sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

lonely samurai
Tüm fedakarlıklar, iyilikler, iyi niyetler meğerse bir hiç uğruna imiş, oysa her horoz ve tavuk muhteşem "zengin" bir vadiyi "çöplüğe" çevirirmiş sırf sesleri daha çok çıksın, kendi benliklerini ve iktidar hırslarını tatmin etmek için. Empati, hoş görü meğerse yalanmış, bilgi en büyük zenginlikmiş de asıl insanın kalbi zengin olmalıymış. Çakallar ve sıçanlar kıskançlık ve haset ile pusuda beklemiş de bunca zaman, haince fırsat bulmuşlar. Çok yazık olmuş, çok yazık !
geceyebakan
yılın en sevdiğim zamanlarından sevgili eylül. bu sana açık bir mektuptur.

seni öyle ulu orta herkesle paylaşmam mümkün değil. atların, silahların ve güzel müziklerin ortak noktasını düşünerek, yorucu geçen bu gece, sonunda yerini sabaha bırakırken, böyle gitmen beni çok ama çok üzer. lütfen kalman için bir şeyler yapmama izin ver.

geniş zamanlardan beri açık konuşmaktan kaçındığım ölçüde sana söylediğim, senin de bana hatırlattığın o cümleler, öylesine söylenmiş şeyler değildi. onlar, uzun yıllar bastırılmış gerçeklerin bir bakıma dışavurumuydu. evrenden seninle ilgili aldığım -sevgili eylül- tek mesaj bu. diğer ihtimali düşünmeye bile lüzum yok.

konu açık. gece uzun. mevzu -hangi dizi?- derin. konuşacağız. yalan söylemedim. mektupların, kelimelerin her köşesinde nefretim ve uğursuz bir ciddiyet, yapışmış gitmiyor, kendini yeterince açık anlatamayan insanların yakasında. sana yalan söylemeyi aklımın ucundan bile geçirmedim. günlüğümü okuyacağını biliyordum :) benim sakladığım pek az şey vardır bu hayatta. biri sensin.

umarım çok uzağa gitmezsin.
kombiwankenobi
güvenmiyorum, güvenemiyorum kimseye.
en yakın dostumdu bu durumu yaratan. bir dönem tam olarak öyle olmasa da bana sırtını dönerek yarattı bana güvensizlik durumunu.
o öyle bir şey yapabiliyorsa herkes yapabilir dedim. ve bunu kimse değiştiremedi.
o dostumla yine eskisi gibiyiz ama ben onun yüzüne de söylüyorum artık güvenmediğimi. sadece o değil yakın çevremdeki kimseye güvenmiyorum.
bana kalırsa bir kere bir şeyi yapan yine aynı şeyi yapma potansiyeline sahip.
üzücü bir durum güvenmemek. belki kendimi öyle inandırmaya çalışıyorum belki de sadece bir inat. ama bilemiyorum hiç bilemiyorum.
turuncu gemi
memo bir kitap önerir misin lutfen bana?'' çevremi baya baya daraltmadan önce daha sık duyduğum bir cümleydi bu. eskiden sevdiğim kitapları önerirdim de. hatta değer verdiğim bir insansa kütüphanemden o kitabı ödünç bile verirdim. bana geri vermiş, vermemiş de umrumda olmazdı. babil'in asma bahçelri çağında yaşamıyoruz sonuçta, her kitabın tek bir baskısı yok. o kitabı tekrar okumaya ihtiyaç duyarsam başka bir baskısını alabilirim.

son zamanlarda epey tahamülsüz bir insan oldum. hala çok sık duyduğum bir rica ''memo bana bir kitap önerir misin?'' her defasında aynı iyimser aptallıkla öneriyorum hala. takıntı yapıyorum sonrasında ''aldı mı, okudu mu?'' çoğu alıyor ama kimsenin bir şey okuduğu ettiği yok.

rica ederim kimse benden kitap önerisi falan istemesin. dünyam yeterince karanlık. bir de bu tür paradoksların kağıt yaralarına hiç tahamülüm yok. okursanız ekime, okumazsanız aziz nesin'e.
turuncu gemi
bütün canlılar yaşama kendi savunma silahlarıyla doğup bunları yaşam içinde kusursuz hale getirirler. lakin biz insanlar bundan bir miktar müstesnayızdır. bizim yaşam içinde karşımıza çıkacak psikolojik ve sosyal savaşlarda daha karmaşık silahlara ihtiyacımız vardır. yaşam içinde psikolojik savaşların önemli bir bölümünü kendimize karşı vereceğimizden mütevellit de işler daha karmaşık hal alır.
insan yaşamda en önemli savunma anlayışını güvende olmak şeklinde belirler. genelde bunun için aklına gelen ilk doğru yolu uygular. o da aslında çok uzak atalarımızın hayatta kalma şekli olan kalabalıklar arasında güvende olabileceği hissidir. bütün sosyal hayvanlar doğada bu şekilde varlığını sürdürür. yazık ki hangi sosyal sınıf içinde olursa olsun bir çok kadınımız da hayatta kalmanın sağlıksız bir güven biçimi olan celladına aşık olma yolunu seçer bu uğurda.

