confessions

arka dortluyu dagitmayan hoca

1. nesil Yazar - İstikrarlı

  1. toplam entry 295
  2. takipçi 10
  3. puan 4085

bir sözlük nasıl yönetilmez

magic mushroom
Uzaktan yönetilmez mesela. Halka inmek lazım. Ve demokrasi şart. Her dikta yönetimi sonlanmaya mahkumdur çünkü.

Kısacası bir sözlük önemsemeden yönetilmez. Sahip çıkmak şart.

Çiçeği burnunda bir yazar olarak açıkçası daha aktif bir yönetim beklerdim. Yazarlığımı onaylayan icgqhs dışında başka bir moderatör de görmedim henüz.

Yeniyim ve sevdim burayı ve gitmeye niyetim yok ama Dedeye, pardon sözlüğe de sahip çıkalım. Evet.

bir sözlük nasıl yönetilmez

azrailin regl donemi
kozmos ukdesi.

cevabı zengin sözlükte olan soru.

öncelikle yönetimden icgqhs dışında kimseyi tanımam. kendisine de saygım büyüktür, abi dediğim sevdiğim bir adamdır. yönetim kelimesi bir semboldür, kişisel algılamasın lütfen.

öncelikle geleni gideni iplememekle başlar her şey; moderatörler bihaberdir kim ne girmiş kime ne demiş, hiç bilmezler. kendileri de girmeye tenezül etmezler sözlüğe. şşşt! diye bir duyuru vardır ama sadece bayramlarda seyranlarda kullanılır, asla yazarlara yeni gelişmeler, yeni eklenen özellikler hakkında bilgi vermek ya da yazarları önemsendiğine dair veya yönetimin ölü olmadığı, sözlüğün oldukça aktif olduğunu hatırlatmak adına kullanılmaz.

birkaç yazar yükselişe hizmet adına operasyonlar planlar fakat bu operasyonları yazarlara uygulatmak için bir lider konumunda olan yönetim sessiz kalır ve birçok şey başlamadan biter. yazar olarak ben, kendi adıma bu tarz gerçekleştirilemeyen operasyonlar için özür diliyorum bütün sözlükten. keşke admin ya da moderatör olsaydım. değildim maalesef ve ciddi atılımlar sağlayamadım.

farkındasınız da, bir kaç yazar hiç yılmadan giriyor ve yazıyor. elinden geleni yapıyor. başka sözlüklerde yazmadıkları kadar yazıyorlar belki de. ciddi anlamda gelişim göstermesi için yazıyorlar bu ortama. ellerinden geldiğince. neden bu bir türlü değerlendirilip, direnen bir ortamı şahlandırmak için harekete geçilmiyor?

ben moderatör olsaydım her gün yaptığım gibi sürekli sözlükte olurdum. şşşt!'den sürekli olarak gerek makara olsun gerekse ciddi konular; sözlüğün vaziyeti, gündemden sözlüğe taşan haberler ve benzeri konularda haftada birkaç kez bildirim ile yazarlara "yaşadığımızı" gösterirdim. sözlüğün gelişmesi adına yapılan istekleri ve planları dikkate alır sözlüğü sürekli olarak kordine ederdim. herhangi bir yazar sürekli olarak şunu bunu yapalım dese de faydasız. lider konumundaki kişilerin bu işte yetkin ve aktif olması dikkate alınır ancak, azrail'i ya da kozmos'u bilmez felanca yazar.

nihayetinde bu sözlük "yazarlarını önemseyen sözlük" mottosuyla kuruldu. en azından bunun hakkı verilmeli.

dikkate alınmasını sözlük adına tavsiye ediyorum.

zengin sözlük aşure toplanma yeri

azrailin regl donemi
işte tam da burasıdır. yardımsever yazarlarımızı göreve davet ediyorum..

bu bünye ki yıllarca bırakın aşureyi o aşurenin içindeki nohut, yarma, ceviz, uzum, fasulyaa parçacıklarını ayrı ayrı bile görmemiş, bu fakir bünye, bu 1.93 boyunda ve 45 kilo ağırlığındaki hafifi rüzgarlarda şehir değiştiren bu dostunuz, bir kase aşureye açtır. aç!! azrail aç aç!

bir kase yetmez! siz bana tencereyi getirin. arkanızdan nazar duası okurum dolar yüzü görmeyeyim ki.

hülasa bebeğim bu nickin ardında bir fakir var! azrail'e sahip çıkalım!

okumayacağını bile bile

aydakigunes
Tanım: içini doyasıya döktüğün yazılardır, okumasını ister misin? Orası meçhul işte.


