confessions

bonnie

1. nesil Yazar - sakin

  1. toplam entry 3409
  2. takipçi 50
  3. puan 63678

60 milyon uzaylı nordik ve nefilim savaşa hazır

esdemirei

zenginsozluk.com/foto
Halime Lafçıoğlu adlı bir Facebook kullanıcısının 18 Mayıs 2019 tarihli bir paylaşımında kullandığı bir ifade. İddialara göre paylaşım sahibi, ABD'nın önceden istediği savaşa karşı Akdeniz'e ve Ortadoğu'ya yerleşmesine karşı kendisinin toplam altmış milyon uzaylı nordik ve nefilini bölgeye indirdiğini, savaşa hazır beklediklerini, gerekirse tüm galaksi ve takım yıldızlarını savaşa katacağını söylemiş.

buğu

rene
Küçükken, kış mevsimlerinde saatlerce odanın buğulu camına yazıp yazıp oyun oynardık, buğu bitince ağzımızla yapıp yine yazardık, resim çizerdik. Bir süre sonra valide bizi görüp camı kirletiyoruz diye kızardı. Defter var kalem var madem çizeceksin çiz dimi oralara, neden buğulu cam, neden çocuğu cezbediyordu, yazıların yavaş yavaş kaybolması mı acaba. Bak bunu yazarken aklıma geldi, birde eskiden bizim buralarda sık elektrik kesilirdi kışları, o zaman da mumları yakıp odada otururken odanın duvarını gölge oyunu için kullanırdık, tavşandan öteye çok gidemedik ama zorlardık farklı şeyler yansıtmak için. Bu gölge oyunu eğlencesi büyük ihtimal Susam Sokağı'ndan kalma olmalı.

buğu

ruzgara karsi iseyen adam
Nasıl bir büyüsü var anlamadım ama insanı bir şekilde kendine çekiyor işte. Ne olduğunu kavrayamadan camın üzerine bir şeyler çizerken buluyorum kendimi. iyice karalayıp buğu ortadan kalkınca bu sefer derince bir hoh yapıp, tekrar başlıyorum çizmeye.

Bu buğu olayı gibi yurdum insanının kayıtsız kalamadığı bir diğer şey ise balonlu naylondur. balonlu naylonun üzerinde patlatılacak bir kabarcık görüp "çatttt!" diye patlatmanın keyfi bambaşkadır.

ıstana nurul ıman sarayı

miyesmikcih
binalarla, taşlarla iman ölçen islam devketleri bir hz. ömer'in hırkasını akıllara getirdinler, lamekan halifenin adaletini.
saraylarda adalet olmaz, hatta adalet sarayları dahi sarayların emir kullarının toplanıp bir merkezden emşr alarak karar verdikleri binalardır. adalet taş yapıların görkeminde değil, vicdanlardadır.
sabahın ilk ışıkları, anneler gününüz kutlu olsun kayıp evlatlarını aratan cumartesi anneleri. iyi pazarlar türkiye.

sirk

miyesmikcih
türkiye'de olmayan genelde italya'dan gelen trapezcilerin tehlikeli gösteriler yaptıkları, binbir işkence ile bebek aslanların vahşice davranışlarla ehilleştiriderek ateş çemberinden atlamalı. o güzelim karanaların acayip adımlarla yürütüldüğü işkencehanelerdir.

cahit oben

hak yeme hell yeah
Dünya'da bu insan gibi müziklere ruh katan bir adam daha yoktur.

Özellikle şu müziğini ne zaman dinlesem ciğerim delinmiş gibi acı çekiyorum. Filmden falan bağımsız başka bir şey bu. Bu müziği yapmak için çok şey yaşamış olmak gerekir, öyle notları dizeyim müzik olsun olayı değil.

