confessions

fiorabella

1. nesil Jurnalci - Aklımı seveyim

  1. toplam entry 1789
  2. takipçi 80
  3. puan 52716

sıklıkla söylenen yalanlar

fiorabella
bazen kendimize bazen karşımızdakine söylediklerimizdir.

sana yalan söyleyecek değilim ( yakalandı)

sadece sordum. ( meraktan çatladı)

ne halin varsa gör. umurumda değilsin. ( 5 dakikada bir profiline baktı)

sen daha iyilerine layıksın. ( bahane bulamadı )

onun da sana selamı var. ( ağzını bile açmadı )

diye uzar gider.

tektaş yüzük gerçeği

fiorabella
tek taş, sert karbon olan elmasın 57 fasetli özel kesilmiş hali olan pırlantadır. evlenme teklifleri bu yüzükle yapılır. özel günlerde hediye olarak tercih edilir. vuhhuuu pırlanta tek taş diye bazılarının gözleri parlar. oysa işlenen her pırlantanın arkasında bir karanlık vardır.

Yahudi asıllı Alman olan Oppenheimer ailesi 1890'lı yıllarda elmas işinde çalışmak üzere İngiltere'ye gittiğinde afrika kıtasının kara talihi başlamış oldu. o yıllarda sömürgeleştirme faaliyetlerinde başı çeken ingiltere gözünü yeraltı zengini olan afrika'ya dikmişti. baba Oppenheimer kraliçe victoria nın desteğini alarak afrika'ya gitti ve elmasın kan dolu serüveni başlamış oldu.

o zamandan beri elmas sektörü De Beers'in elinde. yüzyıllardan beri elmaslar uğruna madenlerin gerçek sahibi afrikalılar köleleştirildiler, öldürüldüler.
afrika kıtasına elmas uğruna devasa çukurlar açtılar. bunlardan en büyüğü ise Kimberley Çukuru denilen maden. Bu maden öylesine derin ve büyük ki yarattığı hava akımı nedeniyle üzerinden uçak bile geçemiyor. afrika halkı halen bu madenlerde zor koşullarda çalıştırılıyor. özellikle çocuklar madenlerin vazgeçilmesi haline geldi. bu bölgelerde günümüzde de bilinçli iç savaşlar çıkarılıyor ve elmas şirketleri tarafından illegal destekleniyor.

afrika tarihine baktığımızda ne zaman değerli bir madde bulunsa yerli halktan çok sayıda kişi acı içinde can vermiştir ve halen vermektedir. fildişi, kauçuk, altın, petrol, elmas gibi.

üzücü olan ölüm ve sömürü demek olan pırlantanın evlilik gibi kutsal bir kurumun simgesi haline gelmesi. tabii bunun için sistemli şekilde görsel medyanın kullanılması, yazılı platformlar, tüketim toplumu çılgınlığı vs vs diyerek bir sürü sebep sıralanabilir.

türkiye elmas tüketimi bakımından dünyanın 12. ülkesiymiş. hoş asgari ücretle kemer sıkarak ıphone alan bir toplum olduğumuz için bana şaşırtıcı gelmiyor. aslında herşey kadın popülasyonun elinde şu tek taş pırlanta tutkusundan vazgeçebilse kadınlar. arz talep meselesi olduğu için talep olmasa mesela.

tabii herkesin kendi seçimi. bazı kadınlar için tutku, simge olabilir. bazı erkekler için sevgisinin göstergesi olabilir. evlilik tekliflerinin vazgeçilmesi olabilir. ama arkasında bu kadar ölüm, acı, sömürü olan madenle yapılan bir teklifi ben kabul etmem. böyle bir hediyeyi de kabul etmem.
hem sevginin simgesi, içinde birbirinizi gördüğünüz bir çift ışıldayan göz ve birbirinle dolu kocaman bir çift yürek oldukatan sonra kim ne yapsın kristal yapılı karbonun ışıltısını.

hiroşima

fiorabella
72 yıl önce bugün 6 Ağustos 1945 sabahı, Albay Paul Tibbets'in 60 kilo uranyum-235'i aio-başi köprüsünün üzerine attığı ve halen hibakuşaların yaşadığı şehirdir.

