kedi

sos
bazı kedi türlerinin kronik sağlık problemleri sebebiyle acı çektiğini öğrendim. bu olay o türlerden olan her kedi için doğuştan gelen engellenemeyen bir şey. iran kedisi ve scottish fold bu bahtsız türler arasında.
turuncu gemi
evlerinde kendi yediklerinden kısıp güzel dostlarımızla paylaşan yazarları incitmek istemem. hele ki bu çağda artık kendimize tahamülümüz yokken o güzel varlıklarla sabrını bölüşen her insanın yüreğinden öpüyorum. fakat ben kişisel olarak evde hayvan beslenmesini doğal bir olay görmüyorum. bunun için sayısız sebep sayabilirim ama konumuz bu değil.

ben de 4 günlük falan bir kedi babasıyım artık. bir süre önce yeğenime kız arkadaşı hediye etmişti. ablamla eniştem bir süre sonunda bunu evde istemiyoruz deyince kıramadım oğlanı bana ver dedim. hay aklıma bin zındık!

hayvanlarla sahiplerinin zaman içinde karakter uyumları bilimsel bir veridir. benim yeğen gevşek ve agrasif bir çocuktur. bense biraz fazla disiplinli ve sakinimdir. ilk iki gün yemek yerken masama atlaması delirtti beni. kendisini mutfaktan dışarı çıkarttım. sonrasında dışarı çıkartılmamak için yemek masasına atlamaması gerektiğini anladı. ama bu sefer de sinirinden halıları ve kapıyı tırmalıyordu. ufak sosis parçaları atınca ona yemeğim esnasında bunu kesti.

kedilerin sevgi kelebekleri olduklarını düşünmüyorum. bütün numaraları onlara daha fazla yemek vermemiz için sanıyorum. bizi sevdiklerini veya nefret ettiklerini de sanmıyorum. daha önce uzun yıllar köpek beslemiş bir dostunuz olarak rahatlıkla ifade edebilirim ki köpekler bizi severler.

kediler aynı zamanda doğadaki en vahşi hayvanlardan biridir. önüne canlı bir fare koyarsanız ayağınıza mırr mırr sürtünen o varlığı tanıyamazsınız.
fakat bugün yeni kedimle çok ilginç bir deneyim yaşadık. kucağıma zıplamasına karnımdaki ameliyat dikişlerim yüzünden müsade etmiyorum. bugün yatarken göğsüme zıpladı ve başını koydu. benim gibi taş kalpli bir üvey babayı bile yumuşattı eşşoli eşşek. kafasını okşarken o da beni elleriyle okşadı.
sanırım bu kendilerini güvende hissetme güdüleriyle ilgili bir numara. ben yutmam bunların hiç birini.
turuncu gemi
henüz bir aylık acemi bir kedi babası olarak bir kaç izlenimimi paylaşmak isterim. daha önce bir çok kez değişik cinsten köpek beslemiş bir insan olarak, kedilerin insanlara daha çok benzediğini kavradım. hani derler ya 6 milyar insan 6 milyar ayrı dünyadır diye, kediler için de aynı durum geçerli. gerçekten de hepsinin ayrı ayrı karakterleri var. benimkisi hem dominant hem şımarık. evlat sahibi olmayı hiç denemedim ama evlat sevgisi de böyle bir şey sanırım. onu sevmekten kendinizi alı koyamıyorsunuz. aslında ben onu sevmiyorum. o kendini bir şekilde sevdirdi işte pezevenk.

yıllardır sehpamın üzerinde mutlaka bir bardak su bulundururum. yudum yudum içerim. geçenlerde geldi bardaktaki suyumu içmeye başladı. acaba ben bugün onun su kabını doldurmayı mı unuttum diyerek bir kaç dakikalık vicdan azabıyla kendimi öldürecektim. gittim baktım ki su kabı ağzına kadar dolu. bir kaç kez aynı hareketi yine yaptı. bu hareketi insan bir yakınınızın yaptığını düşünün. ne kadar çok sinirlenir, kızarsanız. ama buna içinizden kızsanız da öfkelenemiyorsunuz işte. işin kötü yanı bilgisayarda bir şey izlerken, o sudan eşşolusunun önceden içtiğini unutup benim de yudumlamam. 3. yudumda falan onun taciz ettiği bardak olduğu düşüyor aklıma.

