confessions

bonnie

1. nesil Yazar - Soğuktan kızaran burun

  1. toplam entry 2654
  2. takipçi 46
  3. puan 48569

tek başına tatile çıkmak

bonnie
kafasını dinlemek isteyen, kimseyi çekmek istemeyen kişilerin tercih edeceği durum.
Çok isteyip de cesaret edememek gibi bir durumum var. aslında ne güzel olur. küsen yok, trip atan yok, zorla istemediğiniz saatlerde istemediğiniz etkinlikleri sırf birilerine uyum sağlamak adına yapmak yok.
Hayatımda bir kez dahi olsa yapılacaklar listesine yazdım

her gün 10 entry giriyoruz kampanyası

bonnie
zengin sözlük' ün daha çok okunur ve sonrasında da daha fazla yazar tarafından yazılır olması açısından başlatılması gereken kampanyadır.

1 ay deneyelim derim ben. sonuçlarını hep beraber görelim.

her gün 10 entry girmeyenin gözüne uyku girmesin. zaten benim girmiyor ki diyenler 10 entry girince mışıl mışıl uyuyacak. söz bak.

başardık lan sevincine var mısınız? tamam uzaya çıkmıyoruz atomu da parçalamıycaz ama el ele gönül gönüle işte. ne diyom ben ya.

yani olmuyor

bonnie
fırat tanış' ın müzik konusunda da yeteneğini gösterdiği bir şarkı.



sözleri:
Geçtiğimiz yolları arıyor gözüm yine
sanırım şehir uzakta kalıyor
sanırım şehir uzakta kalıyor
ellerimi uzatsam tutmak isterim günü
ama güneş ama her gece her tepemde doğuyor

yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor beklesem de
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor...

Yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile
Uzun cümleler kurardım konuşurken
Eski filmlerde kaldı böyle sözler deniyor
Ama şimdi filmler bile eskimiyor

Yani olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor, beklesem de
Yani olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor

zengin sözlük yazarlarını gülümseten şeyler

bonnie
bir anlık öfkeyle kaldırdığım halılarımın temizlik yaparken bana ne kadar süre kazandırdığına şaşırdım. hem süpürdüm hem gülümsedim. hınzırca gülümsedim. çünküüü her şey hızlı hızlı ilerliyordu. sonuç bile çıkardım:
ne kadar az eşya ve ne kadar az insan, o kadar mutluluk.
beni bugün gülümseten şey bu. evet.

fermuara sıkışan şeyler

bonnie
pipidir. bunu biri yazacaktı.
ben anlatçam şimdi.
biz küçük birer çocukken erkek kardeşim sanıyorum 5 yaşındaydı. pantolonun içinde külot yok. çişi gelmiş. birazdan köşeden gelen çığlık ve ağlamalara koştuk ki tüm çocuklar dehşet içinde bakıyoruz. pipi sıkışmış fermuara. hepimiz çocuğuz ya önüne gelen çekeleyip bir şeyler yapmaya başlıyor. biz öyle yaptıkça kardeşim delirmiş gibi, avazı çıktığı kadar bağırıp ağlıyor. ilk yardım gereken hastalara bilen bilmeyen aklınca yardım etmeye çalışır ya. öyle bir haldeyiz. her çocuktan bir ses çıkıyor ve herkesin eli oraya değiyor bir defa.
bu çığlıklara teyzem koştu en sonunda. fermuarı yağladı etti. ama çok uğraştığını hatırlıyorum.
efenim, kardeşimin bir daha bu hataya düştüğünü sanmıyorum. bir daha başına gelmiş mi sormam gerek.
fermuarlı pantolonların altına mutlaka iç çamaşır giyiniz. -kamu spotu. -

kapı

bonnie
İnsan hayatında öyle çok kapılar kapanıyor, öyle çok kapılar açılıyor ki.

Açılmaz dediklerin açılıyor, açılır dediklerin açılmıyor bazen.

Bazen de açılan bir kapının ardında bir çok kapı daha olduğunu fark ediyorsunuz.

Bazen siz oluyorsunuz kapının iç kısmında. Yüzleşmekten korktuğunuzda açmıyorsunuz. Cesaretinizi topladığınızda ardına kadar açtığınız oluyor da bir çalan olmuyor bazen.

Tüm dünyaya kapılarını kapatan insanlar var. Tılsımlı sözleri defalarca söylesen de açmayacaklar kapılarını.

