melankoli

pestenkerani
Bazı insanların üzerindeki elbisesi, hallerinin yegâne bildirimi, tc kimlik numaralarının alt metni. Oysa hayat o kadar kısa ki... bu kısa hayatının içinde melankolik bir umman ve kendisi de Nuh'un gemisi. Oysa sen nuh değilsin, oğlu Kenan da değilsin! Kenan'ı bilir misin? Nereden bileceksin. O ki dağları kendine sığınak gördü, onlara imdat simidi gibi imân etti. Varsa kederli bir Şarkıya tutul da, şarkı bittiği zaman aramıza gel.

Hayatın kısa olduğunu ve kuşların uçtuğunu söyleyen dizeden ibret almaz mısın? gerekse yılan ol soy o zehirli giysiyi üzerinden. Melankoli kalp tembelliğidir. Bağdat tembelleri gibi olma, başına musallat olur bir haccaci zalım.
neptune
başlığı açan yazar arkadaşımız çok güzel bir tanımlama yapmış. özellikle çukur benzetmesini çok yerinde buluyorum ki ben genelde her türlü depresif düşünceyi sarmal bir yapıya benzetirim. zira bu tip ruh halleri, bir kez dışından yakaladınız mı, sürekli olarak içine doğru çeker insanı. malum galaksimizin merkezinde süper büyük kütleli bir kara delik olduğu düşünülmekte, işte bu kara deliğin çekim kuvveti o kadar fazla ki, milyarlarca yıldızı bir arada tutuyor ve bu yıldızlar asla o sarmal yapının dışına çıkamıyorlar. melankoli durumuna düşmüş bir insan da, galaksimizdeki yıldızlar gibi, belirli bir çekim kuvveti neticesinde bu ruh hallerine saplanıp kalabiliyorlar.

özetle; hani bazı durumlar vardır, düşmanımın başına gelsin istemem dersiniz, işte açıkcası melankoli durumuna düşmeyi de bu kategoride değerlendiriyorum ben.
ihtiras limani
" kaçış dönüşümleri, yararsız oldukları hissedildiği için terk edilince melankoli başlar. Melankoli durumundaki bir kişi kovalamacanın bittiğini ve çoktan ele geçirildiğini hisseder. Kaçamaz, yeni metaformozlar bulamaz. Girişimde bulunduğu her şey boş çıkar; kaderine razı olur ve kendisini bir av olarak görür; önce bir av olarak sonra yemek olarak ve son olarak da dışkı olarak. Kendi kişiliğini giderek daha değersiz kılan kıymetten düşme süreci mecazi olarak suçluluk duygusu diye ifade edilir " - elias canetti.
ontolojik sancilarimin merhemi
sürekli bir hüzün halini tanımlaması gerekmez. güçlü zihinleri ayakta tutar, zayıf zihinleri ezer. sanatsal kaygıyla birinci dereceden akrabadır. bunu da içe yöneliş destekli oluşuna bağlayabiliriz. dışarıya yönelmeyi salık veren bütün ilgi odaklarından daha güçlü bir içe yöneliş, kendi tekilliğinde (singularite) sonlanabilecektir. böylece karakter, o çok büyük kütlesini (melankolisini) tek bir noktaya çökerterek kara deliğe dönüşecektir. kuvvetle muhtemeldir ki, bu aşamadan sonra birçok kurbanı olacaktır onun. mesele bu noktada kurbanı kurtarmak değil, onu daha iyi bir ölüme yolculamaktır. içe yönelmemenin sonucunda ise karakter, enerjisinin tümünü dışarıya dağıtarak uzaya dağılacaktır. karakterler arası uzaydaki imzası, belki de başka herhangi bir karakter üzerindeki yaşanmışlık düzeyinde olur..
ontolojik sancilarimin merhemi
bir klimanın karşısında serinliyor görünen plastik bir yapraktan farksız duyguları yaşayan ve bunları gerçek zannedenlerin suratlarında bir tokat olması açısından hoş olabilir melankoli. fakat olmuyor; kan damlayan kalem toprağa batırılsa, çıkacak siyah çiçekleri görecek göz yok! olsa olsa kanı ipekle temizleme ve haplanmış romantizm içinde o inci gibi gözyaşlarını dökmeye niyetli yüzler var. incileri toplayalım; elbet bir deli duygular pazarında serer bir tezgah. zararı yok.