levent üzümcü'nün atatürk'ü sevmeyenlere hain demesi

turuncu gemi
fatih tezcan'ın sıçmık söylemleriyle kardeş bir söylemdir. mustafa kemal her ne kadar cumhuriyetimizin kurucusu ve gelmiş geçmiş cumhurbaşkanları arasında en iyisi olsa da son tahlilde bir siyasetçidir. kimse mustafa kemal'i, abdulhamt'i, erdoğan'ı sevmeye zorlanamayacağı gibi sevmiyor diye de hainlikle suçlanamaz. zira aklı selim düşünüldüğünde ikisi de faşizmdir.

ben bir komünist olarak, genç cumhuriyeti milli burjuva değerler üzerinde yükseltmeye çalışan gazi paşayı korkmadan eleştirebilmeliyim. bunun adı demokrasidir. hatta ilerlemedir. ama tabii ki bu eleştiriler ideolojik temelli olmalıdır. ülkemizin çok büyük bir kısmının saygı, sevgi, minnet duyduğu bir insana asla saygısız bir üslup geliştirilmemelidir. demokrasi kültürünün en önemli temeli olan bir arada yaşamanın gereğidir bu.

fakat kim olursa olsun sevmemenin bedeli hainlikle itham etmenin hiç bir demokraside yeri yoktur.

zengin sözlük yazarlarının ruh halleri

kombiwankenobi
Üç-dört sözlükte birden üyeyim. En son ayrıldığım sözlüğün yerini anca kapatıyor. Galiba en çok burada vakit geçiriyorum az kişi olduğu için. Daha yaşınılabilir geliyor bana. Zaten hep böyle az nüfuslu yerleri sevdim. Her neyse iki sene öncesine gidip geliyorum kaç gündür. Ruh halim iki sene öncesiyle beraber çay içiyorlar şu an. İçimde ufak bir heyecan. Galiba yaklaşıyor yaklaşmakta olan.

zengin sözlük yazarlarının karalama defteri

peho
Kendime ağır mı geliyordum yahut aksine bir tükeniş miydi beni bu hâle getiren ayırt edemiyorum. Sokaklardan âdeta cenazem kalkıyordu, öylesine bir ölü taşınıyor üzerimde. İnsanlardan mutlak gurbetimin devri gününde aklım tıklım tıklım. Kimsem yokmuş meğer cümlesinin öznesi değil de fiiliydi canımı yakan, kimseler zaten yoktu. Onlar safi etrafımdı, etrafımdalardı. Bir insan nasıl oluyor da yüzlerce insanın içinde bir kalıyor ve birini dahi kendine bir yapamıyordu? İşte kendimden taşmakla kendimi tüketmek arasındaki dört dönüşümün üçüncüsündeyim, belki iki. Büsbütün bir hiçlikti beni esir eden, kendimi esir ettiğim. mutlak boşluk ve anlamsızlığın deveranında hepten bir sürgün.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

kombiwankenobi
Cidden artık soyutluyorum kendimi bazı şeylerden. Galiba çevremde insanların olmaması daha da güzel. Çabalıyorum, mutlu ediyorum, inanıyorum ama neden ben mutsuz oluyorum? Neden gün sonunda düşünüp kendimi bitiren taraf ben oluyorum? Daha gencim bunun beş-on sene sonrası artık olmak istediğim kişi olacağım. Küçük yerlerde küçük insan olacağım. Hayalim değil ama buna zorundayım galiba.

Arayanım çok soranım çok ama ben bunların gelip geçici olduğunun farkındayım. Biteceğinin farkındayım. O yüzden kaptırmamak istiyorum. Elbet bir zaman bitecek şeylerden mutlu olmak istemiyorum. Bu yüzdendir gitmelerim, umursamamalarım. kendimi alıştırmamak içindir.

yalan söylemek

kombiwankenobi
Ya gerçekten şu yalanın allah belasını versin.
Anında insandan soğutur mu? Anında soğutur.
Ne gerek var yani. Üzmemek gibi bahaneleri olanlara ayrı bir gıcığım. Biraz açık sözlü olsun insanlar. Ne olur.

ben seni üzerim kızı

kombiwankenobi
bir bok olmayacak kızdır.
evet.
eğer gerçekten değecek birini arıyorsanız kendini geliştirecek size bir şeyler katacak sizden bir şeyler kazanacak biri olsun.
o ne be öyle ben sana fazlayım sen bana fazlasın üzeriz falan. açık sözlülük bu değil.

