sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

hak yeme hell yeah
Öyle yoğun, öyle pislik bir dönemin içinden geçtim ki oturup it gibi üzülmek için yeni fırsat buldum...

Her şeyi bitirip, son yoğun ve zor anımdan kurtulup evime geldiğimde ve kendimi koltuğa attığımda beklenen her şeyin yüklenmesi tamamlandı beynimde.

Bazı kayıpların bırakın yerinin dolmasını, insan kendine bile tarif edemiyor... Yalnız öyle bir zaman ki 'kaybettim' yerine 'kaybetmişsin be oğlum' diyebiliyorum kendime. Falan filan işte.
bouii
Yanlış olduğunu bildiğim hatalarımı ısrarla sürdürmeyi bıraktığım andan itibaren çok daha hafiflemiş hissediyorum. Genel olarak kırıldığım şeyleri içimde tutup tutup kendime zarar vermek yerine minicik olaylarda fırtınalar koparıp başkalarına zarar veriyorum ki insanlar böyle olunca celladına aşık kurbanlar gibi değişik bir bağlılık gösteriyorlar. Bir de son olarak herkes anam, bacım, kardeşimdir dedikçe beni neden sınıyorsunuz; yapmayın evladım, yapmayın çocuğum.
hak yeme hell yeah
Şöyle geceye kadar içip sokaklar bomboşken kulağımda lanetli şarkılardan bir liste ve vücut ağırlığımı öne doğru verip hızlı hızlı yürürken etrafa gerizekalı bakışlar attığım yürüyüşlerimi çok özledim.

Güzel bir akışına bırakma durumu bu. Bence akışına bırakmak böyle olunca güzel. Keşke bir içişte seneler boyu sarhoş eden bir şeyler olsa şu dünyada.
acunay
Ense kökümde güzel mi güzel bir ağrı var. Bunun sebebini bilmiyorum ama dayanacak gücümün kalmadığını biliyorum.

Son 4 yıl içerisinde çok fazla ölüm gördüm. Hepsi de candan öte olanlarımdı. Bugün bir ölümü atlattım gibi ama tam atlattım denemez.
Onun ölümle yaşam arasındaki farkı bir adım. Bir ayağı yaşamda, bir ayağı ölümde.

Yaşı daha çok küçük, bu yaşta ölmesine gönlüm razı değil. Bir sağlıkçı olarak onun hayata dönmesi için hiçbir şey yapamadığım aklıma geliyor da... beynimin her bir köşesi yanıyor.
Ne demek ya, onun durmuş olan o küçücük kalbini çalıştıramamak ne demek? Dakikalarca oksijensiz kalması ve beyninde kalıcı bir hasar olabilitesi ne demek?

Üzgünüm küçüğüm, belki sana daha erken gelebilirdim ama gelemedim. Cidden, çok üzgünüm.
bouii
Burayı Sevgili günlük gibi kullandığım için öncelikle çok özür dilerim ama çok uzatmayacağım. Bakıp da unutmamak, unutur gibi olursam da okuyup hatırlamak için buraya yazıyorum. Bu kendimi ilk ve son defa aptal konumuna düşürmem olacak. Bu defa kafamı vura vura değil canımı yakmadan dersimi alacağım. Her zaman olduğum gibi bencil varlığımla sadece kendime odaklanınca çok daha mutlu olacağımı sürekli kendime hatırlatacağım...

Bu giriyi silmiştim ama cidden unutkan bir insanım demek ki sürekli okuyup, tekrar etmem gerekiyor. O yüzden de bu hep burada duracak ve aptallığımın bir nişanesi olacak.
hak yeme hell yeah
O değil de 26 yaşımın ortalarında gezdiğim şu dönemler ağır yıkık, asosyal hıyar ağasının teki olduğumu fark ediyorum.

Sanırım yavaştan kadere inanmaya başlıyorum. Bazı şeyleri değiştiremiyorsun çünkü. Ne yaparsan yap değişmiyor. 'Önce kendini değiştir, bak nasıl değişiyor her şey' dediler, değiştirdim. Ama yine de değişen hiçbir şey olmadı. Artık ben de pek değişim denen zırvayla uğraşmamaya karar verdim.

Bir şeyler bunca çabaya rağmen değişmiyorsa bunun adı kaderdir aga. Hani ilkokuldan beri en arkada kimseyle muhatap olmadan, hiçbir gruba ait olmamış, hiçbir insanla bağı olmayan çocuk 20 yıl sonra bile aynı oluyorsa bunun adı net kaderdir.