Bir öfke bir anlık gururla sevdiklerimizin yüzüne çarptığımız kapılar oldu ki bir daha ne biz çalabildik kapılarını ne onlar çaldı kapımızı.
insan kendiyle çok yüzleşiyor. kendine karşı ne kadar dürüstsen o kadar çabuk geçiyor her şey. ne kadar çok şeyi karşındakine atıyorsan, ne kadar çok karşındakini suçluyorsan o kadar uzuyor bu süreç. gönlünüzden atabildiğiniz insanı kafanızdan da atmak çok kolay. ve bunun tek yolu bu: kapıları açmak.

“İnsanın içinde bütün dünya vardır ve eğer nasıl bakman ve öğrenmen gerektiğini bilirsen, kapı orada ve anahtar elindedir. Yeryüzünde senden başka hiç kimse ne sana o anahtarı verebilir ne de o kapıyı açabilir.”

sözlükçülerin en anarşik hikayesi

bonnie
sözlük yazarlarının başından geçmiş, en düzen bozucu anılarıdır. çocuklukta masumiyetten, ergenlik ve ilk gençlik çağlarında ise asilikten kaynaklanır genelde.

off çok var.
çocuklukta olanla başlıyım. yazları camiye kuran kursuna giderdik. o tespihler... ah o tespihler. rengarenk, parıl parıl parlıyor. hoca bir şeyler anlatırken o tespihlerle deniz, dere, kız, artı, eksi atık aklıma ne gelirse yapardım. eve döndüğümüzde gece olunca bütün gece büyüklerin anlamadığım dizilerini izlerdim. oyuncak da yoktu o zamanlar. bir gün o tespihlerin hepsini eve götürdüm. onlarla evde hayal gücümle bir dünya oyun kurdum. tabii o arada bir kaç gün camiye de gitmemiştim. bu arada tespihsiz cami karışmış. bütün camide halı filan ne varsa kaldırılmış. bildiğin kaos yaratmışım tabii benim haberim yok. sonrasını anlatmıycam:(

büyüdükçe olanlar ise hiç bir zaman bu kadar masum sonuçlanmamıştı.

köy enstitüleri

bonnie
öyle bir nesil öğretmen yetiştirmiştir ki hani derler ya 10 parmağında 10 marifet. işte o kadar donanımlı, o kadar hümanist, o kadar bilgili ve bilinçli. sanıyorum bir daha hiç bir öğretmen onlar kadar donanımlı olamamıştır.

yeni bir ortama girildiğinde yapılanlar

bonnie
yeni bir iş, arkadaş grubu, okul ve sözlük ortamı gibi bir yere ilk girdiğinizde yapılan davranışlardır.

ben geçen gecelerin birinde zengin sözlük ortamına girdim. valla benim yaptığım hızlı hızlı yazmak oldu. ne oldu? rezil oldum. karikatür atmak istedim bilmiyorum. bir veya bir kaç müzik attım olmamış. bu da böyle bir anım olsun. öğrenirim ki zamanla. evet şu an tırnaklarımı yiyorum.

kafada sürekli dönen şarkı

bonnie
bir şekilde dile değil de kafaya dolanan şarkı.
her yaptığın işi senle yapar. peşini bırakmaz. eyy beyin, neler yapıyorsun bana dedirtir.
nerden aklıma girmişse bugün öğlenden beri "bugün benim doğum günüm" çalıyor teoman'dan . yok öyle bi şey aslında.

zengin sözlük yazarlarından gelenler

bonnie
kendini ilk kez televizyona çıkmış gibi hissettiren video olmuştur. ayy ben çıkacak mıyım, ben de var mıyım ki acaba sorularını sorarak izledim. kendi açımdan, izlerken bana hissettirdikleri önemli ve unutulmaz olan. sözlük açısından da değerli olduğunu düşünüyorum. kim yapmış bilmiyorum ama emek veren arkadaşımızın ellerine sağlık.

bu konuları hiç bilmiyorum ama ben bile özendim. keşke elimden gelseydi de yapabilseydim.

