confessions

emilio

1. nesil Düzeltmen - becerikli

  1. toplam entry 252
  2. takipçi 20
  3. puan 12399

üsküdar'da kediyi denize atan cani

emilio
bunlar hep erdemden geliyor aslında.

bu arkadaşa diyecekken, ne arkadaşı yahu dedim kendi kendime.

yaratıktan başka yakıştırma yapamıyorum kendisine.

evet erdem; şu hayatta bana göre en büyük erdem insan olmayı karşılayabilmek, ve insan olmayı başarabilmektir. bu yaratık bunun yanından geçmediği için bu olayın yaşanması çok normal.

hayvanları koruyan bir kanun tasarısı bile yokken, bunların mala zarar verme suçundan aldıkları ceza değişmedikçe sanırım bu olaylar değişmeyecektir.

hem mal'da ne oluyor. bunlar canlı be canlı mal değil..

die archetypen und das kollektive unbewusste

emilio
carl gustav jung'un psikoloji literatürüne armağan ettiği arketip kavramını güzel bir şekilde özetleyen kitap.

türkçe çevirisi oldukça başarısız.

metis yayınları çevirisiyle okudum. kitabın aslı yaklaşık 500 sayfa, çevrilmiş olan 144 sayfa. bu bile karl gustav jung'un bilinçaltını ne kadar zorladığını basit bir şekilde gösteriyor.

özellikle annelik ile ilgili düşünceleri bilinçaltında yara açabiliyor. keskin ve acıtan düşünceler..

deneyleri ve araştırmalarıyla hazırladığı bu kitap; takdire şayan..

ayşe celile hanım

emilio
tam adı ayşe celile hikmet uğuraldım olan osmanlı döneminin ilk kadın ressamı olarak gösterilen ressam.

1880 ve 1956 yılları arasında yaşamış , hikmet bey ile evliliğinden büyük şair nazım hikmet dünyaya gelmiştir.

1916'da nazım hikmet'in babası hikmet bey'den boşanırken arkasında büyük bir trajedi bırakır. o zamanlar nazım hikmet'in okuldaki ogretmeni olan yahya kemal beyatlı ile olan aşkını.

bu aşk sebebiyle nazım hikmet yahya kemal'i asla affetmez ve ömrünün sonuna kadar bu küslük devam eder.

resimlerinde genellikle kadınların özgürlük tutkusunu, nü tablolarla anlatmaya çalışmıştır.

the sisters brothers

emilio
ne zaman vizyona gireceği henüz kesinlik kazanmamış olan, patrick dewitt'ın aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan vahşi batıda , kiralık katil olarak yaşamını sürdüren iki kardeşin hikayesini anlatacak olan film.

filmde jake gyllenhaal'ın olması beklemek için yetiyor . onun yanında; joaquin phoenix ve john reilly bulunuyor.

filmin yönetmenliğini jacques audiard üstlenecek.

müzikleri daha fragmandan etkilemeye yetti, heyecanla bekliyorum.

izleyince tekrar bir şeyler yazarım.

fragman:

francisco goya

emilio
garip bir yaşamı olan, modern sanatın öncüsü sayılan ispanyol ressam.

napoleon'un mahvetiği sanatçıların başında gelir. ispanya'ya sefer yapan napoleon'un baskısı ve ezici gücünü kullanma tutkusu sonrasında bir süre yargılanmış ve öldürülme korkusuyla ; özgürlük tutkunu olan goya ülkesini terketmiştir ( özgürlüğünü hançerleyerek.)

çocukluğunda gittiği italya'dan oldukça etkilenmiştir. fransa'ya göç ettikten sonra resimlerinde bunun izleri vardır.

bir dönemler sağır olması, resim anlayışını tamamen değiştirmiş, yavaş yavaş insanların iç dünyasındaki buhranların nasıl resmedileceğini örneklemiştir.
kraliyet baş ressamı olmuş ve bu esnada oldukça nüfuzlu biri haline gelmiştir. saraydan ve saray çevresinden dostlar edinmiş, refah içinde yaşamaya çalışmıştır.

fransa'ya yerleştikten sonra gravür çalışmaları üzerine yoğunlaşmış ve bu alanda çok güzel örnekler bırakmıştır.