Kolu kırıldığında acıdan sürüne sürüne yalnız eve giden 6 yaşındaki çocukla, 26 yaşında kimseye haber vermeden ameliyat olan, baloya giderken kendine eşlik edecek bir insan bile bulamayan ve yarım saat sonra eve dönen de aynı insandır. Bunun aynısı bu çocuğun başına 23 Nisan 1999 yılında da gelmiştir. 23 Nisanda dans provalarında kimse kendisi ile eş olmak istemediği için gösteriden de çıkarılmıştır bu çocuk.

Bunları edebiyat yapmak, depresiflik yapmak adına söylemiyorum. Çoğu şey üzmüyor beni gerçekten. Yukarıda saydıklarım bile o an üzülüp sonra boş gözlerle andığım ve anacağım saçma salak şeyler.

Ama artık değiştiremediğim şeyler için enerji de sarf etmeyeceğim. Zira beni yoran şey yaşadıklarım değil, değişim için çabaladığım enerji. Evrenin bana biçtiği bu role boyun eğecek ve kendimi ciddi anlamda kapatacağım kendi içime doğru. İnsanlarla aramdaki duvarı şöyle bir iki kat daha kalınlaştıracağım.
hamlet
Duygusuzlaştım.
Tanısanız belki bana hak verirsiniz ama nasıl tanıyacaksınız? Kendim bile zor tanıyorum. Hatta aşırı kalabalıkta kendimi kolaylıkla seçemeyebilirim.

Hayatta, devasa acılar yaşadığımı sandığım olaylar geçti başımdan bir dönem. Sonra ne olduysa, birden bire her şey değişti. Aslında birden bire demek de haksızlık olabilir. Biraz zaman aldı. Ancak henüz çocukken bile bugünlerimi sezebiliyordum zaten. Olaylar ya da kişiler yüzünden bu noktada değilim yani kesinlikle. Ancak niçin böyle olduğunu anlamakta zorlanıyorum. Yaratılış meselesi olabilir, eğer yaratıldıysak, ya da iç yolculuklarımdan birinde kaybolmuş olabilirim belki de çocukken daha.

Çok değil İki sene öncesine kadar duyguları dibini sıyırarak yaşıyordum ve hayatın akışı içerisinde bu bana hiç anormal de gelmiyordu. Şimdi durup baktığımda yaşadığım olaylar karşısında hissettiğim duyguları çok daha iyi anlıyorum ve kendi irademle analiz ediyorum.

Vardığım sonuç tam bir facia.
Hissettiğim duyguların tamamı kendi düşüncelerimin ve anlamlarımın sonucunda oluşan şeylerdi. Kendinizi çok boktan duygularla boğuşurken bulduğunuzda bu söylediklerimi belki hatırlarsanız eğer ve siz de yeterince farkında olarak olaya dışarıdan bakabilme olanağı yakalarsanız göreceksinizdir. Kaçınılmaz bir şey bu. Hissettiğimizi sandığımız tüm doğal duygular dahil her biri aslında kendi irademizle gerçekleştirebileceğimiz ancak genel olarak farkındalığı kenara bırakarak bilinçaltı ve başka irademiz dışında gerçekleşmesine karar verdiğimiz bir eylemin sonucunda ortaya çıkıyorlar. Anlamlandırma.

