confessions

death is the bitch

1. nesil Yazar - Alışmaya çalışıyor

  1. toplam entry 76
  2. takipçi 14
  3. puan 1550

oral seks

death is the bitch
15 yıllık oral seks tarihimde "sadece" ağzını kullanarak boşaltabilen sadece tek bir kadınla oldum. kendisi de kanadalıydı zaten.

oral seks psikolojik hazzın yanısıra fiziksel haz da içermesi gerekiyor. bunun artık iyi emiklemekle mi alakası var, ağız yapısıyla mı, tecrübeyle mi bilmiyorum. ancak benim istatistiğimin sadece yabancı bir kadında örneklenmiş olması tesadüf değildir diye düşünüyorum. iştahla emip yalamakla, karşındakini boşaltacak kıvama getirmek arasında fark var zira.

yine de kısmet tabi bu işler.

kanadalı kızlar

death is the bitch
toronto yöresine ait muazzam bir parça.

viktoria'dan çıktı güzel
adı jessica tadı özel
saçlarından koklayaydım
my heart is always open to sell

umarım buna bozulmazsın
yatakta resmen at gibisin
deep throat'ta ilk akla gelen
kız sen toronto'nun neresindensin

***nakarat
kanadalı kızlar öptüm gari
oh yea motherfucker fuck me, fuck me
have you ever tried a black monkey
taste it some day baby baby

baby baby
baby uuu (oh)

eve iş getirmek

death is the bitch
whatsapp iş yeri grubuyla artık istemeden maruz kalınan buhran.

gecenin köründe uyku tutmayan patronun iş yerindeki antik kuntik işler için gruptan uzun uzun kafa zikmesiyle grubu 1 yıllığına sessize alıp ölü taklidi yapmak suretiyle savuşturulabilir.

üstüme iyilik sağlık

death is the bitch
ne şekilde türetildiğini anlayamadığım şaşırma ifade eden kelimeler birliği.

düşünsene bir insan durduk yere "üstüme iyilik sağlık" diyor. sonra aradan yıllar geçiyor, yaygınlaşıyor bu cümle filan. biri de demiyor ki "aga ne diyon sen?"

enteresan gerçekten.

zengin sözlük tanıtım filmi

death is the bitch
o kadar muhabbete buzdolabının kapağını açık bırakmasaydı iyiydi. ondan sonra vay efendim buzdolabım karlanıyor, yok efendim salçanın üzerinde üç santim yeşil tabaka buldum bozulmuş mudur...

ancak yine de beni tekrar sözlüğe sokmayı başardı bu reklam. dolayısıyla başarılı diyebiliriz.

ben evet diyorum ama yarı finalde daha iyi oyunculuk bekliyorum. modunuzu yükseltmek için bana uğrayabilirsiniz. cenazeniz varmış gibi olmuş.

zararlı madde güzellemesi yapmak

death is the bitch
maalesef güzel olan şeyin faydalı ya da etik olması gerektiği gibi saçma bir algı var millette.

benim iyi, güzel, eğlenceli ya da zevkli bulduğum şey insanlık tarafından onaylanmış bir şey olmak zorunda değil. kimi zaman ahlaksız, kimi zaman sağlığa zararlı, kimi zaman etik olmayan şeyleri güzel bulup "hata yapma özgürlüğümüzü" kullanarak bunlara sahip olmayı ya da uygulamayı göze alıyoruz.

hayatımızı kalıplara sokmuş zamanında herifler. doğamız gereği biz de o kalıplara uymaya çalışıyor, elimizden geldiğince uyuyor, uymayanları kınıyoruz.

ulan zaten yaşayacağımız toplam 60-70 sene var yok, çoğumuzun kendimizden başka kimseye faydası yok, 5 sene önce aşık olduğun kadının şu an aklında bile değilsin, seni ananın rahminden çekip çıkaran eben senin gibi yüzlerce kişiyi çıkarmış şimdi emekli maaşıyla pazardan köy yumurtası alıp torunlarına kahvaltı hazırlıyor ama biz kendimizi mutsuz etmek, kalıplara sığdırmak için elimizden geleni yapıyoruz.

şu an yok olsanız arkanızdan 3 gün ağlanacak. çok önemli görmeyin düşündüklerinizi, yaptıklarınızı.

şahsen ben kendimi dünya üzerinde hiçbir şeye faydası olmayan bir embesil olarak görüyorum. birkaç hayır işi yapsam, dilenciye para versem anlık olarak vicdanımı tatmin etmekten başka bir şey yapmış olmayacağım, olmuyorum.

allah yok din yalan bu arada. bilginiz olsun.

sözlük yazarlarının istekleri

death is the bitch
konuşmadan anlatabileyim istiyorum. kendimi anlatma, ifade etme gibi sıkıntılarım yoktu benim. çok güzel kelimelere dökerdim hissettiklerimi, istediklerimi ve arzularımı ama yapamıyorum artık. zihnim okunsun istiyorum.