para birimini liradan santimetreye çevirmek

miyesmikcih
Parantez nikli twitter yazarı duyduğu bir şeyi araştırmadan sallamış gibi geliyor bana. Belki muziplik yapmak istemiş ama santim eski türk para birimlerindendir .(cumhuriyet dönemi dahil)
santim 40 paradır
40 para 2 kuruşa tekabül eder on para ve kırk paradan sonra delikli 1 kuruş çıktı, 10 para delikli olmamasına rağmen 40 para yani 1 kuruş delikli paraydı.
100 para da delikli paraydı ve 2- 1/2 kuruş olarak yazılırdı .
bir de kağıt 2-1/2 lira vardı.
benim aklimda kalan 40 paraların çengelli iğneye dizildiğiydi.
santim aritmetik kitaplarında geçiyordu ama biz kullanmadık.
paramız gerçekten çok değerliydi.

onlar da yansın

peho
yüzyüzeyken konuşuruz'a ait şarkıdır kendisi, chill dediklerinden.

''Düşünme artık bunları bak oldu bitti
Kaderimde varmış de geç bak bitti gitti
Dayanmak kolaysa bırak onlar da yansın
Sen neredesin kim nerede, orada kalsın'' falanlı şarkı.

sarma tütün

turuncu gemi
1950 yılından beri türkiye halklarının yüzde 70 lik tarihi hükümetleri tarafından kazım kazım kazzıklanma tarihidir. türkiye cumhuriyeti hükümetleri hiç bir alanda göğsümüzü kabartacak işlere imza atmasalar da vatandaşı zamlarla skip belini, kolunu kanadını kırma konusunda birbirlerine tur bindirmişlerdir.

turgut özal 1980'lerde bu konuda ilk çığırı açmıştır. kdv diye geçici bir vergi koymuştur. 30 yıldan fazladır hayatımızda bu geçici vergi. bu çığırı 90'ların sonunda halkçı ecevit sürdürmüştür. 1 seneye mahsus çıkarttığı ötv 20 yıldan fazladır hayatımızda. kimse de bir gün sormuyor ki bu iki sikik, ucube dolaylı vergi neden hayatımızda? hatta akp hükümeti bu iki vergiyi hayatımızdan bir kaç aylığına indirerek neden ve nasıl seçim kazanabiliyor?

sonuncu malum hükümetten önce vatandaşlar olarak sikicimiz bir taneydi, bu hükümetle birlikte eline kazzığı alan bize koşuyor maşallah. yığınla yandaş mütahitinden diyanetine kadar durum böyle. ulan soktuğumun bir sigara paketi 18 lira olur mu? tamam hadi sigarayı içkiyi bıraktık ölmedik bu yolla. dinsiz imanzsızca yapılan benzin zamlarından sonra kaçak mazot yakan bir otobüste de ölmessek eğlenceli bir ülkeyiz aslında.

gelelim sarma tütüne. alışınca bok gibi tekel sigaraları içmiyorsunuz bir daha. heves edip, ekipman alıp kendiniz sarmanızı önermem. bunun yerine 4-5 liraya hazır sarılmışlar mevcut. hemen hemen aynı paraya gelmekte.

spider-man

ruzgara karsi iseyen adam
marvel'ın gittikçe büyüyen sinematik evrenine meydan okuyarak, küçük kasabasına geri dönen süper kahraman! Disney, end game sonrası bir çok avenger karakterini emekliye ayırıp, ikinci nesil sinema dünyasını spider-man'in üzerine kuracaktı. Yani tony stark'ın yerini, bay parker alacaktı. Ama sony ile disney'in yeni çekilecek filmlerin payında anlaşamamaları üzerine karakterin tüm hakları sony'de kaldı. Bu da marvel'ın neredeyse on yıllık projesini gözden geçirmesine, belki de çöpe atmasına neden olabilir.

Geride kalanlara bakıyorum da, carol danvers boş çıktı; thor götü göbeği saldı, yıldızlara açıldı. Bu durumda ister istemez mutant dosyası açılabilir ve yeni bir logan ile karşılaşabiliriz.

tramvayda kitap okuduğu için linç edilen genç

miyesmikcih
kitap okuyor diye tramvayda oturup yer vermeyen genç, bundan sonra köre topala da yer vermez. hele hele o çok bilmiş fatıh tezcan bu gencin önüne enkaza çıkarsa vay tezcan'ın haline derim.
hay mübarek kadın, tek münasip koltuk okuyan gencin koltuğu muydu?
ben metroda, otobüse bir tek okuyan insan görünce içim sevinç doluyor, değil yerinden kaldırmak ayakta cambazlık yaparak okumaya çalışan gence yerimi vermeyi teklif ediyorum.
lütfen okuyan insanları rahatsız etmeyin, mümkünse yer verin.
saygıyı öğretmek fatıh tezcan zübüğüne kalmamış.
çocuklu kadının marmaray'da okuyan insanı gözüne kestirmesi de enteresan.
uyanık olun gençler, fatıh tezcan gibi kişiliksizler okumayı kötülerken bağlı olduğu siyasal görürsün misyonunu yerine getiriyorler. ne demişti akp'li bir beyin fukarası : insanlar okudukça sempatizanlarımız azaliyor, üye sayımız düşüyor.
hadi şöyle bitirelim.
yavaş yavaş ölür kitap okumayanlar.

