confessions

bonnie

1. nesil Yazar - neşeli

  1. toplam entry 1056
  2. takipçi 35
  3. puan 24878

sıdıka

bonnie
atilla atalay' ın bir kitabında geçen karakter. sıdıka, öpücük balığı, fabrıga.
sıdıka çizimlerden tutun dizilere kadar konu olmuş, okumamış ama ciddi bir potansiyel ve zekayı barındıran ve bu ülkede ev kızı olarak yer bulmuş aslında bir kara mizah karakteri.

hoş bulduk

bonnie
hoş geldiniz şeklindeki ağırlama sözüne verilen karşılık.
hoş buldum, hoş gördüm gibi farklı söylenişleri de var.
ama ben hoş gördük cevabını çocukluktan beri sevmem. çünküü nemrut suratlı bir akrabam vardı ve bu kişi çok yakınımızdı. o gelir aklıma hemen. sadece suratı değil tabii. bize yaptıkları. çocuklukta yaşananlar nasıl da etkiliyor insanı. atamıyorsun bir türlü. alt tarafı iki kelime olsa da. işte bunlar hep yaşanmışlıklar.
bitiriyorum; içten bir hoş geldine içten bir hoş bulduk demek ne kadar güzel.

bonnie

bonnie
süpür, sil, yıka, toz al, yemek yap. bi daha bi daha bi daha. gündüzlerini vermek zorunda kalsa da gecelerini kendine ayırmaktan asla vazgeçmeyecek yazar.
hoş bulduk!

denge

bonnie
hayat ile siz arasında kurulan tahterevalli.
herkesle aynı ipte yürürsen dengeli, farklı bir ipte yürürsen dengesizsinizdir. kime göre neye göre. işte onlara göre.


en çok tel cambazı durmaya çalışıyorsa dengede bu durumu anlatan bir şiir de gelir elbet. turgut uyar' dan

sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
tanrınız büyük amenna
şiiriniz adamakıllı şiir
dumanı da caba
dumanı da caba

bütün ağaçlarla uyuşmuşum
kalabalık ha olmuş ha olmamış
sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
ama sokaklar şöyleymiş
sokaklar şöyleymiş
ağaçlar böyleymiş
sokaklar şöyleymiş
ağaçlar böyleymiş

ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

sokaklar şöyleymiş
ağaçlar böyleymiş
sokaklar şöyleymiş
ağaçlar böyleymiş

aşkım da değişebilir gerçeklerim de
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yan gelmişim diz boyu sulara
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
hiçbirinizle dövüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiğim var
sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

sokaklar şöyleymiş
ağaçlar böyleymiş...

masa

bonnie
ayaklar üzerinde oturtulmuş düz bir tabladan meydana gelen mobilya.

edip cansever dizelerinde günlük hayatımızda masaya neler konabileceğini o kadar güzel anlatmış ki, masa ha babam çekiyordu;

-masa da masaymış ha-
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

ukde:(bkz:avni)



yarasa

bonnie
çok sıcak bir yaz günü evime giren hayvan. avizenin oradaki alçıpenin aşağı düşmesi nedeniyle oluşan boşluğa girdi. hayatımda bir yarasayı ilk kez bu kadar yakından gördüm. hatta bir an sanki göz göze geldik. aldım elektrik süpürgesinin demirini başladım vurmaya alçılı yere. bir telaşla hayvan çıktı yerinden. ben kaçıyorum o kaçıyor. evin içinde koşturan iki canlı yaratık. benim korkum ya kan emen vampir yarasa ise diye. yoksaaaa ne korkucam yarasadan ben. tabii. zaten her şeyin en önce en olumsuzunu düşünürüm. efendim bu yarasalar bir kere sizi ısırdı mı tekrar gelirmiş töbe bismilla. sadece 2 çay kaşığı kadar kanla doyarlarmış. en gereksiz bilgiler aklında olunca insanın böyle koşturursun işte. hayvan can havliyle uçup uçup hep aynı yere saklanıyor. ben de en sonda ışıkları söndürdüm. cam balkon açık zaten. gittim mutfağa oturup bekledim. yaklaşık yarım saat sonra vurdum vurdum demirle alçılı yere ses yok. gitmiş.

bir de kırklareli dupnisa mağarasında sürüyle gördüm de ne işim var benim bu mağarada dedirtmişlerdi bana o zaman. o kadar çoktular. bir uçtular mı sanıyorsun ki korku filmi çekicez.

yeryüzünde 986 türü bulunan, ülkemizde 30 türü görülen hayvan. ortalama ömürleri de 20 yıldır. bir daha karşılaşmak istemiyorum ben. en azından burun buruna gelmeyi istemiyorum. evet.

düğün davetiyesi

bonnie
evliliğe hazırlanan iki bireyin mutluluğumuza ortak olur musunuz sloganıyla düğün ve nikah tarihi ile yerini belirttiği davet kartı.

birikiyor efendim çekmecede. durduramıyoruz. ve ben buna küçük altın, buna 100 lira, buna gram altın şeklinde iç sesimle dehşete düşerek tartışıyorum.

hiç birine gitmek istememek gibi bir düşünce olmaz. olamazzzz.

kapı

bonnie
İnsan hayatında öyle çok kapılar kapanıyor, öyle çok kapılar açılıyor ki.

