confessions

bonnie

1. nesil Yazar - neşeli

  1. toplam entry 1056
  2. takipçi 35
  3. puan 24878

ah'lar ağacı

bonnie
didem madak' ın ayn isimli şiir kitabında bulunan şiiri:

1-
bir ilaç içsem bari diye düşündüm,
biraz kolonya sürünsem,
ferahlasam, pencereyi açsam.
şöyle bir şey yazdım sonra:
yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
berbattı,
bir şiire böyle başlanmazdı.

iç ses diye söylendim,
ardından yıldırım gürses...
aptal aptal güldüm bir de buna.
ayşecik vazoyu kırıyor
ve 'tamir et bakalım' diyordu babasına.
yapıştırsam da parçalarını hayatımın
su sızdırıyordu çatlaklarından.
karnabahar kızartmıyordu asla
başrolde kadınlar.

güçlü bir el silkeledi beni sonra
sanırım tanrı'nın eliydi.
sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
çok şey görmüşüm gibi,
ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
ah...dedim sonra
ah!

iç ses, diye söylendim
çocukken şöyle dua ederdim tanrı'ya:
tanrım bana hiç erimeyen,
kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
kardeşimle kendimize durmadan,
olmayan çayları,
olmayan fincanlardan içerdik.
olmayan kapıları açardık,
olmayan ziller çaldığında.
siyah papyonlu olurdu mutlaka
resim defterimizdeki damat.
yedi günde yarattığımız dünya
mutlu olurduk pastel koksa.

ve şimdi şöyle dua ediyorum tanrı'ya:
olanlar oldu tanrım
bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

kaybolmak istemiştim bir zamanlar
kapının arkasında yokum demiştim
ve divanın altında da.
bulamazsınız ki artık beni,
hayatın ortasında.
kaybolmak istemiştim bir zamanlar
beni kimse bulamazdı
tanrı'nın arkasına saklansam.
o kocamandı, en kocamandı o.
bir kız çocuğunun hayalleri kadar.

bir zamanlar kendimi
bulunmaz hint kumaşı sanmıştım.
kaç metredir benim yokluğum?
benden daha çok var sanmıştım.
benim yokluğumdan dünyaya
bir elbise çıkar sanmıştım.
dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
sonunda ben de alıştım.
ah...dedim sonra,
ah!

güzin ablası kitaplar olan bir kızdım,
içim sıkılmasa o kadar
tek bir satır bile okumazdım.
taş bebeğim ters çevrilince ağlardı
bir derdi var derdim.
derdimi demeyi ben taşbebeğimden öğrendim.
ninni derdim, ninni bebeğim!
cam gözlerini kapardı, naylon kirpiklerini.
plastik gözkapaklarının ardında,
bilirdim rüyaları yoktu bebeğimin,
gözyaşları da.
ağladıkça tükürüğümden sürerdim gözaltlarına.
bu kadar kolay harcamazdım rüyalarımı,
kırmızı çantamda bayram harçlıklarım olmasa.

insan çıtır ekmeği ısırdığında,
kırıklar dolar kucağına,
işte orası umudun tarlasıdır.
ve orada başaklar ağırlaştığında,
sayısız ah dökülür toprağa.

iç ses, diye söylendim
ve ah dedim sonra,
böyle ah demeyi beli bükük bir ahlat ağacından öğrendim.

dallarına salıncak kurardı çocuklar,
hızlı yaşanan bir hayatın şarkılarıydı salıncaklar.
meyveleri tatsızdı
eski bir lanetten dolayı
herkes dişlerdi acı meyvelerini,
ve herkes söverdi ona.
ismini yazardı herkes onun bağrına,
ah derdi o. ah!

bıçağın ucundaydı insanların hafızası
'insan unutandır
ve insan unutulmaya mahkum olandır.'
tanrı şöyle derdi o zaman:
ah!

ne çok dikeni vardı ahlat ağacının tanrım,
ulaşılamazdı,
sen sarılmak istesen ona,
o sana sarılmazdı.
ne çok dikenin vardı tanrım!
ne çok isterdim,
sana sarılamazdım.
ve şöyle derdim o zaman:
ah!

ahlat ahların ağacıydı,
yaşlanmaya başlayanların,
itiraf edilememiş aşkların,
evde kalmış kızların.
ahlat ahların ağacıydı,
cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
öyleydi işte.