Şunu dinleyip de sadece pazar günü banyo yaptığımız, tuvaletten çıkınca karanlık koridorda öcü varmış gibi oturma odasına koştuğumuz, sadece misafir gelince açılan salonda ne olduğunu merak ettiğimiz zamanları hatırlıyorum. Hayır o zamanlara götürmüyor resmen kafanı zorla çevirip 'bak bir daha hiç gelmeyecek zamanlar' diye gösteriyor sanki.

camiye bağışladığım dolar artarsa sevabım artar mı

miyesmikcih
vallahi artar dedi. ben izledim gözlerim kör, kulaklarım sağır oldu. rab benimle hasbihali kesti, zahide koştu yetişti, fıkır fıkır, kıkır kıkırdı.
vallahi ben gördüm, kör oldum. duydum sağır oldum.
allah, ben artık rabbin değilim istifa ettim. dolar, döviz işne girdim.
ulan çürükler, ulan ırzı kırıklar. siz allahı bile üç otuz paraya satar faize yatırırsınız.
korkulur sizden.

kaçak

turuncu gemi
derimci fransız şair boris vian'ın cezayir halk kurtuluş mücadelesi şehidlerine adadığı şiirdir.

efendi misiniz, kodaman mısınız ne,
bir mektup yazıyorum size,
bilmem vaktiniz var mı
okumaya bu mektubu.

az önce verdiler elime
askerlik kâğıtlarımı,
savaşa çağırıyorlar beni,
diyorlar yola çık en geç çarşamba akşamı.

efendi misiniz, kodaman mısınız ne,
dövüşmeye hiç istek yok içimde,
insancıkları öldürmeye gelmedim ben,
gelmedim ben bu yeryüzüne.

sizi kandırmak değil niyetim,
ama söylemeden de edemem,
savaş ahmakların işi,
hem insanlar ondan hanidir bıktı.

doğduğum günden bu yana
ölen çok babalar gördüm,
gidip dönmeyen kardeşler gördüm,
çocuklar gördüm iki gözü iki çeşme.

ya analar ne çekti, ya analar,
bir yanda işi tıkırında bir avuç insan
bolluk içinde rahat yaşar,
bir yanda ölüm, çamur, kan.

insanlar tıkılmış dört duvar içine,
çalınmış neleri var neleri yok,
karıları, eski güzel günleri bütün.

gün doğar doğmaz yarın
kapatacağım şırak diye kapımı
ölmüş yılların suratına,
alıp başımı yollara düşeceğim.

aşacağım karaları, denizleri,
ne avrupa'sı kalacak, ne amerika'sı, ne asya'sı,
dilene dilene hayatımı
şunu diyeceğim insanlara:

üstünüzden atın yoksulluğu,
durmayın bakın yaşamaya,
hepimiz kardeşiz, kardeşiz, kardeş,
ey insanlar, ey insanlar, ey.

illâki kan dökmek mi gerek,
gidin dökün kendi kanınızı,
size söylüyorum bunu da,
efendi misiniz, kodaman mısınız ne.

adam korsunuz arkama belki de,
unutmayın jandarmalara demeye:
üzerimde ne bıçak var, ne tabanca
korkmadan ateş etsinler bana,
korkmadan ateş etsinler bana.

iphone kullanan fakirler

esdemirei
iphone model bir telefonu bir fakir neden kullanır sorusunu içten içe sordurtan başlık. Ülkemiz için ele alırsak gösteriş. Ağzım koksun, karnım guruldasın, üstüme başıma -aşırıya kaçmadan- kıyafet almayayım, kendime bir şey katacak girişimlerde bulunmayayım ama iphone alayım mantığında bu model telefon alınıyor. Zaten bu tür insanlar sayesinde böyle işe yaramaz markaların alt ürünleri yersiz yüceltiliyor. Tez zamanda sonlarının gelmesi temennisi içindeyim.

inanç

hamlet
Acayip bir güç. Bir aralar iki sezon falan izleyip bıraktığım vikings adlı diziye netflix sayesinde tekrar baştan başladım. Dizinin anlatmaya çalıştığı mekan ve tarihte odin, thor, freyr vb. İskaninav mitiolojisindeki tanrılara inanıyorlar (doğal olarak).

