confessions

bonnie

1. nesil Yazar - neşeli

  1. toplam entry 1056
  2. takipçi 35
  3. puan 24878

merdiven altından geçmek

keskin nisanci
uğursuzluk getirdiğine inanılan bir batıl inanç. kökeni eski mısır'a dayanan bu batıl inancın sebebi ise, merdivenin üçgen gibi olması. eski mısır'da üçgen piramitlerden de anlaşılacağı gibi kutsal bir şekil, bu yüzden de merdivenlerin altından geçilmezmiş.

seni seven öldü

avni
arabesk mi? canım çekince kralını dinlerim. ancak bu en kralından daha kral. orhan gencebay, müslüm gürses, ferdi tayfur gibi babaları sevenler kızmasın ama arabeskin majesteleridir bu sözler.

yaşarken öldürdüklerimizin ruhuna;

ay karanlık gecelerim gündüz olmuyor
dalında solmuş güllerim filiz vermiyor
elim kolum işe güce varıp gitmiyor
gözlerimde ferim sönmüş haberin var mı?
haberin var mı haberin var mı?
seni seven öldü zalım haberin var mı?
gelir günler gelir gülüm yaz bahara erer
ay karanlık gecelerim umuda döner
seni seven deli yürek bir gün yine sever
bu şarkıyı sana yollar haberin var mı?
haberin var mı haberin var mı?
seni seven öldü zalım haberin var mı?

zalim değil türkçe ses uyumuna uyan şekli ve aslıyla "zalım"

yaşasın arabesk...

edip akbayram yorumu;





kontrolsüz kontrol manyağı

fiorabella
kendi kontrolünü kaybettiği için gözünün gördüğü, elinin yettiği herkesi kontrol altına almaya çalışmaktır. sözlüklerde ve sanal mecralarda çokca bulunurlar. kendilerini özel ve önemli hissettikleri tek yerler oralarıdır. de/da ayrı hedesi yaparak türkçeyi kurtardıklarını sanırlar. oysaki kurdukları cümlelerde türkçeyi yerle bir ederler. kendi yaptıklarını görmeden başkasına müdahale edenleri vardır ki hunharca güldürür.

korku filmi klişeleri

kadin kismisi cok yazmaz
Özellikle henüz ölümlerin/öldüren şeyin ne olduğu tanımlanmadıysa gerginliği artıran bir müzik eşliğinde kahramanlardan biri ya bir arkadaşı ya evin kedisi ya da komşunun aniden karşısına çıkmasıyla önce bi korkutulur.
Tam rahatladığı anda katile fena yakalanır.

kıskanılmak

ontolojik sancilarimin merhemi
Anlamsız geliyor bana. Fakat dünya anlamsız şeylerden de oluşabilir zaman zaman ve yer yer. tutarlılık ararız, ancak evrenin geriye kalanı tutarsızlıklarla doludur. deyim "anlam vermek"tir, çünkü taşıdığımız anlama katlanamayıp, onu bazı "içi boş" şeylere devrederek ondan kurtulmak isteriz. tümüyle anlaşılabilir bir evrende yaşayıp yaşamadığımız sorusu riskli bir soru bence. (: daha iyiye gitmek isterseniz anlama fetişimiz üzerinde düşünmenizi önerebilirim. kıskanılmanın hayatınızın bu noktasında başınıza gelmesi durumu ön planda sanırım. eğer bir müddet için onu kıskanıyormuş gibi yaparsanız kutuplar yer değiştirebilir. özellikle bu tip "katiller" rollerinin çalınmasından hiç hoşlanmazlar.

melihat gülses

number eleven
Hayatımın birçok anında arka planda bana eşlik eden (dinlenirken, uykuya dalarken, uyandıktan sonra kendime gelmeye çalışırken ve güne başlarken, yolculuk ederken, aşıkken, aşk acısı çekerken vs) sesi huzur veren kadın.