bugün keşfettiğim bir özelliği de sinüslerinin okşanmasını çok sevdiği oldu. iyi ki var kara tenli kereste müdüresi.
turuncu gemi
ben işlerimden vakit bulamadığım için 8 aylık kedimi veterinere yeğenimin götürmesini rica ettim bugün. kedinin kızışma dönemine girdiğini tahmin ediyorum ve ameliyatı konusunda veterinerin görüşünü sormasını istedim. veteriner kediye boyundan bir iğne yapıp bir sene boyunca kızışma emareleri göstermyeceğini söylemiş. aşının barkodunu veya adını kimlik kartında göremedim. acaba bana bu konuda bilgisi olan her hangi bir yazar arkadaşım ulaşabilir mi?
turuncu gemi
1,5 ayı geçen ev arkadaşlığımızda kesinlikle benden zeki olduğu kanaatine vardığım muhteşem hayvanın adı. fakat hala çok şükür ki bütün saklanmaç oyunlarımızı ben kazanmaktayım. buzdolabının kapağını açmamla yanımda belirmesi bir oluyor. buzdolabı açılış sesi onu evin neresinde olursa olsun yanıma ışınlamaya yetiyor.

yemek yaparken beni her gün çok büyük dikkatle izleyen varlık. bu öğrenme hırsıyla bir gün eve geldiğimde bana en sevdiğim yemekleri yapmış şekilde karşılayacağı umudu içindeyim ileride. gerçi belki de beni o kadar dikkatli izlemesinin nedeni öğrenme aşkı olmayabilir. et veya tavuk doğrarken ona attığım bir kaç parçanın derin umududur gözlerinden geçen.

mutlaka ki kendi dillerinde küfürleri olduğuna emin olduğum hayvan türü. mutfakta ben yemek yaparken tavanın çok yakınında duruyor. kendisini sürekli ayağımla uzaklaştırmama çalışmam bu eylemselliğine mani değil. ben de artık dayanamayıp kendisine su sıçratıyorum. suyu yeyip kaçarken tonladığı müyawwlama çok farklı bir ses. neyse, kedim bana o küfürleri ettiğinde ben öyle olmuyorum. sonrasında kuluçka oturuşu yapıp bana bakarken ki gözlerinden bu sefer içinden küfür ettiğini çok net anlayabiliyorum.
turuncu gemi
bundan 2 ay önce yeğenimin hediye ettiği varlık. hiç bir yaşam planımda evcil hayvan beslemek yoktu. fakat yalnızlığımda yoldaş olur, evde başka bir nefes olur tesellisiyle davetsiz misafirim.
başta şunu söylemeliyim ki bir süre sonra siz evinizde misafir oluyorsunuz. ve salakça bir şekilde bundan şikayetçi de olmuyorsunuz. bu muhteşem varlıkları oyuncak gözüyle de görmeye kalkmayın. zaten bir süre sonra gecenin bir yarısı üzerinizde zıplarken kendinizin bir oyuncak olduğunu anlıyorsunuz onun nazarında. canı sıkılmış işte gecenin bir yarısı, oynayacak bir mahluka ihtiyacı var garibin. bu davranışı aile bireylerinizden birisi etse mutlaka tepki koyarsınız. ona sadece gülüyorsunuz.

kim olduğunu hiç bir zaman çözemeyeceğim varlık. tek eliyle kelebek yakalayıp iki lokmada yutan muhteşem ve zalim bir avcı mı? masum örümceklerin can çekişmesini zevkle izleyen korkunç bir uzaylı mı? yoksa kafasını göğsünüze koyup sonsuz şefkat bekleyen ve sunan minicik bir masum mu?

