confessions

aragorn

1. nesil Yazar - Alışmaya çalışıyor

  1. toplam entry 127
  2. takipçi 10
  3. puan 1633

erkeğin hasta olması

keskin nisanci
bu iş cinsiyet meselesi değil, fıtratla alakalı. yaradan eksikliklerini göstermesin anne ve babam hasta olduklarında dünyadaki tek hasta insan kendileri olduklarını zannediyorlar. istiyorlar ki hastaneye gittiğimizde başhekiminden, temizlikçisine kadar bütün çalışanlar kendileriyle ilgilensinler.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

azrailin regl donemi
bir insanın ne için yaşadığını ve ne istediğini bilmesi çok önemli.. ne istediğini bilmeyen ve cidden bir olayı olmayan bir insanla karşılaşırsanız ki bu sevgiliniz bile olabilir, siktir edin derhal.. uzaklaştırın hayatınızdan. size zarar verir.

son 2 yılımı çok boktan geçiyorum. en mükemmel zamanlarım hem de.. tam da kişilik olarak kendimce bir olgunluğa erişmişken.. acı çekiyorum. bitmiyor, bitmesini istiyor ama bitiremiyordum bir türlü. alışmış kudurmuştan beterdir derler. haklıymış dallamalar.

yıllar yılı hep bireysel yaşadım. birkaç dost ve ara sıra edindiğim 2-3 günlük önemsemediğim flörtler.. insan namına sadece buydu hayatım. daha önemlisi yoktu. olmamalıydı da. hedeflerim ve yaşam tarzıma hayrandım, mükemmeldim ulan. espritüel, şen şakrak ve zevki şahaneydim.

tam çıkışa geçiyorken her şey yolundayken hayatıma bir insanı ciddi anlamda aldım. biliyordum ki bu benim genimde yoktu, beni aşk bitirirdi, kendimi böyle de iyi tanırdım, öngörü konusunda ne derece mükemmel olduğumu bilen bilir, ne dediysem çıkardı. çıktı da.

2016 yılında hayatıma biri girdi. mükemmeldi benim için.. ama mantığım her sabah kalktığımda beni deliler gibi uyarıyordu, hep akşamdan kalma gibi uyanıyordum. defalarca bitirmek istedim. çünkü diyordum ya hep ya hiç. çünkü ya hiç olunca hayatımı ona göre düzenleyecektim. diğer yandan bitecekse vakit kaybından başka bir şey değil. hele bir de benim gibi prensipli biri için. olur da bir gün biterse ben de biterim. ya böyle devam edecek ben de devleşeceğim bu sevgiyle ya da bitecek ve ben de sürünmeye başlayacağım. koktuğum gerçek başıma geldi. gitti. deliler gibi sevdiğini söyleyen her dediğimi onaylayan ve ne yaparsam yapayım vazgeçmeyen kişi bir anda gitti. dünyam başıma yıkıldı. yıllarca bununla yaşamayan sadece kendi egomdan ve zevklerimden beslenen ben yıllarca ciddiye almadığım bir şey tarafından fena halde kazık yedim..