Açılmaz dediklerin açılıyor, açılır dediklerin açılmıyor bazen.

Bazen de açılan bir kapının ardında bir çok kapı daha olduğunu fark ediyorsunuz.

Bazen siz oluyorsunuz kapının iç kısmında. Yüzleşmekten korktuğunuzda açmıyorsunuz. Cesaretinizi topladığınızda ardına kadar açtığınız oluyor da bir çalan olmuyor bazen.

Tüm dünyaya kapılarını kapatan insanlar var. Tılsımlı sözleri defalarca söylesen de açmayacaklar kapılarını.

Bir öfke bir anlık gururla sevdiklerimizin yüzüne çarptığımız kapılar oldu ki bir daha ne biz çalabildik kapılarını ne onlar çaldı kapımızı.
insan kendiyle çok yüzleşiyor. kendine karşı ne kadar dürüstsen o kadar çabuk geçiyor her şey. ne kadar çok şeyi karşındakine atıyorsan, ne kadar çok karşındakini suçluyorsan o kadar uzuyor bu süreç. gönlünüzden atabildiğiniz insanı kafanızdan da atmak çok kolay. ve bunun tek yolu bu: kapıları açmak.

“İnsanın içinde bütün dünya vardır ve eğer nasıl bakman ve öğrenmen gerektiğini bilirsen, kapı orada ve anahtar elindedir. Yeryüzünde senden başka hiç kimse ne sana o anahtarı verebilir ne de o kapıyı açabilir.”

komşudan gelen yemek

bonnie
iyidir hoştur ancak tabak sizde kalmıştır. bu demektir ki sıra sizde. kim uydurmuş, etmişse böyle de bir görgü kuralı vardır. tabak boş olarak geri verilmez. şimdi geril gerilebildiğin kadar. ne yapsam da o tabağa koysam diye. içime sinmediğimden komşudan gelen yiyecekleri bir kaç defa döktüğüm doğrudur. ya onlar da aynısını yaparsa. ya dökerlerse ve ben onu görürsem. ne yapsam da tabağa koysam. bu nedenle tabak aylarca sizde kalır. komşu gelir ister. siz daha çok rezil olursunuz. ehe tam da göndericektim dersiniz.
amann göndermesinler bana bir şey. sağ olsunlar yeter.
ne dertliymişim bu konuda.

yaz mevsiminin en sevilen şeyi

bonnie
tatilin gelmesi.
özgürlük.
deniz.
görmek istemediğin insanlarla muhatap olmamak. yapmak istemediğin pek çok şeyi yapmak zorunda olmamak. istediğin zaman yat, istediğin zaman kalk. mecburiyetlerin bir süreliğine sona ermesi. benim için bu. evet.

papatya

bonnie
suyu ile saçlarımızın rengini açmaya çalıştığımız kır çiçeği. heyy gidi günler. saçlarımızı ne kadar sarı yapabilirsek o kadar güzel olacağımızı düşünürdük.

yeni bir ortama girildiğinde yapılanlar

bonnie
yeni bir iş, arkadaş grubu, okul ve sözlük ortamı gibi bir yere ilk girdiğinizde yapılan davranışlardır.

ben geçen gecelerin birinde zengin sözlük ortamına girdim. valla benim yaptığım hızlı hızlı yazmak oldu. ne oldu? rezil oldum. karikatür atmak istedim bilmiyorum. bir veya bir kaç müzik attım olmamış. bu da böyle bir anım olsun. öğrenirim ki zamanla. evet şu an tırnaklarımı yiyorum.

sabah erken kalkmak

bonnie
zorundaysanız zorla ve sürünerek yapılan bir eylem. eğer ki zorunda değil iseniz sanki bir şey sizi dürtükleyerek - davulcu geldi dikkatimi toplayamıyorum- zınkk diye kaldırıyor. neden böyle oluyor anlamıyorum.
bu da böyle silinebilir bir tanım oldu sanki.
kamu spotu ile toparlayabilirim; erken kalkan yol alır.

zengin sözlük yazarlarını gülümseten şeyler

bonnie
bir anlık öfkeyle kaldırdığım halılarımın temizlik yaparken bana ne kadar süre kazandırdığına şaşırdım. hem süpürdüm hem gülümsedim. hınzırca gülümsedim. çünküüü her şey hızlı hızlı ilerliyordu. sonuç bile çıkardım:
ne kadar az eşya ve ne kadar az insan, o kadar mutluluk.
beni bugün gülümseten şey bu. evet.
42 /