ve etimoloji eti'lerden kalma
bir zaman birimiydi yanılmıyorsam.
ve yanılmıyorsam yalnız insanların,
kahvaltı edip ağladıkları pazar sabahları yokmuş o zaman.
mesela o zamanlar
mutsuz olduğunda insanlar,
yok olurmuş bazı dakikalar.

gülümsedim o sıra,
bazen sevinirim,
sevinmek nedense hep yedi yaşında
ve ah... dedim sonra,
ah!

bazen ah diyorum durmadan,
şimdi ben ahlatın başında,
otuz iki yaşımda.
ahlar ağacı gibi.
rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma,
mavi, mor, kırmızı ve yeşil,
istedim, hep istedim,
sen iste derdim, iste yeter ki
vereyim.
her istediğimi verdim.arttım, fazlalaştım,
eksikli yaşamaktan.
ahlar ağacıyım, gibisi fazla.
başka bir şey istemem
artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma,
hesabımı vermekten başka.

vasiyetimdir:
dalgınlığınıza gelmek istiyorum
ve kaybolmak o dalgınlıkta.

at arabasıyla kağıt toplardı
her sabah çingene kadınlar.
üst üste yığılırdı buruşuk kirli kağıtlar
şaşırırdım
kadınların mı yoksa kağıtların mı memeleri kocaman?

bir zamanlar öfkem beni zora koşardı.
kızıl yelelerim yapışırdı terli alnıma
ne eğere gelirsin ne de semere derledi bana,

yeniden doğmuş olurdum oysa,
öldüğümü sandıklarında,
yalnızca kağıtlarda iyi koşan bir at olarak.

vasiyetimdir:
en güçlülerinden seçilsin
beni taşıyacak olanlar.
ahtım olsun,
yükleri ağırlaşsın diye iyice,
tabutumun içinde tepineceğim.

2-
bir göl vardı evimizin karşısında,
mavi gözleri olan,
kara yağız bir şehirde yaşamışım meğer yıllarca.

ya siz,
nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
nasıldı
öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?

ilk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç
annem sevindiydi hatırlarım.
ah demişti.
ah!
üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.
annem çok sevinmelerin kadınıydı.
bazen sevinince annem gibi,
rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
annem çok sevinmelerin kadınıydı,
sıcak yemeklerin.
başına diktikleri o taş,
ne zaman dokunsam soğuktur oysa.
ben okşadığımda ama, ısınır sanki biraz.

iç ses!
bu bahsi kapa!

mutfağa gidip domates çorbası pişirdim.
çoktandır öksüz olan mutfakta
buğulandı ve ağladı camlar,
gözyaşlarını kuruladım perdelerin ucuyla.
çoktandır öksüz olan dünyaya baktım,
allah babasıyla baş başa kalmış insanlara,
poşetin tamamını beş bardak suya boşaltınca,
sanki biraz rahatladım.
kazanlar dolusu çorba kaynatsam sanki,
artık kimse mutsuz olmayacaktı.
ah...dedim sonra,
ah!
iç sıkıntımla çektirdiğimiz bu fotoğrafta,
aynı vampir gibi çıkacağız.
kırmızı çorbama ekmek doğrayınca,
sanki biraz ferahladım.
karıştırdım ve iç ses diye fısıldadım:
hala aç mısın?

bir tren geçti yine tam o sıra
ustura gibi kara,
düdük çala çala,
geçti şiirimin ortasından.
kes şunu dedim, kes artık!
oldu olacak,
kan kardeşi olsun ruhumla yollar.
merak ederdim,
kesik başları ve sarı ışıklarıyla
nereye gider bu insanlar?
raylar uzanırdı içimde kilometrelerce
bir kara yılan gibi,
bilemezdim menzil neresi?

ah...dedim sonra
ve acilen makas değiştirdim.
iç ses, diye söylendim,
raydan çıkma bundan sonra.

kuyruk sallardı,
annemden kalma maaşım
her üç ayın sonunda.
sevinirdi,
kocaman bir kara kediyi okşamış gibi ellerim.
sarımsak kokulu fötr şapkalı amcalarla,
muhabbet ederdik kuyrukta.
bizler sarımsak kokan uzun bir dizenin,
fötr şapkalı kelimeleriydik,
çürük dişlerimizle bizler,
dökülmüş harfler gibi kelimelerden,
saf ve pembe gülümserdik.
bizler her üç ayın sonunda yeniden doğan bebeklerdik.
neden ilerlemiyor bu kuyruk derdik,
neden hep aynı yerdeyiz,
hayattan söz edilirdi,
zor denirdi,
ve ardından susulurdu mutlaka.

fötr şapkalı amcalardan biri
ah derdi sonra,
ah!
kuyruk öfkeyle kıpırdanırdı o zaman.

