confessions

fiorabella

1. nesil Jurnalci - hassas

  1. toplam entry 1203
  2. takipçi 66
  3. puan 36364

güce tapmak

fiorabella
Zincirlerine dolanmış, hırs kurbanı birey eylemi.
Güç, evriltebildiğimiz takdirde bizim için mevcuttur.
Güç bizi yönlendiriyor ise yanılsadığımız gerçeği doğar. Ama bunun da biz farkına varmayız.
Bireye bir yetki verilir. Bu yetki güçtür. Normalde yapamayacağım ama bu güç ile halledebileceğim şeyler vardır. Bunları gücün etkisi ile değil de kendi kabiliyetim ile yapıldığını sayarsak yanılsamanın için düşmüş oluruz.
‎o güç elimizden alındığında her şeye kafa tutan birey acizliği ile yüzleşir.

monster degree

fiorabella
gitmesi isabet olmuş yazardır. en baştan beri bu yönü beni irrite etmişti. cosmo kramer de bu büyük resmi görmüş ve entrysinde "yazarlık vasfınla yöneticilik vasfını karıştırma" demişti. görevden alınınca sana güvenilerek verilmiş panel trafiğini yazarlara atmak neyin nesi?
kısaca yazık.

kötü sözlük

fiorabella
internet dünyasının en güzel sözlüğünü yazan, kodlayan ve bir süre orayı yöneten bir arkadaşın söyledikleri aklıma geldi. "sözlükler artık miadını doldurdu" demişti de pek kulak asmamıştım. tüketim toplumu olarak amaç dışı kullanıldığı için yerle yeksan oldu sözlükler. sözlük formatından çıktılar. haaa bazı tipler "omo de/da oyro yozolor" mottosu ile sözlükleri kurtardıklarını sandılar.
forumlar dahi bitti. o kadar çirkin ve amaç dışı kullanıldı ki her şey, el elde baş başta kaldı. artık sözlükler arası savaş turnuvaları düzenleniyor sanırım. keskin nişancı'yı yedürmezük böyle biline. ya devlet başa ya kuzgun leşe.
işin esprisi bir yana bu kadar bebe oyununa döndüyse iş toplumca toptan tırlattığımızın resmidir. insanın yazası kalmıyor.
kimse bilgiye, araştırmaya önem vermiyor. sözlükler artık ego masturbasyonu görevi görür hale geldi ya insan gerçekten hayret ediyor.

sözlükte değerli olduğunu düşünmek

fiorabella
t: bazılarının yapay mutluluk kaynağı olan hede.

Modern tıbbın babası paracelsus der ki;
"her şey zehirdir ve hiçbir şey zehirsiz değildir. yalnız dozunda alınan şeyler, zehir olmaktan çıkar."
20. Yy'ın en büyük ve en önemli buluşlarından biri internet. 21. Yy'da cüzi bir fiyat karşılığı erişim sağlayabiliyorsun. Sonrasında ise bu sana bir dünya hizmet sunuyor. Ama paracelsus ne demişti? "Dozunda alınan şeyler zehir olmaktan çıkar."
Bir genelleme yapacak olursak, Türkiye'de yaşayan belirli bir kesim insanlar için "interaktif sözlük" bir habitus.
Dozunda alamayanlar için yan etkileri de mevcut.

Bir şeyler yazmak için ve bir şeyler okumak için yaratılmış bir platform. Ama insanların arzu ve hedonistliği doğrultusunda evrilmiş durumda.
Nasıl bir evrilme?
Okunması, eleştirilmesi için yazılmıyor artık. Artı alsın, favorilensin, benim ne kadar çok sayısal değerim olduğunu bana yansıtsın kafi.

Artık duyguları hiçbir ehemmiyeti olmayan sayısal veriler kontrol eder oldu.
Sonrasında ise eskiden yaş demek tecrübe ve bunun getirisi olan olgunluk demekti.
Yanlış doz zarardır diyen paracelsus gibi bu internetin bir başka zararı da kavramları ortadan kaldırmak oldu.
30-40 yaşındaki insanlar ben onla küstüm, bunu görmezden geldim, şunu umursamadım lafları eden ilkokul bebeleri gibi davranır oldu.