Genç kadın, istasyondaki banka oturmuş, gözlerini ayakkabılarına çevirmişti. Koyu renkli deriden bavulu ayaklarının ucundaydı. Önünden geçen insanların gölgesi yüzüne düşüyor ancak bir kez olsun kafasını kaldırıp çevresine dahi bakınmıyordu.

Yolcuların trene binmesi için son düdük çaldığında acele etmeden ayağa kalktı. Bavulunun içinde birkaç parça eşyası olmasına rağmen katbekat ağırdı.

Bu şehre veda etmek zor olacaktı. Bundan dolayıdır ki arkasına bile bakmadan trene bindi. Hem diğer insanlar gibi vedalaşacağı kimsesi de yoktu. Yüreğindeki sızı gözyaşlarını gün yüzüne çıkarıyordu. Şapkasının tülünü gözlerine indirip başını cama yasladı.


Birkaç gün önce...

Kumral renginde olan dalgalı saçlarını özenle topuz yaptı. Üzerindeki vatkalı kırmızı elbise dönemin vazgeçilmez kıyafetlerindendi. Aynada son kez kendini inceleyip aşağıda kendisini bekleyen faytoncunun yanına indi.

Güzel bir akşam olacaktı, buna tüm kalbiyle inanıyordu. Gözlerini yeni kararan sokağa çevirdi. Her iki yanından geçen faytoncular birbirini selamlıyordu. Gazete satan küçük çocuklar akşam saati olmasına rağmen ellerinde kalan son gazeteleri insanlara satmaya çalışıyordu.

Yarım saat geçti ki araba bir mekanın önünde durdu. Burası lüks bir mekana benziyordu. Kapıdan giren insanların çoğu arkadaşıydı. Faytoncuya teşekkür edip arabadan indi.

İçeri girdiğinde hemen ilk masada tanıdık birilerini görmek ona iyi hissettirdi. Zaten gecenin heyecanı ona yetiyordu. Etrafa bakındı. Aşık olduğu adam belli ki henüz gelmemişti. Kapıya bakan sandalyeye oturup beklemeye başladı.

Gece ilerliyor, genç kadın ise hala onun gelmemiş olmasından yakınıyordu. Buradaki insanlar tek bir amaç için toplanmıştı. Üniversitede kurdukları arkadaşlık bağını, yıllar sonra bir araya gelip yad etmekti. Ancak genç kadının diğer arkadaşları umrunda değildi. O yalnızca onu görmek istiyordu.

Başını umutsuzlukla önüne çevirdi. Geleceğine dair ümidi kalmamıştı artık. Salon gramofondan çalan o güzel şarkıyla dolduğunda etraftaki insanlar dans etmek için bir bir ayağa kalkıyordu.

Bir el uzandı önüne. Gözlerini elin sahibine çevirdi. Ah bu oydu, bu sevdiği adamdı. Önce ninni gibi gelen sonrasında hüzünlü bir şarkıdan kuple olacak o sözleri söyledi:

"bu dansı bana lütfeder misiniz, küçük hanım?"

Genç kadın gülümseyerek narin elini adamın eline bıraktı. Çalan şarkı, dönemin yeni şarkılarından olsa da genç kadının gönlünde büyük yer edinmişti.

Etrafta dans eden onlarca çift olmasına rağmen genç kadın için yalnızca ikisi vardı. Aralarında bir konuşma geçmiyordu. Evet, görüşmeyeli yıllar olmuştu fakat konuşacak bir şey bulamıyorlardı.

Dansın son kısmına doğru genç kadın sıkıntıyla nefesini verdi. Büyüye kapılmıştı, az sonra olacaklardan asla kendisini sorumlu tutmayacaktı.

Belki diye geçirdi içinden, belki tam şu an söyleme vakti.

Adam ise genç kadının bu halini farketmiş olacak ki meraklı gözlerle onu izliyordu.