işte tam da bu boşluk anımda çivi çiviyi söker diyerek biri ile görüşmeye başladım. ilk zamanlar mükemmeldi. 2 sene önce olsa işim olmazdı ama ben buna alışmıştım ve ihtiyacım vardı. sonra bir gereklilik bir görev kabul ederek asla geri dönüş hakkı tanımadım bu işe. sevmeye çalıştım ama bir önceki gibi şefkat duygularım kabarmıyordu. çünkü bu şahıs öyle lanet bir şeydi ki 1000 yıla bedel bir sabır gösterebileceğimi de kendime kanıtlama fırsatı verdi.. halleri gelince deliriyor ve hakaret etmeye başlıyordu.. yahu bir kadın sinirlenince rahat bırakmak gerek, bırak sövsün saysın canı sağ olsun kafasındaydım hep. elimden geldiğince şefkat ile yaklaştım ses etmedim. olur da bu hallerinden dolayı kızıp telefonu kapatırsam suçlu bendim. eğer ki ben sinirlenip ufacık bir şey desem ya da ilgi göstermesem de yine suçlu bendim. kavgayı kendini çıkarır fakat ben kötü bir şey dersem düşman kesilir ve kötü davrandığımdan yakınırdı. her şeye rağmen hep sevdiğimden bahsettim. duygularımla körü körüne değil, mantığımla yaptım bunu bir de.. bu denli de güçlü sevdim.. ama yaranamadım.. hem seviyor hem de lanet tavırlar sergiliyor. şimdi biri çıkıp demesin sen anlayamamışsın diye. ulan kadınları yalayıp yutmuş biriyim ve iddialıyım bu konuda. hem benim gibi anlayışlı bir insan nasıl hata yapabilir ki. sen ne istersen onu yapalım demişim hiç kimseye yapmayacağım bir şekilde. ki bunu bile başına kakmamışım.
işte bugün bitirdim artık. görüşmeyeceğim. ama insanım sonuçta.. yine de onsuz yaşanmamalı diyorum fakat görüyorum ki bu iş beni bitiriyor. benim gibi birinin zihniyetini önemsemeyen insan da insan değildir bu denli de açık konuştum! bahsetmek istemediğim çok daha fazla iğrenç şeyler var dostlar, cidden bıktım.
2 yılım çöp oldu. hem maddi hem manevi büyük tahribat yaşadım. kişiliğim çöp oldu.

lütfen arkadaşlar ya. n'olur.. kendinizden vazgeçmeyin, değmez. fanatik olun değerlerinize karşı. mesela rock müzik dinliyorsanız ortama uyum sağlayayım diye oyun havası dinlemeyin.. kendinizde değer olarak gördüğünüz ve kişiliğinizin bir parçası olan şeylerden hiç kimse ve hiç bir şey için taviz vermeyin.. yoksa içi boş, şeffaf bir adam olursunuz.. kimse de sizin bu özverinizi takdir etmez. kalırsınız öyle.

ne aptalım ben. ah ulan ne saf bir insanım ben!! prensiplerimden vazgeçince bunalrın olacağını bile bile büyük aptallıklar yaptım... salağım bazan.. salaklığıma dek gelmişse demek ki.

offfffff.

mihri müşfik hanım

fiorabella
içindeki özgür ruhu portlerine yansıtmış ressamdır. tablolarındaki kadınlar yaşadığı dönemin eve kapatılan kadınlarından değildir. batılı ve kültürlü kadın resimleri yapmıştır.

1922 yılında Mustafa Kemal'i mareşal üniformasıyla 3 metre yüksekliğinde bir portresini yaparak resmeder ve Çankaya Köşkü'ne götürerek kendisine sunar.
bu resim cumhuriyetin ilanından sonra bir türk ressam tarafından yapılan ilk atatürk portresidir.

enerji emici insanların ortak özelikleri

bonnie
İnsanın yaşama hevesini bir anda söndürmeyi başarabilen insanların ortak özellikleridir.

Sabahın köründe işyerine gelmişiz bir hareketlilik, bir tebessüm arıyor insan. İşte o an gelen enerji emici varlık on karış suratla odaya girer, elindekileri masaya fırlatır ve kimseye bir şey demeden lanet olsun, allah kahretsin diyerek kafayı masaya koyar.

Bitti işte benim enerjim. Az bi şey vardı onu da aldı lanet.