ölmeden önce kendisi ve doktorunu çizdiği portresi iç dünyasını çok güzel bir şekilde yansıtır.

yapayalnız ve biçare..

(bkz:self-portrait with dr arrieta)

nascita di venere

emilio
Türkçe'ye çevrildiğinde Venüs'ün doğuşu anlamını taşıyan, sandro boticelli'nin ustalık eseri olarak gösterilen tablo.

Resimlerinde kullandığı mitolojik öğelerin neredeyse tamamı ( tanrılar, tanrıçalar, v.d) bu tablonun içindedir.

Tablo için aşağı yukarı 4 yıl uğraşmış ve sonunda bu muazzam eseri ortaya çıkarmıştır.

Ressam; Venüs diye bilinen tanrıça afrodit'in güzelliğine dikkat çekmek istemiştir. Doğuşuyla birlikte , karşı konulamaz güzelliğini resmetmiştir.


rijksmuseum

emilio
hollanda, özellikle ve özellikle amsterdam'a gitmişken kesinlikle ziyaret edilmesi gereken müzedir.

hollanda'dalı ressamlar başta olmak üzere çoğu avrupalı ressamın tabloları, mükemmel figürler ve heykeller bulundurmaktadır.

ara ara da sergiler düzenlemektedir.

menekşeden önce

emilio
2 temmuz 1993 tarihinde meydana gelen, tarihimizin kara lekesi olan madımak katliamının anlatıldığı film.


gazetecilik yapan soner yalçın'ın yönetmenlik deneyimi bana göre oldukça başarılı olmuştur.

neden menekşe; bir oğlunu ve kızını kaybeden bir ailenin umududur menekşe.

anne - baba menekşe'ye bakarken kaybettikleri evlatlarının suretini menekşe'de görürler. katliamın ardından çocuklarını büyütmeye başlarlar.

film; menekşe'nin zaman içinde abisi ve ablasını arayışını konu edinir. bunu incelerken de madımak'da gerçekleşen katliamın görüntülerini kullanmıştır.

bence gayet güzel ve o günleri anlamak için iyi bir film.

uğur dündar film için şu yorumda bulunmuştu: "izlemek insanlık görevidir."

bu da detaylı yazısı:

"ya­şa­dı­ğı­mız coğ­raf­ya­nın ta­lih­siz in­san­la­rı “ba­rı­ş” öz­le­miy­le ya­nıp tu­tu­şur­ken akp ön­de ge­len­le­ri sa­vaş tam­tam­la­rı çal­mak­ta ıs­rar edi­yor. iş­te bu at­mos­fer­de us­ta ga­ze­te­ci so­ner yal­çı­n'­ın met­ni­ni ya­zıp yö­net­ti­ği “me­nek­şe­'den ön­ce­” bel­ge­se­li, sa­vaş çı­ğırt­kan­la­rı­na ade­ta “in­san­lı­k” der­si ve­ri­yor.

bel­ge­sel­de 1993'te, kök­ten­din­ci­ler ta­ra­fın­dan, ay­dın ve sa­nat­çı­la­ra kar­şı ger­çek­leş­ti­ri­len “si­vas kat­li­amı­”, hiç gör­me­di­ği ab­la ve ağa­be­yi­ni bu kı­yım­da kay­be­den me­nek­şe üze­rin­den an­la­tı­yor.

“me­nek­şe­'den ön­ce­”, ade­ta bir or­ta­çağ ayak­lan­ma­sı olan bu tra­jik kat­li­amı yo­ğun ve son de­re­ce çar­pı­cı, duy­gu­sal bir ba­kış­la se­yir­ci­ye ak­ta­ra­rak, ka­mu­oyun­da far­kın­da­lık ya­rat­ma­yı amaç­lı­yor. gö­rün­tü­ler fa­zıl sa­y'­ın özel bes­te­le­ri eş­li­ğin­de ek­ra­na ge­li­yor.

