ilişki

ontolojik sancilarimin merhemi
özelliği alışveriş olan bir iletişimdir. burada alışveriş karşılıklı olarak birbirine saygı gösteren ,kendi sınırlarına sahip bireyler arasında karşılıklı etkileşimdir.

peki ilişkiden anladığımız gerçekten her zaman bir ilişki midir? eğer öyleyse bir alışveriş içermelidir. yoksa ilişkiyi bağlılıkla mı karıştırıyoruz? evet bağlılık ve ilişki kavram olarak bir birlerine benzerlik gösterseler de asla eşanlamlı değildirler. bağlılık karşılıklı bağımlılık davranışını içerir. mesela bir çocuk annesine yaşamsal gereksinimlerinin karşılanması için bağımlıdır. ama ilişkide böyle bir durum söz konusu değildir.
ihtiras limani
ilişkiyi, sevgililiği, daha eğlenceli, daha tutkulu ya da daha yakışıklı/ güzel olanı tercih etmek olarak göremedim hiçbir zaman. bir bağ meselesiydi bana göre. o yüzden ne ayrılmayı bildim ne kavuşmayı doğru düzgün. ama çoğu kişi için partner değiştirmek mesele. yeni heyecan yeni tutku, tanımadan önceki hayaller bütünü. elbette yerini tanımanın getirdiği rutine bırakana kadar. sonra da başkasıdır mesele işte.
ihtiras limani
Dans eder gibi bir ritme, uyuma ihtiyaç duyar. İnsan kapalı kutu, ne hissettiğini anlamak bilmek zordur. Fakat ilişki içinde olduğumuz insanda bunu bilmek isteriz. Sezgilerimize yardım etmesi gerekir karşımızdaki kişinin. Bazı basit nüanslar önemlidir. Haber vermek, hislerini söylemek, özlemini belirtmek. Bunlar ilişkiye ve karşıdaki insana saygının belirtisi. Ben seviyor öyleyse o da hep en olumluyu tahmin etsin hiç sormasın üzülmesin insan ruhuna ters bir yaklaşım. Sevgi ve ilişki birbirine böyle bağlanmıyor ki. Düşünce ve duygu davranışa dökülmeli. Biraz fedakarlık.. hislerin olmadığı düzlemde söylenen bütün güzel sözler boş, ama seni seviyorum daha neyine yetmiyor da doğru yaklaşım değil.
ontolojik sancilarimin merhemi
karşılıklı rollerin oynandığı bir oyun. güçlü olan zayıf olana kendi varlığını dayatır ve ezilen bütün bunların karşılığında güçlü olana teşekkür eder. neden mi? çünkü artık ilişki dediğimiz şeyin temelinde sevgi ve anlayış yatmıyor. varolan tek şey kaybetme korkusu. muhtaçlık duygusunu daima zirvededir.
ihtiras limani
İnsanlar kendini ilişkiye o kadar kaptırıyor ki sen sevgililiği unutuyorlar. Oysa aslolan sevgililiktır. İlişki bir tür alacak verecek hesabına dönüp, yatırımlar hakkında başvurulmak istenen tasarruf tedbirleri gibi hallere giriyor. Sevgililiğin gönüllü ve arzulu halini yaşatan ilişkiler gerçek anlamından kopmuyor. Diğer türlü soft bir karı koca ilişkisi, sorumluluklar ve yükümlülükler. Kurallar.. oysa gönüllü olana kural koymaya gerek var mı? O dansa hazırdır zaten.
singur
İliş mek fiil köküne ki nin eklenmesiyle oluştuğunu düşünüyorum. Sanki kelimesinde olduğu gibi kalıplaşmış. Bir kimsenin diğerine ilişme durumu.
indolentexistence
foucault der ki , her ilişkide bir iktidar tesis edilmesi söz konusuysa o zaman her ilişkide de direnme olmalı. bu direnişler illa silahla topla tüfekle değil. hijyen politikası dayatılıyorsa direnişinizi el yıkamamakla yapmanız gibi. ya mesela ben git elini yıka dedim. postmodernizm diyor ki bana sen bana bunu diyemezsin, sen bunu diyerek karşındakine otorite kuruyorsun. bir yere varacaktım burdan, düşünüp yazarım.
indolentexistence
cendric beni dürtmüşken hatırladım devam edeyim. sartre göre bir sorun var o da şu: iki insan bir araya geldiğinde ne olur?

iki kişi bütün nesneleri etrafı siyaseti ekonomiyi ev düzenini her şeyi kendisine göre tekrar isimlendirip anlamlandırıyor. Tekken her şeye hakim olan kişi, ikinci bir kişinin ortaya çıkmasıyla beraber hem nesneler üzerindeki hakimiyetini kaybediyor hem de kendi üzerindekini. Artık şöyle hissetmeye başlıyor. Ben onun gözünde hangi imajdayım o da aynı şekilde bir imaj bürüntüsünde. o kendi açısından şu şu açılımlara sahip fakat benim gözümde o açılımlara sahip değil. yakınlaşıldığı an ben kendi üzerime düşündüğüm an pek çok dolayımdan zorunlu olarak sıyrılmış olurum. Belki de kendimi çok iyi pazarlamış olabilirim. belki de yanında olduğumdan daha büyük tasarlamışımdır. göstergem yoğundur. belki de daha da rahat edebilirim. yani imajınızı başkasının yanında nasıl oluşturduğunuzla alakalıdır. Yani Sartre sonuç olarak bunun olumsuz olduğunu düşünür. bu yüzden de neo-exit adlı tiyatro oyununun sonu şöyle biter: ''cehennem başkalarıdır'' kısaca kendimizdeki kötülükler en çok başkalarının gözünde oluşanlardır gibi. hiçbiir zaman kendi hükmüzü dünyaya geçiremezsiniz.!

ilişkiniz de böyledir. nokta.