confessions

bonnie

1. nesil Yazar - Kalemi kuvvetli

  1. toplam entry 3188
  2. takipçi 49
  3. puan 59465

zengin sözlük

bonnie
uzun yıllardır sözlüklerde yazarım. buraya geldiğimden beri bir türlü ısınıp da kendimi bulamadım. sanıyorum sözlük yazarlarının sayıca az olması ve bir kaç kişinin karşısındakinin yazma isteğini sergilediği üslup ile kıran kişiler. en iyi ben bilirim, en iyi ben yazarım tavırları. saldırgan haller.
önemli olan çok yazmak değildir. önemli olan olgun olmaktır. bilmem kaç saattir özel ilişkileri nedeniyle sol frame i işgal edip, burada yazmak isteyip de dumura uğrayan bir sürü yazarın donup kalmasını sağlayan kişilerin mutlaka ceza almaları gerekir. bunlardan biri kesinlikle monster degree dir.
kendisini tanımam etmem. kesinlikle bir düşmanlığım yoktur. bir hata yaptı, yapıyor ve bunun da cezası olmalıdır diye düşünüyorum.
dışardan izledim. gözlemledim. çok iyi yazarlar var. akışı durdurmaya çabaladılar. denediler.
hesabımı silmeyi düşünmüyorum. ama sanıyorum bu gecenin nasıl sonuçlanacağına, yöneticilerin tavrı gerçek anlamıyla damgasını vuracaktır.
umut veya umutsuzluk.
tüm bu saldırgan ve kişisel kavgaların bittiği veya yazarları bu kadar rahatsız etmediği gün sanıyorum zengin sözlük sözlük olacaktır.
kalın sağlıcakla.

görüşelim bi' ara

bonnie
uzun bir aradan sonra bir şekilde rastladığınız ve size karşı kurduğu ilk cümlelerin "kilo mu almışsın", "yaşlanmışsın" şeklinde olan insanlara söylenecek, aslında hiç olmasa daha iyi olur şeklinde kullanılan, yine de ne olursa olsun insanlara karşı nezaketi elden bırakmamak gerek diyerek söylenen cümle.
sinirlendim ben.

profiterol

bonnie
adını düzgün söylemeyi öğrenene kadar pek çok kez ilgili yerlerde rezil olduğum, bol çikolata soslu tatlı.
pırofotorol
pirofitirol
artırın işte siz. en son bu tatlıyı garsondan isterken pırof deyip kısa kesmeye çalışıyorduk ki bir karikatür vardı bulamadım ama şimdi, onu okuyup doğru birleştirerek öğrenebilmiştim.
prof. i. t. erol
böyle bir şeydi sanıyorum.

vedalaşmak

bonnie
yüreğinde yer açıp da oturttuğun kimselerle yapılamayan eylem. fiziksel olarak belki evet ama öteki türlü daha önce vedalaştığın her insan senle her yere geliyor. bir ömür boyu hem de.

günaydına tünaydın diye cevap veren insan

bonnie
öğlenleri selamlaşmak için kullanılabilecek daha uygun bir sözcük bulunamayışından kaynaklıdır.
öğlenleri derse tünaydın ile başlayan bir nesilden geliyorum. ondan mıdır nedir kullanırım ben de.

yine de saat kaç olursa olsun uykudan kalkmış birine günaydın demek doğrudur taaa ki akşam olmamışsa eğer.

yazarların nick hikayeleri

bonnie
yazar bir gece sözlüğe üye olmaya karar vermiş, nick ne olsun, nick ne olsun diye düşünürken ve bilgisayarda da daha önce ilgilendiği bir konudan dolayı görsellerde film afişleri açık kalmışken, oradan daha önce izlemiş olduğu "bonnie and clyde" filminin afişi dikkatini çekmiş ve o filmden esinlenmiştir.
kendi kendine bonnie, bonnie, bonnie diye 3 defa haykırmış ve kulağa hoş geldiğini anlayınca da bu nicki kullanmaya karar vermiştir.
Bu kadar valla.

ruh emici

bonnie
sürekli bir şeylerden şikayet eden, her olumsuzluk sadece onun başına geliyormuş izlenimi yaratmaya çalışan, problemi büyütüp büyütüp önünüze sunan insanlar.
ben bunlardan çok korkuyorum. çünküü senin de mutsuz olmanı istiyorlar.
ama her yerdeler ki. onlardan kaçamazsınız.

klima

bonnie
doğal olmadığı için bunca sene direnip ancak artık pes edip alacağım alet, cihaz.
sanıyorum 50 yıl içinde de mutlaka herkesin evinde bir buzdolabı, bir çamaşır makinesi gibi yerini alacak.
esmiyor

geceye bir şiir bırak

bonnie
vaktiniz olsun. olsun lütfen. bazen gururun yıllar geçtikçe boş olabileceğini de anlıyor insan.

sevgilerde

sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden
siz böyle olsun istemezdiniz
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telâşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vaktiniz olmadı.