Dinler üzerine uzun uzadıya düşünmüşlüğüm olmuştur elbet ama şimdi yaş da ilerleyince insanın daha da bir gözüne çarpıyor belki de, bir sürü tanrıya inanıyorlar, inançları gereği dokuz senede bir her türden dokuz adet kurban veriyorlar tanrılarına. İnsan da dahil olmak üzere. Bu inançları uğuruna gerçekleştirdikleri bir sürü ritüellerden sadece bir tanesi. Şimdi herkes bu tanrıların gerçek olmadığını adı gibi biliyor. Nereden biliyorlarsa... Hayır madem bilinebilecek bir şey, onca insan neden inanmayı tercih etti? Bu başka bir konu. Fakat biliyor herkes. Yani yoldan çevirip kime sorsan, odin diye bir tanrının var olmadığını söyleyecektir kendinden emin bir şekilde. E peki madem odin denilen tanrının var olmadığına kanaat getirmek bu kadar kolay, sen odin'e inanan binlerce viking'ten daha bilgesin ve odin diye bir tanrının var olmadığını anlayabilecek kadar açık görüşlüsün. Niçin başka bir tanrıya inandığın vakit, onun var olmadığını söyleyenlere kulak asmıyor da odin'e inandıkları için aşağıladığın vikingler konumuna yerleştiriyorsun kendini? Çünkü senin inandığın tanrının var olmadığı ispatlanmadı. Çünkü sen o bütün diğer tanrıların var olmadığını kendine gerçek anlamda ispatladın ancak bir tanesinin hakkından gelemiyorsun...

Aslında burada tek tanrıya inanan ya da popüler dinlere inanan insanları eleştirmeye çalışmıyorum. Herhangi bir şeyin doğruluğuna ya da yanlışlığına inanmanın hiçbir zaman hiçbir şekilde hiçbir yerde birbirinden farklı olmayacağını anlatmaya çalışıyorum. Mesela on senelik eşinizin sizi aldatmayacağına inanmakla, allah'a inanmak arasında zerre kadar fark yok. İnanmanızı sağlayan şeyler ve inanmamanızı sağlayan şeyler var. Bilginin yokluğunda kimse götünden bir şey uydurmak zorunda değilken nedense bunu yapıyor ve inanmayı tercih ediyoruz. Bir şeyi ya biliyorsundur ya bilmiyorsundur. Niçin inanmayı tercih ediyoruz anlamıyorum.

atari

pauper
bak bununla da az eğlenceli vakit geçirmedik. televizyona takılıp oynanırdı. 90'lı yıllar.

ninja kaplumbağalar

zenginsozluk.com/foto

mario

zenginsozluk.com/foto

futbol

zenginsozluk.com/foto

tenis

zenginsozluk.com/foto

road fighter

zenginsozluk.com/foto

kuş avlama

zenginsozluk.com/foto

wild gunman

zenginsozluk.com/foto

contra

zenginsozluk.com/foto

sirk

zenginsozluk.com/foto

temel reis

zenginsozluk.com/foto

alaaddin

zenginsozluk.com/foto

tank

zenginsozluk.com/foto

power rangers

zenginsozluk.com/foto

mortal kombat

zenginsozluk.com/foto

bilardo

zenginsozluk.com/foto

lode runner

zenginsozluk.com/foto

street fighter

zenginsozluk.com/foto

excitebike

zenginsozluk.com/foto

macera adası

zenginsozluk.com/foto

galaxian

zenginsozluk.com/foto

olimpiyatlar

zenginsozluk.com/foto

oktay rıfat

miyesmikcih
garipçiler akımının şiirleri vurgun yediren baba şairi oktay rifat horozcu.
güzel bir şiirini paylaşmış bir yerlerde birileri.
ağzımın tadı yoksa, hasta gibiysem
boğazımda düğümleniyorsa lokma
buluttan nem kapıyorsam, vara yoğa
alınıyorsam, geçimsiz ve işkilli,
yüzüm öfkeden karaya çalıyorsa
denize bile iştahsız bakıyorsam
hep bu boyu devrilesi bozuk düzen
bu darağacı suratlı toplum.

oktay rifat
ustadan bir de bendeki yaprak'tan bir dize paylaşayım.
zenginsozluk.com/foto

turbo tatlısı

miyesmikcih
ben önce kerhane tatlısı zannettim. meğer sütlü bir tatlıymış. yine de atom turbo vs. isimler zürafa sokağı çağrıştırıyor. aslında orası zürafa sokağı değil, yüksek kaldırım. cadde ile zürefa sokağının kesiştiği yerde ama yüksekkaldırım tarafında dizilirler. zürafa sokağa girmek yasak.
turbo tatlısı ne yahu uçuracak mı?
işimiz gücümüz uçkur.

