confessions

azrailin regl donemi

1. nesil Jurnalci - becerikli

  1. toplam entry 838
  2. takipçi 30
  3. puan 13000

güzel havada ders çalışmak zorunda kalmak

azrailin regl donemi
başlık ve ilk entry referans alındığında yanlış başlık denilesidir.

ulan bu ne saçmalık!! güzel bir havada ders çalışmak zorunda kalmak' demek, dışarıda; parkta, çayırda çimende bahar güneşinde, yeni çiçek açmış ağaçlar altında oturup ders çalışmak' anlamına gelmektedir. ha başlığı açan vatandaşın kastettiği ise güzel havada evde ders çalışmak zorunda kalmaktır. gidin ne istediğinizi bilin de gelin ulan! zaten evde sıkı yönetim ilan ettim, yemin ediyorum buraya da aynı dikte rejimi uygularım ulaaaaaan!!

ne ulan'mış be. neyse..

güzel kardeşim tutan mı var seni? çık dışarı otur parka ağaç dibine çalış dersini güzel güzel. arada bir de git içecek al, birkaç insanla konuş kafanı dağıt sonra geç yine devam et. böylece hem kendine vakit ayırmış olacaksın hem de ders çalışmaya da devam edeceksin. böylesine 2si bir arada güzel bir işi de ancak böyle bir havada yapabilirsin.

lanet olsun!

edit: bu entry silinmiş. silinecek bir sebep yok.

sosyal medya kullanmayan insan

azrailin regl donemi
benimdir. 2011 yılında 2. kes açtığım facebook hesabım kapatılınca daha da bu tarz şeylerle ilgilenmedim. bilenler bilir ilk yıllarında facebook birkaç kez şikayet alan hesabı sözlük yazarına silik atar gibi siliyordu. hatta o dönemler sinirlendiğim 2 arkadaşımı da şikayet etmiştim ve aynı gün hesapları kapatılmıştı. bu denli de kolaydı ahaha.

bu boş ve amaçsız işlerle kendini gösterme çabasına girmemek kafa rahatlığıdır kardeşim. mesele insanlarla tanışmak ise buna gerek duymuyorum. bunun için sosyal bir hayatım var zaten. en azından samimi kanlı canlı ve oturup kahve içebileceğim insanlar var. kendimi kanıtlamaksa söz konusu bunun için sosyal medya kullanmayı da acizlik olarak görüyorum. ki bu tarz ortamlarda hesabı olanlar(sözlükler hariç) kesinlikle kendini kanıtlama ve gösteriş yapma çabasındadır bana göre.


2011 yılında facebook hesabım kapanınca bir daha açmadım çünkü 1 yıl önce sözlük hayatıma başlamıştım. sözlük yeterliydi.

asla bir twitter ve instagram hesabı açmadım. gerek de duymuyorum. whatsapp bile kullanmıyorum artık. 2015-2016 da sadece bir yıl kullanabildim çünkü kafam almıyor. ya olayın içinde olmalıyım ya da baş edemiyorsam bitirmeliyim. oluşturulan gruptaki konuşmaları takip et, yok efendim normalden aramayan ama wpden saçma sapan mesajlar atan vatandaşlarla istemsizce sıkıla sıkıla sohbet et yok cuma mesajları blaa blaa. boğuyordu artık ulan. takip edeyim derken kölesi oluyor insan eh sıkılıyorum bu durumdan haliyle. bu tarz şeylerin kölesi olmuş insanlar telefonundan seni aramaz ama wp sorar durur sürekli. wp de varsa eğer arayıp konuşulacak mevzuyu 2 dakikada halletmek varken wpden sulandırarak yazışır durur. ya kardeş vaktim yok işte. ara cebimi konuşalım ne varsa 5-10 dakikada siktir git işte. wpden 2 saat kafa ütülüyorsun vaktimi de alıyorsun. daha kullanır mıyım bilmem. ama şimdilik rahatımı bozasım yok. normal telefona yetişemiyorum zaten.