ücreti ödenen hizmeti rica minnet yaptırmak

bonnie
bu ülkenin en büyük sorunlarından biridir. gerek devlet memuru olsun gerek serbest çalışan olsun hep bir garip vurdumduymazlık, böyle bir ilginç hal ve hareketler.

o aldığın veya alacağın para benim için. bana hizmet etmen için. bu kadar. kol veya kafa gücünü satıyorsun ve karşılığında da ücretini alıyorsun. lanet olsun bunlara.

yatılı okulda okumak

bonnie
ortaokul veya lise yıllarında okurken aynı zamanda aynı okulun pansiyon kısmında kalmaktır. her işini kendi görerek yaşamak zorunda olan ve en değerli insanın arkadaş olduğu bir ortamda aynı zamanda yalnız kalıp olgunlaşmaktır.

soyulan bilek derilerim

bonnie
sanıyorum özgürlüğe kelepçe vurulurken kişinin hissettikleri ile ilgili. bu durum insandan illa ki bir şeyler götürür görünen sadece soyulan bilek derileridir. oysa bu kadar net görünmeden soyulan ümitler, hayaller, duygular vardır.

geceye bir şiir bırak

quares
Ben sana kürk alamam doğrusu
Güzel bileklerine bilezik alamam
Bir kap yemek, bir elbise
Öyle bir tad var ki fakirliğimizde
Başka hiçbir şeyde bulamam..

Sokağımız arnavut kaldırımı,
Evimiz ahşap iki oda.
Daha iyisi de olabiridi ya,
Şükür buna da.

– Ama Hamdi beylerin..
– Hamdi beylere bakma sen,
Tencere maltızda, fasulye tencerede
Çocuklar kapının önünde oynuyor mu?
Ona bak sen..

– Perdemiz kadife olmalıydı..
– Basma da güzel olur, sevince.
Biliyorsun ancak boğazımıza,
Olmuyor ha deyince.

– Kimbilir bir gün belki..
Adam sen de, aldırma,
Bunlar düşünmeye değmez
Hem hayat dediğin ne ki?..

Turgut Uyar

geceye bir şiir bırak

quares
Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde
Şarkılarımda, sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.

Sen göreceksin duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.

Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.

Bir gün, tam anlatmaya...
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım...
Anlayacaksın.

Özdemir asaf

geceye bir şiir bırak

quares
gül kokuyorsun bir de
amansız, acımasız kokuyorsun
gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun
hırçın hırçın, pembe pembe
öfkeli öfkeli gül
gül kokuyorsun nefes nefese.

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
sen koktukca düşümde görüyorum onu
düşümde, yani her yerde
yüzü sararmış, titriyor dudakları
şakakları ter içinde
tam alnının altında masmavi iki ateş
iki su
iki deniz bazan
bazan iki damla yaz yağmuru
mermerini emerek dağlarının
şiirler söylüyor gene
ölümünden bu yana yazdığı şiirler
kızaraktan birtakım şiirlere
büyük sular büyük gemileri sever çünkü
ve odur ki büyüklük
şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
o zaman ölünce de şiirler yazar insan
ölünce de yazdıklarını okutur elbet
ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi
yaşamanın herbir yerinde.

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
bu koku dunyayı tutacak nerdeyse
gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
herkes, hep bir ağızdan: gül!
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek
saçların, alınların,göğüslerin üstüne
yüreklerin üstüne
bembeyaz kemiklerin
mezarsız ölülerin üstüne
kurumuş gözyaşlarının
titreyen kirpiklerin üstüne
kenetlenmiş çenelerin
ağarmış dudakların
unutulmus çığlıkların üstüne
kederlerin, yasların, sevinçlerin
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
yıllarca esecek belki
ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
göreceğiz ki
biz dunyamızı gerçekten görmemişiz daha
geceyi, gündüzü, yıldızları
görmemişiz hiç
tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
bu umutsuzluklari bırakın kardeşler
göreceksiniz nasıl
güller güller güller dolusu
nasıl gül kokacağız birlikte
amansız, acımasiz kokacağız
dayanılmaz kokacağız nefes nefese.

