ölüme yakın deneyimler

belgarion
hiç bir deneyim ölüme yakın olamaz.

ölüm öyle bir deneyimdir ki içerisinde çok fazla acı barındırır.

düşünelim.

öleceksin. sevdiklerini göremeyeceksin. sevdiklerin seni göremiyecek. sensiz yaşamaya çalışacaklar. eksiliğini belki de dolduramayacaklar. belki babasın senden sonra aç kalacaklar. belki borç batağına düşecekler. acı çekecekler. birbirlerine düşecekler. annesin belki ve çocuğun zihinsel özürlü. öldüğünde nasıl bir hayatı olacak kim bakacak. kim taşıyabilecek bu yükü.

ölüme en yakın deneyim ölüm korkusu olabilir belki..ki bu korkunun içindeki diğer korkular büyüttükçe büyütür bu korkuyu.

ölüm konuşunca herkes susar..
mirkut
kazalar olabilir sanırım. yoksa aman terk edilmek, ayrılmak, aldatılmak gibi saçma şeyleri bu sınıfa sokmayın sakın sayın yazarlar.

ben de var bu deneyimlerden biraz. hiçbirinin sonrasında da herhangi bir ders falan almadım gerçi ama neyse.

şantiyede çalışıyorum. 40 km arayla iki şantiyemiz var. bir malzeme lazım oldu, ötekine doğru yola çıktım. günlerdir yağmur yağıyordu ve hava inanılmaz kasvetliydi. bir virajdan çıktığım zaman yolda serçe sürüsü olduğunu fark ettim. korna ve frene aynı anda asıldım ama 3 tane serçeyi öldürmüş bulundum.

canlı cansız bütün varlıkların bir ruhu olduğuna inandığım ve hatta onlarla konuştuğum için bu beni derinden sarstı. ki zaten uzun yıllar boyunca doğa ana tarafından lanetlenmiş olduğumu düşündüğüm zamanlar oldu. neyse bu başka konu.

inanılmaz canım sıkıldı ve yola devam ettim. köyün içinden çıkar çıkmaz bir viraj var. 90 dereceye yakın. 30-40 km hızım var ya da yok. köy yolları tek şerit. döner dönmez bir traktörün hızlı bir şekilde üstüme doğru geldiğini fark ettim. sağım tarafım uçurum, sol tarafım dimdik kayalık. mecbur sağa kırıp frene asıldım. gözlerimi de kapattım.

bu süreç ne kadarlık bir saniye bilmiyorum. arabada yüksek sesle chop suey dinliyordum.




araç askıda kalmış gibi hafif sallanıyor ve her an düşecekmiş gibi bir haldeydi. arka koltukta ölçüm aletleri var maddi olarak da değerleri yüksek. aklımdan geçen şey; "aptal herif, hem arabanın hem de ölçüm aletlerinin amına koydun."

o an ölecek olmamdan ziyade düşündüğüm tek şey buydu. ve gözlerimin önünden akan bazı anlamlı ve anlamsız sahnelerin geçişini izledim. arabaya kilitlenmişim gibi inmedim.

aynı nakaratta tekrarlandı bunların hepi.

"...
i don't think you trust
in myself righteous suicide
i cry when angels deserve to die
..."

"raaaaaaaaaaa wake up" sözünü duymakla beraber müziği kapatıp kontağı çevirdim. vitesi geriye takıp gaza basacağım sırada bir ses duydum. " halaoğlllluuuuuuu yapmaaa, inn arabadaaan. halaoğğğluuuu."

camı açtım arkaya baktım. az önce üstüme çıkacak olan traktördekiler inmiş bana doğru koşuyorlardı. "in arabadan halaoğlu" diye bağırdı tekrar.

komutlarla çalışan bir robot gibi indim ve adamın gelip beni kucaklamasını bekledim. özür dileyip, sarıldılar bana.

arabanın sağ ön teker havada duruyordu. bileğim kadar kalınlığı olmayan bir iğde ağacına dayanmış sağ çamurluk ve o tutuyormuş arabayı. traktörü getirip, halatlarla çektiler arabayı.


traktör benim arabadan 50-100 m ileride durmuş ve adamlar hemen koşmuş. belki hepsi 20-25 saniyelik olaylar bu yaşadıklarımın bilemiyorum.

elim ayağım titreye titreye iki sigara içtim. üçüncüsünde titreme kesilince yola devam ettim.


iğde ağacını ve karaözü'lü insanları çok seviyor olmam da bu kazanın payı var.
aragorn
2012 nin yaziydi. manavgatta köprünün az berisinde kaymakamlik binasının önünde araba çarptı.

Kaputun üstü rahat ama fren atip da araba sen yere düşünce yere o canini yakiyor biraz. Karşıdan gelen arabanın altinda kalmadim sans eseri.

İyi mi oldu kötü mü oldu bilmiyorum bazen... Akilma geliyor kac defa rüyalarımda öldüm bilmiyorum...

En yakin deneyimim buydu.


Bir de yine universiteye başlayacağım yaz 2008 yazi insaatta çalışıyorum tam insaattan ciktim önüme 20 20 kare bir mermer düştü. Yukarida kule vincle mermer indiriyorlarmis.

Bu da deneyim sanirim ama tabi ne oldugunu anlamayinca pek ilki kadar etkili bir his uyandırmiyor.

sos
denizde boğulayazmak. müthiş bir deneyim. nefesinizi artık tutamamaya başladıktan sonra mecburen tutmaya devam etme süreci başlıyor akciğerler pes ediyor bir müddet sonra ve denizin o acı suyu bir anda ağzınıza doluyor ve akciğerlerinize doğru ilerliyor. tüm bu esnadaki yaşadığınız panik ve çaresizlik paha biçilemez. (sonrasını hatırlamıyorum)

yer: alanya
olay yeri: damlataş

edit: artık yüzme biliyorum.
singur
Hiç şüphesiz ki ölümcül kaza bunlardan biridir. Her şey 10 saniyede olur biter. Bu 10 saniyede ordan oraya savrulurken darbe almadığınız yer kalmaz şuur kapanır, en sevdiğiniz insanların birkaç kare görüntüsü eşliğinde ölümü kabul eder halde beklersin.
bir istanbul trajedisi
ayva yemek de bu deneyimlerden biridir. ben mi yemeyi beceremiyorum yoksa minnoş bünyem ayva yemek için çok mu hassas bilemiyorum. bir kaç kere yuttuktan sonra öyle zorlandım ki 'sanırım mideme inmeyecek ve ben öleceğim' diye düşündüm. hatta bir keresinde 5 dakika kadar sürdü bu durum. artık korka korka yaklaşıyorum ayvaya valla.