kullanmayın. çıkın hayatı kanlı canlı yaşayın. kimin fotorağ attığı, kimin nerede ne içtiği beni ilgilendirmez. bu denli işsiz olamıyorum. siz de olmayın. hayatın tadını başka şekillerde çıkarın. doğanıza dönün. ok.

bu arada.. trump! saç modelini değiştir lan.




yalnızlık

azrailin regl donemi
tanımsızdır. silmeyin lütfen.

sabah sabah çok ilginç bir kafa yaşıyorum. saatlerdir uyumuyorum. 36. saate giriyorum. ki bu süreçte yaptığım aktivitelerden olsa gerek zihnim olayları çok farklı algılıyor. büyük resmi görmek ya da ona çok zıt olan algılama yeteneğimi kaybetmiş gibi bir kafa yaşıyorum. bu demektir ki zorlu bir rem uykusu beni bekliyor. varla yok arası olan beynim bunun için yalvarıyor belli ki.

mesela bu başlık. aklıma öyle bir esti. sonra bir anda beynim durdu. dedim kendime, hani şu (yalnızlık) şey neydi ya? yalnızlık mıydı? kimsesiz anlamına gelen şu kelime? aklıma geldi ama halen kafam almıyor. en sade haliyle yalnız' bir bakıma da "ama" veya "fakat" değil miydi ulan?

tek başına, kimseye ait ve kimseye sahip olmamak yalnız ve yalnızlıkmış. ilginç geliyor şuan. yemin ederim edebiyat yapmıyorum.. kafam iyi dostlar. algılarım zayıf şuan.

neyse.. yalnızlık hayatın neresinden baktığınızla ve nasıl bir duruş sergilediğinizle ölçülür size uzaklığı ve yakınlığı. fekat kesin bir gerçektir ki her insan bu hayatta her daim yalnızdır. onun haricinde nasıl bir yalnızlık içinde olduğunuz da önemli..
bazıları evden çıkmaya bile korkar. utangaçlığı ve korkaklığından sosyalleşmeye çabası olmaz ve yağlı, sivilceli bir surat ile bilgisayar başında vakit öldürür.
kimisi farklılıklarından dolayı her ne kadar dışa dönük bir insan olsa da toplum tarafından yalnızlığa itilir. buna meydan okuyacak gücü olmadığından yalnızlığı kabullenir.
kimisi de insanların samimiyetine güvenmez, kendisine zarar vereceğini düşünür. insanlarla bir aradayken huzurlu hissetmez canı sıkılır. bu tip insanlar için yalnızken sinemaya gitmek, bir yerlerde oturup kahve içmek keyif vericidir ve yalnızlığı huzurlu bulur. bilinçli olarak yalnızlıkla dost olur.

bir de sosyal olup kendini yalnız hissedenler var..

bu insanların yalnızlığı daha ağır yaşanıyor. sosyal sandığımız bir çok insan bu durumun içinde. ya gerçek anlamda kendisini seven bir insan olmadığından yalnız ya da insanların onu anlamadığını düşündüğünden içlerinde koca bir yalnızlık yaşanıyor. insanların samimiyetsizliği ve kaypaklığı midelerini bulandırıyor. ve düşünce farklılığından da asla bu insanları kimse anlayamıyor.

kalabalıklar içinde yanız hissetmek yalnızlığın en boktan köşesi. benim gibilerin kaderi. çünkü geçmişindeki sevdiğin kadın, dostlukların ile şuan içinde bulunduğun kaypak bünyelerin arasındaki farkı hesaplarken aslında çok derin bir yalnızlık kuyusuna düştüğünü anlamaya başlarsın.

kaynana damat aşkı cinayetle sonlandı

azrailin regl donemi
yaran haberdir. evet. deli gibi kahkaha attım çünkü bu derece saçma bir ülkede bunlar da mümkün ve ağlama duvarında gülesim geldi. ağlanacak halimize gülüyoruz lan.