elbette ki insan da sosyal bir hayvan olduğu için yaşamda diğer insanlarla bir arada olmaya ihtiyacı vardır. ama insanın aynı zamanda kendini tanımak gibi bir çabası da olması gerekir. yazık ki çoğumuz farkında değilizdir ki, kendimizi tanımak yaşam içinde her olumsuzluğa karşı en doğru silahlanmanın baş harfidir.

türkiye toplumu neden diğer toplumlar kadar kitap okumaz? bunun en basit cevabı olan, ''çünkü matbaa osmanlı'ya geç geldi'' cevabı asla doğru bir yanıt değildir. zira kitap okumak insanın kendi kendine tahamül edebilmesini gerektirir. türkiye toplumu tarihsel ve sosyolojik olarak kendine tahamülsüz bir halktır. bu sebeple bireyselleşemez de. bireyselleşmeyi bilmeyen uluslar, sağlık bir biçimde toplumsallaşamazlar.
turuncu gemi
bugün çalıştığım hastanenin onkoloji bölümünde hasta bir mahkum gördüm. çevresinde eli silahlı üç jandarma ve kalan bir sene civarı ömrü vardı. eşi de oraya gelmiş. eşinin o mahkum arkadaşa bakan gözlerini gördüm. o gözleri uzak geçmişten tanıyorum. bir insanı gerçekten seven iki gözdü onlar. sahibinden bağımsız ve gizli iki kelime konuşma fırsatım bile oldu o gözlerle. eşine aşkla bakan o gözlerde, kirlenmiş acıma nehrine batmış hiç bir karışıklık yoktu. feodalitenin getirdiği öğrenilmiş çaresizlik yahut modernitenin kadına yüklediği çaresizlik de yoktu. ben bu kadar berrak sevgiyle yüklü gözleri iki insanda gördüm. ilk gördüğümde çok geçmiş yıllarda bana bakıyorlardı.

allah aşkınıza çevrenizde eşini seven tek bir insan tanıyor musunuz? ben pek tanımıyorum. bugün bir tanesiyle tanışmanın sevinci ve umudunu anlatacak kelime bulamıyorum.
keşke bütün sosyloglarımız yıllarca bütün işi bıraksa da, eşlerin neden birbirinden bu kadar nefret ettiğini araştırsa.
sizlerden ricam, size bakan gözlere çok dikkatli bakın. umarım siz de, gözlerle konuşabilme sanatını edinebilirsiniz. ve sizi gerçekten seven gözleri idrak edebilirsiniz. yahut en azından neden sevmediğini sorgularsınız.
turuncu gemi
az önce bbc'de bir haber okudum. çin'de kendini ölmüş göstererek sigorta şirketini dolandıran adamın karısı iki çocuğuyla birlikte intihar etmiş.
bir kadının sevgisi ne kadar müthiş bir şey yahu. kadınlar her zaman için erkeklerden çok daha zeki ve bilinç sahibi insanlardır. hatta çok daha gerçekçidirler. belki de bugüne kadar aşk üstüne söylenmiş en güzel şarkı sözünü sezen söylemiştir;
''aşk için ölmeli aşk o zaman aşk''

ama yani emek verilecek insan var, ölünecek insan var, bir de yüzüne tükürülecek insan var. bu haberdeki kadın sadece bir örnek. kadınlar bütün bilinç ve zihin yeteneklerinde biz erkeklerden kat be kat üstünken acaba tasnif yetenekleri mi biraz az gelişmiş de, sosyal yaşamda her şeylerini verecek insanları bir birinden ayıramazlar. bu bahsi gerçekten çok merak ediyorum. ben kıt zekam ve bilgimle uzun uzun düşünmeme rağmen bir yanıt geliştiremedim. keşke dünyadaki bütün sosyologlar iki sene falan bütün işi gücü bırakıp bu soruya yanıt bulmaya odaklansa. eminim o zaman dünya daha yaşanılır bir yer olurdu.
keskin nisanci
hayat çok boktan, kim ne derse desin insanı en çok yıpratan bir umudunun olmasıymış. hayat alıyorsak umut vardır demişlerdi bir yerlerde boşuna demişler. hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerden ibaret değil mi? o zaman ne diye hâlâ iyi şeyler olacağına dair umutlar besliyoruz anlamıyorum.