tarkan

turuncu gemi
demin bir belgeselde herifin 20 li yaşlarındaki haline denk geldim. bir yandan da şimdiki 50 li yaşlardaki haliyle mülakat vermekteydi . ulan neden birilerinin 30 yılda daha gençleşme ve yakışıklı olma hakları var. sırf bu sebepten bile kahrolsun kapitalizm aq.

tüketim çılgınlığı

peho
netflix başta olmak üzere türevleriyle birlikte yer edinen dizi/film kültürü aynı zamanda tüketim anlayışını da değiştirdi. anlayıp anlatmaktan ziyade yarışırmışçasına safi tüketime odaklanan kitle, kendilerinden geriye kalan kitleyi de istemsizce yanına çekmeye başladı.

ortaya çıkan diziyi/filmi bir oturuşta bitirmekle o dizi yahut film bitirilmiş sayıldı. bitirmenin aksine yalnızca tüketildi aslında. ertesi gün olduğunda o dizi hakkında hiçbir fikri kalmadı insanların, o filmin hiçbir müziği bir daha çalınmadı kulaklarına ama hep devamı istendi. birinci sezon bir gecede bitirildi, yer yer belki uyuyakalındı ama o dizinin bitmesi gerekliydi, işte burada da günümüz hobi anlayışının nasıl da yarış zihniyeti yüzünden bir mesaiye dönüştüğünü görüyoruz.

kafa dağıtma anlayışı ortadan kalktı, bir diziyi/filmi bitirmek âdeta görev hâline geldi; diğer insanlardan önce bitirmek, onlardan önce yorum yapmak. bu da ana akımdan geri düşmemek adına çark-dişli sisteminin ne yazık ki acı getirisi. kişisel hayatların bir bir düşmesi söz konusu. hayatlarında klişe insanları istemediğini belirten insanların farkına bile varmadan bir bir aynı tipe bürünmesi söz konusu.

ve evet işbu girdide dizi/film tüketiminin ne denli yanlış ilerlediği biraz dile getirilmek istendi, elbette netflix ve türevlerini ana akıma uyma çabası gütmeden kullanan insanlara saygımız pekâlâ sonsuz ama sırf ''bitirdim'' demek adına bir şeyleri bitiren insanları asla kabullenemeyeceğiz.

657

turuncu gemi
tarihte en yoğun ve niyetini gizlemeden emekçi düşmanlığı yapan hükümetimizin insanların kuşa dönen kazanılmış haklarını da elinden almak için her şeyi yaptığı kanundur.

fakat seçim sonrası malum kişi bir konuşmasında şöyle dedi;
''chp'ye geçen geçen belediyelerde mevcut sendikalarından istifa etmezlerse çalışanlar işten atılmakla tehdit ediliyorlarmış. arkanızda kapı gibi 657 var hiç bir şey yapamazlar''

bu örnek üzerinden sayın malum kişiye ve tüm akapeli'lere demek istiyorum ki hukuk bir gün hepinize lazım olacak.

bugün 657 sayılı kanun gereğince nispeten iyi sosyal haklara sahip olan memurlarımız bu hakları kolay kazanmadı. 90'lı yıllarda sokakta bedel ödeyerek emek ve sendikal mücadelelerinin bir sonucudur memurların bu kazanılmış hakları.

rica ederim fikir belirttiğiniz konularda bir miktar bilginiz olsun da konuşun.

ameliyat olmak

turuncu gemi
pazartesi günü olduğum çük kadar bir çük ameliyatını anlatmak istiyorum. aslında hastaneye geçen hafta çarşamba günü yatmıştım. dünyanın en yoğun düzeyde iğne fobisi yaşayan müptezellerinden biriyim. üzerine bir de sıkı bir sinema izleyicisi olarak holywood tarafından beynimin karanlık dehlizlerine zerk edilen ameliyat fobisini de koy. 30'larıma kadar iyi idare etmiştim aslında. ama işte 30'lardan sonra bünyede hiç bir şey olmuyorsa bile kesin bişeyler oluyor.