Yeşil deniz adlı diziye ait şu şarkıyı da harikulade bir şekilde söylemiştir:

dingonun ahırı

keskin nisanci
Girenin çıkanın belli olmadığı, karmaşık durum ve yerleri ifade etmek için kullanılan bir deyim ve adını şuradan alıyormuş.

1860'lı yıllarda taksim'de ulaşım tramvay ve atlı faytonlarla yapılıyormuş. tramvayların çıkmaya zorlandıkları yokuşlarda tramvaya atlar koşulurmuş. bu atlar dinlenmek için ermeni bir vatandaş olan dingo'nun bekçiliğini yaptığı ahıra götürülürlermiş. ahıra atların ne zaman geleceği belli olmadığı için ahır sürekli açıkmış. ahıra atlar sürekli girip çıkarlarmış. işte dingonun ahırı tabiri oradan geliyormuş.

gönül

avni
orhan gencebay'la 70'li yılların başına zerrin özer'le ise aynı on yılın sonlarına gidip gelinen şarkı. duman' da yorumlamış 2012'de ama aynı tadı vermiyor.

bence zerrin özer'le zirve yapan ve zerrin özer'i meşhur eden şarkının sözleri de şöyle.

nedir bu çektigim senden
gönül derdin hiç bitmiyor
yediğin darbelere bak
bu da mı sana yetmiyor gönül

her çiçekten bal alırsın
her gördügünle kalırsın
sen kendini ne sanırsın
belki birgün uslanırsın gönül

uslan artık deli gönül
bak gelip geçiyor ömür
uslan artık deli divane gönül

dünya sana kalır sanma
gelecegi dünden sorma
hergün gördüğün rüyayı
aldanıp da hayra yorma gönül

hepimiz bir misafiriz
zaman gelince göçeriz
ecel acı can alırken
her şeyimizden geçeriz gönül

uslan artık deli gönül
bak gelip geçiyor ömür
uslan artık deli divane gönül

bu da zerrin özer'in janis joplin'i andıran müthiş yorumu. klibi boş verin sese ve gırtlağa odaklanın.





elektronik sigara

sos
bir aralar galaxy note 7 gibi patlyordu bunlar da... ucuz elektronik sigaralar patlıyormuş dediler. fakat pahalı olanları bile soğuttu kendinden. (hiç kullanmadım)

ortamlarda, ben sadece arkadaşlarımla dışarı çıktığımda içiyorum dersin, kim bilcek?

sms vs whatsapp

sos
2 ayrı mesajlaşma servisinin versusudur.

sms'in artısı çevrimdışı mesaj gönderebilir.
whatsapp'ın artısı mesajınızın görülüp görülmediğini anbean size iletir.

whatsapp daha önde gibi...

artı 18

sos
"+18" şeklinde belirtilen, bireyin, 18 yaşından büyükse, ilgili materyali görebileceği/izleyebileceği veya ilgili ürünü satın alabileceği anlamına gelmeyip, "birey 18 yaşından büyükse, içeriği izleme veya izlememe kararını kendi verebilecek düzeydedir" veya "ilgili ürünü satın alma veya almama kararını kendi verebilir" anlamına gelen ibaredir.

kenar etkisi

number eleven
eğer yanlış bilmiyorsam biyolojik bir terim. örneğin, doğada ormanlık bir alan ile çalılık bir alan arasındaki bölgede, her ikisinde de olmayan bitki türleri oluşur ve doğa için çok önemlidir. bunu insan ilişkilerine göre değerlendirirsek, farklı fikirlere sahip olan iki insan birbirini ötekileştirmeden ve düşmanlığa bürünmeden iletişim kurup tartışır, fikir alışverişinde bulunursa, bu farklılığı birer gelişim fırsatı olarak değerlendirebilirler. sanırım bugün ülke olarak en büyük ihtiyaçlarımızdan bir tanesi.

62 tavşanı

keskin nisanci
sunay akın'a ait bir şiir. bu adamın tarzını beğeniyorum.

Denize düşen
Bir oyuncaktır Kız Kulesi.
Soruyorum berber koltuğundan
İki ayna arasında
Akıp giden görüntüme,
Şair olanımız hangisi?