Kapıları çalan benim, kapıları birer birer. Gözünüze görünemem, göze görünmez ölüler. Hiroşima'da öleli, oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu.
(nazım hikmet ran)

zengin itiraf

fiorabella
8 ay bitti ve 9.cu aya girdim. zor ve sancılı bir hukuk sürecinin içindeyim. sabahlara kadar uykum yok. babam bu olay yüzünden büyük sağlık sorunu yaşıyor. ben çıldırmakla sabır arasında bıçak sırtında bir noktadayım.
rahmetli annem bir doktor hatasına kurban gitti. kalp sorunu olduğunu anladım ve acil serviste pratisyen hekime yüzlerce kere ekg çekilmesi lazım dedim." tansiyonu düşük işime karışmayın diye" bir kızıl yakut yumurtladı. "bakın bende sektörün içindeyim çekin şu şu ekg yi ya da verin hastamı üniversite hastanesine nakledeyim"dedim. anneme yanlış müdahalede bulundu. o hastaneden çıkarıp üniversite hastanesine götürene kadar 6 saat kaybettik. üniversite hastanesinde tüm müdahalelere rağmen annem kurtulamadı. "geç kalınmış dedi prof. yanlış tedavi uygulanmış erken gelseydi kurtulurdu" dedi. annemi toprağa verdiğim gün savcılığa suç duyurusunda bulundum güvenlik kamera kayıtlarını, epikriz raporlarını aldırdım. cimer, sağlık bakanlığı, tabip odası ne varsa müracat ettim. hastane sürekli istenen evrağı yasal sürenin sonuna kadar bekletti. valilik makamının soruşturma izni verilmesi beklendi. bizzat gittim vali beyle konuştum. neyse soruşturma izni çıktı. sağlık hukuku alanında uzman bir avukat buldum.
evraklar hep gecikti. dedektif gibi iz sürdüm. iş çevremi kullandım. kilitli her kapıya girmeye çalıştım. neden evraklar hep günlerce bekletiliyor diye.
savcılığa gelse savcı iddianemesini yazıp davayı acacak. kanunlara uyan bir vatandaş olarak hakkımı yasal yollardan aramaya çalıştım ve bilindik bir gerçek beni bugün yerle bir etti. doktorun abisi yükseklerden birinin ( ki partisinde bile kimse ona laf geçiremiyor ) arkadaşı ve dostuymuş. ben sade vatandaş. biliyorum o doktor ceza almayacak, biliyorum annem öldüğünle kalacak, biliyorum yaşadığım sürece hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku gerçeği acı br tokat gibi yüzüme çarpacak.
tek umudum dava açılması. davayı da bir şekil etkilerlerse de danıştay ve sonrası insan hakları mahkemesi olacak. sonrasında o doktoru ve uğradığımız adaletsizliği belgelerinle birlikte basına vereceğm. bir şey çıkmaz ama olsun.
kendimi haçlı ordusunun karşısında tek kalmış gibi hissediyorum. hiç bu kadar çaresiz kaldığımı hissetmemiştim. adalet herkese lazım. umudumu kaybetmemeye çalışsam bile kendimi bu haksızlığa hazırlıyorum.
nice masumlar gibi annemin davası da ahirete kalırsa artık her şeye karşı inancım bitecek bilemiyorum şimdi. bildiğim tek şey annem o zaman bir kere daha ölecek ve ben bir kere daha yıkılacağım.