Önce hafifçe öksürdü. Kelimelerini özenle seçer gibi bir hali vardı.

"Ben... ben size aşığım bayım."
Sesi oldukça kısık çıkmıştı.

Şarkı bitmiş, etraftaki çiftler yerlerine geçmişti. İkisi hala ayaktaydı. Adam gözlerini genç kadının ela gözlerine dikmiş, kadın ise ellerine bakıyordu.

Aradan bir iki dakika geçti. İkisi de hala konuşmuyordu. Genç kadın bu durumdan sıkıldı ve masaya geri döndü. Yanakları şu an elbisesinin renginden farksızdı. Adam ise kendine anca gelebilmişti, onu çağıran diğer arkadaşlarının yanına gitti.

Gecenin sonunda hatıra olsun diye fotoğraf çekimi vardı. Genç kadın kimseye görünmeden gitmek istiyordu. Bu güzel geceyi çoktan mahvetmişti. Kapının önüne geldiğinde hava soğumuştu. Kollarını kendine sarıp boş bir faytoncunun geçmesini bekledi.

Hayır, ağlamıyordu. Ta ki o, kolundan tutup konuşana dek.

"Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz küçük hanım." Dedi önce adam.
Sonra ekledi:
"Aramızdaki yaş farkını görmez misiniz siz? Bu sevdanızın bir mümkünatı var mıdır sizce?"

Genç kadın sesini çıkaramıyordu. ancak bu sözleri de yediremedi kendisine. Adamın yeşil gözlerinin içine baktı son kez, şu an hangi cümleyi kursa yüreğindeki yangını hissettirmeyecekti, bundan emindi.

Şanslıydı ki boş bir araba durdu önüne. Arabaya binip adamı arkasında bıraktı. Artık hiçbir şeyin önemi kalmamıştı onun için.

Ertesi sabah genç kadın uyandığında aklına bir fikir geldi. Bu şehri terkedecekti. Burada kalması için bir sebebi yoktu artık. Eşyalarını toplayıp bavuluna yerleştirdi. Ayakkabılarını giyip istasyona yürümeye başladı. Böylesi onun için daha iyi olacaktı

Adam içkisinden bir yudum daha alırken sabahın çoktan olmuş olduğunu farkediyordu. Dün geceden beri yalnızca genç kadını düşlüyordu. Onu ne kadar kırdığının farkındaydı. Aklına gelen fikirle kendine geldi. Genç kadının nerede oturduğunu biliyordu. Onun yanına gitmeliydi, ondan özür dilemeliydi.

Bir buket kırmızı gülü taşırken elleri terliyordu. Taş sokaktaki sarı renkli evin önünde durduğunda derin bir nefes verdi. Zili çaldı. Önce açan olmadı, tekrar tekrar çaldı. Belki uyuduğunu düşündü.

Ancak karşı evden bir hanımefendi çıkıp adama seslendi:
"Boşuna çalma evlat. Küçük hanım gideli bir iki saat oluyor."

Adam sesin geldiği yere doğru başını çevirdi:
"Ne zaman gelir küçük hanım?"

Kadın tebessüm ederek ekledi:
"gelmemek üzere gitti beyefendi. Küçük hanım uzaklara gitti."

Adam önce şaşkınlığını atamadı, elindeki gül buketi düştü. Nereye gidecekti, ne yapacaktı şimdi? Güzel bir kalp kırmıştı, kendini nasıl affedecekti?

Genç kadın trenden indiğinde batmakta olan güneşin ışığıyla gözlerini bir iki kez kırptı. Yüreğindeki boşluğu hiç bilmediği bir şehirde tamamlayacaktı.
Adamın ise yüreğindeki sızı günden güne artacaktı.

ince düşünen insan

quares
Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler

"Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
Fındıklarımızı basıyor
Neyleriz kararan tomurcukları
Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz
Tecimenlere yalvarıyoruz:
Bir "Hotel" bir gizli evlenme az çiziniz
Bir banka az çiziniz bir yalvarma
Bizden size ve sizden dışardakilere

Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-Evet efendim-
Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
Yazların motorlu çingeneleri

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.