Pencere tüllerine
Gelinlik diye sarılan
O küçük kız nerede şimdi?
Gemim çoktan battı,
Denize inen tüm filikalarıma
Erkekler bindi.

Duvardaki yangın düğmesini
Örten cam parçasıyım.
Kurtuluşun olacaksa,
Hiç düşünme,
Ayakkabının topuğuyla
Kır beni.

İnanıyorum uzaylılara,
Duymalıyım birilerinden,
Yıldızlardan nasıl
Görünürdü diye
Mahallemizdeki yazlık
Sinema.

Öğrendim saat kulelerini
Kibrit kutularından.
Bağışla beni,
İki dünya savaşının
Yaşanıldığı yüzyılda,
Nüfus cüzdanımdaki 62'den
yaptığım tavşan.

an gelir

keskin nisanci
attila ilhan ustaya ait bir şiir.

an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman

şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatli bir bombadır patlar
an gelir
attila ilhan ölür

bir gün anlarsın

number eleven
ümit yaşar oğuzcan şiiri

Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

ne güzel şey hatırlamak seni

quares


Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazamak sana dair,
hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinde,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Nazım hikmet

yaman okay

number eleven
Tatar ramazan filminde öyle bir tokat sahnesi vardır ki, sergilediği mimik sanki gerçekten de tokat yemiş gibi hissettirir. Merak okay ile bulundukları yerde mutludurlar umarım.

Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

Söz konusu sahne:

yaman okay

yevgeni onegin
tiyatro emekçisi , sinema ve dizi oyuncusu olan usta sanatçı.

Giresun'da 1951 tarihinde dünyaya geldi. Babası nüfuzlu bir kişi olduğundan iyi bir eğitim alarak yoluna devam etti.


Sinemaya ilk adımı sürü ile oldu. Ardından pekçok sinema filminde rol aldı. Mustafa altıoklar'ın ilk uzun metrajlı filmi olan denize hançer düştü filmindeki performansı bana göre en çok akıllarda kalan performansıdır .

Tabi her kesimin bildiği bizimkiler dizisinde de ölene kadar rol almıştır.

Meral okay ile 1984 senesinde evlenmiş ve 1994 senesinde hayatını kaybetmiştir.

Kemal Sunal ile oynadığı yoksul filminde Süleyman bey ile de pekçok kesim tarafından tanınmaya başlamıştır.

Rol aldığı bazı filmleri sıralayacak olursak; sürü, adak, pehlivan , kurbağalar, Asiye nasıl kurtulur, yoksul ve 40 metrekare Almanya gibi filmlerde oldukça başarılı performanslar sergilemiştir.

Ayrıca daha önce yazmış olduğum iz isimli filmde kendisine ithaf edilmiştir.

meral okay

number eleven
benim için daima yeditepe istanbul adlı dizide canlandırdığı "havva ana" olarak kalacak olan güzel kadın, güzel insan. yaman okay ile bulundukları yerde mutludurlar umarım...

allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

üçüncü şahsın şiiri

keskin nisanci
atilla ilhan'ın kıskançlık krizlerini anlattığı şiir.

gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım


ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım


akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım

ahmet adnan saygun

yevgeni onegin
Türk beşlerinde de bahsettiğim , türk sanat dünyasına adını altın harflerle yazdırmış olan klasik batı müziği bestecisidir.

7 Eylül 1907'de İzmir'de dünyaya gelmiş, 6 Ocak 1991 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybetmiştir.

Tam anlamıyla müziğe adanmış bir hayattır . Besteci , devlet sanatçısı, öğretmen ve yazar gibi sıfatları layıkıyla taşımak kolay değildir; işte bu yüzden , büyük ve güzel insandır.

Yaşamını öğretmenlik yaparak , beste yaparak ve müzik için kitaplar yazarak geçirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk devlet sanatçısı unvanına sahiptir.

İlk Türkçe operayı da kendisi bestelemiştir.