özet: damat kendisini pataklamaya gelen kayınbiraderi ve onun dayısı ile münakaşa yaşıyor ve en sonunda çıkarıyor magnum 44ühühahaha ateş ediyor. sonuç: dayı go to morg.

https://www.msn.com/tr-tr/haber/gundem/kaynana-damat-aşkı-cinayetle-noktalandı/ar-BBKNgpp?ocid=spartanntp


işin garip tarafı da gelin mevzudan pek memnunmuş. annesinin mutluluğunu istiyormuş. olaya bak lan Cevdet abi.


sizi seven bir kadını siktir etmek

azrailin regl donemi
bugün keyifle yaptığımdır. alayının amına koyayım. aslında başlık kuruntuları olan bir kadını siktir etmek olmalıydı da neyse.

1 yıldır bana aşık olduğunu söyleyen bir tip var.. gerçek anlamda sevdiğim kişinin beni haince terk edişinden 1 ay sonra hayatıma giren.

çivi çiviyi söker zihniyetiyle görüştüm elbette. sevgili değildik aşık da değildim fakat iyice bana abanmaya başladı. bazı konularda hoş olduğundan ilgim de olmadı değil. fakat biraz da zoraki oldu bu ilgim.

ulan bir insan onunla iki kelam ettiniz diye, ona değer veriyorsunuz diye bu denli mi götü kalkar?
ulan soruyorum size evli insanlar!! siz hepiniz böyle mi anlaşıyorsunuz. ya da çoğu erkek böylesine anlayışsız kadınlarla cidden bir ömür geçiriyorlar mı ulan!!


akrep burcu değil mi amına koyayım. beş para etmez işte. bir de yobaz zihniyete sahipse siksen adam olmaz.

sevgisizliğimden şikayet eder ve kötü konuşur hep ben ona tek kötü bir laf etmeden içimdeki duyduğum şevkati korumaya çalışırken.

kuruntular yaratır sürekli şöyle anlaşamayız böyle diye ama sizin en ufak bir lafınızda sen beni istemiyorsun der. bu nasıl çelişki be amına koduğumunun?

hani derler ya kadınlar süründürülmeyi seviyor diye. yok arkadaş bu tez de bazan ölüyor bazı tiplerde; 7 ay istemsizce de olsa süründürdükten sonra son 1 ayda onun için işimden olurum, dişi ağrıdığı için evime kadar gidip ilaç getiririm, o çok sevdiği ve bulamadığı kitabı ankaranın altını üstüne getirip bulurum ama bugün ben hasta bir halde yatakta yatarken bulunduğu yere hiç benim halimi düşünmeden çağırır.. bu halime rağmen "gelirim ama ben gelene kadar sen eve geç kalırsın" dediğimde ise hakarete maruz kalırım. eh sikerim ben böyle işi! ulan babam bana bırak hakareti emir veremiyor ama bu kaltağın hakaretlerine hoşgörü ile iyi niyetim ile yaklaşıyorum ama ben yine kötü oluyorum.

sözde kendisi kötülükten ve kötü insanlardan nefret eder. sözde kendisi iyilik elçisi. sikik seni.

böyle anlayışsız, düşüncesiz, hoşgörüsüz ve iyi tavırlarıma rağmen çirkeflik yapmaya devam eden birisi var karşımda. eh sikerim dedim çıktım evden.

gittim dedim ne var sorun ne amk!

beni sevmediğini düşünüyorum dedi ya la. ulan bir haftadır çeşitli bahaneler ile gitmek istiyorsun derdin ne dedim sonunda konuştu.. neymiş efendim birebir aynı kafada olmayışımız sorunmuş. erdoğanı sevmeyen insanın aklı başında değilmiş felan. vay amk dedim ya. dedim aynı kafadayız ama bu konuda değil. bunlar sorun değil sorun bir adam mı amk!! demez mi hemen Tayyipçilerden de nefret ediyorum diye. lan mal mısın sen bu ne çelişki????