çok seviyorum. o da çok sevsin istiyorum. diğer parçam olsun istiyorum ama anlatamıyorum. beraber yaşlanalım istiyorum, ondan çocuğum olsun istiyorum. ona benzesin, kaşı gözü annesi gibi olsun istiyorum. boyunu da benden alsın ama gerisini anasından alsın istiyorum. kokusuyla uyuyup kokusuyla uyanmak istiyorum. kokusu üzerime sinsin, onunla yaşlanayım, o ben olsun ben o olayım istiyorum.

bazen ölmek istiyorum. her şeyi geride bırakmak ve sonsuz bir belirsizliğe adım atmak istiyorum. her şey çok zor geldiğinde, çıkmaza girdiğimde yapmak istiyorum bunu. kalp atışlarım hızlanıyor, derin nefes alıyorum ama dursun istiyorum. ne vücudumu kontrol edebiliyorum, ne hislerimi, ne hayallerimi kontrol altına alabiliyorum.

ben hiç koşulsuz sevilmedim. benim bildiğim dünya üzerinde koşulsuz seven tek canlı anne. annenin koşulsuz sevgisini istiyorum. ben iyi de olsam kötü de olsam sadece ben olduğum için sevilmek istiyorum. sevilemiyorum. herkesin bir yarası, herkesin bir eksiği, herkesin bir kusuru ve herkesin bir ihtiyacı var. bazen böyle biri olduğum için utanıyorum. bu dünyada olmak istemiyorum. gitmek istiyorum.

sonra o geliyor tekrar aklıma. kalp atışlarım hızlanıyor, derin nefes alıyorum. yıllar sonra sabah uyanıp bahçemizdeki domatesleri toplayışımızı düşünüyorum. mutlu oluyorum. hayallerimle mutlu ediyorum kendimi. tekrar hayata tutunuyorum, tekrar daha tatlı geliyor aldığım nefes. hep tatlı olsun, hep onlu olsun istiyorum.

kısır döngüde boğuluyorum. acı çekmekten korkmuyorum ama onsuz kalmaktan korkuyorum. başka bir tene dokunmak istemiyorum, başka biriyle göz göze gelmek istemiyorum. başkasıyla yaşlanmak istemiyorum. yaşlanacak kadar yaşamak istemiyorum.

çok şey istiyorum ama hiçbir şey istemiyorum da. mütevazi mutluluklar istiyorum. o kadar eksikmişim ki ben... eksik kalmak istemiyorum.

tektaş yüzük gerçeği

death is the bitch
çok derin ve hüzünlü bir hikayesi olan gerçek... türk evlilikler tarihine adını çok afedersiniz altın harflerle yazdıracak cinsten... altın dedim ama yine kendimi kötü hissettim. hayır yani bunca hayvanlıktan sonra bir kadının tek taş istemesi zaten absürt. şu hikayeyi bütün evlenmek isteyen, sevgilisinden evlilik teklifi bekleyen ablalarımıza, bacılarımıza göstermek lazım. bir tek taş yüzük için ne güneş batmayan imparatorluklarda güneşler doğuyor... üzülesi bi durum. bence en iyisi çikolatalı pasta. ucuz da hem. zaten o kadar parayı götümüze mi sokacağız? kefenin cebi yok...

15 temmuz marşı

death is the bitch
bunu söylemek, çalmak ya da o salonda izlemek zorunda kalan bir asker olacağıma kafama sıkarım daha iyi. azıcık onurunuz olsun be... ne hale getirdiniz orduyu. utanın.

bir ordu daha ne kadar aşağılanabilir sorusuna cevap olan marş. aha bu kadar işte.

aniden gelen hayat güzel hissi

death is the bitch
böyle aniden gelip giden hislere çok da aldırış etmemek lazım. bana da bazen aniden hayat güzel, süper, harika hissi geliyor misal, birkaç dakika sonra böyle hayatın içiné soxum diyorum. sonra bir şarkı keşfediyorum, 762 defa peş peşe dinleyecek kadar çok seviyorum şarkıyı, 763. yü dinlerken "eh amma kafa ziktin be!" deyip sanki bana saatlerdir onu zorla dinletiyorlarmış hissiyle çat kapatıyorum.