Sonra kasabanın cezaevinde
Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
Günlerimiz iterek genişletiyoruz
Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye

Durup ince şeyleri anlatmaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri

Bir gün birileri öte geçelerden
Islık çalar yanıt veririz

Gülten AKIN

arka dortluyu dagitmayan hoca

azrailin regl donemi
kasımda askere gideceğini resmen bildiren yazar. dur bakiyim.. kasım, aralık, ocak.. eheheh mart civarında geri dönecek galiba. döner dönmez kendisine meksikada türk mutfağı konseptli dev bir lokanta açacağım. parayı kıracağız moruk. öyle zengin olacağız ki aya gidip malgal bile yakacağız. hayal et.. türk usulü beyaz atlet dizgili donları giymişiz.. ağzımızda da uzun marlboro mangal yelliyoruz. ahahaha süper olur.

vay anasını lan sözlük!

metin oktay

olacak o kadar
“Maç başlangıcında kale seçimi için Yazı-Tura atıldığında,
ben hep -Tura- derim…Benim tek derdim,
Mustafa Kemal Atatürk'ün yüzü yere gelmesin…”

günümüz adam tanımlamasına uymamaktadır!

geceye bir şiir bırak

quares
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
Seni, anlatabilmek seni

Ahmed ARİF

zengin sözlük yazarlarının ruh halleri

kozmos
(bkz:çok üşümek)
Bir Kalır yanık yağlar yataklarda, o oteller
Meydanlar, heykeller, sizin olmadığınız o her yer.
O çok yalınç, gerçekli gelip gitmeler
Bir Kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
Bir Kalır Yılgın Adamların hep "Evet" dedikleri
Çok üşürdük, hep üşürdük, üşümekti bütün yaşadığımız
Üşürdü ellerimiz, aşkımız, sonsuz uzun sakallarımız
Tükenir, dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün
Bir Kalır uzun kitaplarda, anısı çok Üşüdüğümüzün..

öabt öğretmenlik sınavı

zengin sozlugun fakir yazari
Anadolu yakasında kalabileceğim yer olmadığı için gece saat 6.30'da istanbul'a gelip, 75 dakika e-5 in uğultusu arasında odaklanmaya çalışıp sonunda sıçıp batırdığım sınav. Alanımla çok da ilgili olmayan bir alan sınavı hazırlamışlar. Çok yüzeysel öncüller verip bütün öncüllere uyan detaylı şıklar koyarak ölçme değerlendirme ilkelerini tamamen hiçe saymışlar. Okul öncesi öğretmen adayı olarak girdiğim sınavda çözdüğüm sorunun hangi derse ait olduğunu bile anlamadan işaretleme yaptığım sorular oldu.



Sonuç olarak galiba atanamayacağım. 2 hafta önce yüksek lisans başvurumu kabul ederek bana akademik kariyer yapabilirsin yani öğretmen yetiştirebilirsin diyen sistem bugün yok sen öğretmen olamazsın diyor cidden garip bir ülkede yaşıyoruz.

bonnie

kaptonur
Kafasına göre takılan yazardır. Kimseyle alakası yok yazıyor sadece. İşten eve evden işe gidiyor delillerim var doğru söylüyor xhsjhsjsjs. Şaka bir yana kimseyle alakası olamayan kafasına göre takılan yazardır. İşten eve evden işe gidiyor delillerim var doğru söylüyor shxhshshh nasıl yedirdim ama ikinciyi ahahahha

ahmed arif

mars yolcusu
Şiirleri halk türkülerinden, ağıtlardan beslenen şiirlerdir.
Cemal Süreya, Ahmed Arif'in şiirini şöyle değerlendirir;
"İmge onda sınırlı bir öge değil. Bir bakıma şiirin kendisi, bütünü.
Özellikle imge konusunda yaptığı sıçrama onu bugünkü şiiri hazırlayanlardan biri yapmıştır."

Yangınlar,
Korku çığlıkları
Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
Pusatsız, duldasız, üryan
Bir cana, bir de başa
Seher vakti leylim leylim
Cellat nişangahlar aynasındasın.
Oy sevmişem ben seni.