3-
“bir arap şairi şöyle demiş,
savaşta yenilen halkına,
ağlamayın, ağlamayın, acınız azalır”

uzun bir dize dayardı hayat her sabah karnıma
şiir için düelloya gelmiş bir sevgili gibi,
sorardı:
daha yazacak mısın?
hayır derdim,
artık yazmayacağım.
ama şöyle denir:
kılıç çeken kılıçla ölür.
ama şöyle denir:
kaderden kaçılmaz.

ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi,
tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.
yıllarca biriktirdim
rengarenk çokomel kağıtlarını kitap aralarında.
aşık olduğumda,
çikolata kokardı kırmızı yazgım.
hayatıma hayat diyemem artık.
sarı yazgım her sonbahar onu
biraz daha fazla, ömür yaptı.
maviye de, yeşile de dili dönmez ömrümün artık.

kara yazgımı şimdi kim bilir
hangi kitabın arasında saklıyorsun tanrım?
ah.. dedim sonra
ah!

iç ses, diye söylendim,
başımda rüzgar vardı
başımda uğultular...
kalbim usulca kıpırdardı
ve ses çıkarırdı dokununca
çan çiçeğiyle karıştırırdı onu belki
bir başkası olsa.
başımda rüzgar vardı,
yine esiyordum
hızla dönmeye başladı kalbim
rüzgargülüyle karıştırırdı onu belki
bir başkası olsa.
başımda uğultular...
fırtına çıktı sonra,
yaşadığını anladı kalbim,
böyle yaşanamaz derdi
bir başkası olsa.

bir zamanlar meydan okumak isterdim.
kaç meydanını okudum da bu hayatın.
yalnızca iki harfini öğrendim:
a
h!

ah benim nergis kokulu cehaletim...
ruj lekeleri bıraktın bardaklarda
anlatmak isterdin kendini durmadan
bir bardağa bile olsa.
ne diyecektin, ne söyleyecektin
şairlerin şahı olsan,
bir ah'dan başka.
ah benim nergis kokulu cehaletim
bana yıllarca, bunca sözü boşa söylettin.
ah!

güçlü bir el silkeledi beni sonra
sanırım tanrının eliydi,
sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan,
çok şey geçmiş gibi başımdan
ah dedim sonra,
ah!

iç ses, diye söylendim.
gel!
ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.

vasiyetimdir:
bin ahımın hakkı toprağa kalsın...

bu aşk fazla sana

bonnie
şebnem ferah' ın kadın albümünden bir şarkı. kendi bestesi.
dedik "sevmek gibisi yok " ama " yokluğun varlığın bir "


denize açıldım sevmeye, sevilmeye,
anladım sevmek gibisi yok.
yağmura soyundum yavaş yavaş yağar diye
damlalarda yüzmek gibisi yok.

yokluğun varlığın bir,
dünüm yok, yarınım sır..

nasıl inanırım sana?
bu yürek ağır bana
sevgin öyle uzaklarda,
nefes alsan da yanımda.

bu aşk fazla sana...

soğukkanlılık

bonnie
panik yapmadan, sakin kalabilme, sinirlerine ve duygularına hakim olabilme becerisi. eğer ki zorundaysanız olabiliyorsunuz. yok eğer birileri var ise ve siz ona ya da onlara güveniyorsanız salıverin gitsin. benim soğukkanlılığımın durumu bu.

dilek özçelik

bonnie
belli ki şahsa değil makama iletmek istedikleri varmış. ortada bir sorun var ve bu sorun üç beş kuruşla değil, makamlar aracılığıyla yani devlet eliyle çözülmesi gereken bir sorun.

makamlar gelip geçicidir elbette ama o makamlara da gerçekten işinin ehli insanlar oturmalı. çünkü diğer türlüsü her dakika bir kayıptır.

onurlu duruşuyla yaşamış dilek. ne mutlu ona. bu gece bir öküz oturdu içime. üzüldüm çok.

