mutluluk

patriyot
Kapitalizmin dikte etttiği kurallar çerçevesinde, üzerine düşen rolü yerine getiren kişinin kendisini başarılı sayması ve bunun sonucunda mutlu olmasıdır.

Bizim kültürümüzde Önemli olan huzurdur.
ontolojik sancilarimin merhemi
mutluluk bir bakıma uyuşturucu elde edilmesi zor, yaşatığı haz kaynaklı duygular kısa süreli. insanların genellikle doğuştan bağımlı oldukları bir uyuşturucu. kimileri bu uyuşturucuyu sık sık alma isteği duyarken altın vuruşa doğru ilerler. tatminsizlik çevrelemiştir, ruhunu.kimileri ise zaten mutluğa karşı direnir ki, onlar doğuştan tatminsizdir. mutlu olmak, uzun süreli mutluluklar onlar için hayaldir. anlık sersemlemeler onlar için yeterlidir.bununla yetinirler. mutluluk ayrıca hüzün ile beraber yürür. sanki hüznün ortaya çıkma mutluluğu örtme korkusu mutluluğun değerini yüceltmekte. mutluluk nerede aranırsa aransın elbet de sonludur. zıtlıkların dünyasında insanın ruh grafiğinde kimi zaman pozitif bölgede bazen de negatif bölgede yer alır. bireylerin mutluluğunun toplumun mutluluğu ile bağlantısını düşünürsek; olaya dünya bazında bakacağım daha geniş açıdan. toplumları birey, dünyayı da toplum olarak göreceğim. bütün toplulukların mutluluğundan bahsedebilir miyiz ? bir toplumu mutlu eden değerlerin elde edilmesi başka bir toplum için kayıp olacaktır. mutluluğun olduğu yerde hüzün, acı da olacaktır. yine toplum-birey bazına dönelim, toplumda bireylerin hepsi nasıl mutlu olabilir ki ? birilerinin mutluluğu daima birilerinin acısı olacaktır..


asıl mesele mutluluk değildir. tüm duyguların dengesi olan huzurdur.zıt duygular huzur içinde hep birlikte bir uyum içindedir. bireyi yıpratmayacak düzeydedir. aşırı mutluluk da insana zarar verecektir. aynı aşırı üzüntü gibi. işte huzur bünyede bunların savaşının en dengeli halidir..
number eleven
herkesin kafasını kendisiyle bozmuş olduğu ve herkesin hayattaki en büyük ortak amaçlarından bir tanesi. kabul, insanın mutlu olmayı istemesi kadar daha doğal bir şey olamaz ve herkesin hakkıdır da mutluluk. ama bu konuyla ilgili bazı doğru bilinen yanlışlar var. hal böyle olunca da, kafamızı çevirdiğimiz her yerde karşımıza onca mutsuzluktan yakınan insan çıkıyor. tabi sosyal medya üzerinde karşılaştıklarımız da cabası.

bana sorarsanız, insanların çoğu mutsuz falan değil. sadece mutsuz olduklarına inandırılmış durumdalar. çünkü hemen her gün ve günün de neredeyse her saati gerek tv ekranlarından, gelen internet üzerinden beyinlerine akan veri bombardımanında hayatlarında bir şeylerin eksik gittiğine dair bir inanç aşılanıyor insanlara. bir şey eksikse ne yaparsınız? o eksik olan şeyi tamamlamaya yönelirsiniz doğal olarak. medya üzerinden aşılanan "hayatında eksik olan şeyler var" inancına sahip olan kişi de, doğal olarak eksik olan şeyleri tamamlamak için harekete geçiyor. ama bir dakika. çünkü medyanın eksik olduğunu söylediği o şeyler öyle bakkalda satılan çiklet kadar basit bir şey değil ki. lüks arabalar, yatlar katlar, tatil köyleri ve hatta aşk bile var eksik olduğu söylenen şeylerin içinde. haliye herkesin öyle kolay kolay ulaşabileceği şeyler değil bunlar. dolayısıyla ne kadar para, o kadar köfte durumu söz konusu. bu durumda bunlara ulaşamayanlar ne yapıyor? bunlara ulaşamadığı için, kendisini mutsuz hissetmekle beraber, hayatını bunlara ulaşabilmek için harcamaya başlıyor. ha, parası ve dolayısıyla bunları alabilecek gücü olan da aslında farklı değil. çünkü bunlar da bu sefer tüketme yoluna gidiyor ve ne kadar çok şey sahip olursa o kadar mutlu olacağına inanarak (Daha doğrusu zannederek) harcıyor da harcıyor. peki sonuç? fiyasko. çünkü istediğin kadar harca, aldığın her şeyin bir son kullanma tarihi var ve bir yerden sonra bir üst modeli çıkıp, medya sana bu sefer de bir üst modelini almazsan eksik kalacağını hissettirmeye başlayacak. üst modelini de alsan, aynısı onun için de geçerli olup, bir yerden sonra onun da bir üst modeli çıkacak ve saçma sapan bir kısırdöngü içine gireceksin.

