atari

pauper
bak bununla da az eğlenceli vakit geçirmedik. televizyona takılıp oynanırdı. 90'lı yıllar.

ninja kaplumbağalar

zenginsozluk.com/foto

mario

zenginsozluk.com/foto

futbol

zenginsozluk.com/foto

tenis

zenginsozluk.com/foto

road fighter

zenginsozluk.com/foto

kuş avlama

zenginsozluk.com/foto

wild gunman

zenginsozluk.com/foto

contra

zenginsozluk.com/foto

sirk

zenginsozluk.com/foto

temel reis

zenginsozluk.com/foto

alaaddin

zenginsozluk.com/foto

tank

zenginsozluk.com/foto

power rangers

zenginsozluk.com/foto

mortal kombat

zenginsozluk.com/foto

bilardo

zenginsozluk.com/foto

lode runner

zenginsozluk.com/foto

street fighter

zenginsozluk.com/foto

excitebike

zenginsozluk.com/foto

macera adası

zenginsozluk.com/foto

galaxian

zenginsozluk.com/foto

olimpiyatlar

zenginsozluk.com/foto

balkonda domates biber yetiştiren kız

bonnie
işe maydanoz, dereotu, nane ile başlar bu tipler. ancak daha sonraları "organik ve ekonomik beslencem ben" deyip, işleri büyütmeyi düşünerek domates, biber yetiştirmeye başlar. kendi kendine yaptığı bu açıklamayı her ne kadar kendi de garipsese bile bir yanı köylü diğer yanı şehirli olan kişiliği buna aldırış etmez.

geçen yıl bu zamanlar

bonnie
aldığım yaşı saymıyorum değişen bir şey yok. ya da ben mi öyle sanıyorum acaba? pek çok şey önemini gittikçe yitiriyor. kıyafet mesela. her gün aynı kıyafetle gitmek istiyorum işe. bu konuda düşünmek bile bana saçma geliyor. borçlar katlanıyor sanki bi de. hem de mütevazı bir hayatım olmasına rağmen.

farklı ne var: çocukları çalıştırıyoruz 23 nisan için. geçen sene yoktu. şarkı bittiğinde baktım hepsi kikir kikir gülüyor. mutlular. dedim oldu bu iş. geçen yıl balkonumdaki saksılara sardunyalar, menekşeler ekmiştim. bu sene domates biber ektim.

küçük dünyamı seveyim.

düşün ki o bunu okuyor

mızrabımda ızdırap
Biliyor musun? Senin gidişinle çok değiştim ben. Kırmızıya mavi diyor, maviye de her defasında mavi diyorum ısrarla. Mavi, göğe işaret ettiği için değişmiyor bende, gök kutsaldır çünkü. Zihnimi sınava tabi tutuyorlar iki kere iki kaçtır sorusuyla. Bazen susuyorum bazen de ikide bir bu soruyu sormayın diyorum; herkes bilir iki kere ikinin beş ettiğini... Yemeğine dikkat et, içme şu zıkkımı diyor meraklı ahali. Bilmiyorlar ki o zıkkım benim şarabımdır. Nefes alıyormuşum yaşamak güzelmiş. Ben nefesimi canan'ımla tuttum ve onda bıraktım sözleri ilişiyor dudaklarıma, boşver diyorum kendime. Hasretin anatomisini anlatınca da anlamayacaklar beni. Hasret dedim de, seni özlemedim hiç biliyor musun? Sana susadım yalnızca, kana kana susadım hem de...

13-14 bin oyla seçim kazandım denmez

chivalric
Binali 4 bin ile önde olsa hayırlı olsun demokrasi tecelli etti diyecekti. Herhangi bir erdemi, etiği olmayan insanlar bunlar maalesef. Bir şey ne kadar dilinde ise davranışlarından o kadar uzaklaştığının göstergesi bu adamlar ve bu zihniyet. İlk imtihanda dikişleri atıveriyor demokrasi kahramanlarının. Gerçek yüzlerinin görülüyor olması dışında bir teselli yok. Kendi adıma ihtimal verdiğim şeylerdi bunlar. Asıl acı olan inşallah içindeki karakteri baskılayacak bir şeyler olur diye kaderden medet ummak. Kader bu ülke insanını bunların gerçek yüzü karşısında zaman sahnesinde savunmasız bıraktı.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

kombiwankenobi
Bu sabah yine birileri birilerine sövüyor yine birilerinin hakkı yenilmiş, birileri birilerine bağırıyor. Hava ruhsuz, koyu gri, orada burada paylaşılan yine üç beş samimiyetsiz fotoğraf, yaya geçidinden tam gaz geçen bir tır, battaniye içinde nefessiz kalmak isteyen bir ben, çok mutlu görünüp aslında içi parçalanan ama bunu asla açıklamayan bir insan, okunan kitap hüznü.
Pozitif olmak güzel şey ama tüm bu şartlar ile pozitif olan da ne bileyim sanki biraz yalan. Her neyse.



cedi osman

olacak o kadar
2018-2019 nba sezonunu çıktığı 76 maçta; 13 sayı, 4.7 ribaunt, 2.6 asist ortalamarıyla kapatarak, her ne kadar takımı cavs playofflara kalamasa bile kendisi, takımı ve nba içerisinde sağlam bir iz bıraktı.