Bir şeyin size bir şeyler hissettirebilmesi için bir anlamı olması gerekiyor. Ve siz bir şeyleri devamlı olarak anlamlandırıyorsunuz. Yani hepimiz bunu yapıyoruz. Bir şeylerin anlamlandırılması demek şu demek: örneğin; bir insan sizin arkadaşınız olabilir fakat her arkadaşınızın aslında sizin için ne anlama geldiğine karar veriyorsunuz bir şekilde. Kimisinin pek önemli biri olmadığına, kimisininse herkesten kıymetli olduğuna kanaat getirebiliyorsunuz bilinçli ya da bilinçsizce. Ki genelde bu bilinçsizce yapılır çünkü birinin sizin için önemli olması için onda bir şeyler bulmanız gerekir. Bulduğunuz şeylere göre anlamlandırırsınız. Eğer bilnçli olarak yapıyor olsaydınız kimin önemli kimin önemsiz olacağına istediğiniz an karar verebilirdiniz. Fakat takdir edersiniz ki çoğunuz şu an, en iyi arkadaşını bir çırpıda değiştiremez. Dolayısıyla bilinçdışı bir eylem ile o arkadaşız ile aranızdaki etkileşime bir anlam yüklemiş oldunuz. Peki şimdi düşünelim; bu anlamın, karşınızdaki kişi ile mi yoksa sizin düşünceleriniz ile mi alakası var? Elbette karşınızdaki kişi hakkındaki düşünceleriniz onda gördüğünüz etkiler hakkında daha önce geliştirdiğiniz düşüncelerinizle alakalı. Şöyle: misal eğer hırsızlık sizin için çok harika bir özellik olmuş olsaydı, hırsız birinin en yakın arkadaşınız olma ihtimali daha yüksek olurdu. Fakat siz sadakate, onura, güvene önem verdiniz çünkü bunlara yüklediğiniz ya da yüklemeniz sağlanan anlamlar çok daha çekiciydi. İyi pazarlanmış, yaygın ve iyi olduğu kanıtlanmış niteliklerdi. İyi insan olma hedefinizi doğar doğmaz size empoze etmeye çalışan toplum, iyi cilalanmış nitelikleri size pazarladı ve bu nitelikler sizin için çok daha önemli bir hal aldı. Dolayısıyla bunlara sahip olan kişilerle hem iletişim kolaylığı hem de ortak noktalar yakaladınız. Ve o kişilere aslında o kişilerle, yani şahıslarla, alakası olmayan bir anlamı yükleyiverdiniz. Şimdi çevrenizdeki insanlar birer birer ölmeye başladığında, bu ölümler içerisinde en çok sizin için en anlamlı olana üzülecek ve onun için gözyaşı dökeceksinizdir. Örneğin anneniz. Annelere yüklenen anlam neredeyse evrenseldir.

Sözün özü; eğer bir şeyleri anlamlandırırken ya da sonrasında onlar için bir takım duygular hissederken kontrolü bir an olsun elinize alır ve toplumun ya da evrensel ahlakın size dayattığı anlamlardan kaçınırsanız, Hiçbir duygunun kölesi olmak durumunda kalmazsınız. Ne kadar anlatabildim bilmiyorum ama şimdilik söylemek istediklerim bunlar.



hak yeme hell yeah
Askerde olmam gerken bir ameliyatı sırf kaçtı demesinler diye erteledim ve geçen ay oldum. Çok zorlu bir iyileşme sürecinden sonra yaram enfeksiyon kaptı ve kalp kapakçıklarıma kadar yayıldı. İlk defa bugün canım acımadan bir şeyler yedim.

O değil de yutkunmak ne güzel bir şeymiş. Her an yaptığımız için anlamsız gelen şeyler her şeyden önemliymiş aslında. Bundan sonra bunun daha bir bilincinde olacağım...
bouii
Gün boyunca, içimden bu dizeleri tekrar ettim. Şimdi ise sanki yaşıyorum. İnsan çok kalabalıkken nasıl böylesi bitmeyen bir yalnızlıkla boğulabilir ki... Rol yapmaktan çok yoruldum. Sadece çok yorgunum...

ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
eskimiş şeylerle avunamıyoruz
domino taşları ve soğuk ikindiler
çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
gölgemiz tortop ayakucumuzda
sevinsek de sonunu biliyoruz
borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
iyice kurulamıyorum saçlarını
bir bardak şarabı kendim için içiyorum