Hiç düşündüler mi? Kimin umurunda? Sen onu görmezden gelince görmezden gelinen şahıs duşun altında bir buçuk saat hıçkıra hıçkıra mı ağladı zannediyorsun?
İşte hep bu sözlük camiasındaki sayısal verilerin şişirdiği bir iğne darbesi ile yerle yeksan olacak olan şişirilmiş izafi egolar, koca koca insanları bir ekrana kilitliyor ve var olan sayısal verinin çokluğu ya da azlığı ile doğru orantılı olarak kendini önemli ya da önemsiz hissettiriyor.

kontrolsüz kontrol manyağı

fiorabella
kendi kontrolünü kaybettiği için gözünün gördüğü, elinin yettiği herkesi kontrol altına almaya çalışmaktır. sözlüklerde ve sanal mecralarda çokca bulunurlar. kendilerini özel ve önemli hissettikleri tek yerler oralarıdır. de/da ayrı hedesi yaparak türkçeyi kurtardıklarını sanırlar. oysaki kurdukları cümlelerde türkçeyi yerle bir ederler. kendi yaptıklarını görmeden başkasına müdahale edenleri vardır ki hunharca güldürür.

zengin itiraf

fiorabella
bazen sazana yatıp her şeyi yutmuş gibi görünüyorum. böylece karşımdaki beni kandırdığını sanıyor. kendini kandırdığının farkına bir süre varmıyor bu yapay mutlulukla bir süre idare ediyor. çoğunlukla yüzlerine vurmuyorum. ilişkimi azaltarak bitiriyorum ki acı gerçekle yüzleşmesi daha ders verici olsun ve diğer insanlara bunu yaparken iki kere düşünsün. sıfır noktasının farkına varsın.

zengin itiraf

fiorabella
uzun zamandır okey oynamamıştım. sosyal medya hesabımdan okey oynamaya girdim vakit geçsin dedim. bir odaya girdim, masaya geçtim ortağım bir kız aynı zamanda masa sahibi. oyuncular geliyor "masa dolu" diyor oynatmıyor. "ya oynayalım da neyi bekliyoruz gelenlere niye masa dolu diyorsunuz" dedim. verdiği cevaptan sonra masadan çıktım. allahım yarabbim " profil resimlerine bakıyorum yakışıklı olmayanla oynamak istemiyorum" dedi.
te allah'ım ne günlere kaldık.

savaşçı

fiorabella
doğan cüceloğlu'nun kaleme aldığı kişisel gelişim anlamında okurlara büyük destek sağlayan kitabıdır.
akıcı bir türkçe ve söyleyişi tarzında yazımı okurken sizi sıkmıyor. arif bey ile uzun ama ferahlatan bir yolculuğa çıkıyorsunuz. insanı insan yapan tüm değer, duruş, düşünüş, donanım, güç, muhakeme, sorgulama gibi tüm kavramları yeniden değerlendiriyorsunuz.
okura kendine yolculuk yaptıran ve iç dünyası ile yüzleştiren mükemmel kitaplardan biridir.
çok ender olarak sevdiğim kitapların son sahifelerini yırtmak isterim ki o kitap hiç bitmesin bende böyle bir izlenim uyandırdı. bana çok şey kattı. kitabı tavsiye eden yazar arkadaşıma teşekkür ederim.

kitaptan bir kaç alıntı nakledeyim.

"Bence siz, hangi soruları soracağınızı bilmeden, soramadığınız soruların cevaplarını arıyorsunuz"

"Hayır demesini bilmeyen kişi güçsüz kişidir. Hayır demesini bilmeyen kişinin Evet'inin de anlamı yoktur."

"Beni tıpış tıpış hapishaneye sokmuşlar da haberim yokmuş. Hatta onlar sokmamışlar, ben hapishaneye kendi ayaklarımla gitmiş, hapishanenin kapısını da üstüme kilitlemişim."