yak­la­şık 2 yıl sü­rey­le ce­za­evin­de ka­lan so­ner yal­çın bel­ge­se­li; “in­san­lı­ğın en bü­yük ve teh­li­ke­li has­ta­lı­ğı bel­lek kay­bı­dır. unut­tur­ma­mak bir ga­ze­te­ci­nin gö­rev­le­ri ara­sın­da­dır. ma­dı­mak kat­li­amı­nı ha­fı­za­lar­dan sil­dir­me­ye­ce­ğiz. unut­tu­ra­rak ra­ha­ta er­mek is­te­yen­le­re bu fır­sa­tı ver­me­ye­ce­ğiz. 'me­nek­şe­'den ön­ce­' bu amaç­la ha­ya­ta ge­çi­ril­di. ne ya­zık ki tam bi­ti­re­me­den si­liv­ri ce­za­evi'­ne atıl­dım. şa­şır­mı­yo­rum, ma­dı­mak gi­bi bir vah­şe­ti ya­pan­lar, ta­ri­hin her dö­ne­min­de dü­şün­ce­nin düş­ma­nı ol­muş­lar­dır. bu bü­yük yol­cu­lu­ğu­mu­zu sür­dür­me­ye de­vam ede­ce­ğiz. tek üzün­tüm bel­ge­se­li­min son ha­li­ni gö­re­me­mek… ama sev­gi­li dost­la­rım bu bay­ra­ğı ben­den al­dı­lar ve da­ha yük­se­ğe çek­ti­ler; hep­si­ne te­şek­kür ede­ri­m” şek­lin­de an­la­tı­yor.

https://odatv.com/izlemek-insanlik-gorevidir-1909131200.html

ayrıca film müziklerinde fazıl say'ın imzası bulunuyor.

izleyin, izlettirin.

a king in new york

emilio
charlie chaplin'in en çok mesaj veren filmlerinden biridir. oyuncu olarak oynadığı son filmidir. yer yer dönemin şartlarına, o dönem hakim olan bazı düşüncelere ve biraz da incile göndermelerin yer aldığı filmdir.


chaplin'in ne denli zeki bir inşan olduğunu çok başarılı bir şekilde gösteriyor. hem güldürüp hem de ağlatan cinsten. en çok anlatmak istediği şeyi; dünyadaki kaygı verici sorunun sefalet veya gelişmeyen toplumlar olmadığını söyleyip en kötüsünü, yani özgürlüğün nasıl yok edildiğini insanların nasıl kötülüğe zorlandığını anlatmaya çalışmıştır. buna rağmen bizleri güldürmüştür.

bela tarr

emilio
doğu avrupa ve macaristan sinemasının en önemli isimlerinden biri olan 1955 doğumlu macar yönetmen.

felsefe hayranı ve nietzsche aşığı olduğu filmlerinde çok açık bir şekilde görülür. kendisini toplumcu gerçekçi olarak görmez fakat filmlerindeki toplumsal gerçeklik vurguları çok açıktır.

yaşamın çarkları, kapitalizm ve zamanın siradanlığı filmlerinde sık sık rastlanan olgulardır.

filmlerinde aktardığı naturalistlik hayatı içinde geçerlidir. her zaman ve her yerde bu olguyu savunur. neden renkli değil de siyah beyaz film çektiğini ise şöyle açıklar:


ben dünyaya siyah-beyaz bakarım. eğer çevrenizdeki nesneleri renklendirirseniz onların gerçek anlamını ve önemini kavrayamazsınız.

son filmi a torinoi lo 2011 yapımıdır. bu filmi çekerken üzücü bir şekilde son filmi olacağını söylemiştir. en dikkat çekici filmi ise tam 450 dakikalık bir şaheser olan, sinema tarihinin kült eserleri arasına giren satantango'dur. diğer filmleri ise şöyledir:

a londoni férfi (2007)
werckmeister harmóniák (2000)
kárhozat (1988)
öszi almanach (1984)
panelkapcsolat (1982)
szabadgyalog (1981)
családi tüzfészek (1979)

oyun atölyesi

emilio
1999 yılında usta tiyatro sanatçısı haluk bilginer ve zuhal olcay tarafından düşünülen, ardından gezici tiyatro ile sanat hayatına başlayan tiyatro sahnesidir.