demek niyetin buydu ha amk deyip çantasını suratına fırlattım ve bastım tokatı!! sözlükte bu tavrıma tepki gösterenlerin de amına koyayım. ben elimden geleni yaptım. ne yapayım patladım işte. çünkü 1 aydır beni gebert diye yırtınmasını iplemedim hoşgörü ile yaklaştım ama bu kadarı da yeter. şamar oğlanı değilim amk!

ağlamaya zırlamaya başladı. bastım gittim ama 50 metre sonra geri döndüm eve sağ sağlım gitmesinden emin olmak için. otobüse bindirmek için kalkmasını istedim ama ağlıyordu. ondan bundan bahsetti.. allahım ben iyi bir insanım neden böyle oluyor blaa blaa blaa.

ulan halen merhamet gösteriyordum. böylesini hiç siklemiyeceksin halbuki. gözyaşlarını sildim. sakinleşmesini izledim ve oradan uzaklaşdım. bazı şeyler artık daha netti sanki gözlerimde.

ah be güzelim. biz sevince gözlerine bakarken ağlayan adamlarız. bunu göremeyen ve buna layık olamayanların gözü kör olsun.

kadınlara defalarca şans verdim ama cidden sorunlar. bana gitmiyor kardeş ya. olmuyor amına koyayım. ama bu kadar yeter. siktirin gidin kendiniz gibilerle yaşayın.

hadi eyvallah.

edit: al işte malın biri eksiledi. siktir göt.


dostluk

azrailin regl donemi
çoğuna göre ne denli gerçek olduğu kestirilemez olan. iyi gününüzde kötü gününüzde, güldüğünüzde ağladığınızda arayıp sıkıntınıza ortak edebileceğiniz, 10 defa 10 verme/alma durumlarının laf edilmediği anneden beri sevgiliden öte insandır bana göre.

kendimce dostluk adına öğrendiğim.. dostunu tanımak istiyorsan bir şey başarmasını izle.

çocukluğumu beraber geçirdiğim sözde bir aile dostum daha üniversiteye başlamasıyla bile kendini kaybetti. güya kendisi çok idealist! halen iyiliğini isterim ama kendi de bilir ki o sözde idealleri benim gözümde basit ve sıradan şeyler. sadece parayı hedeflemek bizi ne idealist ne de nitelikli bir insan yapar. kendini öyle başarılı gördü ki bu egosunu saçmalarcasına şişirdi fakat içi boş. tek benimle değil, diğer dostları ve ailesiyle de görüşmüyor.

20 yaş civarına kadar "bu yaştan sonra dost edinmem. bu saatten sonra benimle dostluk kuranlar çıkar peşinde olurlar" gibi yanlış bir düşünceye sahiptim. sonraları zamanla fark ettim ki 1 ay ya da 1 sene bir insanın dost olup olmayacağını anlayabiliyormuşum artık. ne istediğinizden
tam anlamıyla emin olunca artık istemsizce karar veriyorsunuz insanlar hakkında. tanıyorsun kalıplaşmış insanları da..


ödünç verilen kitabın sırra kadem basması

azrailin regl donemi
kaybolan pena gibidir. o kitap bir gider pir gider. 2014 aralık ayında flört ettiğim bir kıza benim için her açıdan değerli olan bir kitabı vermiştim. 2 hafta sonra aradı ve kitabı kaybettiğini söyledi. inanmadım elbette. o kızda kitap kaybedecek göz yok. vermiştir birilerine..

sadece bir kez verdiğim kitap geri gelmedi ve ben hayatımda sadece bir kez pena kaybettim. keşke diğer birçok kaybedişim de bu iki şey gibi bir kez olsaydı.