"Kisi ancak uyandıktan sonra, daha önce uyuyor olduğunu kavrar. Uyuyan uyuduğunu bilmezse, gördüğünün rüya olduğunu kavrayamaz"

"Haklı nedenler olmadan tutulmayan her söz, sizin kendi gözünüzde kim olduğunuzu derinden yaralar."

"Ve okuduğu son cümleyi hatırlattım: '..onunla korkularımı tartışacak bir cesaretim olsa zaten hayatım başka türlü olurdu.' Ve ilave ettim:"Cesaret, egonun denetiminden çıkmakla başlar."

12 ocak 2018 kendini yakmak isteyen adam

fiorabella
birkaç gün sosyal medyayı ve haber sitelerini oyalayıp unutulacaktır. böyle olmadı mı? 2.5 aylık bebe açlıktan ölmedi mi? saysam bir sürü böyle olay var. ne oldu? hiçbir şey. ekonomimiz iyiye gidiyor denilerek yapılan algı oprerasyonunun tam tersine millet geçim savaşında boğuluyor. o bahsedilen paralar ise göbeğini kaşıyan adamların kasalarında. kendimizi yaksak, assak, zincirlesek bile faydası olmayacak.

meclisin önünde değil sarayın önünde kendini yaksa

fiorabella
nerede yakarsa yaksın sesini duyuramayacak eylemin söylemidir. meclis, saray, kız kulesi, kızılay, taksim meydanları vs vs nerede sesini duyurmak veya tepki için eylem yapılsa herkes görecek ama görmek istemeyen her türlü görmeyecek malesef. işci verdiği röportajda "oyumu iktidar partisine verdim" demiş. sanırım kılıçdaroğlu ona istinaden bu cevabı verdi. ama yanlış bir söylem bence. oyunu chp'ye vermiş sade bir vatandaş olarak beklediğim konuşmak yerine o insana el uzatılmasıydı.
işciye gelince malesef ses öyle duyurulmuyor. kulaklar tıkalı, gözler kör. koltuk ve güç görünmez bir zırh çekiyor gözlere.

cem uzan

fiorabella
işadamı ve siyasetçi.
genç parti kurulduğu zaman 14 yaşlarında ergen bebeydim. tahsil hayatım boyunca hiç okulu asmamıştım ki ilk ve son kere cem uzan sayesinde okulu kırıp mitinge gittik. siyaset falan değil, konser dinleyecektik. miting meydanına gelmeden yukarıdan helikopterle kalabalığın üzerinden döndü. hunharca el salladık.
mustafa sandal sahnede, biz en ön safta kopuyorduk".istersen dağlar dağlar yerinden oynar oynar" sonra bize çakın gençler diyerek çak yapa yapa kürsüye çıktı. karizmatik ve yakışıklıydı. dönerlerimizi yemiştik, konseri dinlemiştik. cem uzan'ı alkışlıyor bayrak sallıyorduk. star tv kameramanları etrafı çekiyordu. biz elimizde bayraklarla kameralara gülüyor, el sallıyorduk. akşam star ana haberde uzun uzun görüntüler verildi. babam beni tanıdı. okulu kırıdğımı anladı. zaten ertesi günde okuldan yazı geldi okula gitmediğime dair.
bu da böyle bir anımdır. cem uzan deyince hep bu aklıma gelir.

kumkuat

fiorabella
vitamin deposudur. A, B1, B2 ve B3 ve c vitamini ihtiva eder. içerdiği c vitamini ile immun sistemi güçlendirirken, b vitaminleri ile de sinir sistemini düzenler. düzenli tüketildiğinde stresi minimal düzeye indirir. reçeli de çok lezizdir.