sahnesinin inşasına kadar gezici tiyatro ve kiralık sahnelerde oyunlarını sergileyen sahne 2002'den bu yana kendi sahnesinde, haluk bilginer önderliğinde sanat yaşamına devam etmektedir.

sahne haluk bilginer tarafından yönetilmektedir. haluk bilginer'in yanında genç ve başarılı tiyatro sanatçısı muharrem özcan'da bulunmaktadır.

ayn rand

emilio
ukde: kozmos

The Fountainhead ile edebiyat dünyasında bilinen, yarattığı ütopik karakter howard roark'ın kendisinden izler taşıdığını söyleyebileceğim filozof ve yazar.

görüşlerinin çoğunu aristo'nun felsefesinden alır. felsefesinin ve hayatının özü mantıktır. bunu da aristo'dan etkilenerek aldığını söyleyebiliriz.

anthem , We the Living ve Atlas Shrugged bilinen diğer eserleridir.

ayrıca kendisi objektivizmin kurucusu sayılmaktadır.

raymond aron

emilio
1905-83 tarihleri arasında yaşamış, mayıs 68 olaylarında önemli bir rol oynamış olan fransız sosyolog ve filozof.


tam bir alman hayranı olmakla birlikte , german sociology eserinde max weber'dan ve dönemin ünlü alman sosyologlarından nasıl etkilendiğini kitapta anlatmıştır.

alman sosyologların düşünceleri kendisi için cezbedici olmuş ve yazdığı eserler bu düşünceleri fransızların zihinlerine nakletmeye çalışmıştır.

aron'un toplumbiliminde temel öğe savaştı. genellikle savaş ile ilgili çalışmalar ve araştırmalar yapmış, savaş sonrası fransız toplumunda oluşan unsurları incelemiştir. ( bu unsurların en önemlisi marksist düşüncedir)

sorbonne'da tam 13 sene profesörlük yapmıştır. mayıs 68 olayları başlayınca görevinden ayrılmıştır.

simone de beauvoir

emilio
fransız yazar ve felsefeci.

bir felsefeci ya da filozof olarak bakacak olursak, egzistansiyalist bir düşünce yapısına sahiptir.

eserlerinde varoluşçuluk öznesi ile birlikte ön plana çıkan başka bir öğe ise cinsiyettir. kadınların her zaman erkeklerle kıyaslandığında itilip katılması, ikinci sınıf bir muamele görmesi gibi durumlar düşüncelerini şekillendirmiştir.

bu bağlamda düşüncelerini anlattığı ve karakterini yansıtan eseri le deuxieme sexe'de kadınları , sadece kadınları anlatmaya çalışmış, erkek egemen dünyasında yitip giden kadınlar için yazmıştır.

İlk romanı olan konuk kız da, şahane bir eserdir .

the last time i committed suicide

emilio
stephen key 'in yönettiği, çok merak edilen beat kuşağı ve onun doğuşu hakkında yapılan bir filmdir. filmde beat kuşağının simgesi olan neal cassady'nin dramatik yaşamı konu alınmıştır.

filmin başrollerinde;thomas jane , keanu reeves ve adrien brody gibi aktörler yer almaktadır.

film neal cassady'nin yazdığı mektuplar ve yönetmen stephen key'in senaryosu ile hazırlanmıştır.

footloose

emilio
80'lerin en güzel gençlik filmlerinden biri olan, herbert ross'ın yönettiği 1984 yapımı harika bir filmdir.

filmde ana unsur olan dans; 70 ve 80'lerin harika müzikleriyle süslenmiş üstüne hikayesinin anlatıldığı ren'in kusursuz etkileyiciliği filme bambaşka bir hava katıyor.

ren karakterini canlandıran kevin bacon'ın da oyunculuk dersi verdiğini söylemek gerekiyor.

film 2011 senesinde yeniden çekilmiştir. bu çekilen film bana göre oldukça başarısız ve vakit kaybı olan bir filmdir.

tabi filmin müzikleri de o dönemden bu güne hala konuşuluyor.

bonnie tyler'ın kusursuz performanslarının filme bambaşka bir hava kattığını söylemek gerekiyor.