kadehlerde yaşlanıyorum..







atiye deniz

azrailin regl donemi
ilk albümünü 2007 yılında çıkarmıştır. don't think, gözyaşlarım ve hal hal(halim yok)'a klip çekmiştir. bu ilk albümünde sonraları çıkaracağı şarkılar gibi popüler poptan daha kaliteli şarkılar vardı bana göre. baktı böyle olmuyor, sadece atiye adını kullanarak zevksiz(bana göre) güncel tarza uygun zamazingoları sürdü piyasaya ilk albümünden sonra ben de dinlemedim zaten.

bir itiraf: 2007 yazında bu kadına aşıktım lan.

aşkta bile rahatlığın battığı gerçeği

azrailin regl donemi
her şeyde olduğu gibi aşkta da insana rahatın battığıdır. hayatımızı hep bir koşuşturma ve arama ile geçiriyoruz. ciddi ciddi aramaya inanıyoruz. sözde mutlak mutluluk olan aşkta bile rahatlık batar. aksi iddia edilemez.

bu işleri kadını erkeği yoktur diyerek tarafsızlık adı altında
kibar görünmeye çalışmayacağım. sadece kadınları ele alalım şimdilik.. kadınların bir çoğu itiraf ediyor ki içten içe sürünmeyi seviyorlar. aşık oldukları bir erkek onları yerden yere vurdukça duydukları aşk daha da keskinleşiyor. ki zaten karşısındakinin bu tavırları bu aşkı başlatmıştır. erkek onu istemedikçe, gelgitler yaptıkça kadın çeşitli duygu değişimleri yaşar ve derinlerdeki kendisinin bile haberi olmadığı heyecan açlığı bastırılır ve ilgisi asla sönmez. ta ki erkek ona kesintisiz sevgi gösterinceye kadar. her şey rutine biner ve artık duygular uyuşuklaşır. kısaca elde edince değeri düşer erkeğin. gelgitlere, duygu iniş çıkışlarına bir uyuşturucu bağımlısı gibi bağımlı olan kadın bu durumdan zevk almamaya başlamıştır artık. bu durumdan kurtulmak için çare olarak ya başkasına aşık olur ya da ayrılmak zorunda kalır.

aksini düşünelim şimdi de. birbirini seven iki insan. hiç bir sorun yok her şey süper. kadın ve erkek birbirini delicesine seviyor. uzun süreli ayrı evlerden sadece buluşarak yaşanan bu ateşli ve özlem içeren aşkın sonu evliliğe varıyor.
evleniyorlar..
çocukları oluyor..

eee?

bitti ki.

inanın bana bitti.

kadınları ele almıştık.. erkek zengin. kadın hayatını refah içinde yaşıyor. 2 çocuğuyla mutlu ve mesutlar. eşi yanında ve elinde. gayet mutlu ve rutin. kadının bu noktada uyuşuklaşmış duyguları kadına acı vermey başlar. beden son derece rahattır ama yaşama heyecanı giderek azalır. buna paralel olarak zihni farkına varmadan bir arayışa girer. ruhsal ve sinirsel dalgalanmaların olmadığı bir yaşamda duygular uyuşur ve hayat sıradanlaşır. duygular uygun dozda sansasyondan oluşan alışılmış besini bulamayınca isyan eder. ve devamında yine farkına varmadan kendisine hiç bir şey vadetmeyen biri ile eşini aldatabilir. kısaca rahatlık insana her koşulda batar.

peki bunun sebebi nedir? iki ucu boklu değnek gibi değil mi? maalesef buna kimse çözüm bulamadı gençler.
sebebi insanın duygu yoğunluğu ve değişimi olmadan rutin bir şekilde yaşamıyor oluşudur bana göre. aşk bir savaştır diyebiliriz buna göre. bir şeye ulaşma arzusu vardır aşkın kimyasında ama kavuştuğunda evlilikle ve 2 çocukla taçlandırdığımızda her şey amacına ulaşmıştır artık. üreme içgüdümüz bize bunu insanoğlunun varoluşundan beridir biz farkına varmadan yapıyor olduğuna da nedense kimse inanmaz.


