minimal öykü denemeleri

ihtiras limani
inanmanın kanmaya yakın bir anlamı vardı söz konusu o olunca. karanlığın göğsünde bir silüet yanıp söndü. bir posta kutusu ve bisiklet zili sesi.. şimdi, bana kimin ulaştığını umut etmeliydim, umuttan daha gerçek bir itiraf var mıydı ?
rakunzhell
uzaklaşıyordu şimdi rahatsız edici olmayan zil sesli bisiklet. arka tekerleğinden sıçrayan çamur, yıllarını geçirdiği hapishaneden çıkış günü gelmiş mahkumun yaşadığı iç hesaplaşmasındaki patlayan volkan gibi; bir oraya, bir buraya savruluyordu.
usta'nın "yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak." sözü geliverdi aklıma sebepsiz.
pestenkerani
Hiçliğin ucube bir yanı vardır. Düşünsene: kalbi boynuzlu olanlar, yaraladıkları kalpler, kirli ağızlılar, tecavüzcüler, tefeciler, kadın tüccarları... tüm kötü insanlar ölecek, toprağa karışıp bir çiçeğin özünde hayat bulacak(!) Benim vicdanım insanlığın merdiven altı; bunu vicdanına soruyorum, çünkü güzel ve temiz bir vicdanın var... bu kötü insanlar toprak olup hiçliğe mi karışacak? Yoksa bir sonraki hayatta kemirgen olarak mı yaşayacak? Benim vicdanım karardı, karadır vicdanım: fakat insanlığın ortak vicdanının aydın olduğuna inanıyorum. Evrensel bir güç, bir tanrı, bir tutamaç yoksa eğer, kötülük muzaffer değil midir? İyilik dediğimiz, dünkü yetme, burnu sümüklü bir çocuk mu? Ya tanrı? Bu çocuğun düşü mü?
ontolojik sancilarimin merhemi
Hiçliğin nasıl bir şey olduğunu anlamaktan o kadar uzaktı ki, belki hatırlamadığı bir zamanda hatırlamadığı sevdikleri olmuştu. Onları kaybetmekten korkmuştu. Ama çok ama çok uzun zamandır birini sevme duygusu da yaşamamıştı ki -bu lanet hal yüzünden onu kaybetmekten korksun.

Her şeye rağmen ikisinin de bilinmedik bir kaderi vardı ki karşılaştılar..
ontolojik sancilarimin merhemi
Daha şimdiden senin olmayışının haberini getiren kanatları kana boyanmış o karganın yanmış yakılmış örtüsünü görüyordum tren camında. Akşam oluyordu gözyaşlarımın ışıltısı birazcık aydınlatıyordu bu karanlık vagonu..
peho
Acılarından aldığı derslerle ömrünü geçirmek, kalbinde soğumuş vicdanının rüzgârlarını estirmekteydi. Yarından öte düşen umutları onda bir adım daha atacak hâl bırakmamış, adım atacak bile olsa gidecek yeri kalmamıştı.
Artık cansız ve mekânsızdı.
belgarion
kadın çığlık çığlığa evden dışarı fırladı. kendini sakinleştiremiyordu. durdu ve eve baktı. içeri tekrar dönmesi lazımdı ama dönemiyordu. bebeği içerde kalmıştı.

kadınınj çığlıklarını duyan mahalleli de toplanmaya başlamıştı. kadını sakinleştirmeye çalışan mahallelinin bu olayın ne anlama geldiğini bildiği yüzlerinden okunuyordu.

kadının kocası işten dönüyordu. mahlleliyi evin etrafında görünce anladı. demek o gün bu gündü. yürümeye devam etti. arkasından birisi seslendi döndü baktı telaş ile mahallenin imamı da belli ki haberi almıştı.

bu gece zor geçecekti.
aragorn
Gözlerini açtığında dünün aynısı olduğunu hissetti. Midesi bulandı. Yalnızlıktan, işsizlikten,rutinleri olmamasindan dolayi çekilen acı korkunçtu. Yatağından kalkmaya tam yelteniyordu ki diğer odanın kapısı açıldı. Kapının açılış şeklinden babası olduğunu anladı ve biraz bekledi. Yuzyuze gelmek, ise yaramaz bir birey olarak ortada gözükmek yeterince dışarda acı vericiydi ama evde öldürücü... Sonra suç ve ceza geldi aklina raskolnikov haklıydı her zamanki gibi "İnsanin hiç olmazsa gidecek bir yeri olmalı" ydı.

kutadgu bilig
biliyordum bu yaştan sonra gencecik birine aşık olunmayacağını ve ne kadar aklım geriye geriye çekse de beni, hislerim ileri, hep ileri, daima diye hoplatı hoplatıveriyordu bedenimi. nihayet kontrolün akıl ve izandan çıktığı bir anda söyleyiverdim hissettiklerimi. önce güldü. sonra "söylediklerin çok hoşuma gitti, ama bu gönül işinde bu kadar hızlı karar verilmemeli, böyle görüyoruz birbirimizi daha iyi değil mi? bence birbirimizi tanıyıp hisleri zamanın akışında eritmeli" dedi. ancak diyemedim 30-40 sene daha yaşarım rahatlığımın doktorun bi raporuyla bozulduğunu, ölüyor olduğumu.
aragorn
https://zenginsozluk.com/minimal-oyku-denemeleri__62214
... Ama gidecek bir yeri yoktu. Uzun vadeli gayeleri olmaktan uzaktı. Tek gayesi babasi iceri gectikten sonra musluktan akan ılık suyu yüzünde hissedip bir nebze olsun rahatlamakti. Yorgani uzerinden attı doğruldu. Derken içerden bir ses;
"Artık bıktım çocuğun hâlinden sürüngen gibi hayat yaşıyor"
Çıkmadı dışarıya... Yatağının kenarinda turan tütün kutusuna uzandi. Bir sigara yakti. Boğazını dağlıyordu duman acitiyordu ama içmese ölecekti. "Hayatim neden acı cekmekle ölmek arasinda" diye düşündü. Daha iyi bir ihtimal olamaz miydi?

"Olamaz" dedi. Çünkü vasat hedefleri olan anne babalarin vasat olmayan arafta kalmayan sürüngen olmayan çocukları olamazdi. Onlar yaratmıştı bu hayati. Köyün sehre giden otobüsüne bindirip universiteye gönderecek kadardi onlarin dünyaları. ya sonra?

...