zengin sözlük

azrailin regl donemi
isyan çıkarmamız gereken mekan. yeter artık yether! maaşlarımız neden yatmıyor sayın icgqhs!

ben bi esnafım ben bi esnafııım! açıyorum her sabah dükkanı, azrailin regl donemi yazarlık, yardım ve yataklık l.t.d. ş.t.i.'yi, akşama kadar işler kesat. ne bir kız düşürebiliyorum ne de maaşımı alıyorum yahu! kız varmış herhalde burada' diyerek geldim ama o da yok. ayın 11i oldu ve halen maaşlar yatmadı. yahu zaten sigorta yatmıyor, yemek de verilmiyor bari maaşımızı verin, evde çoluk çocuk aç. gece işe mi çıkayım ille de ayol?

darbe planları dönüyor sözlükte sayın icgqhs, indireceğiz seni.

tamam ya sinirlenme, anamı da alır giderim ıq ne kızıyon.

lan mı? canın sağolsun.

instagram

sos
- alo acil instagram destek hattı mı?
+ evet ablacım ne lazım?
- ya ben şu an evde çizgili pijamamla oturuyorum. fakat beni şu an lüks bir restoranda sanmaları lazım. hani şöyle first class bir restoran tabağı fotoğrafı olsa fena olmaz.
+ ablacım lüks restoran fotoğraf stoğu bitti. zaten azdı. bizim eleman bir restoranın mutfağına aşçı yardımcısıyım diye gizlice girip çekmişti o fotoğrafları. merak etmeyin. yenilerini çekeceğiz yakında. şu an maalesef yok.
- hmm... o zaman... boğazda lüks tekne turu yaparken çekilmiş boğaz manzarası falan var mı?
+ var ablacım ama gündüz çekilmiş olanı var. fotoğrafı gündüz paylaşmanız lazım. hatta şöyle saat 14 gibi falan...
- bana şimdi, şu an lazım diyorum! gece yok mu?
+ aaa bi dakka... restoran stoğu bitmemiş. elimizde son 1 adet fotoğraf var. nusr-et'te sıra beklerken çekilmiş bir gece fotoğrafı var.
- hmm... benim evim pendik'te ama olsun... gezmeye gidemez miyim? tamam. nusr-et fotoğrafı olsun. fotoğrafı paylaşırken "off sıra da bekle bekle geçmiyor" falan yazarım açıklamaya.
+ tamam ablacım. 5 tl'den bırakıyorum fotoğrafı.
- 5 mi? çok pahalı. biraz indirim yap.
+ ya ablacım biz ne kadar uğraşıyoruz bu fotoğrafları çekmek için sen biliyor musun? mesela bizim eleman nusr-et'e gitti. sıra beklerken bu fotoğrafı çekti. sırası gelmeden sırayı terketti kaçtı gitti. bu fotoğrafın arka planında koskoca bir emek var emek...
- iyi tamam tamam! 5 tl'ye alıyorum.
+ tamam ablacım. fotoğrafı gönderiyorum. istersen bir sürü starbucks fotoğrafı var. onlardan da göndereyim. arada kullanırsın.
- onlar kaça?
+ bunlar promosyon ablacım. ilk müşterilerimize hediye olarak gönderiyoruz. elimizde starbucks şubelerinin farklı açılarından çekilmiş 980 fotoğraf ve 586 ayrı isimde bardak fotoğrafı var.
- hmm iyi gönder.

(ben ne yazdım az önce? ne biçim bir senaryo lan bu? kafamda neler dönüyor böyle? okuduysanız teşekkürler...)

zengin sözlük aşure toplanma yeri

azrailin regl donemi
işte tam da burasıdır. yardımsever yazarlarımızı göreve davet ediyorum..

bu bünye ki yıllarca bırakın aşureyi o aşurenin içindeki nohut, yarma, ceviz, uzum, fasulyaa parçacıklarını ayrı ayrı bile görmemiş, bu fakir bünye, bu 1.93 boyunda ve 45 kilo ağırlığındaki hafifi rüzgarlarda şehir değiştiren bu dostunuz, bir kase aşureye açtır. aç!! azrail aç aç!

bir kase yetmez! siz bana tencereyi getirin. arkanızdan nazar duası okurum dolar yüzü görmeyeyim ki.

hülasa bebeğim bu nickin ardında bir fakir var! azrail'e sahip çıkalım!

hayata dair iç burkan detaylar

adini yavsak koydum taylan in yolu
Üç ay önce ablam çok ciddi bir beyin ameliyatı geçirdi. Hâlâ tam olarak kendini toparlamış değil.