şimdi birkaç vatandaş çıkıp da "biz birbirimize yıllardır aşığız ve bıkmadık kiiğğğ" vb. diyecek olursa sopayla kovalarım ona göre.



okul hayatında troll bir öğrenci olmak

azrailin regl donemi
her derste her ne olursa olsun konuşulan bir konudan malzeme çıkartıp öğretmeni trolleyen öğrencidir.

çok insan tanıdım böyle. bunlardan birisi de bendim. aslında her daim sosyal bir troll oldum hep. hem ben eğleniyordum hem de insanlar. şimdilerde yapmıyorum ama. çok fazla anım var böyle saçma saçma ama bir tanesini çok iyi hatırlarım.

grafik animasyon dersindeyiz. öğretmen internetten bir aile fotoğrafı indirmemizi ve fire Works de siyah beyaza çevirmemizi istedi. ben de indirdim fotoyu. ve öğretmene seslendim.

-hocam bu zaten siyah. nasıl yapacağım ki?

+oğlum renkli resim indirin de yapın. aile fotosu olacak ama.

-hocam öyle yaptım ama bunlar siyah zaten.

+nasıl ya?

deyip yanıma geldi. bir kahkaha patlattı indirdiğim fotoğrafın obama ailesine ait olduğunu anlayınca.

türk dizilerindeki zenginlik tasviri

azrailin regl donemi
adamı hasta eden cinstendir. süper lüks bir ev ve popüler kültürün belirlediği güzellik normlarına uygun insanlar. hepsi de birbirine benziyor nedense. genellikle bu ailenin bir şirketi vardır. aile reisi varsayılan elemanın biri de şirketin patronudur. ama ne hikmetse şirket işleri haricinde her haltla uğraşır. bir kadına aşık olur ve sonrasında vay efendim kız kaçırıldı kurtarmaya gidelim, vay anam kız işi bıraktı yok evini su bastı olaylar olaylar. ulan biri de çıkıp demiyor ki bu adamın işletmesi ne iş yapıyor? otomotiv mi, matbaa mı, test cihazları mı üretiyor, gıda işiyle mi uğraşıyor ulan ne iş yapıyor bu adam?? bu konu üzerine yoğunlaşsalar belki biraz da eğitici bir dizi olur da koala ama ne fayda.

ulan adamın şirketi var!! şirket!! holding!! para!! amına koduğumun fakiri şirketim var! holding!!
yani şirketi ve parası ile ilgili ne varsa gözümüze sokuluyor dizi boyunca.

ama.. adam baba parası yiyen 18lik genç gibi sağa sola işsiz işsiz koşuyor.

aga beynim yanıyor denk geldikçe.

2 ayın ardından sevgiliyi aramak

azrailin regl donemi
demin yaptığımdır. telefonum aylardır kapalı. bana ulaşamıyordu haliyle.

Azrail sen misin? deyip ağlamaya başladı. ben çoktan unutmuştur diye düşünürken sesimi duyduğu an ağladı. şaşkınım cidden.