tüm bunların tek sebebi var; mutlu olmaya çalışmak veya diğer bir açıdan bakarsak, mutsuz olmaktan kaçmak. öyle ya, her daim mutlu olmak zorundayız ve mutsuzluk oldukça berbat bir şey. eğer mutsuz olursak, hayatın sonu gelmiş demektir ! çocukken bunlar aşılandı hepimize. oysa mutsuzluk da bir duygu ve dolayısıyla da bizim bir parçamız. yani bize ait, içimizden, canımızdan, kanımızdan bir şey. yani aslında kendimizin bir parçasından kaçmaya çalışıyoruz. dolayısıyla da mutlu olmak şart diye düşünüp, zannedip, bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. işin kötüsü ise, sakin kafayla oturup "ne yaparsam mutlu olurum" diye düşünmeden ve sadece medyanın pompaladığı şeylere sorgusuz sualsiz kanarak. sonuç da, yukarıdaki paragrafta bahsettiğim kısırdöngü işte.

"ne yaparsam mutlu olurum" sorusunu soran her insani doğal olarak birbirinden farklı cevaplar verecektir bu soruya. çünkü mutluluk göreceli bir şey ve dolayısıyla herkesin mutluluk kaynağı farklıdır. ama hayır, çünkü birileri bunu da herkesin yerine düşünmüş ve herkese ortak bir mutluluk reçetesi yazmış. o reçetede de yukarıda bahsettiğim şeyler yazıyor işte: ev, araba, yat, kat, tatil, aşk vs...

olay herkesin tanıdığı bir konu aslında; kapitalizm. yani bir nevi "yeter ki paradan haber ver" olayı. yeter ki harca, tüket, al, sahip ol yoksa bak mutsuz olursun ona göre haa ! aldıysan da, bir dahaki sefere daha fazla al, daha yenisini al, yine al, hep al... eğer almazsan eksik kalacaksın ve bu hayatın sonu demek !

oysa alakası yok. eksik de olsan, mutsuz da olsan, canın da sıkkın olsa bunların hiçbirisi anormal bir şey değil ve hepsi de gayet doğal olan şeyler. biraz sakin kafayla oturup şöyle bir baksa herkes, aslında bir şeylere sahip olmanın mutlulukla hiçbir alakası olmadığını, mutlu olmanın kendi elinde olduğunu, eğer mutsuzsa da bunun da kendi yüzünden olduğunu ama mutsuzluğun da kötü bir şey olmadığını görecek. daha sonra da o medyanın mutsuz olduğuna inandırmak için türlü taklalar attığı reklamlara da gülerek bakacak.

fiorabella
bulunduğu zaman değil, aramakla geçen süre içindeki farklı anlarda yaşanandır.