poveglia adası

fiorabella
italya'da venedik ve lido arasındaki küçük adadır. ölüm adası olarak bilinir ve adaya giriş yasaklanmıştır. 1576 yılında italya'da veba salgını görülmeye başlanınca önce veba yüzünden ölenlerin cesetlerinin götürülüp yakıldığı bir alan olarak kullanılırken, salgının artması hastalık emaresi gösteren herkes bu adaya atılıp ölüme terkedilmiştir. 160.000 kişinin bu adada ölmüş ve yakılmıştır.
1992 yılında adaya akıl hastanesi inşa edilir. ümit kesilen tüm akıl hastaları bu hastaneye sevk edilir. ancak söylentiye göre bir doktor akıl hastalıklarının nedenini bulmak için hastalara ölümcül açık beyin ameliyatları yapar ve işkence içeren yöntemler dener. söylentiye göre doktorun cansız bedeni de adanın kulesinde yanmış vaziyette bulunur.
venedik'li balıkçılar insan kemiklerinin ağlarına takıldıklarını söyleyerek adanın çevre sularında avlanmazlar.

sos

fiorabella
takip ettiğim, okumaktan keyif aldığım yazardır. sözlüğün olmazsa olmazıdır. anlatmak istediği her şeyi kelime kalabalığına boğmadan yazmasını, tespitlerini ve bakış açısını takdir ediyorum. kendi listemden bir adet "accept""can't Stand The Night" bırakıyorum.
ulu manitu klavyesine zeval getirmesin. yazısı, artısı, seveni bol olsun.

samsun'da hastane skandalı

fiorabella
sosyal medyanın şebek haline getirdiği aptal stajer hemşirenin rezilliğidir. yeni doğan bebeğin yanağını sıkmak, ağzını kapatmak süretiyle yaptığı maskaralığı videoya çekip gülerken "beni linç edecekler tağammı" diye gevrek gevrek gülmesi bu işi daha evvel de yaptığı izlenimini uyandırıyor.
samsun'da özel bir hastanenin yenidoğan bölümüne bu aymaz rezillere staj yaptıran hastane yönetimini de kınıyorum.
yenidoğan bebe ya minnacık, el kadar nasıl ağzını kapatırsın pislik seni.
kaynak

jim morrison

fiorabella
the doors grubunun efsane vokalidir. gerçek adı James Douglas Morrison 8 aralık 1943 yılında Florida'da dünyaya geldi. Babası 2. Dünya Savaşı'na katılan bir amiral olan George Stephen Morrison annesi Clara Clark Morrison'dır. ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen halen ilah kabul edilen morrison 1960'lı yılların en büyük müzik figürlerinden biridir. müzikal kimliğinin yanında özel hayatı ve düşünce yapısı ile de ikon olmuştur. dört yaşındayken ailesi ile New Mexico otoyolunda giderlerken, kaza yapan bir kamyondan çevreye saçılmış ölmek üzere olan yaralı Pueblo yerlilerini görür. Gördüğü bu manzaradan çok etkilenir.

Bunu yıllar sonra şu şekilde anlatmıştır. “Ölümü ilk keşfettiğim an… Ben, annem, babam, büyükannem ve büyükbabam gün batarken çölde ilerliyorduk. Bir kamyon dolusu Kızılderili başka bir kamyona ya da bir şeye çarpmıştı. Kızılderililer bütün ana yola dağılmıştı ve kanlar içinde ölümü bekliyorlardı. Babam ve büyükbabam, arabadan neler olduğuna bakmak için inmişlerdi. Ben daha çocuktum, o yüzden arabada oturup beklemem gerekiyordu. Ben bir şey görmedim. Tek gördüğüm şey garip, kırmızı boya ve yerde yatan insanlardı, ama bir şey olduğuna emindim. Çünkü onların yaydığı dalgaları hissedebiliyordum. Birden yerde yatan insanların da olay hakkında benim bildiğimden daha fazlasını bilmediklerini fark ettim. İşte o an ilk kez korkuyu tattım.”Morrison daha sonra arkadaşlarına, o gün ölen Kızılderili'nin ruhunun kendi ruhuna geçtiğini söylemişti.

