confessions

cisi gelen sanat tarihcisi

1. nesil Yazar - Adanmış

  1. toplam entry 270
  2. takipçi 17
  3. puan 7632

les arcanes du chaos

cisi gelen sanat tarihcisi
Türkçeye "Kaosun Sırları" ismiyle çevrilmiş bir Maxime Chattam romanı.



Çok uzun süre sonra, bir romandan bu kadar etkilendim. Vittoria Vetra'dan sonra bir kez daha bir roman kahramanına aşık oldum.
Yael Mallan... İsmi, İbranice'de Dağ Keçisi anlamına geliyormuş, romanda hareketleri, yaptıkları ve istedikleriyle o kadar uyumlu ki!

Son sayfalara dek, onunla oyun oynayan ve onu istedikleri gibi yönlendiren insanlara karşı verdiği savaşı kazandığını sanıyordu Yael, öyle ki, onun en yakınında olup ona yardımcı olmaya çalıştığını düşünen arkadaşı Thomas'ın ona ihanet ettiğini öğrendiğinde bile her şeyin artık geride kaldığını düşünüyordu.

Onunla oynayan insanlar, bir şekilde onu Dünya Ticaret Merkezine getirmişlerdi, hem de en son kata.

Sonrası mı? Bir romanda en etkilendiğim ve en güzel son olabileceğini düşünüyorum. Son dakikalarda başına neyin geleceğini anlamıştı Yael, ve ilk uçağın çarpmasından sonra, yere bağdaş kurmuş ve kırılan camların sesleri arasında ağlamaya başlamıştı.

Kule çökerken, Yael işte o zaman kaybettiğini anladı.
Seni hiçbir zaman unutmayacağım Yael Mallan...

maxime chattam

cisi gelen sanat tarihcisi
çocukluğunun en büyük kahramanlarını oynamak için tiyatro eğitimi almış olan, harika polisiye kitaplar yazabildiği gibi kafayı gizli tarikatlar, gizli servisler, komplo teorileri, büyüler gibi şeylerle fazlasıyla bozmuş olan fransız yazar.

arkadaşın dört kitabını okudum, dört kitabını da elimden bırakamadığımı fark ettim, paris yeraltı mezarlıkları, örümcekler, tuhaf oluşumlar ve hatta gizli servislerin en ince ayrıntılarına kadar harika bilgileri sunuyor romanlarında.

gratis'e giden erkek

cisi gelen sanat tarihcisi
bunlardan birisi benim, gerek saç ve sakal bakımı, gerek kullandığım traş malzemeleri ve gerek deodortantların hem çeşit açısından bolluğu hem de sıradan bir market/süpermarkete oranla daha uygun fiyata olması beni cezbediyor.

ve evet, pembe rengini de severim, burada saçma salak başlıklar açarak insanları küçümsemeye çalışan sözde yazarlara önerim, biraz tarih bilgilerini yükseltmeleri, zira pembe antik dönemde erkeksiliği temsil eden bir renk idi.

ne zamandan beri bu kadar kalitesiz bir yere dönüşmeye başladı bu sözük, sahi?

jose rodrigues dos santos

cisi gelen sanat tarihcisi
kendisi portekiz'li din-bilim-aksiyon ve polisiyeyi bir arada buluşturan, dan brown'vari bir roman yazarıdır.

aynı zamanda gazetecilik yapmış bu ağabeyimizin 2 kitabını bitirdim ve diyeceğim şu ki, aksiyonu daima geri plana atıp, ne bulduysa gazeteci içgüdüsü ile yüzümüze vuruyor, ama tek sorunu bunu yaparken biraz şaşırmamıza ve hatta soluklanmamıza bile fırsat vermemesi, bu yüzden kitaplarında yer yer çok iyi hissederken yeri geliyor felaket şekilde sıkıyor insanı.

ama sayesinde, vatikan'da dönen entrikaları, mafya ilişkileri ve hatta bugünün papası fransiscus ağabeyimizin ne kadar reform hareketi uyguladığını öğrendim.

var olsun, güzel yazar.

bon voyage

cisi gelen sanat tarihcisi
Melody's Echo Chamber'ın yeni albümü. Beğendiğimi söyleyemem, 2012 albümünü aratıyor...

Malum yerlere düşmüş durumda, dileyen indirsin.

şarkı listesi:
1 Cross My Heart

2 Breathe in, Breathe Out

3 Desert Horse

4 Var Har Du Vart?

5 Quand Les Larmes D'un Ange Font Danser La Neige

6 Visions of Someone Special, On a Wall of Reflections

7 Shirim

rats

cisi gelen sanat tarihcisi
ghost grubunun 1 haziran tarihinde piyasaya süreceği prequelle albümünün yayınladığı ilk şarkısı.