Uyandığı zaman sadece beni hatırlamış. Annemi, babamı değil. Sadece beni. O da sadece küçüklüğümü hatırlıyor. Beni görünce birine benzetti ve anlatmaya başladı:

- benim kardeşim var bir tane. onla top oynarken, benim arkadaşım gelmişti ve kardeşimi bırakıp gitmiştim. Çok ağlamıştı kardeşim.

Sonra birden ağlamaya başladı. Elini tutup 'affetmiştir seni' dedim. ' Hayır affetmedi, affetseydi gelirdi. Dün bana seninle konuşmayacağım dedi' dedi. Sonra ağlaya ağlaya uyudu yine...

İşin garibi dün dediği olay 20 yıl önceydi. O an üzerimdekileri yırtıp camdan atlamamak için zor tuttum kendimi.

Ablalar güzeldir. Ablalar hep yaşasın.

ölüm kötü müdür

azrailin regl donemi
muhtemelen tüm insanlığın aynı cevabı vererek aslında yanıldığı sorudur.
çoğumuz ölmenin kötü bir şey olduğunu düşünüyoruz. yakın zamanda ölmek istemediğimden eminim. muhtemelen siz de böyle düşünüyorsunuzdur. eğer bugün ölseydim sevdiğim insanları üzerdim. onların iyiliğini düşündüğüm gibi, hayatta kalmak için kendi bencil nedenlerime de sahibim ve bu bana özgü bir şey değil. insanlar öldüklerinde onlar için üzülürüz ve bunu yalnızca kendimiz için, onları kaybettiğimizden dolayı yapmayız. özellikle ölüm onları gençken ve gelecek vaat ettikleri sırada aldıysa üzülürüz.

ardından berbat bir öteki dünya bizi bekliyor olsaydı eğer, ölümü anlamak kolay olurdu. ölüm bizim için bir son olmazdı. yalnızca bir varoluştan başka bir varoluşa geçiş olurdu. mezarda gerçekleşen çözünmenin ve çürümenin haricinde bilinçli halimizi bir şekilde ölümden sonrasına taşıyabilirdik. cehennemde ebedi ıstırapla lanetlenebilirdim. bu benim için kötü olurdu, şu an olduğumdan çok fena bir halde olurdum.

fakat ya öteki dünya yoksa? ya ölüm sadece bir son anlamına geliyorsa, bir yok oluşsa, geldiğimiz toprağa döneceksek ve her şey bundan ibaretse? o halde cehennemde yanacağımız halimizden daha kötü bir halde olmazdık. bu durumda ölmüş olmak tümüyle var olmamaktır ve tümüyle var olmamanın kötü bir yanı yoktur. sağlığımızın kötüleşmesinden, acılı ve onur kırıcı olan ve sonu ölümle sonuçlanan ölme sürecinden korkuyor olabiliriz. fakat ölümün kendisinden, hiçlikten korkmak bir hataymış gibi görünüyor. öldüğümüzde tohumlarımız atılmadan önce olduğumuz yerde olmalıyız ve birinci elden biliyoruz ki bunda herhangi bir sorun yoktur. ölmüş olmak rüyasız bir uykuda olmaktan daha fena bir şeymiş gibi görünmüyor.

eğer ölüm gerçekten bir yok oluşsa, o zaman ölmek nasıl olur da kötü bir şey olabilir ki? kötü bir şey olduğu oldukça açık gibi duruyor fakat niçin?
bana kalırsa ölüme duyduğumuz korku ve nefret tümüyle hatadır; ölüm geldiğinde, biz olanları anlamlandırma çabasına girişemeden varlık yerini hiçliğe bırakır ve biz bunu fark etmeyiz. bu yüzden yaşadığımız sürece ölümümüz bizi etkilemez(ölüme varan acı dolu hastalıklar bile). ölüm korkusu veya beklentisi bizi etkileyebilir fakat ölümün kendisi etkilemez. aynı şekilde öldüğümüzde de etkilemez. o zaman bizi hiç bir şey etkileyemez.