turbo

ruzgara karsi iseyen adam
içinden otomobil resimlerinin çıktığı şekerli sakız markası. Bu sakız şimdi var mı bilmiyorum ama çocukluğumda çok satılırdı. içinden karikatür çıkan tipitip sakızları ile birlikte en çok aldığım sakızlardandı.

the flintstones

ruzgara karsi iseyen adam
Taş devri ismi ile gönülleri feth eden hanna barbera çizgi filmi. Tamam, ilkel çağların imkanları ile günümüz yaşamını birleştirmek iyi bir fikir ama The flinstones'un bu kadar çok sevilmesinin asıl nedeninin yaratıcı konseptinden çok, izleyenlerin bir şekilde kendisini bu çizgi filmde bulmasına bağlıyorum.

Fred'in karakteri, wilma ile olan ilişkisi, barney ile dostlugu, iş hayatı, kayınvalidesi ile yaşadıkları ve aklınıza gelen bir çok yönü ile yurdum insanını anlatıyordu bu çizgi film. Espriler de güzeldi tabi ki, hatta yayınlandığı dönem türkiye'de popüler olan şarkılardan tutun da oyunculara kadar bir çok isim esprilerde kullanılıyor, onlara göndermeler yapılıyordu.

Az daha unutuyordum, fred çakmaktaş'a sesini veren Sezai Aydın'ın hakkını teslim etmemiz gerekiyor. Karakterin sevilmesinde büyük pay sahibi.

Edit: aklıma gelmişken ekleyeyim, the flintstones o kadar çok sevildi ve ilgi gördü ki, ilerleyen yıllarda The Flintstone Comedy Show ismi ile yeni versiyonu yapıldı. Belki hatırlarsınız; ergenliğe adım atan Bambam ve çakıl'ın, dino ile birlikte yaşadıkları scooby doo tadındaki hortlak maceraları, captan mağara adamı, fred'in evine dadanan mağara faresi, frankenstein ailesi ve daha bir çok karakterin yer aldığı 3-4 skeçten oluşan bir çizgi filmdi.

Hatta hanna barbera baktı ki bu konsept tutuyor, jetgilleri ve roma devri'ni yaptı. Roma devri'ni pek hatırlayan olmaz. Aynı aile konsepti roma dönemine uyarlanmıştı ve aile, dino yerine evde aslan besliyordu.

lavirat

turuncu gemi
ailede ölen erkek kardeşin eşini, diğer erkek kardeşle evlendirilmesi durumu. tanımı yazarken klavyeye kolay geliyor da, fakat sanırım primat topluluklarında insanın insana ettiği en büyük zulümdür de diyebiliriz. çok geçmiş yıllardan lanetli bir töre olarak düşünüyordum epeydir bu iğrençselliği. geçenlerde hala uygulandığını öğrendim.

90'lı yıllarda müzik kanallarında sıkça dönen bir şarkı vardı, mustafa uğur diye yanık sesli bir arabeskçi söylerdi,

''ölmem mi, beni taşlara vurun, taputa kanım sürün, aynı tabut içinde kardaşıma götürün...''

o türkü bir ateş gibi yakardı bedenimin her yanını. yıllar sonra da ne zaman nerede duysam hep dertlenmişimdir. işte böyle bir vakayı anlatan acılı bir türküdür o türkü.
kendi kendime soruyordum bezen, ''yahuuu ben neden böyle bir türküyü seviyorum ki, ne töreyle ilgim var, ne de bu kötü sesli arabeskçi benim tarzım''
bugün öğrendim ki, bu şarkının sözü ve müziği erdal erzincan büyüğümüze aitmiş. kumaşı oradan sarıyormuş demek ki beni. arz ederim.