Edip cansever

az eşya ile yaşamak

bonnie
insanın pozitif enerjisini emen, kiridir, tozudur, kalabalığıdır, yer tutmasıdır, ıvırıdır zıvırıdır uğraştıran pek çok gereksiz eşyayı hayatından çıkarmaya çalışıp yaşamaktır.

hayatımdaki her konuyla ilgili ıvır zıvır operasyonu yaptım. ne gereksiz eşya barındırıyormuşum evimde arkadaş. hepsini çöpe attım. yalnız şu an nedendir bilmiyorum çöpçülerin onları alacağı saate kadar çöp konteynırlarına bakıp bakıp duruyorum.

doğum kontrol hapı

bonnie
düzenli kullanımda gebeliği önleyici etkiye sahip aynı zamanda da Yumurtalık kisti tedavisinde, Aşırı tüylenme tedavisinde, rahim kanseri riskini azaltmada ve Adet sancılarının azaltılmasında da kullanılan bir tedavi hapıdır. yani her kadın yanında bir kutu doğum kontrol hapı taşıyabilir.

sıkışmışlık hissi

john overmars
Anksiyete halini özetleyen bir kelime.hareket alanı bulamamak.kitlenip kalmak gibi bir şey.eylemlerin kısır bir hali alması bazen erkenden uyanmak.beyin ağrısı.düşünceler düşünceler.kötü olasılıkların geçmiş deneyimlerden hareketle tahmin edilebilirliğinin verdiği o kasvetli bezgin hal.ilerleyememek sürekli engeller kör tuzaklar dolambaçlar içinde aklın pusulası bile şaşırınca böyle hisseder insan.bu rutinleşirse sıkışık bir yaşam tarzına dönüşür.geçmiş artık çok geride özlenen gelecek çok belirsiz ve olasılıksız iyi ihtimallerle dolu bugünse çok cimri ve poker yüzlü.sıkışmak diye bir his varsa böyle bir şey olsa gerek.büyüdükçe kirlenen bu dünyada organik bir güven hissi yaşamak zor.

sıkışmışlık hissi

ihtiras limani
insan her şeye her yere bakabiliyor da insanların yüzüne bakamayınca, yüzüne bakacak insan bulamayınca ya da yüzlerden kaçınca, bütün dünya kendi üstüne çökmüş gibi hissediyor. insanoğlunu, toplumu reddetmek çok zor bir iştir. insanın doğasına da aykırı zaten. fakat bunun yokluğu iç gücünüze göre sizi ya sertleştirir ya da bir kutu kola şişesi gibi ezip hacimsizleştirir. veya büyük basınç altında içinizdeki elmas ışıldayıverir.

sözlükte değerli olduğunu düşünmek

fiorabella
t: bazılarının yapay mutluluk kaynağı olan hede.

Modern tıbbın babası paracelsus der ki;
"her şey zehirdir ve hiçbir şey zehirsiz değildir. yalnız dozunda alınan şeyler, zehir olmaktan çıkar."
20. Yy'ın en büyük ve en önemli buluşlarından biri internet. 21. Yy'da cüzi bir fiyat karşılığı erişim sağlayabiliyorsun. Sonrasında ise bu sana bir dünya hizmet sunuyor. Ama paracelsus ne demişti? "Dozunda alınan şeyler zehir olmaktan çıkar."
Bir genelleme yapacak olursak, Türkiye'de yaşayan belirli bir kesim insanlar için "interaktif sözlük" bir habitus.
Dozunda alamayanlar için yan etkileri de mevcut.

Bir şeyler yazmak için ve bir şeyler okumak için yaratılmış bir platform. Ama insanların arzu ve hedonistliği doğrultusunda evrilmiş durumda.
Nasıl bir evrilme?
Okunması, eleştirilmesi için yazılmıyor artık. Artı alsın, favorilensin, benim ne kadar çok sayısal değerim olduğunu bana yansıtsın kafi.

Artık duyguları hiçbir ehemmiyeti olmayan sayısal veriler kontrol eder oldu.
Sonrasında ise eskiden yaş demek tecrübe ve bunun getirisi olan olgunluk demekti.
Yanlış doz zarardır diyen paracelsus gibi bu internetin bir başka zararı da kavramları ortadan kaldırmak oldu.
30-40 yaşındaki insanlar ben onla küstüm, bunu görmezden geldim, şunu umursamadım lafları eden ilkokul bebeleri gibi davranır oldu.