neal cassady

emilio
beat kuşağının simge ismi sorusunun en güzel cevabı olan, jack kerouac'ın kadim dostu, kitaplarının başkahramanı ve en önemli eseri olan yolda'nın da kahramanı olan , yollardan yollara savrulan yazar ve şair.

hayatı bütünüyle yoksulluk içinde geçmiştir. özellikle babası ile birlikte yaşadığı dönem öyle hassar öyle zor geçmiştir ki; bazen yiyecek yemek bile bulamamıştır. alkolik ve sefalet içinde yüzen bir baba ve yaşadığı zorluklar onu derinden etkilemiştir.

günlerden bir gün babasından ayrılarak yollara düşmüş, columbia üniversitesi'nde tanıştığı jack ile ölümsüz bir dostluk kurmuştur.

jack, onda gördüğü her şeyi romanlarına taşımış ve dean moriarty ile ölümsüzleştirmiştir.

ismi 10'larca kitapta geçmiş ve yaşamı sinemaya taşınmıştır.

4 şubat 1968 günü, çok sevdiği "yolda" hayatını kaybetmiştir.

il posto

emilio
ermanno olmi'nin senaryosunu yazıp , yönettiği 1960 furyasının en önemli eserlerinden olan, italyan yeni gerçekçiliğinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen harika bir filmdir.

filmde; ailesinin maddi durumuna katkıda bulunmak isteyen domenico'nun iş arama hikâyesinden yola çıkarak dönemin italya'sındaki sistemin çarkları çok güzel bir şekilde incelenmiştir.

bahsedilen öğeler içinde; özlem, kaçış, varoluş, arayış ve yabancılaşma gibi olgular yer almaktadır. pier paolo pasolini'nin marksist sinemasının izlerine de yer yer rastlanmaktadır. özellikle karl marx'ın yabancılaşma teorisinin domenico üzerindeki etkileri harika bir şekilde anlatılmıştır

ermanno olmi

emilio
kendine has bir tarzı olan, yer yer neorealist olarak gösterilen özellikle il posto ve camimamina gibi iki muazzam eser bırakarak gözlerin pasını silen italyan ve avrupa sinemasının en önemli isimlerinden biri olan yönetmen.

ne yazık ki 5 mayıs günü hayatını kaybetmiştir.

1931'den bugüne; onurlu bir yaşam ve sayısız sanat eseri bırakmıştır.

ailesi işçi kökenli bir aile olduğu için her zaman filmlerinde işçilerin yaşadığı sorunu bir şekilde dile getirmeye çalışmıştır. bunun yanı sıra basit bir hikâyeyi , kusursuz bir kurgu ile bağladığını çoğu filminde görebiliriz.

son filmi ise 2012'de hayatını kaybeden katolik kilisesi kardinallerinden carlo maria martini'nin hayatını anlattığı vedete, sono uno di voi'dir.

badfinger

emilio
pete ham gibi efsanevi bir sesi içinde barındırmış, 70'lerin bir dönemine damgasını vurmuş olan ingiliz müzik grubudur.

defalarca dağılmış ve tekrar tekrar kurulmuştur.

grup pete ham, mike gibbins ,tom evans ve joey molland tarafından 1961'de gallerde kurulmuştur. ilk kurulduğunda grubun adı the ıveys idi. daha sonra 1969 senesinde isim değiştirerek badfinger ismini aldı.

70'lerde beatles ile çalışıp, onlara ait şarkıları da söylediler. zaten ünlerini de beatles üyelerinin kurduğu apple records'dan albüm çıkararak gerçekleştirmişlerdir.

daha sonra plak şirketi ve sponsor değiştirmişler ve grubun çöküş süreci başlamıştır. bu süreçte; vokal pete ham intihar ederek yaşamına son vermiştir. bu intihar tüm grup üyelerini sarsmış ve grup dağılmıştır. geçen üç yıldan sonra grubun diğer vokaliste joey molland grubu tekrar aktif etmiş ve günümüze kadar dönem dönem çalışmalarına devam etmişlerdir.

grubun diğer kurucularından tom evans'da 1983'de intihar etmiştir.

sözleri paul mccartney tarafından yazılan bu muhteşem şarkı ile uğurlayalım.

0 /