sonra facebook'ta ana sayfamın sağdaki çubuğunu aşağı doğru çekerken karşıma komikli sayfaların paylaşımları geliyor, "size bir hikaye anlatayım... sene 1995" gibi klişe sözlerle başlanmış twitter floodlarının sanki çok komikmişçesine paylaşılıp binmilyonlarca like ve paylaşım almasıyla devam eden sebepsiz popülerleşen tiplere takılıyor gözüm, "olm bunun bir benzeri yıllar önce ekşi'de de paylaşılmıştı?" diyorum soruyla bitmeyen cümlemin sonuna soru işareti koyarak içten içe. sonra fark ediyorum ki ben 1995 yılının yaz aylarında babamın aldığı yatay kasalı ibm bilgisayarıma sonic yükleyip oynamış adamım, gördüğüm ve okuduğum o kadar çok şey var ki, bunlar sadece benim yaşlanmış olduğumun kanıtı değilmiş gibi herkesten aynı internet farkındalığını beklemem de ayrı bir götlük deyip özeleştirimi yapıyorum.

heriflerin internetle tanışması instagram'da karşılıklı takip, acil son 5 foto gibi beyin yakan argümanlarla başladığından bazı şeylere daha önce denk gelmemiş olmalarını anlayışla karşılayamıyor ve hepsini gözümde cehalet noktasında 12 basamak yükselterek top 10 tiksinme sebebi listeme ekliyorum. aynı davarlara başka zaman denk geldiğimdeyse yazık la kimin çocuğuysa diyerek acıma duygumu alevlendiriyor, olaya farklı bir açıdan yaklaşıyorum. olaylara farklı açılardan yaklaşma sebebimi sorguluyorum sonra, o anki ruh halime bağlıyorum. çünkü farklı zamanlardaki ruh halim "beyle hayatın içine soxum" ile "yaşamak süper lan, seks falan!" arasında gidip geldiğinden, kendi içimde yaşadığım bu çelişkilere çok da sağlıklı hisler olmadığını varsayarak yaklaşıyorum. sonra işten geliyorum filan... duş almam lazım. burnumu koltuk altıma götürüyorum, parfüm, deodorant, roll-on'la karışık ter kokusu kırıyor burnumun direğini. duş alman lazım olm diyorum. keselenmen lazım. neyse siktir et biraz sonra alırsın deyip sözlüğe entry giriyorum.

hayat ne garip.

kadınlar güce tapar

death is the bitch
klişe ve gerçek sözlerden biri. bir şeyin klişe olması onun anlamını yitirmesine yol açmaz.

güç para olabilir, fiziksel durum olabilir, makam mevki, sosyoekonomik statü, alınan maaş, oturulan muhit, yaşanmışlıklar, sahip olunan maddi manevi özellikler ya da her neyse. kimisi paraya tapar, kimisi sahip olduğu mesleğe, kimisi okuduğu okula. oturup her kadının paraya taptığını söylersek zaten moronluk etmiş oluruz. ancak paranın bir kadının gözünde ekstra bir avantaj olduğunu düşünmemek de ayrı bir moronluk. paraya salt para olarak bakmamak, parayla birlikte elde edilebilen lüksler olarak da bakmak gerek.

bunun yanında bir erkeğin güce tapması durumu söz konusu değil maalesef. erkek güce tapmaz, güçlü olmaya çalışır. çünkü küçüklükten beri erkek güçlü olmak için yetiştirilmiş toplumda. öğretmen olmak zorunda, pilot olmak zorunda, astronot olmak isteyen bile var misal. kaç aile çocuğunu "oğlum ileride berber olacak!" diye yetiştiriyor? kaç aile çocuğunu askerlik yapmayan, doğru düzgün bir iş sahibi olmayan biriyle evlendirmek ister?

bütün bu doğanın gerçeklerini göz önünde bulundurmayıp işe dramatik gözle bakmak insanların kendini masumlaştırma çabasından başka bir şey değildir. 28 senelik hayatımda sık sık karşılaşmış olduğum bu örnekler insanların orospu çocuğu olabilme sınırlarının çok da uzakta olmadığını gösteriyor. hayat toz pembe değil maalesef.

toplu taşımalardaki açık pencereden giren rüzgar

death is the bitch
metrobüslerde hayat kurtarıcı bu. oradan da oksijen girmese zaten hemen yanımızdaki yolcunun koltuk altından çıkan kokuyu moleküllerine ayırmak suretiyle içinden hayatta kalmamıza yetecek kadar havayı ayıklayıp çekmek zorunda kalıyoruz. ondan sonra vay efendim geri zekalı nesil yetişiyor, yok efendim türkiye kendi kendini zikebilen ülkeler listesinde yine bir numara gibi haberler.
0 /