almanya'daki ahlaki çöküşü gösteren video

miyesmikcih
hakikaten almanya'da ahlak sükut etmiş. bu görüntü bana yıllar evvel haluk şahin'in japonya seyahatini anlatan köşe yazısı geldi. daha o zaman profesör falan değildi.
jsponys'da insanlar bisikletlerini yol kenarlarına kilitlemeden bırakıyor ve günlerce bisiklet orada kalıyor.
haluk hoca taksi şoförüyle muhabbet ediyor.
"bu bisikletler kaç gündür burada kilitsiz duruyor, çalmıyorlar mı?" japon'un yanıtı, "bizde hırsızlık olmaz" oluyor. haluk şahin, hangi dindensiniz diye sorunca; "bizim dinimiz yok" yanıtını alıyor.
hoca yazısını şöyle bitiriyor.
hem hırsızlık yok, hem de dinsiz. bizim dindarları düşünüyorum da.

zengin itiraf

kombiwankenobi
seviyorum sözlük seviyorum da güvenemiyorum.
Bin kere canım acıyacağına bir kere acıtıyorum.
Geçecek biliyorum ama bu sefer gerçek inanamıyorum.
Kalbim küt küt oluyor duvarlara anlatıyorum.
Gülüyorum, eğleniyorum, ağlıyorum.
Aklıma geliyor nefesim kesiliyor sinirleniyorum.
Bir gurur var içimde engelleyemiyorum.
Geçecek aslında inanıyorum.
Geçecek biliyorum.

kafa karışıklığı

bouii
İnsan sabit bir varlık değil ne duygusal ne de fikir olarak dün ak dediğimiz bugün gözümüze kapkara görünebilir ki böylesi bir karmaşanın içinde kafanın konudan bağımsız olmasını beklemek de manasız olur.

İster din, ister toplumsal normlar ya da hayatımızı şekillendirecek bir takım kararlar hepsi karmaşadan sonra verilen kararlarla dinginliğe kavuşuyor. İş o kafa karışıklığı içinde saçma sapan yönlere, durumlara ve insanlara savrulmadan bulanıklık dönemlerini atlatabilmekte yatıyor.

bugün benim doğum günüm

miyesmikcih
babamın öldüğü yaştan 10 yaş fazlayım. sarhoş da değilim, yasta da.
güzel gün 20 nisan hz. muhammed ve hitler de bu gün doğmuş isa yeniden dirilmiş, bir gün sonra 21 nisan'da lenin doğmuş. alfa iyidir, cesurdur, ataktır, kendini feda edendir.
erken kutlayan sevgili dosta teşekkürler.

neşeli gençleriz

miyesmikcih
anne maria david'i bir erovizyon yarışmasından sonra ülkemize transfer ettik. incecik vücutlu ispanyol paça pantolonu ile uzun bir zaman gündeme oturdu fransız sanatçı. ben bu kızın luksemburg adına yarıştığınj zannediyordum lakin anne marie david fransız vatandaşıymış.
bir de samanyolunu okuyan david aleksander vinter vardı 70'li yıllarda.
berkant'ın okuduğu şarkı türkiye dışına david aleksander vinter taşıdı.
o yıllar devlet olarak üretkendik. milli fabrikaların satılmadığı zamanlardı.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

hamlet
Öncelikle, ülkede satranç oynayacak insan bulmak çok zor.

bir insanın görece olarak pembeye çalan dünyasını griye boyamak kötü bir davranış mıdır? Aslında yaptığınız tek şey ona boyanın altındaki rengi göstermek olsa bile?

Yani, Cypher bifteğin gerçek olmadığını hiçbir zaman öğrenmemiş olsaydı kesinlikle daha mutlu olurdu evet. tüm griliğine rağmen gerçeği tercih eden insanlar ile sahte pembeleri tercih edenler arasında temelde nasıl bir fark var? Bu insanları ilk görüşte ayırt edebilmek mümkün müdür?

Kendisine sorsanız gerçeği duyarak mutsuz olmayı tercih edecek insanlar; o mutsuzluk yaşam tarzları olmaya başladığında, duyarsızlaşma süresi içerisinde yaşayacakları tüm olumsuzluklar karşısında her zaman dirençli olamıyorlar. Ve bu; kendi söylemleri olan, salt gerçeği sahte mutluluklara tercih etme eğiliminin aslında bir hata olduğu ve "gerçeği keşke hiç öğrenmeseydim" itirafını olmasa bile hissiyatını yaşayabiliyorlar.