halbuki geyikli gece ormanda
keskin mavi ve hışırtılı
geyikli geceye geçiyorum

uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

Turgut Uyar
bouii
İyi ki doğmana tam bir hafta kalmış. Unutmamak için her telefonumun hatırlatıcısına kaydediyorum. Vicdan ne garip bir yük ki her sene küfeye ekstra ağırlık ekliyor altında kalıp ezilen benliğime hiç acımadan...
Herkes yanlış anlasa, kan bağımız uzak da olsa ben öz kardeşimi bile seni sevdiğim kadar sevemedim. Ne kadar büyümüş zannediyorduk birbirimizi değil mi oysa daha ben on altımda sen de sadece yirmindeydin... Dizlerim kanadığında ağaçla savaşıp kendini şövalye ilan etmiştin, biliyor musun sana gülsem de sen benim güzel kalpli, zırhlı şövalyemdin. Her suçu birlikte işledik, ben okulun çelimsiz uzun kızı olduğum için ilk aşkımı sana anlatamadım ama sen kıvırcık saçlı prensesinin güzelliğini saatlerce dile getirdin. Öylesine kör, öylesine çocuk ve masumduk ki ailelerimiz ne derse desin tam tersini yapmak için suç ortağı olmaktan hiç çekinmedik. Sen arabalar için bense saçma sapan şeyler için birlikte yalanlar söyledik. En fazla ne olabilirdi ki değil mi? Ölüm yoktu ya sonunda...
Bir film kiraladık sözde bizde kalacaktın, kıvırcık saçlına mesaj attın beni merak etme diye sonra saat tam sabahın altısında benim cebimdeki son elli lirayı alıp gittin. Öylesine mutlu oldun ki borç haa demeyi ihmal etmezken bana sarılıp zıpladın. En son o kiraz ağacının orda bana dönüp el salladın kıvırcık saçların rüzgarda o kadar komik sallanıyordu ki kahkaha attım. Sonra gittin ve ben seni unuttum. En fazla ne olabilirdi ki ölüm yoktu ya sonunda...
Akşam üstü baban aradı seni sormak için ki biraz endişeliydi gitme dediği o drift yarışında olabilir miydin acaba? İçime düşen ateşe aldırmadan haberim yok dedim ama kapatır kapatmaz tam on dört defa aradım lakin açmadın. Sonra herkes seni aramanın en kısa yolu beni sıkıştırdı ki anneme itiraf ederken yine düşündüm dedim ki ne bu telaş ne var ki ölüm yoktu ya sonunda... Sonra haberler başladı, hiç unutmuyorum ilk ve flaş gelişme olarak anonsta o gittiğin yarış vardı ve bir araba hızlanıp, direksiyon hakimiyetini kaybederken karşı yolun kenarındaki seyircilerin arasına dalıyordu ve en son havada takla atan o kazak kiraz ağacının altında gördüğüm senin üstündeydi... Havada öyle defalarca dönerken ölmüş olamazdın değil mi? Sonrası benim çığlığım, sonrası hastane morgu, sonrası benim babanla orda yatarken kırılmış kemiklerinin ne kadar canını yaktığını hayal etmem. Sonrası hiçlik, sonrası boşluk... Ben o günden sonra bir daha asla masum olamadım, ben o günden sonra asla kimseye sarılıp ağlamadım, ben o günden sonra bir kere bile mezarına gelip özür dilerim benim yüzümden diyemedim. Ailen senin suçun değil dedi ben ezildim, kıvırcık saçlı prensesin seni affettim dedi ama ben asla affedemedim. Daha bugün konuştuk hamileymiş, erkek olursa adını tahmin etmek zor değil diyip güldü ama ben gülemedim çünkü sen ölmesen o çocuk senin çocuğun olacaktı. Sen yaşasan ve ben ölsem dünya hiçbir şey kaybetmeyecekti. Vicdan ne garip bir yük değil mi, sürekli nefes alanın kim olması gerektiğini ruhu eze eze hatırlatıyor. Kıvırcık saçların yine rüzgarda sallansın, sana yalvarıyorum ölen sen değil ben olayım...
icgqhs
Hayatı anlamlaştıran ya da anlamsız kılan insandır.
insan, hep bir savaş halindedir.
Bu savaşlara çıkarken diğer insanları kurtarır ya da bataklığa saplar.
insan yine bir insanı soğutur Ya da yaşatır.
insan değerli bir varlık olmasına rağmen bu savaşlarda kendini basitleştirip karakterini sorgulatıp diğer insanlara kötü tecrübe olarak yansıtabilir.
Netice olarak insan insan derler ona.
İnsan çok adi olunca diğer insanlar kaliteyi anlar.
hamlet
Öncelikle, ülkede satranç oynayacak insan bulmak çok zor.

bir insanın görece olarak pembeye çalan dünyasını griye boyamak kötü bir davranış mıdır? Aslında yaptığınız tek şey ona boyanın altındaki rengi göstermek olsa bile?

Yani, Cypher bifteğin gerçek olmadığını hiçbir zaman öğrenmemiş olsaydı kesinlikle daha mutlu olurdu evet. tüm griliğine rağmen gerçeği tercih eden insanlar ile sahte pembeleri tercih edenler arasında temelde nasıl bir fark var? Bu insanları ilk görüşte ayırt edebilmek mümkün müdür?

Kendisine sorsanız gerçeği duyarak mutsuz olmayı tercih edecek insanlar; o mutsuzluk yaşam tarzları olmaya başladığında, duyarsızlaşma süresi içerisinde yaşayacakları tüm olumsuzluklar karşısında her zaman dirençli olamıyorlar. Ve bu; kendi söylemleri olan, salt gerçeği sahte mutluluklara tercih etme eğiliminin aslında bir hata olduğu ve "gerçeği keşke hiç öğrenmeseydim" itirafını olmasa bile hissiyatını yaşayabiliyorlar.