Memleketi İzmir'de kendisine ithafen 2008 yılında açılmış bir kültür ve sanat merkezi bulunmaktadır.


Konserler ve sergiler için harika bir yer olmuştur .

Bu da en meşhur eseri:


anlaşılamadan ölmek

aragorn
"Kim ne derse desin sen yolunda yürü" der marx. Anlasilmamak büyük bi kaygı ama asil mesele bunu yenmek. Anlasilamama durumunu değil kaygiyi yenmek. Mesele yolda yürümek. Herkes herkesi anlayacak diye bir kaide yok.

Daha önemlisi de sizi anlayacak insanlar olmalı hayatinizda tüketmeyen sizi yeniden var eden kendinden bile koruyan.
Bi insan örneğin sizi anlamışsa anlamayan başka insanlara sizi meze etmez. Yoksa rol yapmıştır.
Anlasilamamaktan daha kötüdür bu...

cinsiyet değiştirmek

kadin kismisi cok yazmaz
Çok riskli ve acı verici bir süreç.
Benim böyle bir hastam vardı, yapılan ilk penil protezdi sanırım O yıllarda ve enfekte olmuştu...
Haa bi de kadın olmaktan geri dönüşsüz vazgeçeceği o ameliyat öncesi sordular ona;
-Evladım istersen önce bir erkekle birlikte ol, belki hissettiklerini yanlış yorumluyorsundur, belki hoşuna gider
Dedi ki;
-Hocam sen şimdi bi erkekle beraber ol desem olur musun
-Olur mu evladım ben erkeğim!
-İşte bende erkeğim hocam, onun için bana bunu hiç sormayın, gidelim şu ameliyathaneye.
Vay be!! Demiştim bu konuşmayı duyunca, kafada olay bitmiş çoktan nu kızda, kararlı erkek olcak.
Oldu da. Ama sonra öğrendik ki bize nişanlım var dediği kadın meğer ajda pekkanmış, rahatsız edip duruyormuş onu.
O yüzden psikiyatrik olarak çok doğru bir analiz yapılmalı bu tip vakalara.

yaman okay

sipraleks
aramızdan çok erken ayrılmıştır. öldüğünde 10 yaşındaydım. bir dönem yanılmıyorsam bizimkiler dizisinde de oynamıştır. ömrü yetseydi daha farklı olabilirdi her şey.

muhtarlar toplantısı

sos
akıllıca yapılan toplantılardır. muhtar kilit isimdir, özellikle köylerde... muhtarın sözü geçer. köyün muhtarı aynı zamanda köyün çoğunluğunun veya tamamının benimsediği insandır ve görüşleri de önemsenir veya önemsenebilir. şehirdeki muhtarı çoğu insan tanımazken köyün muhtarı köyde tanınır, bilinir. siyasi kritik yapmak için de zaten köy kahvesi uygun ortam için yeterli. kahveler köylerin tek sosyalleşme alanıdır.

bence muhtarları sürekli davet etmek onlardan olumlu geri dönüş almak için yapılan bir hareket. çünkü onlardan alınacak olumlu geri dönüş özellikle kırsal kesimlerde iyi bir oy potansiyeli yakalamak demek.

ernest hemingway

olacak o kadar
ölüme karşı hep tutku dolu bir ilgisi olan yazar.
dünyanın neresinde bir ayaklanma, iç savaş veya savaş çıksa bilin ki hemingway oradaydı. ölümden beslenerek yaşıyordu, yazıyordu sanki. en yakın dostları dahi böyle söylüyordu. avcılığa düşkündü. kampa ve doğaya da. avlanmaktan, avladığı şeyleri müthiş yemeklere dönüştürmekten ve tarifi kendisine ait bu yemeklerle dolu sofraları dostlarıyla paylaşmaktan büyük keyif alırdı. silahları, kadınları ve içkiyi severdi. bu anlamda tipik bir amerikalıydı aslında. av tüfeğiyle vurduğu son şey ise kendisiydi.