oda arkadaşı

dante
Tuvalet eğitimi vermeye çalıştığım şahıs.
Bir insan her sabah sifonu çekmeden gider mi ya aklım almıyor valla. Güne bok gibi başlıyorum. Mide bulantısı da cabası.

Eridim çüküne koyim ya.

azrailin regl donemi

azrailin regl donemi
yazacak başlık bulamadım kafama göre karalamak için.. burası evim olduğuna göre istediğim gibi park edebilirim diye düşünüyorum..

yılların eskitemediği sadece olgunlaştırdığı, hayalleri umutları ölmeyen; sadece yatalak olan adam.

dışarıdan enerjik ya da çok boş çocuksu tavırları olan biri olarak biliniyorum belki ama içimde yaşlı bir adam var. direnmiyor, savaş açıyor! anlatsam anlayamazsınız demeyeceğim. anlarsınız elbet ama ben anlatmam. şöyle bir bakıyorum da eskilerin çok da önemi yokmuş. an bu anmış! inanın bana eskisi yenisi önemsiz. kararsızlıklar da öyle. siz kararsız kalırken hiç düşünmezsiniz aslında geçmişte bir şekilde karar verip ya da kararsız kalarak şu duruma geldiğinizi. eskilere bakarsanız yanılırsınız da.. geçmiş kararlarınız hep pişmanlıkla doludur. hem de hepinizin. bu durum insanoğlunun mutsuzluktan beslendiği teorisine tekabül eder. mutlu anlarınızı hatırlamazsınız çünkü mutluluk zaten hep olması gereken bir şeydir sizin için. mutsuzluk kötüdür, tercih edilmez. ve hep hatırlanır. çünkü istenmeyenler anımsanır. aşkınızı derinden hissederek hatırlamazsınız mesela. kazık atışını ise bir ömür unutmazsınız. ömrünüzün 365 gün olduğunu varsaysak mutlu anlarınız sadece birkaç saate sığardı. birkaç ufak mutluluk için bir ömür harcıyoruz. ve yaşayabildiğimiz kadar yaşamak istiyoruz. mesela ben şimdi hemen şurada ölsem çok da mühim bir kaybımın olacağını sanmıyorum. çünkü ölüm yoktur. ölüm ne yaşayan ne de ölü ben için yoktur. ölüler ağlamaz, hissetmez. bu bir gün mutlaka gelecek ve ne zaman gelirse gelsin yaşama içgüdüm buna karşı koyacak anlamsız bir şekilde; her yeni dönem ve her yeni yaşta hep yapacak işlerimiz ve hedeflerimiz olacak. insanoğlu cidden çok aptal bir yaratık.

özetle işte bu bilinç insana hiç bir acının gerçek olmadığını ve her ne olursa olsun en fazla basit bir "an" ile bütün bunların son bulacağını bilerek imkansızları dahi olabilitesi yüksek kılıyor. sonra insanlara bakıyorum ve diyorum;

"ne dertler var ya rab!"

aşk acınıza, para sıkıntınıza, işlerinizin kötü gidişatına olan isyanınıza çarpayım!

gerekirse binlerce kadın eskiyecek belki bu bedende ama sevginin şerefi asla yerden kaldırılmayacak!

önceleri bir düştü aşk, gülümserdik uyurken;
sonra bir düştü aşk, dudağından kaldırdık kahpelerin.

önceleri bir düştün güzel kız, ağlayarak uyandım;
sonra bir düştün gözümden, şimdi kupkuru gözlerim.

önceleri bir düştüm, hayat bana imrendi;
sonra bir düştüm, anladım: böyle büyürdü her düş...




oda arkadaşı

azrailin regl donemi
hiç bir zaman olmasını istemediğim arkadaştır. bu kocaman bir saçmalık zaten! aynı oda aileden biri değilse başka biriyle asla paylaşılmamalı. ha belki ev arkadaşı olabilir ama o da benim kurallarıma uyacak birisi olması lazım.

obsesif geçmişi olan ben için ailem ile yaşamak bile zor iken ne yapacağını tamamen kestiremeyeceğim biri ile bu imkansıza yakın. kontrol manyaklığım da cabası. takıntı hastalığımı yıllar önce tamamen beni sarmadan kendi çabalarımla dizginlememe rağmen bir ev arkadaşım var ise;
asla yemek yerken parmaklarını yalamamalı. bundan nefret ederim. elini ayağına sürmemeli de. bu da iğrendirir beni. bu ve benzeri hareketleri yaptıysa hemen banyoya gidip elini yıkamalı bu arkadaş. bunu yapmaya giderken banyonun ışığını elinin tersi ile açmalı, kapısını elinin tersi ile açmalı ve çeşmeyi de elinin tersi ile açmalı. hiç bir şey olacağından değil aslında. sadece o elindeki bulaşmış belki de olmayan mikroplar ya da dokunuş diğer objelere bulaşmayacak ve ben de özgürce yaşayabileceğim. ha elini yıkamaz ve o eliyle kumandaya ya da diğer sürekli ele alınan bir objeye dokunur ise o objelere artık elimin tersiyle bile dokunmayacağım belki de.
hatta şuan ailemle yaşadığım evde evin tv kumandasına dokunmuyorum hiç bir zaman. zaplamak istersem başkalarına söylüyorum.

takıntılarımı geçtim benim alanım özel olmalı ve özgür olmalıyım. gitarımla takılırken odadaki bir elemanın buna karışması benim için kabustan farksız olurdu. bana ait olmayan rahatça takılamadığım bir oda benim için hapishane olur ancak. böylesine değerli eşyalarıma masum bir dokunuşu bile namus davası yapacak olmam da cabası.

yani siz ne biçim insanlarsınız ki ulan 3-4 hatta 7 kişi ile bir odayı paylaşıyorsunuz? hiç demeyin şimdi biz de senin gibi düşünüyorduk diye. gerekirse aç kalırım yine de tek başıma bir eve çıkarım. ev arkadaşı da neymiş ulan! özgürlüğüm kısıtlanıyorsa ve kontrol bende değilse hayat benim için çekilemez oluyor ve potansiyelim hapis ediliyor. sırf bu bile yetiyor!

kyk'nın canı cehenneme!