Hiç düşündüler mi? Kimin umurunda? Sen onu görmezden gelince görmezden gelinen şahıs duşun altında bir buçuk saat hıçkıra hıçkıra mı ağladı zannediyorsun?
İşte hep bu sözlük camiasındaki sayısal verilerin şişirdiği bir iğne darbesi ile yerle yeksan olacak olan şişirilmiş izafi egolar, koca koca insanları bir ekrana kilitliyor ve var olan sayısal verinin çokluğu ya da azlığı ile doğru orantılı olarak kendini önemli ya da önemsiz hissettiriyor.

bu aşk fazla sana

bonnie
şebnem ferah' ın kadın albümünden bir şarkı. kendi bestesi.
dedik "sevmek gibisi yok " ama " yokluğun varlığın bir "


denize açıldım sevmeye, sevilmeye,
anladım sevmek gibisi yok.
yağmura soyundum yavaş yavaş yağar diye
damlalarda yüzmek gibisi yok.

yokluğun varlığın bir,
dünüm yok, yarınım sır..

nasıl inanırım sana?
bu yürek ağır bana
sevgin öyle uzaklarda,
nefes alsan da yanımda.

bu aşk fazla sana...

aşkabat

zorya polunochnaya
uçak iniş için anons verdiğinde eğer gece vakti şehre iniş yapıyorsanız ışıl ışıl bir manzarayla karşılaşırsınız fakat şehre girdiğiniz bunun sadece bir göz boyama olduğunu, yeni inşa edilen zevksiz mermer rezidanslar ve hükümet binalarının sadece rejimin gücünü yansıtması için yapıldığını görürsünüz.

tipik bir eski sovyet şehri gibi bir şekilde eğlenmeye, yaşamaya çalışan insanlarla dolu ruhsuz bir yerleşimdir.

öğrencilik

poor
keyif alınması gereken bir dönem.

tabi kişiden kişiye değişir ama genellikle hayatla ilgili en az sorumluluğun olduğu dönem öğrenciliktir. en azından henüz kyk borcu kapınızı çalmamıştır. bu bayram muhabbeti kısmını geçeceğim. hani uzun uzun konuşulan klişe kısmını. hani bu "öğrencilik rahat abi ya. canın mı istemedi? vur kafayı. 4 hafta devamsızlık hakkın var. çalışırken öyle değil." kısmını.

asıl işiniz öğrenmek olarak görülür toplum tarafından. esasında bu müthiş bir şey değil mi ya? insan hayatında mesleki, bilimsel, pratik veya gerekli, gereksiz onlarca şey öğreniyor. işte bir sürü siyaset kuramları, insan ilişkilerine dair şeyler, sayısal veriler, newton beşiğinin ilkeleri, ilk tiyatro oyunu, 2.mahmut ıslahatları, köklü sayılarla işlem yapmak, perspektif, harfler, diferansiyel denklemler... veya bambaşka şeyler. domatesin iyisi nasıl seçilir, romantik bir ilişki ihtimali yaratmak için nelere dikkat edilmeli, ekmeğe jiletle nasıl çizgi atılır, gömlek ütüsü nasıl yapılır, çamaşır yıkarken ne kadar yumuşatıcı kullanılır...

ya bakın enfes bir şey. öğrencilik bitip çalışmaya başladığınız gün artık ana hedefiniz öğrenmek olmuyor. gün içerisinde onlarca şey yine öğreniyorsunuz ama öğrenmek sizin varoluş sebebiniz olmaktan çıkıyor artık. insanlar sizi öğrenme durumunuzla tanımlamıyor. bu ek bir mesai oluyor.

işin özü özeti öğrenciyken bir yerlerde çalışan insana saygı duyulurken, çalışırken öğrenen insan herhangi birisi oluyor.