Misal talep etmeyen birine iyilik yapacağım düşüncesiyle hayattaki bir takım gerçekleri anlatarak onu gelecekteki tehlikelerden korumaya çalıştığınızda, hem onun mutluluğunu bir süreliğine elinden alıyor, hem de evrimsel süreçte kendi başına hayatta kalma çabasını sekteye uğratıyorsunuz. Bu iyilik midir?

Bir sokak kedisini sokaktaki sefil hayatından kurtarıp, onu evinize aldığınızda ona iyilik yaptığınızı düşünmekte haklı olduğunuz gibi niyetiniz kesinlikle iyilik olsa bile aslında kedi türünün insana bağımlı asalak bir canlıya evrilmesinde oynadığınız rolü hesaba katmıyor oluşunuz tabi ki bir suç değil ancak bireysel bir kediye yaptığınız kocaman bir iyilik koskaca bir türe yaptığınız minnacık bir kötülüğün önüne geçiyor. Hem de bundan çıkar da sağlıyorsunuz. Yaklaşım tarzı olarak çok doğal ve normale çok yakın olsa da temelde, koskoca bir türün kendi başına varlığını sürdüremeyecek hale gelmesi için örülen duvara bir tuğla da siz koymuş oluyorsunuz. Bu ikilemler hiç hoşuma gitmiyor.
miyesmikcih
bonnie geçen perşembe gününden beri yorgan göşek hastaymış.
şair ne diyordu :"beni bu havalar mahvetti" değil mi?
aman hocam, canım hocam çok dikkatli olun. çocuklar sınıfta bekler, bu ülkenin güzel insanlara ihtiyacı var. çabuk iyileş lütfen.
çok çok geçmiş olsun bonnie.
bol ıhlamur, içinde limon, zencefil, zerdeçal, tarçın ve karabiber mutlaka olsun.
kombiwankenobi
Bu sabah yine birileri birilerine sövüyor yine birilerinin hakkı yenilmiş, birileri birilerine bağırıyor. Hava ruhsuz, koyu gri, orada burada paylaşılan yine üç beş samimiyetsiz fotoğraf, yaya geçidinden tam gaz geçen bir tır, battaniye içinde nefessiz kalmak isteyen bir ben, çok mutlu görünüp aslında içi parçalanan ama bunu asla açıklamayan bir insan, okunan kitap hüznü.
Pozitif olmak güzel şey ama tüm bu şartlar ile pozitif olan da ne bileyim sanki biraz yalan. Her neyse.



bonnie
geçtiğimiz perşembe sabahından beri hastayım. önce acayip bir üşüme titreme gece ateş ve terleme, iştahsızlık, halsizlik, eklem ve kas ağrıları. zar zor da olsa okula gittim. cuma gece baktım bademcikler şişmiş. su içemiyorum acısından. bırak suyu yutkunamıyorum bile. cumartesi acilde vurdular iğneyi. antibiyotik filan yazıldı. bugün pazar ben hala acısız şekilde su içemiyorum. ya ne zormuş hastalık. nezle, soğuk algınlığı oldum ama en son böylesine bir 5 yıl öncesinde hastalanmış olmalıyım.

suyu bile içerken keyif almak gerekiyor. bunu ağrısız acısız yaptığım günleri özledim resmen. bahsettiğim de bir grip işte. bu dünyada sağlık önce olsun da. o yoksa hiçbir şeyin bir gram değeri yok cidden. ne bilgisayarımı kim alır acaba kaygısı, ne borçlar ne alacaklar, ne çok istediğiniz ev, araba, ne de o bu şu işte.

sanki ölümden dönmüşüm, en kötü hastalıkların pençesine düşmüşüm gibi yazmışım ama böyle hissetmişim demek ki.

hanc deil yolcu
lise yıllarımda hayran olduğum, hiçbir programını kaçırmadığım ingiliz bir şef vardı. çok da yakışıklıydı. bu sabah yıllar sonra ilk defa instagramda karşıma çıktı. gözlerime inanamadım. inanılmaz değişmiş. aslında değişmekten çok yaşlanmış desem daha doğru olacak galiba. kaç sene geçti üzerinden hatırlamıyorum. ama onu öyle görünce yüzümü aynada incelemekten kendimi alamadım. yıllar çok çabuk geçmiş ve bir yerim yurdum olmamış.
bunları niye buraya yazdım bilmiyorum. kısacası yaşlanıyoruz dostlar.
0 /