öyle sorumsuzum ki aramaya vakit bulamıyorum diyerek kendimi kandırıyorum günlerdir. öyle sorumsuzum ki sevgiliyi aramaya 2 ay boyunca üşenmek. öyle hayattan düşmüşlük, soğumuşluk ve sevgiye inancını yitirmişlik ki aramaya sormaya bile gerek duymamak.

ama sevinmesi içimi ısıttı. güzel sevgiymiş kafası şimdi geldi. ve ben iyi hissediyorum. bak bu güzel bir şey. ama kendini sevgiye bırakamamak insanı yoruyor. hep bir ikilemde kalıyorsun. sen çoktan sevginin içi boş olduğuna inanmışken o yolunu gözlüyor (ne kadar doğruysa artık)

aramıza mesafeleri soktuğum için, senden 500 kilometre uzağa gittiğim için üzgünüm. ama eğer istiyorsak sorunsuzca mutlu olmayı buna değer, uzaklara gitmeye değer. 3 aylık mesafe beni unutmana yetmediyse ne mutlu bize. hayırlısı be güzelim.

ve buradan göz doktorlarının amk. göz damlası verip gönderdiler lan!

diyeceklerim bu kadar.

sarhoşluk anıları

azrailin regl donemi
hatırladıkça tekrar tekrar konuşulan ve her seferinde gülme krizlerine sokan anıdır.

en ilginç sarhoşluk anısı desem yanlış olmaz. hem de en rezilinden.
yıl 2012 kurban bayramı. en sıkı görüştüğüm 2 arkadaşımla mavi göle 100lük votka alıp gittik bayramın 1. gününde. çocuk sayılırız. 19 yaşındayım daha. sarhoş olunca saçmalayan biri değilimdir. ama nasıl olduysa o gün fena sapıttım. hatta sinir krizi diyebiliriz.

baya yavaş gittik fekat sarhoş olduk. derken banklardan birini göle atmak istedim. sadece atmak istedim yani dahası yok. o sırada ümit(halen görüştüğüm yakın bir dostum) kanka yapma ya devletin malına zarar verme' demez mi. ya kardeşim bırak işte zarar verdiğim yok atmak istiyorum sadece dedim. ama yok dikildi karşıma yapma etme diyor. bu dünyanın en saçma tartışması olabilir de. aniden bağırmaya başladım. çekildi kenara ve gittim attım bankı göle. hızımı alamayıp göle atlayıp geri çıktım ve arkadaşların bardaklarını ve şişedeki kalan votkayı da(muhtemelen 4-5 duble) tek seferde içtim ve geri buz gibi göle atladım. bankı aldım suda sürdüm ileri doğru ardından üzerine bindim. bank battıkça suya gömüldüm deliler gibi suya tokatlar yumruklar savurdum ümite bağıra bağıra isyan ederek. o biçim gereksiz ve aptalcaydı. o arada İbrahim de etlerin geri kalanını mangala attı yelliyor ve ara ara bir şeyler söylüyor. bankla boğuşmam yarım saat sürmüştür. hatta bir yerde boğulmak üzere olduğumu hatırlıyorum. sonrası yok. hatırlamıyorum hiç bir şey.

sonrasında bunlar ambulans çağırmış. ambulans sadece beni alıp götürmüş. bunları almamış. biri kazağını diğeri ceketini giydirmiş bana. titreyerek eve gitmişler o halde. gözümü açtığımda dışkapı hastanesindeydim. o kafayla serumun iğnesini çekip çıkardım ve eve gittim.

şimdilerde aklımıza geldikçe bilmeyenlere anlatır ümit. artık rahatsızlık duymuyorum. sadece gülüyoruz.

bir yerlerde daha ideal bir sevgilinin hep olması

azrailin regl donemi
kendini kandırmaktır. bu konuda uzun uzun yazmak istiyorum ama şuan zihin ve beden olarak çok yorgunum.

daha iyisi diye bir şey kesinlikle yoktur. bu dünya üzerinde söylenebilecek en büyük gerçektir. herhangi biri vardır. ve her aşık olduğumuzda özel olanı değil, kendimizce o an için bize göre özel olanı seçmişizdir.

yani saçmalamayın. sıçtırtmayın lamasına şimdi.

ayrılık acısını yenmenin formülü

azrailin regl donemi
sevdiceğinden ayrılmış gençlerimize verilmesi farz olmuş formüldür.