dilek özçelik

bonnie
belli ki şahsa değil makama iletmek istedikleri varmış. ortada bir sorun var ve bu sorun üç beş kuruşla değil, makamlar aracılığıyla yani devlet eliyle çözülmesi gereken bir sorun.

makamlar gelip geçicidir elbette ama o makamlara da gerçekten işinin ehli insanlar oturmalı. çünkü diğer türlüsü her dakika bir kayıptır.

onurlu duruşuyla yaşamış dilek. ne mutlu ona. bu gece bir öküz oturdu içime. üzüldüm çok.

cinsiyet belası

nalbantyani bezirgan
özgün adıyla "gender trouble: feminism and the subversion of identity" yani "cinsiyet(toplumsal cinsiyet aslında) belası: feminizm ve kimliğin altüst edilmesi" isimli 1990 yılında yayımlanan bir Judith Butler kitabı.
Judith Butler toplumsal cinsiyetin anlamını kendi pratiğinin önvarsayımlarıyla sınırlandıran her feminist kuramın aslında feminizmin içinde dışlayıcı cinsiyet normları oluşturduğunu ve bunun da homofobik sonuçlar doğurduğuna inan bir kuramcı olarak toplumsal cinsiyet için bir imkan sahası yaratmak ve bunu dikte etmeksizin yapmak amacıyla bu metni yazmıştır.
cinsiyetin doğallığını sorgulayan yönüyle cinsiyetin performatif yönüne dair birçok sav vardı metinde. bununla birlikte yeni yeni feminizm okumaları yapan kişiler için de birçok referansın olduğu, kitabın 1999 baskısında yazmış olduğu önsöz ile de kitabı yazdıktan sonraki 9 sene içerisinde ve dahi öncesinde çalışma yapmış birçok kuramcıya atıfta bulunuyor ve görüşlerini birçok yapıcı yönden eleştiriyor.
Kitabın geri kalan kısmında da ana ve alt başlıklarla birlikte
cinsiyetin, toplumsal cinsiyetin ve arzunun öznelerini, feminizmin politiğe bakan yönünü, Freud'un gender melankolisinden, Foucault'a birçok şeyi okuyucuya sunuyor.
Tek eleştireceğim nokta dilinin zorluğudur. Gerçekten tüketimi kolay olmayan bir kitap.

mutsuzluğa da var mısın

number eleven
bukowski "hayata mutlu olmak için gelmediğini kabul ettiğinde mutlu olmaya başlıyorsun" demiş. mutluluk, bir hedef değil, bir süreçtir, bir andır. öyle kovalayarak, hedefleyerek ulaşılabilecek bir şey değildir. dolayısıyla benim için anlamsız bir sorudur.

sağcı mizah

bonnie
yapısı itibarıyla olmayacak mizahtır. çünkü sağ iktidar yanlısı demektir. ve yapacakları asla güldürmez.

edit: güldüren başlıktır tanımım silinmiştir. ironiyi anlamayan nesle aşina değiliz!

12 ocak 2018 kendini yakmak isteyen adam

fiorabella
birkaç gün sosyal medyayı ve haber sitelerini oyalayıp unutulacaktır. böyle olmadı mı? 2.5 aylık bebe açlıktan ölmedi mi? saysam bir sürü böyle olay var. ne oldu? hiçbir şey. ekonomimiz iyiye gidiyor denilerek yapılan algı oprerasyonunun tam tersine millet geçim savaşında boğuluyor. o bahsedilen paralar ise göbeğini kaşıyan adamların kasalarında. kendimizi yaksak, assak, zincirlesek bile faydası olmayacak.

çoban yıldızı

icgqhs

teoman'ın seslendirdiği efsane şarkılardan biri. her şarkının yeri başka ama bu çok başka.