(bkz:behçet necatigil)

zevk alınan ufak sapıklıklar

bonnie
sallanan veya ağrıyan bir dişime annemin çocukluğumda yaptığı gibi ip ve kapı düzeneğiyle- bir an kendimle gurur duydum- müdahale etmeye çalışmak. o anki başarı veya başarısızlık. kafama vuran anlık ağrı. bunu birine anlattığımda sen galiba bin yaşındasın demesi daha da hoşuma gitmişti ne yalan söyliyeyim.
yine yaparım.

fermuar

bonnie
resmi bir yerde, bütün gün açık gezdiğimi anladığım zamandan beri kendisinden nefret ettiğim bir garip açma ve kapama düzeneği.
o gün bugündür bende derin yaralar açmış olduğundan kırk kere kontrol ettiğim doğrudur.

fermuara sıkışan şeyler

bonnie
pipidir. bunu biri yazacaktı.
ben anlatçam şimdi.
biz küçük birer çocukken erkek kardeşim sanıyorum 5 yaşındaydı. pantolonun içinde külot yok. çişi gelmiş. birazdan köşeden gelen çığlık ve ağlamalara koştuk ki tüm çocuklar dehşet içinde bakıyoruz. pipi sıkışmış fermuara. hepimiz çocuğuz ya önüne gelen çekeleyip bir şeyler yapmaya başlıyor. biz öyle yaptıkça kardeşim delirmiş gibi, avazı çıktığı kadar bağırıp ağlıyor. ilk yardım gereken hastalara bilen bilmeyen aklınca yardım etmeye çalışır ya. öyle bir haldeyiz. her çocuktan bir ses çıkıyor ve herkesin eli oraya değiyor bir defa.
bu çığlıklara teyzem koştu en sonunda. fermuarı yağladı etti. ama çok uğraştığını hatırlıyorum.
efenim, kardeşimin bir daha bu hataya düştüğünü sanmıyorum. bir daha başına gelmiş mi sormam gerek.
fermuarlı pantolonların altına mutlaka iç çamaşır giyiniz. -kamu spotu. -

üvey baba

bonnie
anne kişisinin, babanın ölümü veya boşanması durumunda hayatına devam etmeye karar verdiği resmi kişi. öz babada arayıp sorgulamayacağın her türlü davranışı sorguladığın kişi.
iyi bir insanın üvey baba olup da bunu çekmesi onun açısından da gerçekten çok zor. yıllar sonra empati yapıyorum ve adamı anlayabiliyorum. ama tabii geç oldu belki de. öldü gitti. ama bizde güzel izler bıraktı. onun derdi annemleymiş.

kayık

bonnie
deniz, göl veya nehirde gezmek veya yük taşımak için kullanılan deniz taşıtı.

kayığı ilk kez aksaray'da görmüş ve binmiştim sanıyorum. üvey babam, annem çok hastayken bizi aldı ve şimdi öyle bir şey yapacağız ki her şeyi unutacaksınız demişti. iki kardeş, bir kayıkçı bir de üvey babam oradan kayığa bindik. ayaklarımızı denize sarkıtmış, ellerimizle denizin dalgalarıyla oynaşırken gerçekten de her şeyi unutup kahkahalara başlamıştık bile. çocukluk ne güzel şey be, içinde bir ton ağırlık taşısan da gülmenden ve oyundan taviz vermiyorsun. kayık bende böyle bir hatıra bıraktı işte.

üslup

bonnie
anlatma biçimi, deyiş, yol, tarz, usül.
insanlar arasındaki iletişimin en önemli şeylerinden biri sanıyorum üslup. söylemek istediğin bir şeyi öncesi ve sonrası kullanacağın cümle veya kelimelerle öyle farklı hale getirir ki. bazen motive eder bazen de yıkar.
(bkz:bir istanbul trajedisi) isimli yazar beni az önce mohsen namjoo başlığındaki girimle ilgili uyardı. ben öyle anladım ya da. kendisi tamamen haklı. smiley kullanma ve tanım içerme ile ilgiliydi.

bazen insan olduğu gibi davranmak istiyor ya da unutuyor nerede olduğunu.

ve ben bir merhabasız başlayan iletişimi kabul edemiyorum bir türlü.

gülme krizi

bonnie
bu kriz birdenbire gelir ki sen de bi şey anlamazsın. hatta sonra birilerine bunu anlatırken hiç komik gelmez o kişilere vee sen bozulursun. kapalı bir yerde istiklal marşı okunurken gelmişti bu bana. allaım ben de anlamadım ki neden geldi. içimden deli gibi gülmek geliyor sadece. ve bunu durduramıyorum. omuzlarım oynuyor, yüzüm şekilden şekile giriyor kendimi kasmaktan. karnıma bi kramplar saplanıyor böyle değişik değişik. biliyorum yapmamam gerek ama engelleyemiyorum kendimi. ve zaman geçmiyor asır geliyor o an bana sanki. sonraa önümdekinin omzuna konsantre oldum. zaten marşımız da bitmişti. ama başım fena belaya girecekti. sebep diye sorsalar valla ortada bi şey yoktu. bu da böyle bi anımdır.
126 /