlığı denetimi ve kontrollerine tabi olarak piyasaya arz edilmektedir.

Son dönemde yaşadığımız korona virüs pandemisi nedeni ile gündeme gelen ve toplumda hassasiyet oluşturan alkol oranının değerli halkımız tarafından ambalaj üzerinde görünür olması talebini dikkate alarak, ilk üretimlerimizle beraber yeniden ambalaj üzerinde 80 derece ibaresinin yer alacağını kamuoyunun dikkatine sunarız."

the walking dead

bonnie
mendebur corona nedeni ile 10. sezon 15. bölümle nihayetlenen dizi. 16. bölümü çekememişler. böylece bir sezon yarıda kaldı.

dizinin yapımcıları diziyi uzun yıllar sürdüreceklerini açıklamışlardı bir ara. adamların ellerine cidden malzemede çıktı. coşabilirler.

8 nisan 2019

bonnie
o telaşlarımı, o sıkıntılarımı, o sorunlarımı yerim.

öğrencilerimi 23 nisan gösterileri için hazırlamaya çalışırken yaşadığım allahım ne ipe sapa gelmez gerginliklermiş.

vay anasını!