Sezonun son maçı olan rockets maçında 9 sayı daha atsaydı, bu sezonki 1000. Sayısına ulaşacaktı lakin olmadı, sağlık olsun.


sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

bonnie
geçtiğimiz perşembe sabahından beri hastayım. önce acayip bir üşüme titreme gece ateş ve terleme, iştahsızlık, halsizlik, eklem ve kas ağrıları. zar zor da olsa okula gittim. cuma gece baktım bademcikler şişmiş. su içemiyorum acısından. bırak suyu yutkunamıyorum bile. cumartesi acilde vurdular iğneyi. antibiyotik filan yazıldı. bugün pazar ben hala acısız şekilde su içemiyorum. ya ne zormuş hastalık. nezle, soğuk algınlığı oldum ama en son böylesine bir 5 yıl öncesinde hastalanmış olmalıyım.

suyu bile içerken keyif almak gerekiyor. bunu ağrısız acısız yaptığım günleri özledim resmen. bahsettiğim de bir grip işte. bu dünyada sağlık önce olsun da. o yoksa hiçbir şeyin bir gram değeri yok cidden. ne bilgisayarımı kim alır acaba kaygısı, ne borçlar ne alacaklar, ne çok istediğiniz ev, araba, ne de o bu şu işte.

sanki ölümden dönmüşüm, en kötü hastalıkların pençesine düşmüşüm gibi yazmışım ama böyle hissetmişim demek ki.

yazarların ilk öpüştüğü mekan

turuncu gemi
asansör. daha 17 yaşımdaydım. komşunun kızıyla birbirimize derin hisler içindeydik. öpüşme denen eylemselliği o günlere kadar televizyonda görmüştüm. hiç de dikkatli izlememişim, bir şey öğrenememişim. komşumuzun kızının öpüşme gibi eylemselliklerde ki pratiği sır değildi. bir keresinde asansörde beni öpmek istemişti ben anlamazcalığına gelip yanağımı falan uzatmıştım. allahtan 4. kata hemencecik gelmiştik.
sonrasında yine yolda bizden ileride giden bir komşu arkadaşa sormuştum ''kardaş öpüşme nasıl yapılır?'' diye.
bana ''allah belanı versin'' şeklinde cevap vermişti. sonrasında ''kız seni öpmeye başlayınca dilini dudağını şöyle böyle yap'' dedi. bir halt anlamamıştım ama nedense o fikir bana dahiyane gelmişti.

komşu kızıyla yine bir gün ekmek alıp eve dönüşün asansör yolculuğunda dudaklarımızı ve dillerimizi ''şöyle böyle'' yapmıştık. ve güzeldi.

bu da böyle bir anım ve hikayemdir.

eski sevgilim dönsün büyüsü

bonnie
eni konu bunlarla uğraşan insanlar varmış. görseniz aralarında okumuşu, dokumuşu. bir de öyle inandırıcı anlatıyorlar ki koşa koşa gidesin gelir.

valla biz eski sevgiliyle dönmesin büyüsü yaptırdık ikimiz de rahatız.

7 nisan 2019 akp’nin istanbul sayımı istemesi

chivalric
İstanbul da ferah bir seçim kazanmak için yeterli değildi 24 bin fark. Yani sağlıklı demokrasilerde yeter de bizde yetmez. Siyasal İslam pişkindir, haya hissi var gibi görünür ama yoktur. Siyaseti sindiremez ve onunla zehirlenir, kötülük çıkar ortaya. Bu hal de o hal işte. Seçim tekrarı, kayyum, seçilirse bile başkanı çalıştırmama. İmamoğlu mazbatayı alırsa gerçekten şaşıracağım ve helal olsun diyeceğim. Tüm oyların yeniden sayılması demek minimum 2 aylık bir süreç demek ki eğer sayım yapan kişi sayısı arttırılırsa. Yazık günah bu ülkenin insanlarına.

sexting

chivalric
Konu biraz mesajlaşma insanı olmakla ilgili. Mesajlaşma insanı isen zaten kelimelerle binbir hayal kurma imkanın oluyor. Sextingin kötü yanı ilk seferlerdeki hazzı vermeyişi. Çünkü cinsellikte uyarılma temasla öyle ya da böyle sağlanır, zaten asıl amaç temas malum. fakat kelimelerin tahrik gücü ilk baştan çıkarmaların ardından düşer. Çiftler bile sexting yapmak yerine fotoğraf atarlar. Hatta bunun yerine araşırlar. Genelde bir yabancı ya da yeni sevgili flört şu bu ile daha güçlü yaşanır. Yasağı aşmanın verdiği haz aslında. Yeni bir kapı aralama. Böyle de bir çabuk harcanma tarafı var bunun.