ölmek hiç bir zaman kötü olamaz. bunun nedeni ölümün faydalarının zararlarından fazla olması değildir. bunun nedeni ölümün bize herhangi bir zarar verecek güce sahip olmamasıdır.

ne kadar mükemmel de olsa hayatım, başarı ve sevgiyle dolu halde böyle sürecekmiş gibi görünse bile, eğer şu an bitecek olsa, herhangi bir açıdan benim için kötü olmazdı. bu konudaki tutum, ölümden korkmamak veya olabildiğince uzun yaşama arzusu değildir. kişinin yaşamının uzunluğu ve kişinin ölüm vakti ile ilgili olarak bütünüyle kayıtsız olmaktır.

ölmek hiç var olmamaktır ve var olmamakla ilgili kötü bir şey olmadığı gibi hoş olan bir şey de yoktur. kimse ölü olmaktan keyif almaz veya var olma yükünü üzerinden attığı için rahatlamış hissetmez. ölüler hiç bir zaman yakınmaz fakat keyif de almazlar ve aynı nedenden dolayı artık yoklardır. eğer bu, ölümün bize herhangi bir zarar vermeyeceği anlamına geliyorsa ve ondan kaçınmamız gerekmediği anlamına geliyorsa, aynı zamanda ölümün bize herhangi bir iyiliğinin de dokunmayacağı ve onu amaçlamak için herhangi bir iyi nedenimizin hiç bir zaman olmayacağı anlamına da geliyor.
peki ölüm kötü müdür? bana kalırsa kötü olan sonuçlarıdır. yanlış zamanda uyuyakalmak iyi değildir. en huzurlu uyku bile partiyi kaçırmanıza neden olarak kötü olabilir. ölüm yaşamımızın geri kalanını kaçırmanıza neden olarak kötü olabilir.

ölüm günlük yaşamda her ne kadar insanlarca görülüp duyulsa da onu başkaları üzerinden anlamak oldukça güçtür. insanın kendisi bu olayı tecrübe etse de anlayamaz. geldiği anda sonsuz bir yokluğa ansızın geçiş yapar. artık olmamaya geçeceğimiz bilinmezlik eşiği halen orada ve bizi bekliyor. işte asıl korku da bundan kaynaklanır ki bir başka hayat yok ise bu basit bir olaydır. bir "an öncesi" ve bir "an sonrası" vardır. fakat sonrası bir bilinmez, bir hiçliktir. buradan da anlamalıyız ki korkulacak bir olay da yoktur ortada. zira korkmak için var olmak gerekir.

ölümlü olma farkındalığı yaşamı yaşanabilir yapar. insanın hayatta oradan oraya savrulmasını önleyen bir çeşit koruyucu gibidir. bu bilinç, bir gün öleceğini bilen insanın varoluşunun anlamını sorgulayabilmesini, bu hayattaki amacının ne olduğunu ortaya koyabilmesini ve bir yol çizmesini sağlar. eğer ölümsüzlük olsaydı hayat içinden çıkılmaz bir distopyadan başka bir şey olmazdı. çünkü doğadaki tüm düzen ve insan yaşamının işleyişi insanın ölümlülüğü üzerine kurulmuştur. ölüm yaşamı toparlar, yaşama ve yaşamaya anlam katar. aslında ölümlü olduğumuz için varız da diyebiliriz. evrende ve insan bedeninde bir hiç olma durumu olduğundan varlık vardır. bu iki kavram birbirini besler ve birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. bu ilişki varlığın anlamlandırılması için gereklidir. varlık geri çekildiği anda hiçlik yüzünü gösterir, ortama hakim olur, dolayısıyla ölüm kapısından geçmiş oluruz. artık varlık ve ölüm değil, hiçlik ve ölü vardır.

sonuca gelirsek ölüm yakınlarımız ve diğerinin ölümüne tanıklık edip üzüldüğümüz sürece kötüdür. fakat bizim kendi ölümüz ise söz konusu, kötü değildir. iyi olmadığını da biliyoruz. ölüm geldiğinde bir hiç olacağımızı ve " bu muymuş?" bile diyemeyeceğimizi, bir hiç olacağımız gerçeğini kavrayabildiysek eğer; ölüm yoktur!