''Depresyonda olup olmadığımdan emin değilim. Yani, mutsuz değilim Ama mutlu da değilim. Gün içinde espriler yapıp gülebiliyorum. Fakat bazı geceler yalnız kaldığımda, Nasıl hissedildiğini unutuyorum…''
kombiwankenobi
insan en önemli kararlarını en çok çöküş anında veriyor.
ben bugün bir karar verdim.
beş kişiyi geçmeyecek dostum var. onlarla altı-yedi sene belki daha fazlasını devirdik. atalım bir kenara onlar benim için vazgeçilmeyecek kişiler.
onların dışında ailem. onları da atıyorum bir köşeye zaten kırmızı çizgi.
sadece bir tane arkadaşım diyebileceğim biri var okulda. onu da atmak istiyorum. çok şey paylaştık.
son biri daha var. o da gelecekte sahipleneceğim canım hayvanım.

bu kümenin dışındaki kimseyi kitaplarımdan, bilgisayarımdan ve bu kümeden içerisindeki kimseden üstün tutmayacağım. değerli görmeyeceğim. bunların dışındaki kimseye bir fedakarlık yapmayacağım, kendimden ödün vererek konuşmayacağım. zamanımı harcamayacağım.

çünkü yenildim. bittim. hayal kırıklığından tükendim. hep başkalarını üstün göre göre kendi bedenimi ayaklarımın altına aldım. yaşım genç daha. yaşlandım.
bıktım, sıkıldım. o kadar sıkıldım ki artık derslerime yönelip hayatımı düzene sokacağım. bir yol çizip o yolda ömrümü geçireceğim. ve bu hayatı geçirirken ardımda bıraktığım kimsenin yüzüne bile bakmayacağım. bir de böyle deneyeyim hayatı. belki bana bir güzellik yapar.
diko
Hayatin acımasız gerçeklerine ve hayatın ciddiye alınması gerektiğine yeni yeni alışıyorum. 2 sene öncesine kadar lay lay lom yaşayan ben şimdiler de hayatı sorgular oldum. Hayat gerçekten zormuş ve insandan kaçmak mümkün değilmiş.
hak yeme hell yeah
Son zamanlarda kendimden beklenmedik bir şekilde aniden ağlamaya başlayıp, saniyeler sonra kahkahalar içinde gülüyorum.

Ne zaman beni üzecek bir şey olsa peşinden kahkaha atıyor ve ne zaman beni güldürecek bir şey olsa peşinden ağlıyorum swh.

Tedaviye başlama zamanım gelmiş.
turuncu gemi
bir kaç gündür 8 saat çalışıp ortalama 14 saat uyuyorum. 2 seneye yakındır kendi denetimime alabildiğim bir depresyondaydım. kendimi bir gün tekrar bir şeylerin iyi olabileceği konusunda gazlayıp yaşıyordum. şaire göre yarısına geldiğim hayatımın bir çok döneminde mucize gibi iyi şeylerin parlayışına çok tanık olmuşumdur, artık olmuyor.
buna rağmen, tarancı'yla polemiğe girecek kadar iyimserdim. 35 yaş hiç yolun yarısı olur mu usta diyordum, ortalama yaşam süresi uzadı sen gittiğinden beri, 35 yaş gençliğin baharı artık.
bugün bir uyandım ki gazım bitmiş. bu gaz tanzim satış kuyruklarında satılmıyor, kdv'sini nakliyesini ödeyip alayım desen o da yok. 16 yıllık akp iktidarında bu da oldu.

depresyon olayı karmaşık bir maddedir. insan bazen depresyona tek bir sebepten girer ve sonrasında onlarca sebep görünür olmaya başlar. sonrasında bu sebepler birbirinin uydusu gibi döner durur. hatta çarpışmalarından sebepsel dna'ların iç içe girmesiyle çürümeler olur. bendeki böyle bir hal. çürüyorum.

hak yeme hell yeah
Üst komşularım ağır sevişiyor. Hayır, izolasyon olmasına rağmen bütün sevişme olduğu gibi bizim evde. Kadının çığlıkları ve tak tuk sesleri gerçekten sinirlerimi bozuyor.

Oklavayla yukarı mı vursam diyorum ama top atılsa duyacak gibi değiller.
kombiwankenobi
İnsan bir şeylere rağmen inadına mutlu olmak istedikçe her şey üst üste geliyor ve gerçekten hoş değil. İçten içe bitiyorum nefesim sıkışıyor böyle durumlarda.
icgqhs
Bir an evvel uyanın zira rüyaları gerçekleştirmenin yolu uyanmaktan geçer.
Aydınlanın, kendinize gelin ve harekete geçin.
Kendiniz için yeni bir şeyler yapın vakit henüz varken...
hak yeme hell yeah
Her gün bu saatlerde yapılan harika bir kahvaltı, kahvemi yudumlarken okuduğum kitabım ve bu güzel serinlikte yavaş yavaş yürüyüş. Bunlar benim olmazsa olmazlarım arkadaşlar. Sağlıklı psikolojimi ve yüksek enerjimi her güne bu şekilde başlamama borçluyum...

Şaka lan şaka. Yeni yatıyorum daha, hadi görüşürüz
6 /