zeki kadın

fiorabella
aklıma şu fıkrayı getiren kadındır.
kadının biri bir gün golf oynarken topu ormana kaçmış. topunu aramaya koyulmuş ve tuzağa yakalanmış bir kurbağa görmüş.
kurbağa ona,
"beni bu tuzaktan kurtarırsan, sana 3 dilek hakkı tanıyacağım" demiş.
kadın onu kurtarmış, kurbağa da "teşekkür ederim, ama sana dileklerinle ilgili bir koşulu söylemeyi unuttum. ne dilersen dile, kocan 10 kat iyisine veya fazlasına sahip olacak!"
kadın "tamam" demiş.
ilk dilek olarak dünyadaki en güzel kadın olmak istemiş. kurbağa onu uyarmış, "bu dilek, senin kocanı da dünyanın en yakışıklı adamı yapacak ve kadınlar onun başına üşüşecek"
kadın,"bu önemli değil, çünkü ben en güzel kadın olacağım, onun gözü benden başkasını görmeyecek"
ve dünyadaki en güzel kadın olmuş.
ikinci dilek olarak, dünyadaki en zengin kadın olmak istemiş. kurbağa da,"bu kocanı dünyadaki en zengin adam yapacak, senden de 10 kat zengin olacak" demiş. kadın,
"bu da önemli değil, çünkü benim olan onun, onun olan da benimdir"
ve dünyadaki en zengin kadın oluvermiş.
kurbağa, üçüncü dileğini sorduğunda, kadın "hafif bir kalp krizi geçirmek istiyorum" demiş...
(fıkra alıntıdır)


suudi arabistan'da türk mallarına boykot çağrısı

fiorabella
ekşi sözlükte açılan başlığı görünce ki ( bu başlık ekşi sözlükten alıntıdır) ne menem bi şey miş acaba türk hacılarını mı boykot ediyorlar diyerekten başlığa bodosloma daldığım konu.
https://twitter.com/…2010/status/872616418205995008
https://twitter.com/…edya/status/872711238429573120
boykotu görüyorum ve suudi hükümetini türk hacılarını boykot etme etkinliği olarak arttırıyorum( random gülme efekti )

olası bi boykot yapacaksanız haç ve ümre organizasyonlarında yapın daha anlamlı olur. böylece arabistan rejim yetkililerine ve dünyaya sesinizi duyurmuş olursunuz.



baobab ağacı

fiorabella
maymun ekmeği de denilen anavatanı madagaskar olan Asya ve Afrika'da yetişen farklı bir ağaçtır. gölgesi olmayan ağacın dalları kök gibidir. katmanlı bir gövdeye sahip olduğu için ağaç sanayisinde kullanılmaz. meyveleri portakal büyüklüğündedir. meyvelerindeki unlu ve etli kısmı eczacılıkta, yağı ise kozmetik sanayisinde kullanılır.
afrika'lılar bu ağacı kutsal sayarlar. efsaneye göre baobab ağacı isa'nın doğumundan önce dikilen bir ağaçtır. isa doğduğunda şeytan çok kızar ve ağacı yerinden söküp ters diker.

annenin ölmesi

fiorabella
yaşarken ölmektir. acıların en büyüğüdür ki katlanamaz insan. zaman falan ilacı değildir. yürekteki ateş yanar ha yanar. sönmek bilmez.
şimdi sen yoksun. hatalarımı kim temize çekecek? kimin göğsüne başımı koyup huzur bulacağım? yaramaz bir çocuktum anne biliyorsun. senin tabak takımlarını kıran, gözün gibi sakladığın gelinliğinin çiçeklerini, dantellerini kesip oyuncak bebeklerine elbiseler yapan, yeni badana yaptırdığın duvarlarına manzara resimleri çizen, gece uyurken senin upuzun saçlarını kesen bir çocuktum ben. yaptığım her şey için çok özür diliyorum. hep afettin beni anne. hep sevdin. ama neden gittin anne nedeenn? seni benden alan o doktor bozuntusuna lanet olsun anne. hakkını yerde bırakmayacağım anne. gerekirse bu yolda canımı vereceğim ama senin davanı ahirete bırakmayacağım.
bana her kızdığında koca kazık olmama rağmen sana o şiiri okurdum ve sen hep bana sarılır afederdin. ışıklar içinde uyu anne. sen sonsuz uykuna yattığın gün benim yarım da o uykuya yattı. seninle bir parçam mezara girdi. bundan sonra hep eksik yaşayacağım. sen öldün ben büyüdüm anne. meğerse sen varken ben cocukmuşum. sana defalarca sevinerek okuduğum bu şiiri gözyaşalrı arasında yazacağım hiç aklıma gelmezdi anne.