rahatsızlığım varikosel diye türkiye erkeklerinde sıkça rastlanan skindirik bir durumdu. testislerde damarların aşırı büzüşüp büyümesi sonucu spremlerin yanması durumu. bu da geçici bir kısırlığa yol açmakta. doktorlar normalde bekar erkeklere ameliyat önermezler. azıcık bir ağrısı olur çek aq onu da derler. benim de son 5 aydır manastırda yaşayan rahiplerden daha bereketsiz bir cinsel yaşamım olmasına rağmen ağrım dayanılmaz boyutlardaydı. son evre varikosel hastalarında bu ağrı sıkça rastlanan bir durummuş. bir gece ağrıdan artık kendi daşşaklarımı kendim kesmeyi bile düşünmüştüm. bu hal ve şeraitte geçen salı aynı zamanda çok da sevdiğim bir manevi abim olan üroloğumun kapısını çaldım.

bir hastane çalışanıysanız hasta olmak bazen muhteşem bir his. herkes sizin için seferber oluyor. doktordan temizlik görevlisi dostlarınıza kadar ayrı bir ilgi ve muamele görüyorsunuz. sözlükteki bütün dostlarıma geçirecekleri operasyonları kamu hastanelerinde gönül rahatlığıyla yaptırmalarını salık veririm. sömürücü özel hastanelere vereceğiniz on binler ziyandır.

geçen çarşamba sevgili doktorum ilgili tetkikler için hastaneye yatışımı verdi. perşembe günü de ameliyata götürdüler. ama allahım nasıl korkuyorum yolda. ameliyat sıra bekleme salonunda potsop mu ne deniyor oraya ateşime bakan hemşirem yüksek olduğunu söyledi. ciğerlerimi dinleyen hekim abim de az üst solunum yolu enfeksyonu var dedi. tekrar pazartesiye kadar yatış sağlandı ve antibiyotik tedavisine geçildi.
sevinçten havalara uçtum. pazartesi hiç olmayacak sandım ama oldu. tetkik için yönlendirildiğim kbb hekimi de ameliyat için uygundur onayı verdi. nedense o kbb hekimine uzun bir süre düşmanlık hissetim ama geçti.

bilen bilir, ameliyat masaları abd filmlerinde milleti zehirli iğneyle idam ettikleri masaların tıpkının aynıdır. bir aklım dedi ki kaç. fakat ameliyat önlüğü harici çırıl çıplaktım. ve çalıştığım hastanedeydim. bir seçim yaptım ve hastane korüdorlarında o halde koşmak daha beter bir rezillik geldi. ama yani bir kaç gramla öyle geldi. önce mantıklı geldiği de olmuştu. damar yolundan ilacı verdiler. ilk saniyeler ''ben buradayım haa hala sizinleyim, abiler ablalar ne olur daha kesmeye başlamayın'' dediğimi hatırlıyorum bir kaç defa. sonrada ''bakın şimdi kas gevşeticiyi verdiniz , narkozu itelemeyi unutmayın sakın'' dedikten sonrası flu. işte bunlar hep holywood'un beyin amcıklamasının tezehürüdür.

ez cümle, ameliyattan korkmayın. bir sağlık sorununuz olduğunda gönül rahatlığıyla hekime gidin. bir ameliyat kararında en önemli unsur hekiminize güvendir. türkiye hekimlerine ve bütün sağlık çalışanlarına güvenin.

şengül hablemitoğlu

turuncu gemi
2002 yılında katledilen bilim insanı necip hablemitoğlu'nun kendisi de bilin insanı olan eşidir. tıp alanında çok değerli çalışmaları ve kitapları vardır. şengül hoca son dönemde iyi partiden izmir milletvekili adayı olmuş fakat yazık ki seçilememiştir. siyasi görüşlerimiz 180 derece zıt olsa da sağda bu kadar kaliteli insanlar yer aldığı için ülkemizin geleceği adına içim umutla dolmaktadır.

bugün itibariyle kaz dağları direnişiyle ilgili, merhum hablemitoğlu üzerinden cahilce saptamada bulunan profumsu burhan kuzu'ya muhteşem bir şekilde had bildirmiştir. şengül hocamızın saygıyla ellerinden ve kaleminden öperim.

''burhancım, #neciphablemitoğlu 18 aralık 2002 yılında ankara'da ödürüldü. senin partinin ilk iktidar döneminde. ne ahlaksızsınız ki katilleri 17 yılda bulmak için zerre uğraşmadınız. şimdi ağzına alırsan adını senin o ağzını burnunu dağıtmak da bana düşer. edepsiz çirkef...''