kahvaltıda çorba içmek

bonnie
kültürümüzde yeri olan ve anadolu'da devamlılığı bulunan bir alışkanlık. hem ekonomik hem de alışkanlık olduğu için devam ediyor bu gelenek.

evde kahvaltılık bulunmadığı ve almaya üşenildiğinde özellikle kış aylarında akla gelir. dışarıda iseniz de lokantalarda sabahtan akşama kadar en az 3 çeşit çorba bulunur.

az önce tarhana çorbası yaptım. içine peynir veya süt konulunca daha lezzetli olur bu çorba. üzerine de çay. oh mis. bugün de böyle...

bir misafirliğe gitsem

bonnie
yaşanmak istenenleri melih cevdet anday' ın şiirinde olduğu gibi umut etmektir.

belki bir pansiyon, belki bir eski dost belki de yeni bir arkadaş. kısacası mükemmel bir misafirlik kafası ki insan ömründe çok az denk gelir.

kutu

bonnie
bir insanın ömrü boyunca biriktirdiği sırları gizleyebileceği notlar, fotoğraflar, mektuplar, günlük vb. diğer önemli hatıraları saklayabildiği küçük kasa.

kişinin hayatının son bulmasıyla o kutu kimin eline geçerse o kişi kadar değerli ancak. ne yazık ki!

böyle bir kutum var ve aklımda teslim edebileceğim bir kaç isim var. insan hayatı bir kutuya sığabiliyor işte sıkıştırınca bazen.

jüri

bonnie
bir özdemir asaf şiiridir ki adının jüri olduğunu öğrenmem beni oldukça şaşırttı açıkçası.

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,
Birinciliği beyaza verdiler.

the walking dead

bonnie
şubat ayına kadar ara vermiş dizi. tüm sezonlarını ve bölümlerini izledim. bir grubun hem kendi içlerinde yaşadıkları hem diğer gruplarla hem de zombi mi yürüyen ölü mü aylak mı adına ne derseniz işte onlarla olan mücadelesini anlatıyor. negan mı rick mi? önümüzdeki bölümlerde devam edecek bir insan grubu mücadelesi.

sağcı mizah

bonnie
yapısı itibarıyla olmayacak mizahtır. çünkü sağ iktidar yanlısı demektir. ve yapacakları asla güldürmez.

edit: güldüren başlıktır tanımım silinmiştir. ironiyi anlamayan nesle aşina değiliz!

arda turan

bonnie
barcelona'dan başakşehir' e. mükemmel bir ters kariyer örneği.

özellikle milli takım maçlarındaki davranışları ve gazeteci dövmesini hazmedemediğim futbolcu.

beni bırakma

bonnie
söz ve müziği feridun düzağaç' a ait 2008 tarihli uykusuza albümlerde yer alan bir şarkı.


Belki güneş bir gün ikimiz için doğar
Belki korkuları hayallerimiz boğar
O masal günü gelinceye kadar; susuyorum, susuyorum
Susadıkça yüzün düşer aklıma
Korkar oldum düşlemekten

Adını anarım çoğalır sesim
Konuşmaktan, düşünmekten, özlemekten
Gel bak bir elimde gökyüzü var hala
Ötekinde kayıp giden yıldızlar la la
Korkular da benim umutlar da
Beni bırakma
Beni bırakma

Gel bak bir elimde gökyüzü var hala
Ötekinde kayıp giden yıldızlar la la, la la
Korkular da benim umutlar da
Beni bırakma
Beni bırakma

Kimse kimsenin her şeyi olamaz-mış
Dili geçmişten tek yaramsın sen
Sensiz kimse mi kimsesiz miyim bilmem
Hiç bilmek istemem;

Hatta düşünmem
Gel bak bir elimde gökyüzü var hala
Ötekinde kayıp giden yıldızlar la la, la la
Korkular da benim umutlar da
Beni bırakma
Beni bırakma

Gel bak bir elimde gökyüzü var hala
Ötekinde kayıp giden yıldızlar la la, la la
Korkular da benim umutlar da
Beni bırakma
Beni bırakma

Gel bak bir elimde gökyüzü var hala
Ötekinde kayıp giden yıldızlar la la, la la
Korkular da benim umutlar da
Beni bırakma
Beni bırakma

destina

bonnie
sözleri lale müldür'e müziği selim atakan' a ait yeni türkü' nün 1988 tarihli yeşilmişik albümünden bir şarkı.
ne dinlerdim. öyle bir açardım ki sesini tüm dünya dinlesin isterdim sanki. görünen o ki işe yaramamış, kimse kimseye yaşamın gizini veremez çünkü.