Ahmed Arif - uy havar

kitap alıntıları

quares
Bir tarafta en iyi eğitimi alan çocuklar, diğer tarafta gidecek bir okul bulduğunda, hatta aynı derslikte 5_6 sınıf aynı anda ders görebileceği bir okul bulduğunda sevinen çocuklar vardı. Aynı ülkenin minicik çocukları arasında bu kadar derin bir uçurum olması normal mi?

Levent gültekin - ideolojik mahalleden türkiye'ye onurlu çıkış

veysel'in dizeleri

mars yolcusu
-Talih çile kadar sözü bir etmiş-

"Gülmedim dünyada gülenler gülsün
Derdim yüreğimde eller ne bilsin
İsterse dünyası ziynetle dolsun
Ayrılık gözümde ölüm kaşımda"

Halk ozan'ı âşık Veysel'e ait olan dizelerdir.

zengin sözlük

icgqhs
Bilgi En büyük Zenginliktir sloganı ile yola çıkıp, bünyesindeki yazarlara değer veren ve onların istekleri doğrultusunda şekil alan ve alacak olan sözlüktür.zira sözlüğü sözlük yapanın, yazarlar olduğunu benimseyen bir anlayışı asla unutmayacaktır.

zengin sözlük

azrailin regl donemi
yönetimin yok olduğu sözlük.

neredesiniz moderatörler? bir avuç yazar elinden geleni yapıyor siz de bir el atın. mesela şşşt! kısmından bize seslenip bir şeyler anlatın yahu. sövseniz de olur kırılmayız.

arka dortluyu dagitmayan hoca aylardır yazıyor ama maaşı yatmamış. kek kurabiye, şerbet bile verilmemiş. yoksa sanıldığı gibi zengin değil mi la buralar?

insan hayret ediyor.

vay anasını lan sözlük!

19 nisan 2018 fenerbahçe beşiktaş maçı

keskin nisanci
hem skor hem de futbolcu sayısı olarak geriye düşen tinerciler, seyirciyi tahrik etmek için ellerinden geleni yaptılar. şenol güneş denen komedyen soyunma odasına giderken kafasında yara bere yoktu ama ne hikmetse kafasına 5 dikiş atıldığı söylendi. fenerbahçeli taraftarların yaptıklarını tasvip etmiyorum ama bu ülkedeki her statta sahaya yabancı maddeler atılıyor ama kimse tinerciler kadar bu olayı provoke etmeye çalışmıyor.

şuna da çok güldüm: şenol güneş denen provokatör, göğsüne gelen su şişesine, kafasından kurşun yemiş gibi tepki veriyor.

ölümü düşünüyorum

peho
cahit sıtkı tarancı'nın şiirlerinden biridir.

ölümü düşünüyorum
o büyük yalnızlık içindeyim
kulaklarımda duymadığım bir musiki
kaskatı kesilmişim, kalbim durmuş
artık hiç bir şeyi görmüyor gözlerim
içimde ne bir umut, ne yaşama zevki
elim, ayağım buz gibi olmuş
ölümü düşünüyorum
kulaklarımda duymadığım bir musiki

ölümü düşünüyorum
laleli'de bir sokaktan tabutum geçiyor
saygı duruşunda bilmediğim insanlar
bütün pencereler açık biri kapalı
kederlerim, ümitlerim, hayallerim
ve gelen bir iki dost mezarlığa kadar
sonra kadınlar kadınlar gözleri yaşlı
ölümü düşünüyorum
bütün pencereler açık biri kapalı

ölümü düşünüyorum
şimdi beni gömüyorlar bak
ağlıyorsun, ellerinde dağ menekşeleri
hazin bir parıltı gözbebeklerinde
için izyanla doluyor, kahroluyorsun
hatırladıkça geçmiş günleri geceleri
bir acı ki öyle büyük öyle derinde
ölümü düşünüyorum
ağlıyorsun, ellerinde dağ menekşeleri

ölümü düşünüyorum
dediği çıkmıyor cahit sıtkı'nın
otuz beş duvarını aşamıyorum
üzülme sevdiğim artık ayrılıyoruz
inan yokluğuma ben de bir ölüyüm
o yalan dünyanızda yaşamıyorum
yıl 1961, ya haziran ya temmuz
ölümü düşünüyorum
üzülme sevdiğim artık ayrılıyoruz.

güzel bir sesten dinlemek isterseniz;