Ek : (bkz:uzak mesafe ilişkisi)

mansur yavaş'ın devredilemez yetkilerini koruması

turuncu gemi
son yıllarda halkımızda garip bir psikoz seziyorum. son 4 yılda hızla olan fakirleşmemiz herkesçe malum. fakat ister muhalif, ister yandaş bir çok kişi, tamamen iç siyasete yönelik dışsal babalanmaların nevruzsal haline bayılıyor. en kirli histerilerin orgazmlarını yaşıyor bu çirkin boşalmalar içinde. neden sahte kabadayılığın bizim ülkemizde bu kadar çok alıcısı var ki?
akp muhalifliği de çok ilginç bir hale gelmiş durumda. toplum içinden bir çok kişi muhalefette olsa da, fikirleri iktidarda habarları yok.

gördüğüm kadarıyla mansur beyin de çıkışı bu kapsamda değerlendirilmiş. lakin ben başgan'ın çıkışında hiç bir sahte kabadayılık ve hatta kabadayılık sezmedim. sakin, kararlı bir hukuksal ders niteliğindeydi konuşması. hele ki toplantıyı terkederken ''biz başkanvekiliyle oturuma devam ederiz'' şeklinde gelen bir sataşmaya ''toplantıyı açma kapama yetkisi bende, sen neyin toplantısına devam ediyorsan et'' alaycılığı takdire şayandı.

bu seçim başlı başına mundar edilmiş bir seçimdir

hamlet
Katılıyorum.

çok afedersiniz ama anasını siktiler seçimin. Yani bu kadar ağır konuşmak istemezdim ama bu nedir kardeşim ya? İnsanlarla dalga geçmenin binbir çeşit yolu var. haftalardır sayım yapmak nasıl bi cinslik alameti, nasıl bir hayal gücüdür? Hiç de komik değil ki.

Bu seçimlere kadar devamlı başka başka ülkelere demokrasi dersi veriyorduk hani? n'oldu da şimdi sınıfta kaldık anlamadım.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

hamlet
Öncelikle, ülkede satranç oynayacak insan bulmak çok zor.

bir insanın görece olarak pembeye çalan dünyasını griye boyamak kötü bir davranış mıdır? Aslında yaptığınız tek şey ona boyanın altındaki rengi göstermek olsa bile?

Yani, Cypher bifteğin gerçek olmadığını hiçbir zaman öğrenmemiş olsaydı kesinlikle daha mutlu olurdu evet. tüm griliğine rağmen gerçeği tercih eden insanlar ile sahte pembeleri tercih edenler arasında temelde nasıl bir fark var? Bu insanları ilk görüşte ayırt edebilmek mümkün müdür?

Kendisine sorsanız gerçeği duyarak mutsuz olmayı tercih edecek insanlar; o mutsuzluk yaşam tarzları olmaya başladığında, duyarsızlaşma süresi içerisinde yaşayacakları tüm olumsuzluklar karşısında her zaman dirençli olamıyorlar. Ve bu; kendi söylemleri olan, salt gerçeği sahte mutluluklara tercih etme eğiliminin aslında bir hata olduğu ve "gerçeği keşke hiç öğrenmeseydim" itirafını olmasa bile hissiyatını yaşayabiliyorlar.

Misal talep etmeyen birine iyilik yapacağım düşüncesiyle hayattaki bir takım gerçekleri anlatarak onu gelecekteki tehlikelerden korumaya çalıştığınızda, hem onun mutluluğunu bir süreliğine elinden alıyor, hem de evrimsel süreçte kendi başına hayatta kalma çabasını sekteye uğratıyorsunuz. Bu iyilik midir?

Bir sokak kedisini sokaktaki sefil hayatından kurtarıp, onu evinize aldığınızda ona iyilik yaptığınızı düşünmekte haklı olduğunuz gibi niyetiniz kesinlikle iyilik olsa bile aslında kedi türünün insana bağımlı asalak bir canlıya evrilmesinde oynadığınız rolü hesaba katmıyor oluşunuz tabi ki bir suç değil ancak bireysel bir kediye yaptığınız kocaman bir iyilik koskaca bir türe yaptığınız minnacık bir kötülüğün önüne geçiyor. Hem de bundan çıkar da sağlıyorsunuz. Yaklaşım tarzı olarak çok doğal ve normale çok yakın olsa da temelde, koskoca bir türün kendi başına varlığını sürdüremeyecek hale gelmesi için örülen duvara bir tuğla da siz koymuş oluyorsunuz. Bu ikilemler hiç hoşuma gitmiyor.