bu formülü ortaya çıkarmak için, öncelikle ayrılık acısı yaşayan kişilerdeki bunalım evrelerini incelememiz gerekir;

kadınlar için ne demişler; bunalım, bunaalım, bunu alım, bunu alayım, bunu da alayım, bunu al bunu, al bunu da, bunu da bunu da.

erkekler için ne demişler; bunalım, bunalımdan çıkayım, çıkayım, bununla çıkayım, buna çakayım, buna da çakayım, ona da çakayım, hepsine çakayım.

yani demek ki neymiş? en iyi formül kadınlar için alışveriş, erkekler için seksmiş.

ama denemeyin. hem cebinize hem bedeninize yazık. biri finansal çöküş yaşarken bir diğeri de sadece bedeni doyuma ulaşan ama ruhu kuruyan bir adama dönüşür.

yine kadınlar en az zararla çıkıyor ya. vallahi çıldıricim.

yetenek sizsiniz türkiye

azrailin regl donemi
saçmalık ötesi televizyon programı.

nice yetenekler bu programda harcandı desek hem doğru hem de yalan konuşmuş oluruz. neye göre kime göre ve ne düzeyde olduğu da önemli yeteneğin, azmin ve çalışmaya dayalı geliştirilen yeteneğin.

ama ben her zaman derim ki ıq yoktur, yetenek vardır. fakat yetenek sandığımız şeyler de dünya üzerinde sadece bir tek bize özgü değildir. hemen hemen herkes yapılması yetenek olarak lanse edilen birçok şeyi yapabilir. alakası ve ilgisi olmasa dahi bir enstrümanla günde 6 saat geçiren insanlar bile virtüöz olabilirler. bu da başka bir bilimsel/öngörüsel bilgi. fakat konu bu değil.

yeteneksizsiniz türkiye!

sözlük çok sinirliyim bu programa! öyle böyle sinirli değilim. gidip kafa göz kırsam, dünyanın en ezici cümlelerini kursam da bu içi boş egoya sahip aslında para özerine kurulmuş bir güce sahip bu insanları yeremem. ne ben hıncımı alabilirim ne de halk bunu anlayabilir.

ulan bir grup aptal geliyor(mükemmel bir gösteri hazırladığını sanma gafletine düşerek) ve dans ediyor. bu akşam 21:40 dolaylarında yapılan gösteriden bahsediyorum. denk geldim de gelmez olaydım.

kardeş kusura bakma ama o yaptığınızın yetenek ile alakası yok. bu durum tıpkı dünya üzerinde ay ile ilgili iz aramaya benziyor. ya alkışlayan izleyiciye ne demeli! ulan parayı bulamadık bari gidelim de şakşakcıık yapalım diyorum bunları da gördükçe.

kendi çapında takılan ve buraya gelen müzik gruplarını nedense hülya hanım hiç beğenmez. neymiş efendim yetenek değilmiş bu tarz şeyler. bir müzik grubunun uyum içinde çalıp söylemesinin nasıl zor bir şey olduğundan haberin yok galiba senin!

kusuruma bakın; bir grup aptalın dans etmesi yetenek değildir. bir çiftin tango ya da bachata dansı yapması yetenek sayılabilir ama belki. çünkü bunu yapabilmek sağlam bir ruh ister. ama milenyum çağından çıkma saçma sapan danslar maalesef yetenek değil.

şu programa çıkıp rezillik çıkarasım var. önümüzdeki sene katılabilirim hatta. gitarımla iyi bir şov hazırlamak ve sunmak zor değil! ben bunu da yetenek olarak görmüyorum mesela. tamirci çırağını söyleyen bir çocuk vardı birkaç ay önce. benim için bunu yapmak da zor değil. ben yapıyorsam bu da yetenek değil.

yeteneksizsin türkiye! yeteneğin ne ve nasıl bir şey olduğunu algılama konusunda yeteneksizsin!



23 /