ünlü şair walt whitman'nın dediği gibi "mutluluk başka yerde değil, burada. bir saatliğine daha değil, bu saatte.
monster degree
sonlu bir sürenin sonunda gerçekleşeceğini bildiğiniz planlara sahip olmak, hayallerinizi planlara dönüştürmüş olmanın huzurunu yaşamak.

belli bir yaştan sonra hayallerle değil ayakları yere sağlam basan planlarla şenleniyorsunuz.
olacak o kadar
bir hırsızın gerçekleştirdiği sağlam bir vurgun sonrası gece yaptığı alem yahut okul çıkışı, çalışmaya gidip kazandığı para ile yırtık ayakkabısını diktirebilen çocuğun ruh halidir. yani çok göreceli bir kavramdır. zira süslü cümleler dışında tam tanımına vakıf olanını görmedim ben.
yoksa, abidin bilmez miydi nasıl çizilirdi mutluluğun resmi?
essekar
mutluluk yakalayıp hayatını onun üzerinden şekillendirmene yarayan bir kavramdır ama hissedilmediği sürece etraftaki herkes için soyut bir kavram olarak görülür.ama unutmayın ki onu bir defa hissettiğinizi anladıgınız zaman uğrunda her şeyi yapabileceğiniz bir şey haline gelir
rakunzhell
sevdiğiniz bir müziği dinlerken hülyalara dalmaktır.
ilk defa bisiklet sahibi olmuş küçüğün, bisiklete dokunma anına şahit olmaktır.
fizik tedavi gören bir hastanın tekrar yürümeye başlarken ailesinin göz yaşlarını tutamamasını görmektir.
kaybettiğiniz bir yakınınızın rüyanızda sizi ziyaret etmesidir.
yardımcı olduğunuz ama hiç tanımadığınız bir insanın size, çocuğuna eder gibi dualar etmesini dinlemektir.
sevdiğiniz insanın yüzünü güldürecek hediyeyi almak için araştırma yapmaktır delicesine.
dibe vurduğunuz anda gelen sevgi dolu, sıcak bir mesajdır.
hiçbir çıkar amacı gütmeden yanınızda var olan kişilerin olduğunu bilmektir. hatalarınızla, kusurlarınızla sizi yalnızca siz olduğunuz için sevip, sizin destekçiniz olduğunu bilmektir.
çay içmektir.
yıllar sonra "en sevdiğim arkadaşımdı" dediğiniz kişiyle tesadüf eseri belediye otobüsünde karşılaşmaktır.
sevdiğiniz müzik grubunun konserine gitmektir.
yılları birlikte geçirdiğiniz arkadaşlarınızın düğününde oynamaktır karşılıklı.
profesyonel olmasanız da, ilgili olduğunuz bir sanat dalında çalışma yapmaktır.
verdiğiniz emeklerin karşılığını şu an almasanız da bir gün alacağına olan inancınızdır.
yeğeninizin bir anda odanıza girip sizi öpmesidir.
denizde sırt üstü yatıp düşüncelere dalmaktır.
okuduğunuz bir romanın sizi fazlasıyla tatmin etmesidir.
hak ettiği değeri görmeyen, sizin de çok sevdiğiniz müzik grubunu dinleyen kişilerin olduğunu bilmektir. müzik konuşmaktır onunla.
engelli bir çocukla sohbet etmektir. onun yüzünü güldürmektir. ona değer vermektir.
yeğeninizin burnuna parmağınızı sokmaktır.
aile bireylerinizle sarılmaktır.
imkanı olmayan ve hiç tanımadığınız bir kişinin karnını güzelce doyurmasına vesile olmaktır.
sözlerini bilmeseniz de mırıldanmaktır sevdiğiniz şarkıyı.
çok susamış bir kedi/köpeğin kana kana su içmesine aracı olmanızdan dolayı kendisini size sevdirmesidir.
hiçbir şey yapmamaktır bazen.
ontolojik sancilarimin merhemi
mutlu olmak denen şeyin belli kesin bir tanımı yok; toplumun kabul ettiği kıstasları kabul ediyoruz. dışarıdan çökmüş görünüyorum, ama çok mutluyum, kimse bilmiyor örneğin. çirkinin mutluluğu gibi bu. bizler toplumun kabul ettiği mutluluk normlarıyla yaşamaya devam ederiz. böylesi daha güvenli çünkü. mutluluğun, 0'ın kendisi olmadığına ikna edebilir çoğu insanı. hepsi +1 sanıyor ya mutluluğu; +1'i varsayan -1'i varsayamıyor. yaman şartlanma.
vantablack
Aslında çok fazla abartılıyor. Sonuç itibariyle iki mutsuz anın arasındaki zaman diliminden başka bir şey değil. En azından benim için...
0 /