Yüzme bilmeden
Daha deniz görmeden
Hiç güneşte yanmadan
Şimdi ölmek istemem
Bir kalbi sarmadan

Aşkı tatmadan daha
Onla sarhoş olmadan
Hiç sevişmeden daha
Şimdi ölmek istemem
Daha hiç gülmeden

Çoban yıldızı
Sen benle kaal
Çoban yıldızı
Hep benle kal
Zamanın varsa

Ben hiç kimsem olmadan
Tepeden tırnağa ona
Hiç sarılmadan
Şimdi ölmek istemem
Kalbine dokunmadan

Hadi al götür beni
Hala benimmişler gibi
Evime yurduma
Taze meyve tatları
Yağmurlarında

Çoban yıldızı
Sen benle kaal
Çoban yıldızı
Zamanın varsa
Biraz daha

the pianist

fiorabella
çarpıcı bir hikaye ve muhteşem bir oyunculuğun sergilendiği, roman polonski'nin 2002 yılı yapımı muhteşem filmidir. Wladyslaw Szpilman'ın otobiyografik hayat hikayesini anlattığı "piyanist" kitabından senaryolaştırılmıştır.
başta 2003yılında en iyi erkek oyuncu, en iyi yönetmen dallarında oscar ödülü almıştır. ayrıca oyuncu, senaryo, müzik, yönetmen gibi dallarda bafta, cesar, goya ödüllerine de layık görülmüştür.
adrien brody bu film için yaklaşık 30 kilo vermiştir. diğer nazi konulu filmlerden farklı olarak Szpilman'ın gözünden acımasızlığı, savaşı, hayatta kalma mücadelesini bir gözlemci gibi izleybildiğiniz farklı bir filmdir.
soundtacki ile de unutulmaz filmler arasına girmiştir. polonski filmde kendisi gibi polanya'lı olan besteci chopin'in "mazurka in a minor" eserini Szpilman'ın kendi orjinal kaydı ile kullanmıştır.

hayat güzeldir

fiorabella
orjinal adı "la vita e bella" olan filmdir. yönetmen koltuğundaki roberto benigni aynı zamanda filmin başrol oyuncusudur. savaşın kötü ve çaresiz yüzünü izleyiciye gösteren, nazi kampındaki kötü olayları çocuğuna bir oyun gibi gösteren babanın hikayesidir.
film 1999 yılında en iyi erkek oyuncu, en iyi film müziği, en iyi yabancı sinema dallarında oscar almıştır. ayrıca bafta başta olmak üzere bir çok ödüle de layık görülmüştür.
baba ve oğul arasında geçen replik.
- buraya köpekler ve yahudiler giremezmiş.
+ Bu dükkanın sahibini tanırım, köpeklerden korkar. Senin korktuğun bir hayvan var mı?
- Örümcek.
-O zaman biz de dükkanımızın kapısına Örümcekler ve Vizigotlar giremez yazalım.

şöyle güzel bir müziğe sahiptir.

yetersizlik duygusu

avni
"her işi yaparım" diyenlerle, bakarız, yaparız, hallederiz diyenlerden çok çekmiş biri olarak bu tarz insanların benden uzak inandıkları her neyse ona yakın olmalarını temenni ediyorum.
demem o ki bir kişinin bu haleti ruhiyede olduğunun belirteçlerinden biri de yeterli olduğunu anlatmaya çalışan yukarda örnek verdiğim kalıplardır. ne istediğini, ne yapabileceğini bilen kişi yuvarlak cümleler kullanmaz. net olur.
elbette her insanın çaresizlikle dönem dönem istemeden içine düşebileceği durumdur. yadırgamıyorum.
ha diyeceksiniz ki madem çaresizliklerini biliyorsun, anlıyorsun. neden benden uzak dursunlar diyorsun? cevabım net. hayat çok acımasız. acıdığın zaman acınacak duruma düştüğünü çok geç farkına varıyorsun. sikmişim iyiliğini. iyilik yapacaksan gerçekten ihtiyacı olana balık verme elinden geliyorsa balık tutmayı öğret. artık felsefem bu.