karantinalı despina

bonnie
Attila ilhan' ın bir şiiri. gerçekten olmayacak bir şey mi "bir insanın bir insanı anlaması"

bir gül takıp da sevdalı her gece saçlarına
çıktı mı deprem sanırdın ' kara kız ' kantosuna
titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan
muammer bey'in gözdesi karantina'lı despina

çapkın gülüşü şöyle faytona binişi kordelia'dan
ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan
sınırsız bir mutlulukta uyuturdu muammer bey'i
ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından

işgal altüst etti nasıl da izmir'de her şeyi
öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi
körfez'de parıldayan yunan zırhlılarına karşı
miralay zafiru'yla ispilandit palas'ta sevişmeyi

gemi sinyallerinin gece bahçelere yansıması
havuzda samanyolunun hisarbuselik şarkısı
demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor muammer bey
olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması

madam despina

bonnie
1919 yılında gökçeada' da doğan, 1946 yılında kurtuluş' ta başlayan meyhane serüvenini aynı isimle sürdürüp, 25 haziran 2006' da ölen despina kanlı.

cenazesinde Saadettin Kaynak'ın bestesi olan 'Yalan' ile “şimdi uzaklardasın” şarkısının çalınmasını vasiyet etmiş. bir zamanların gerek fasılı, gerek mezeleri ve gerekse kültürü ve görgüsü ile bir meyhaneyi uzun yıllar yaşatmış bir İstanbul insanı.

meral okay

bonnie
20 kasım 1959 ankara doğumlu tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, senarist, söz yazarı. 5 yıl devlet memurluğu yaptıktan sonra bir gazetede çalışmak üzere istanbul' a gelir. Türkiye işçi partisine üye olur. 1984 yılında yaman okay ile evlenir. “Propoganda filminde basın danışmanlığı, Asmalı Konak dizisinde senaryo yazarlığı, İkinci Bahar, Yeditepe İstanbul dizileri ve O Şimdi Asker filminde oyunculuk yaparak kariyerini güçlendiren Okay, Beynelmilel filminde konsomatris olarak çıkıyor karşımıza. Popüler dizi Bir Bulut Olsam'ın senaryosunu yazdı ve dizide İnci Batur karakterini canlandırdı.Son olarak 2011 yılından 9 Nisan 2012 tarihindeki ölülümüne kadar milyonlarca kişi tarafından beğeniyle izlenen Muhteşem Yüzyıl adlı dizinin senaryosunu yazmaktaydı.”
9 nisan 2012 de o da yaman okay gibi kanser hastalığından hayatını kaybetti.

sezen aksu' yla beraber pek çok şarkı sözüne imzasını atan bu kadını ben yaman okay' a olan aşkı ile hatırlıycam hep aynı zamanda. aşkın kendisini de nasıl değiştirebildiğini samimiyetle anlatmasıyla…

okuyun lütfen;
http://www.hurriyet.com.tr/meral-okay-esini-boyle-anlatmisti-20307793

yaman okay

bonnie
1951 giresun doğumlu oyuncu. tiyatro oyunculuğuyla birlikte, 1978 yılında yılmaz güney' in sürü filminde rol aldı,1981 yılında “ bereketli topraklar üzerinde” filmiyle en başarılı yardımcı erkek oyuncu ödülünü aldı.oynadığı pek çok tiyatro oyunu ve sinema filmi ile zaten oyunculuğunu kanıtlamış bir usta. 1993 yılında 42 yaşındayken ölmüştür.

ben onu dik ve insani duruşuyla, hayata ve aşka bakış açısıyla, karakteriyle değerlendiriyorum. hani bazen tanımadan da seversin ya çok birini, işte benim için onlardan biridir yaman okay.

yine mi çiçek

bonnie
sözleri meral okay' a müziği Ara Dinkjian' a ait bir şarkı. bir aydın boysan, bir Münir özkul, bir yaman okay, bir meral okay, bir müzeyyen senar' ın nezdinde kendi geçmişimizde bizi bir şekilde etkilemiş tüm o kibar, o görgülü, o naif, o güzel insanlara gelsin.

0 /