öyle güzel bir şarkı ki, günlerdir bunun dışında bir şey dinleyemez oldum!

ayrıca, tobias'ın yeni imajı cardinal copia'yı pek sevdim! hınzır!

dinlemek için buraya!

hayaletler

cisi gelen sanat tarihcisi
Birkaç haftadır, arada sırada gelip korkutan tuhaf bir hayaletin varlığını hissediyorum.

Hayalet tam gitmişken tekrar arıyor, tekrar sesini duyuyorum. Tekrar bana yazdıklarını okuyorum ve tekrar ona dokunmayı denediğimde kayboluyor.

Yakın bir dostumla piyano çalmaya gidiyorum. Bazen o oturuyor piyano koltuğuna, o bir şeyler söylerken zaman duruyor biraz, önce camı açıp sokağı seyrediyorum, sonra kapıdan çıkıyorum ve öylece durmuş insanların yanından geçiyorum. Güzel Sanatlar Fakütesinin dışına çıkıyorum ve bir sigara içiyorum.

Kendisine bol gelen eteğiyle harika gözüken tuhaf kadına bakıyorum, ağzındaki sigaranın ne olduğunu merak ediyorum. Tahmin etmeye çalışıyorum.

Tuhaf ayakkabılı adamın ayaklarının kaç numara olduğunu merak ediyorum, tahmin etmeye çalışıyorum. Zaman durmuşken, yere çöp atarken, havada kalan gofret ambalajını inceliyorum.

Sonrasında tekrar fakülteye giriyor ve asansöre ilerliyorum, asansörün önünde kalabalık oluyor. Tiner kokan bir adama, sarı saçları ve mavi gözleriyle bana 60'ların Fransız filmlerindeki ikon kadınları hatırlatan güzel kadının bakışlarını seziyorum.

Benim gibi ufak tefek, üzerine beyaz tişört giymiş sevimli kadın da, onlara bakarken, elini asansörü çağırma düğmesine götürmek üzereyken durmuş zaman.

İçlerinden geçiyorum, asansörü çağırıyorum. Gelmesi tam 22 saniye sürüyor. Biner binmez, kurtulduğum tiner kokusu bana değerli hissettiriyor.

Asansör duruyor, asansörden iniyorum ve çıkarken bakmaya tenezzül etmediğim insanların yüzlerini inceliyorum. Birisi gitar çalmayı deneyen çirkin bir eleman.
Yanında da onun çirkinliğinde bir kadın, birbirlerine çok güzel bakıyorlar. Gülümsüyorum.

Sonrası mı? Devam edeceğim elbette!
Müzik ekipmanlarının olduğu bölüme giriyorum, arkadaşımın piyano çaldığı odanın kapısını açıyorum. En yakın dostum, kendisine küçük geldiğini düşündüğüm pembemsi tuhaf hırkasıyla, 10 dakika önce oturduğum sandalyeye bakıp bir şeyler anlatmaya çabalıyormuş.

Sandalyeye oturuyorum, ona gülümsüyorum ve zaman tekrar akıyor.
"Olum var ya! Hala o kalbi silmemiş!" diyor bana, gülümsetiyor beni.
"Hahaha, yıkanmadı günlerdir herhalde! Su mu yok acaba!" diyorum. Ve gece oluyor, bir sonraki gün için tekrar buluşmayı planlıyoruz.

Bugün, gördüğüm şeyleri düşündüm. Görmemem ve bilmemem gereken şeyleri öğrendim. Hayaletlerin kendi ağızlarından.

Sonra gülümsedim ve bir anda hayaletlere inanmayı bıraktım. Beni rahatsız etmelerine izin vermeyeceğimi söyledim kendi kendime.

Ve.... Sonrası meçhul.

yaran olaylar

cisi gelen sanat tarihcisi
az önce eve geldim, pantolonu çıktıp fırlattım bir kenara içliğimi giydim. sonra oasis açtım, "sılaaaaayd üveeeeeeeeeeeeeey" diye geziniyordum, çişim geldi, tuvalete ilerliyordum, o sırada baktım salondan sesler geliyor.