ölüm sadece yaşadığımız süre boyunca vardır. geldiğinde de olmayacak. o ana dek tadını çıkarın yaşamın. elbette ölümü de anarak.

keloğlan ak ülke masal kitabındaki rezalet

azrailin regl donemi
gündeme cuk diye oturmuş rezalettir. nasıl bir saçmalıktır ki yıllarca piyasada olmayan bir kitabı, teee 1980lerde basılan ve yok olup gitmiş bir saçmalığı 2009da yeniden meb komisyonuna sunup bir de üstüne onaylatılıp bastırılıyor? kitapta hızır adında bir cin küçük bir çocuğa tecavüz ediyor ve bu podefik bir olaydan ziyade pornografi izleri taşıyan bir kitap olarak çocuklara sunuluyor?

neden???

sırf ismi "ak ülke" diye mi?

bizim zamanımızda bile böyle saçma kitaplar yoktu

keloğlan ne amk! ak ülke ne lan?

küçük prens neyinize yetmedi? çocukların ufkunu 10 katına çıkarabilecek güçte olan alice harikalar diyarında gibi mükemmel bir kitap neyinize yetmedi? 80 günde devri alem? pinokyo? polyanna vereyim abime? sol ayağım var bak çok güzel? robin hood var bak işte ne güzel, çocuklar en azından insan olmanın özüne inerdi de daha kaliteli nesiller olurdu?

olmaz mı? niçin?

çünkü onların ismi "ak" diil abisi..

ulan süper klasikler var, empati yeteneğini geliştiren, zekanın daha nitelikli kullanılmasına etki eden süper kitaplar var!

ama biz sığır gibi çocuklarımıza keloğlan okutacağız!

bezdim..

rahip brunson'un serbest bırakılması

keskin nisanci
dünyaya güçlü bir hukuk sistemimiz var demek için çıktıkları yolda yedi düvele rezil oldular. elemanın bırakılacağı belliydi, daha doğrusu yapabilecekleri başka bir şey yoktu. geçen hafta donald trump hikayeden turkiye'ye teşekkürler etti ve bugün eleman serbest kaldı. her şey danışıklı dövüş akp seçmeni dışında kimse yaşananlara şaşırmadı zaten. hoş onların da büyük bir kısmı olanların farkında ama akp' den rant elde ediyorlar, ceplerini dolduruyorlar, bu yüzden de sürekli salağa yatıyorlar.

instagram

ruzgara karsi iseyen adam
Kullanmadığım için bağnazlıkla suçlandığım sosyal medya uygulaması.

Dün bir arkadaş elindeki telefonuna bakarak gülüyordu. Merak ettim, dedim "hayırdır?" Komik video izlediğini söyledi ve "dur sana instagramdan videoyu atayım" dedi. Instagram kullanmıyorum diye cevap verdim. Eleman şaşırdı, "neden kullanmıyon, sen sanatçı adamsın, çalışmalarını atarsın, teknolojiden kopuk olmamalısın; yeni şeylere, gelişime açık olmalısın..." diye söylendi durdu.

iki laf sokuyor, bir övüyor, iki laf daha sokuyor... Ne gericiliğim kaldı, ne bağnazlığım, ne yeni şeylere kapalı oluşum... ayak üstü yargılandım!

Anlamıyorum, ınstagram, Twitter ya da benzer uygulamalar kullanmak zorunda mıyım? Ya da bir insanın Sırf bu programları kullanmıyor diye uzaylı muamelesi görmesi, bu durumun şaşkınlıkla karşılanması fazla absürt değil mi?

thor

fiorabella
isveçli Prof. Dr. Sven Lagerbring türkçe ve isveçce dilinin ortak noktalarından ve mitolojilerindeki benzerliklerden yola çıkarak odin ve thor'un türk, isveçlilerin türk kökenli olduğunu söylemektedir. tor, Türkçe TUR kelimesinden, Odin de türkçe OT-İN (inen ateş) kelimesinden türemiştir.

şimşek tanrısı thor iki keçisi ile yolculuk yapar acıktığında keçilerini yer ve kemiklerine dokunarak onları tekrar diriltir. yakışıklı ama oburdur.
yavru kedimin adını thor koymuştum. isminin özelliklerini almış. çok yakışıklı ve bir o kadar da obur.


zenginsozluk.com/foto

bu da benim yakışıklı thor'um.

zenginsozluk.com/foto