kamu

berlinetta
günümüzde kamu denilince kapalı karşıtı olan herkese açık kurum ve tüm bireyleri anlıyoruz. ama tarihsel süreçte bunun zıttı bir anlam taşır. antik yunan'da ve roma'da sadece bir sınıfı, özgür vatandaşları tanımlayan bir kavramdır ve her bireye ait olan "oikos" sözcüğünün karşıtıdır. siyasal işlevi olan kamu ilk kez on sekizinci yüzyılda ingiltere'de belirmiştir.

bir gün tek başına

turuncu gemi
henüz okumamış olan edebiyat severlerin türk edebiyatından içlerinde hep bir boşluk olduğunu düşündüğüm muhteşem bir vedat türkali romanıdır.

vedat ustamız bu romanında insanın ikircilikli yozlaşısının tasvirini ustaca yapar. okuduktan sonra kendinizi ve ruhunuzu fikret kızılokun'un muhteşem bir şarkısı olan ''tek başınanın'' kollarına bırakın.
oradaki tınıların hepsiyle flört edin, çelloyla ise vahşice sevişin.

başörtüsü

bir istanbul trajedisi
örtenden çok örtmeyen insanı geren, kullanmayanların ağzında sakız olan örtü. bi de nedense kadınlardan çok erkekler tartışma konusu yapıyor ya ben hiç anlamıyorum bunu. hani elalemin derdi sizi mi gerdi diyesim geliyor açıkçası. bi düşseniz mi artık yakamızdan? hı?

iş hayatı

pemberuganayakkabi
Zordur. Her türden insanın karşına çıkabileceği, yeni deneyim ve tecrübeler kazandığın bambaşka bir hayattır orası.

4 senedir durmadan çalışmış, kendi işi olduğu için sorumluluğu fazla olan ve Yeni işsiz kalmış biri olarak söyleyebilirim ki, yıpratıyor. En az zararla devam ettirmek, belki biraz bencilce davranarak, yıpranma aza indirgenebilir.

ilk köpeğinizin ismi

turuncu gemi
başlığı ekşiden arakladım. üzerine de içimde kabuğu kopan bazı yaralarım ve üzerine de konuşasım vardı yaptım bunu. pişman değilim.

leydi. iskoç çoban köpeği, koli cinsi muhteşem bir hayvandı. halk arasında bilinen ismiyle lassie cinsi köpek. 10 yaşımdaydım. o zamanlar ablamlarla yaşıyordum. ablam ilk çocuğuna hamileydi. evde fısır fısır, bebek doğunca köpeği vereceklerini konuşuyorlardı bana çaktırmadan annemle ablam. komşular falan gelince de bahsi açılıyordu fısır fısır. ben çıldırıyordum hüzünden. köpek yıllardır bizimleydi, bebekse yeni doğacaktı. bebeği vermeliydik köpek kalmalıydı mutlaka. bu hakikati büyükler neden anlamıyor diye gecelerce uyuyamadığım oluyordu.
sonra bebek doğdu. on yaşında çocuğun bile içine tarifsiz bir yeğen sevgisi doluyor ilk gördüğünde yeğenini. o güzelliği ilk gördüğümde sanırım büyük olmaya ilk adımımı atmıştım.

aradan 16 yıl kadar geçti. benim şımarık zengin yeğen annesine dünya kadar para verdirip golden cinsi bir köpek aldırmıştı. 1 hafta içinde köpeğe bakamayacaklarını anladılar. o zamanlar ben de haliyle ayrı bir eve çıkmıştım. dedim bana verin elime mi yapacak. yapıştı. ismini alf koydum. bir gün öğlene kadar yemek yemedi diye ölüyor sandım. taksiler bizi almadı, rahat 4 km falan veterinere kucağımda taşıdığımı biliyorum. dünyada tariflenmiş ve tariflenecek en güzel sevgi bağlarından biri gelişmişti alf'le aramızda. fakat işte hiç bir sevgi terk etmenin önüne bend değil. 4 sene sonra sonsuzluğa uyudu alf. onu çok özlüyorum.

o günden beri sokakta dayanışma içine girdiğim yüzlerce güzel hayvanın hala başını bu konuyla ağrıtırım. başlığı görünce sizi de bu zulme maruz bırakmaktan kendimi alamadım.

gözyaşlarımızı bitti mi sandın

turuncu gemi
sözü ve müziği mazhar alanson'a ait yine az bilinen muhteşem bir mfö şarkısıdır. insanın kendi kendine nayifçe fakat bir yandan da o kadar acımasız yenilmişlik konuşmasının muhasebesi muhteviyatı uyandırır dinlerken bende.

günler günlerin ardından
seni unutmak mecburiyetindeyim
seni sevmeler cumhuriyetinde
gözyaşlarım gözyaşlarım
kafiye olsun diye değil

özleye özleye
kavuştuk birbirimize
birbirimize vitaminler
moraller verdik
içimizdeki şeytanlara
zülfikarlarla saldırdık
gözyaşlarımızı bitti mi sandın
günler günlerin ardından

seni unutmak mecburiyetindeyim
seni sevmeler cumhuriyetinde
senin dulluğun benim kulluğum
kafiye olsun diye değil

tavuk beslemek

patriyot
oturduğum evin yan tarafında büyük bir tarlada yaptığım iş. depremden kalma boş bi konteyner vardı. içine pazar kasalarından folluklar yaptım. konteynerin önünü tel örgü ile çevirdim ve 1 horoz 4 tavuk alarak başladım. şu an 22 tane tavuk, benim tavukların kuluçkaya yatması sonucu çıkan 30 civarı da civcivim var. 4 tane de kaz ekledim filoya. komşuların yemek artıkları ve bayat ekmeklerine karşılık onlara yumurta veriyorum. yumurtalar dehşet lezzetli. kümesin yanına da küçük bi bahçe yaptım. soğan, maydonoz falan ektim. bostan için hazırlık yapıyorum.

bu işler ile iştigal etmeye başlayınca hayatıma keyif geldi. saatlerce yanlarında vakit geçiriyorum. çalışıyorum ve karşılığında böyle bi şeyler ortaya çıktığını görünce acayip zevk alıyorum. semaverde çay yapıp, arkadaşlar ile oturuyoruz. valide hanım "insanın en iyi arkadaşı topraktır" derdi. kadın haklıymış.

dünyada tükenmez murat var imiş

turuncu gemi
aşık veysel ustamızın muhteşem bir eseridir. ustamızın emeğine yakışan bir tarzda yapılan versyonunu bırakıyorum;

kırılmayacak bir dostun türkü ricasını yerine getirerek, saygı ve sevgiyle...

''meşakatin adını murad koymuşlar, ölüm varmış dünyada yoğ imiş murad, gün be gün artıyor türlü meşakat...''

her ömrün sonunda bir feryad gördüm...