bir de siz kafasını okşarken onun size masaj yapar gibi ovma şekilleri var. tesadüf izlediğim bir belgeselde bu hareketlerinin memeden süt emerken annelerinin karnına bastırma şekli olduğunu öğrendim. çok şaşırdım.
turuncu gemi
bütün gün fırlamalık ve şefkat peşinde muhteşem asil vücut dili olan hayvanlardır. 2 ayı biraz aşkın süredir bana biraz emrivaki bir şekilde kapkara bir kızın hediye edilmişliği var. göğsü ise bembeyaz. ilk başta kendisine o kadar antipati beslemiştim ki ona daha önce konulan ''gece'' ismiyle bile seslenmiyordum. ''kedi'' diye çağırıyordum. şimdi ismini kedi olarak kanıksadı. ben hala onu sevmiyorum. o kendini bir şekilde sevdiriyor eşşolusu. ilk evime kabul ettiğimde balkonda yatar geceleri diye düşünmüştüm. şimdilerde geceleri üzerimde değil de azıcık bana yatakta yer bırakacak şekilde uyuduğu zamanlar şükretmekteyim.

belgesellerde kedilerin bizi de büyük kediler olarak gördüğü söyleniyor. iyi de bu hayvanlar hiç sorgulamıyorlar mı doğada hangi kedi hangi kediyle yiyeceğini paylaşır. kendi yemeden diğer kediyi doyurur. pasif içiçilikten ciğerlerine zarar gelmesin diye prenses hazretleri odadayken günde üç paket sigara içen büyük kedi sigara yakmaz. uyku saatlerini diğer kedinin oyun saatlerine göre ayarlar. bunları hiç mi düşünmez bu kediler?
bilimin söylediğinden bağımsız başka bir bağ kesin olmalı.
turuncu gemi
doğanın en iyi avcılarına verilen genel isim. aynı zamanda muhteşem duygu avcıları da. zaten genel itibarıyla insandaki hayvan besleme güdüsü, sevilme açlığının sağlıklı bir giderilme formudur. özellikle son dönemde kadınlar ve erkekler olarak geçmiş kuşaktan geç evleniyoruz. fakat doğa, biyolojik olarak da bir evlat sevgisi dayatıyor belli bir zamandan sonra. atalarımız gibi plansız ve amaçsız üreyeceğimize, sevme ve sevilme güdümüzü bu masumlarla dayanışmaya dönüştürmemiz kanımca güzel bir haldir.
ben kedimin onu severken patilerini karnıma bastırmasına bayılıyorum. bu davranış annelerinden süt emerken daha tazyikli süt gelsin diye yavru zamanlarından kalma bir alışkanlıktır. umarım gayleşmiyorum.
gece uyurken artık dalmaya başlayınca onun kafasını okşamayı bırakıyorum haliyle. bizim duygu avcısı kafasını öyle bir göğsümün üzerine sürtüyor ki, gel de uyu bakalım. hayır hayır, gayleşmiyorum.

ben daha 2.5 aylık bir kedi babası olsam da miyawlama tınılarını çözdüm. sizden bir şey isterken, bir şeyden şikayet ederlerken veya mutlularken çok değişik frekansta miyawlamaları var.
fakat hazreti kedim yüzünden onun akşamları uyuduğu saatlerde kitap okuyamıyorum. ışık açıkken ellerini gözlerinin üzerine koyuyor. bu da karanlığa ihtiyacı var demek oluyor sanırım. başka odaya gitsem o da yanıma geliyor.

hayır hayır, gaylaşmiyorum.
turuncu gemi
az önce kendisi yatağımda uyuyor, ben de pc de boş boş takılıyordum. sanki kabus görmüş bir çocuk gibi uyandı ve mırıltılarla kucağıma atladı. hemen ardından huzurlu bir uykuya daldı. onların bize elbette ki ihtiyaçları var. fakat kendimi uzun zaman sonra iyi, güzel ve özel hissettim bu durumdan sonra. söylemek istiyorum ki bizim de onlara çok büyük ihtiyacımız var. yaptığımız ''hayvan beslemek'' türü tanımlarla anlatılamaz. yaşadığımız çok güzel bir dayanışma halidir.

bütün sokak hayvanlarının kötü rüyalarında sığınacağı onları çok seven bir dostları olmasını dilerdim. yaşamda en çok istediğim şey zamanda yolculuk yapmaktır. daha doğrusu geçmişe gitmektir. fakat yukarıdaki dileğim uğruna, bu dileğimi bile hiçe sayabilirdim.