"ulan bu ne böyle?!" dedim, salona ilerledim, kapıyı açtım, ev arkadaşım, kız arkadaşı ve arkadaşları vardı. "aa erk burada mıydın?! gelsene içeriye?!" falan diye sordular, "sağ olun ya, ben de dışarıya çıkıyordum, bir şey ister misiniz?" diye sordum. "evet! su alır mısın?!" diye sordular.

giyindim, su aldım, geldim bıraktım, iyi geceler dedim odama çekildim. hala pantolonlayım, olur da çişim gelirse diye.

yalnızlıgımı en derin şekilde hissettim şu an arkadaşlar, bu arada can içlik, yalnız, bugün de sevişmeyecek ve sarılıp uyumayacak olanların en kadim dostu.

the man who built the moon

cisi gelen sanat tarihcisi
noel gallagher'in 24 kasım 2017'de çıkardığı, neo pyshedelia temalı son albümü.

bu albümü diğerlerinden ayıran şey, albümün ilk şarkısı olan fort knox gibi bir deli şarkısıyla girmesi.

evet, deli şarkısı bu.

dahası da, albüm kapağı beni benden alan nadir albüm kapaklarından biri.

çok yaşa noel!

fort knox

cisi gelen sanat tarihcisi
Oasis'ten tanıdığımız, Noel Gallagher ağabeyimizin, Who Built The Moon isimli albümünün ilk şarkısı, buna giriş şarkısı da diyebiliriz. Açıkçası, The XX'in Intro'su, dinlediğim en iyi intro idi, ama yerini bu şarkıya kaptırdı.


Şarkıda da söylediği gibi, "Kendine gelmek zorundasın!"

Getiriyor, öyle bir güzel getiriyor ki, bir anda kendinizi unutup hayallerinize dalıyorsunuz.

Sıradan hayatımı bir kenara bırakıp, uzayın derinliklerinde kaybolmuş bir kadının, korkunç saldırgan varlıkların bulunduğu gezegende yaşamaya çalışan halka yardım ettiğini, o sırada bir solucan deliğine girdiğini ve onu orada kaybettiği insanların selamladığını duydum.
Diyorlardı ki: "Ave Spatium Puella, morituri te salutant"
Yani, "Selamlar sana Ey Uzay Kızı! Ölecek olanlar seni selamlıyor..."

Neo Psychedelia akımını zirveye taşıyacak bir şarkı bence bu.

1.Dakikadan sonra tansiyonum yükseliyor...

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

cisi gelen sanat tarihcisi
Bir roketatar alıp, bir benzin istasyonunu havaya uçurabilir, kapitalizme ufak bir darbe vurduğunu düşünebilirsin.
Ama roketatarı alırken yaptığın silah ticaretiyle, vurduğunun darbenin bilmem kaç katı fazlasıyla destek olursun. Kapitalizm, inandığın tek tanrılı inancın tanrısından bile daha büyük. Bunu kabullenmelisin.

Unutmadan, Bershka'da indirim hala devam ediyor.

andy warhol

cisi gelen sanat tarihcisi
bu adam var ya bu adam, pop art'ın tanrısıdır benim için!

evinde annesiyle yaşadıgı sade hayatını, dışarıda fabrikasında öyle güzel kapatıyordu ki, insanlar onun sakin ve boşvermiş cevaplarından ilham alıyorlardı.

dahası da, velvet underground gibi bir müzik grubunu piyasaya kazandırmış bir adam bu! bu adamı öylesine seviyorum ki, geçen yıl antalya'da sergisinde çalışıp, sergi kaldırılırken orada bulunmuş ve o günleri asla unutmamak adına önce "ne zaman bir warhol tablosu önünde yuvarlanabilirim ki?!" diyerek bol bol yuvarlanmış, üzerine gecesinde "andy warhol" dövmesi yaptırmıştım.

bu adamı çok seviyorum.

istismara ücretsiz avukatlık hizmeti

cisi gelen sanat tarihcisi
ekşi sözlük'te denk geldiğim bir girdiyi burada paylaşmak istiyorum.

izmir adliyesi bünyesinde ''izmir barosu çocuk hakları merkezi adliye birimi''nin hizmet vermeye başlaması. sabah 09:00 ve 17:00 arası gönüllü bir avukat, her türlü istismarda (eğitim, taciz, bakım vb...) koruma altına alınması gereken çocukların hukuki haklarını ücretsiz olarak savunacak. önemli.

b blok 3. kat 331 no.lu oda
tel: 400 00 14

pieta

cisi gelen sanat tarihcisi
isa'nın ölümüne ağlayan meryemi tasvir eden resimlere, italyanlar tarafından verilen isim.

bu resimlerde meryem bazen yalnız, bazen de saint jean ile beraber bulunur. bunların en meşhuru, elbette ki roma'da san pietro bazilikasındaki michelangelo *lütfen önünü ilikle*, *sırıtmasana!* ağabeyimizin eseridir.

0 /