Misal talep etmeyen birine iyilik yapacağım düşüncesiyle hayattaki bir takım gerçekleri anlatarak onu gelecekteki tehlikelerden korumaya çalıştığınızda, hem onun mutluluğunu bir süreliğine elinden alıyor, hem de evrimsel süreçte kendi başına hayatta kalma çabasını sekteye uğratıyorsunuz. Bu iyilik midir?

Bir sokak kedisini sokaktaki sefil hayatından kurtarıp, onu evinize aldığınızda ona iyilik yaptığınızı düşünmekte haklı olduğunuz gibi niyetiniz kesinlikle iyilik olsa bile aslında kedi türünün insana bağımlı asalak bir canlıya evrilmesinde oynadığınız rolü hesaba katmıyor oluşunuz tabi ki bir suç değil ancak bireysel bir kediye yaptığınız kocaman bir iyilik koskaca bir türe yaptığınız minnacık bir kötülüğün önüne geçiyor. Hem de bundan çıkar da sağlıyorsunuz. Yaklaşım tarzı olarak çok doğal ve normale çok yakın olsa da temelde, koskoca bir türün kendi başına varlığını sürdüremeyecek hale gelmesi için örülen duvara bir tuğla da siz koymuş oluyorsunuz. Bu ikilemler hiç hoşuma gitmiyor.

yol türküsü

turuncu gemi
umutlu bir afşar timuçin şiiridir;

çiz beyaz haritalara mor kalemle
hiç görülmedik yepyeni kentleri
hep oralara götür beni
seninle olunca sıkılmam giderim

çocuk yüreğinle sen kurarsın
köprüleri alanları kuleleri
panayırları ve çocuk bahçelerini
çiz haritaların en güzel yerine
en güzel günleri ve geceleri

seninle olunca çekinmem giderim
o kentlere yolcu diye çiz beni
biletim pardesüm şemsiyem şapkam
yüreğimde sevincim kafamda düşüncem
nasıl da çok karıştık birbirimize
bu el hangimizin eli
bu saçlar hangimizin
senin gittiğin her yere giderim

anış

turuncu gemi
güzel bir afşar timuçin şiiri;

bense eski bir anı gibi çaldım kapını
dinlen diye saçlarını taradım
ayakların sıcaktı saçların ılık
ben bir düş gibiydim uyanınca yitirilmiş
düşler de anılar gibi karmakarışık

nilüferler gibi birden sudaydın
tanıdım bakışını
sular gecelerden daha eski karanlık
her çiçek sarısını içirirken toprağa
yıkıntılar içinde sapsarı papatyaydın

babam ve güz

turuncu gemi
ben babamı bu kadar güzel bir hüzünle anlatacak kadar bile görme şansı elde edemedim. o, ben doğmadan ölmek zorunda kalmış. hayatım boyunca yokluğunu hissetmedim diye düşünmüştüm. dante gibi ömrün yarısında anlıyorum ki hayatımın bütün boşluğu buymuş oysa. belki bende bir gün çocuğum gelmeden gitmek zorunda kalırım korkusuyla ben de baba olmadım hiç.
ahh be baba, tek bir şey öğrenebilseydim keşke senden. bu yaşımda baba mefhumuyla ilgili yaptığım tespit şudur ki, onlar en güzel öğretmendir. rica ederim kıymetini bilin.

başlık yanıltmasın sizi, babam yaza benzerdi
ama her zaman için güzden yaprak alacaklı

babam yaza benzerdi, kendine susamam için
gözlerine bakardım, kurumuş kuyu ağzı

yaza benzerdi babam, balkonda çay içmeye
ya bana öyle gelirdi ya bardaklar kanardı

babam bana benzerdi, bir göl manzarasına
aniden fırtına çıkar kayık dediğin batardı

abdülkadir budak

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

miyesmikcih
bonnie geçen perşembe gününden beri yorgan göşek hastaymış.
şair ne diyordu :"beni bu havalar mahvetti" değil mi?
aman hocam, canım hocam çok dikkatli olun. çocuklar sınıfta bekler, bu ülkenin güzel insanlara ihtiyacı var. çabuk iyileş lütfen.
çok çok geçmiş olsun bonnie.
bol ıhlamur, içinde limon, zencefil, zerdeçal, tarçın ve karabiber mutlaka olsun.