ölüm olgusu onun için farklı bir önem taşıyordu. Ölümü yaşamak, tanımak istiyordu. Bir röportaj sırasında ona sorulan “Ölüm konusunda bir seçim yapma şansı verilseydi, ne şekilde ölmeyi tercih ederdin?” sorusuna “Bir uçak kazasında ölmek güzel bir gidiş olurdu. Uykumda, yaşlanınca ya da aşırı doz uyuşturucudan ölmek istemiyorum. Ölümü hissetmek, koklamak, tatmak, duymak istiyorum. Ölüm bize yalnızca bir kez gelecek, bu fırsatı kaçırmak istemem.” diyerek cevap vermişti.

Müzisyen kimliğinin yanında şiirler yazan Morrison'un “Tanrılar Yeni Yaratıklar” isimli kitapta toplamıştı. farklı bir felsefesi vardı. 1965 yılında Ray Manzarek ile The Doors grubunu kurdu. Hayranları ona Lizard King (kertenkele kral) ismini taktı ve bir çok konserinde söylediği I'm a lizard king I can do anything sözü ile özdeşleşti (ben kertenkele kralım ve her şeyi yapabilirim)

“The Doors” grubuyla The Doors (1967), Strange Days (1967), Waiting For The Sun (1968), The Soft Parade (1969), Morrison Hotel (1970), LA Woman (1971). isimlerinde 6 tane albüm yaptı. Albümler satış rekorları kırıyor, Morrison'un sahne şovları olay oluyordu.

Şarkı sözleriyle sınırları zorluyor, Şiddet, seks, alkol, uyuşturucu, intihar gibi temaları içeren şarkıları ile mahkemelik oluyordu. Sonun başlangıcı olan Miami konserine giden şarkıcı aldığı uyuşturucu ve alkolden sonra sahneye çıkmış ve biranda seyircilere bağırmaya başlayınca yuhalanmıştır. Bu olay üzerine agresileşen şarkıcı seyirciye hakaret ederek, onlara soyunacağını söylemesi üzerine konser sırasında tutuklanmış ve 21 eyalette sahneye çıkması yasaklanmıştı. 6ay hapis cezası ile yargılanmış ve suçlu bulunmuştu. Karara itiraz ederek Parise gitti.

Ben deri ceketli Rimbaud'yum. Başkaldırı, düzensizlik ve kaosa ilişkin her şey ilgimi çekiyor, özellikle de görünüşte hiçbir anlamı olmayan eylemler. Özgür hareket, davranış… Olduğundan başka hiçbir şey olmayan eylemler. Sonuç yok, sebep yok. Yönlendirilmemiş, özgür eylem. Eğer bu akışa kapılıp özgürce yaşarsanız çevrenizdeki insanlar farklı bir hareket yaptığınızı düşünür ve huzursuz olurlar, ya sizden kaçarlar ya da size engel olurlar.” diyerek kurallara ve sınırlamalara da tepkisini dile getiriyordu.

1971 yılında Paris'te mahmkeme gününü beklerken otel odasında banyo küvetinde ölü bulunur. Aşırı alkollü olan Morrison'un ölüm nedeni kalp krizi olarak bildirilir ve Pariste Pere Lachaise mezarlığına gömülür.

Grup arkadaşı Ray Manzarek'e “Ben bir kuyruklu yıldız olmak istiyorum. Herkesin durup baktığı, birbirine gösterdiği bir kuyruklu yıldız. Sonra? Boooooom ve ben yokum. Bir daha hiçbir zaman böyle bir şey görmeyecekler ve beni hiç unutmayacaklar” diyen Morrison ölümün üzerinden yıllar geçmesine rağmen halen fenomenliğini korumaktadır.



ıhlamurlar çiçek açtığı zaman

fiorabella
Bahattin Karakoç'un vuslatı, hasreti, gidişi, umudu anlattığı şiiridir. o kadar özlem yüklüdür ki okurken insana "vuslata yolculuk yapan ben olmalıyım" hissi uyandırır.

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

piyano notaları ile birleşince böyle de dinlenesi, böyle de ruh arındırasıdır.

0 /