audrey hepburn

bonnie
4 mayıs 1929 da belçika'da doğan, Annesi Hollandalı bir barones, babası zengin bir İngiliz bankacı olan sinema sanatçısıdır. babasının onları terk etmesinden sonra annesi ve üvey babası ile hollanda'ya yerleşirler. nazi işgaline uğrayan hollanda'da Hollanda direniş örgütü için çalışır. kıtlık ve pek çok hastalık ile boğuştuğu günlerdir bu günler. daha sonra londra'da bale eğitimi alır. gigi müzikalinde farklı tarzı, masum duruşu ve güzelliği ile dikkatleri çeker. 1952'de rol aldığı "Roman Holiday" filmi ile büyük başarı kazanır. Bir prensesi canlandırdığı "Roman Holiday" Hepburn'un ilk başrolüdür ve Gregory Peck ile birlikte rol aldığı film sayesinde En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü'nü kazanır. böylece hollywood'un kapıları ona açılmış olur.
ilk eşi William Holden'dan çocuk sahibi olamayacağını öğrendiği için ayrılır. 1954 yılında evlendiği 2. eşi mel ferrer'dan baskıcı ve çıkarcı tutumundan dolayı 1967 yılında ayrılır. 1969 yılında evlendiği ünlü İtalyan psikiyatrist andrea dotti'den kendisini aleni bir şekilde aldatmalarından dolayı 1982 yılında ayrılır. gerçek aşkını ise bir zamanlar hollanda' da aynı yıllarda açlık ve kıtlık günlerini yaşamış olan Robert wolders ile yakalar ve ömrünün sonuna kadar da onla birlikte olur.
son 5 yılını unicef'in iyi niyet elçisi olarak yardıma ihtiyacı olan insanlarla geçirdi. 20 ocak 1993 yılında isviçre'de hayatını kaybetti.


zenginsozluk.com/foto

moderatör

bonnie
elini taşın altına koymaları gereken insanlardır. sözlüğün durumuna göre hareket etmeleri gereken bir nevi komutanlardır aynı zamanda. sanıyorum iki kişi var; uzun zamandır ne yazmışlar, onu geçtim ne de yazılanları oylamışlar aynı zamanda.

yöneticisinden tut, moderatörlerine kadar elini taşın altına koymayıp seyreden veya uzun zaman boyunca yok olan yöneticisine kadar gayret sarf etmeyen bu sözlükte artık uzun bir zaman yazmayacağım. bu işler sadece yazardan beklemekle olmaz.

dünya pi günü

bonnie
3, 1415 ile başlayıp sonsuza kadar devam eden sayıya özel gün. kutlu olsunnnn.
m.ö. mısırlılar, babilliler, Çinliler pi sayısını farklı farklı bulmuşlar en yakın tahmini ise Arşimet bulmuştur; 3, 1418

bu vesile ile ben pi sayısını 3 olarak alabilirsiniz diyen tüm caanım hocalarımı sevgiyle anıyorum.

çalar saat

bonnie
etrafında civcivler olan ve yemini yiyen tavuğun tik taklarının yerini yastık altında radyasyon saçan ve her işimizi gördüğünü sanan ukala telefonların "alarm" adındaki düzenine bırakmışlardır.

telefonum bozulduğunda evde tek bir çalar saat bulamadım ben. erken çıkan komşuya rica etmiştim zile basar mısın diye.

kasaba

bonnie
kırsal özelliklerini yitirmemiş yerleşim yeri. küçük bir şehirle köy arası sıkışmış ama köye daha yakın.

15 yaşıma kadar hayatıma bir şekilde yön vermiş yer. anılarım ve anlatacaklarım bitmez bu konuyla ilgili. birinden başlayayım. örneğin her bayram öncesi en yakındaki ilçeye gidilirdi alışveriş için. ayakkabı ve kıyafet için. sonuç; tüm kasaba aynı yaş gurubunun aynı kıyafetleri farklı renklerle giydiği bir bayram sabahına uyanırdın. oysa o kıyafetler senin için tekti, çok değerliydi, başkasında olamazdı. belki de kıyafete önem vermeyişim, dikkat etmeyişim o günlerden kalmadır, bilemiyorum.

bırakıp gittin beni

bonnie
louis aragon' a ait bir şiir.
her okuyuşumda aradaki bazı dizelere takılarak yeniden yorumlamaya çalışıyorum, ne anlatmak istediğine dair farklı çıkarımlarda bulunuyorum. yalnızlığı anlatıyor sanki bazen, bazen terk etmeyi. bazen terk edilmeyi, bazen de uyumsuzluğu.

bırakıp gittin beni bütün kapılarda
bütün çöllerde tek başıma kodun
şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
vardığım hiç bir yerde değildin
sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam
hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını
denizde dalgakırandan da boş boşluğunu bir günün
seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği

bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden

başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
bana bakıp görmediğin için
ben yokken içini çektiğin için

ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen

zengin sözlük projesinin hızla ilerlediği gerçeği

bonnie
"bilgi en büyük zenginliktir" sloganıyla yola çıkan sözlüğün var olan yazarlarıyla bu yolda hızla ilerlediği gerçeğini gözünüze sokan bir realite. evet.

geçen bir dost dedi ki bu sözlük ekşi'nin ilk yıllarına benziyor. bu durum belli ki bazılarının sadece gözüne değil başka yerlerine de batmış. yoksa açılması üzerinden sadece aylar geçmiş bir sözlüğe neden bu enteresan ilgi?

bak adına algı yönetimi mi dersin, algı operasyonu mu dersin, algı yönlendirmesi mi dersin biz okuduk, anladık kardeş.

ilhan irem

bonnie
1999 yılında fethullah gülen'e "fetuş" hitabından dolayı tazminat ödemek zorunda kalmış sanatçı.

hala değerini kaybetmemiş, yıllandıkça şarap misali bünyeye daha çok hitap eden pek çok güzel şarkısı var. sazlıklardan havalanan veya konuşamıyorum diye bilinen şarkısını bırakıyorum şuraya:

sevmekten kim usanır

bonnie
bestesi teoman alpay, güftesi hikmet münir ebcioğlu'na ait rast makamındaki şarkıdır. pek çok şarkıcı tarafından da seslendirilmiş. tarkan, sibel can, behiye aksoy, muazzez ersoy, müzeyyen senar gibi...
ne yaptıysam olmadı, sen başkasın diyor. neyse bunlar münir ebcioğlu'nun düşüncesi. ama şu bir gerçek ki "sevmekten kim usanır?"



çekirdek

bonnie
ülkemizde yüzde kırklarda bulunan oranıyla en çok tüketilen kuru yemiş.

neden? başlanınca bırakılamayan meretlerden çünkü. bir de en ucuz kuru yemiş sanıyorum.

düğün davetiyesi

bonnie
evliliğe hazırlanan iki bireyin mutluluğumuza ortak olur musunuz sloganıyla düğün ve nikah tarihi ile yerini belirttiği davet kartı.

birikiyor efendim çekmecede. durduramıyoruz. ve ben buna küçük altın, buna 100 lira, buna gram altın şeklinde iç sesimle dehşete düşerek tartışıyorum.

hiç birine gitmek istememek gibi bir düşünce olmaz. olamazzzz.

the color purple

bonnie
mor yıllar olarak çevrilen ve yönetmenliğini steven spielberg' in yaptığı 1985 yılı filmi.
Olaylar 1900 lü yılların başında başlar. İki zenci kız kardeşin başından geçenlerin anlatıldığı filmin arkasında aslında zenci kültürü ve o yıllara genel bir bakış vardır.
geçen deli gibi ağlayıp rahatlamamı sağlayan film.

dayısı ve abisinin tecavüzüne uğrayan çocuk

bonnie
Şanlıurfa siverek' te yaşanmış, 14 yaşındaki kız çocuğunun doğum yapmasıyla ortaya çıkan olay.

kendi istedi filan türünden açıklamaları olan yetişkin insanların kendini aklamaya çalıştığı bir sıradanlaşan, sıradanlaştırılmaya çalışılan vaka aslında. ahlaktan habersiz insan davranışları. yozluk, midesizlik, arsızlık, karaktersizlik.

sevgiliden ayrılmak

bonnie
insana ders veren bir durumdur. verilen sözlerden nasıl dönülebileceğini, nasıl hiç bir şey olmamış gibi yaşanabileceğini, sorumluluklardan ve zorluklardan nasıl kaçılabileceğini, aynı zamanda da bunlar övünülecek şeylermiş gibi yüzsüzlüğe vurmanın hangi psikoloji ile gerçekleşebileceğini insana düşündürtürür.

sonuç olarak bence sevgiliden ayrılmak insana inanılmaz bir kişilik tahlili yeteneği kazandırır.

neyse güzel bir face sözüyle sonlandırmak isterim tam nasıldı hatırlamıyorum ama yol yorgunu olmamak için yol arkadaşını iyi seçmeli insan. bazen olmuyor işte.

farketmeden

bonnie
fikret kızılok' un 1995 çıkış tarihli yadigar albümünden bir parça.

bazı insanlar hayatımıza böyle fark etmeden, birdenbire giriyorlar. ve biz ne olduğunu anlayamadan daha bir de bakmışız ki kaptırmışız kendimizi gidiyoruz.