anneciğim seni ben çiçeklerden yemişten ,

sarı saçlı bebekten canımdan çok severim.

gitme hep yanımda kal beni kollarına al,

taze gülden daha al yanağından öperim.

kedi tırnağı kesmek

fiorabella
alışana kadar çok atraksiyonlu olan eylemdir. ben çözümü buldum. matruşkaları çok seviyor. onunla oynarken kesiyorum. alıştırmak 1 yılımı aldı. steril olsun, oğluşum elimden mikrop kapmasın, elim terler oğlum rahatsız olur diye eldiven kullanıyorum. adamlar çatır çatır pisilere işkence edip zarar veriyorlar. allah kahretsin onları. kurban olsunlar tüm kedilerin kuma bıraktıkları gömülerine.

bağışlamak

fiorabella
affetmek olarak da kullanılan kelime.
tüm inanç sistemleri, kutsal kitaplar, mistik öğretiler, insan denen canlının doğasına ne kadar da ters olsa bağışlayıcı olmayı öğütlüyor. buna uyan insan sayısı çok az. bağışlamak büyük emek ve uğraş istiyor. üstelik insan doğası kin ve intikam almaya meyilliyken, bunu ne kadarımız başarıyor?

"ben nazi jozeph mengele'yi çoktan bağışladım" der eva mozes kor. eva mozes ve ikiz kardeşi, nazi doktor mengelenin auschwitz toplama kampında denekleri olmuş ve eva canlı olarak kurtulmayı başarmıştır.

cani doktor, rengini beğenmeyince, gözlerine mavi boya şırınga etmiş, bedenlerindeki tüm kanı boşaltıp ölüm sınırına geldiklerinde geri vermiş. gece boyunca çırılçıplak buz kalıpları üstünde yatırmış. tırnaklarını söküp, kemiklerini kırdıktan sonra yeniden kaynatmak için uğraşmış. ve canice bir çok deney daha. bunlardan canlı kurtulan eva mozes aradan geçen uzun yıllardan sonra mengele'yi bağışladığını söylüyor, çünki diyor

"ben mengele'yi, bir katili bağışladım, bunu yapmasaydım, bu kinle, bu duyguyla yaşayamazdım. yaşamak için bağışladım. onu tarih yargılasın!"

her nedense en küçücük bir hatayı büyütmek, tepki ve düşmanlığımızı, kin duygumuzu sürdürmek için elimizden geleni yapıyoruz. kinimiz, öfkemiz, sinirimiz büyüdükce hepsi kemirgen fareler gibi beynimizi, düşünce sistemimizi kemiriyor ve affetmediğimiz insanlar daha çok beynimizde var oluyor.

küçük ya da büyük hataları affetmek evet erdemdir, duruştur kolay değildir tam tersine çok zordur. "bu seni affettim ayy gel canım ciğerim " anlamnda değildir." seni afettim çünkü artık senin için, kin ve nefret dahil kötü duygular beslemeyecek kadar yoksun. seni affettim çünkü ruhumu kemirgen farelerden kurtardım. affettim seni artık vijdanın yargılasın ben ruhumu özgür kıldım, seni kendi hapishanene ve oradaki kemirgenlere bıraktım. beni saran kin ve öfke duygularımın beni esir almaması, ruh ve fiziksel sağlığımı bozmaması için seni affettim" demektir.

afetmenin ruhsal ve fiziksel yararları üzerine araştırmalar yapılıyor psikiyatrlar, sosyologlar bu konu üzerinde yıllardır çalışıyorlar. kendi araştırmasını yapan harvard üniversitesi'nden psikiyatrist dr. edward m. hallowell "eğer yaşamınız boyunca intikam peşinde koşarsanız, iki mezar kazmanız gerekir." der.
araştırmacılar, doktorlar evet affedin diyor ama sanırım en güzelini eva mozes kor söylüyor.
"yaşamak için bağışladım"

veda

fiorabella
sözlük anlamı ayrılık olan insanı her hücresine kadar donduran kelime. bir hoşca kal ya da allahaısmarladık gibi değil. daha acı, daha keskin, dönülmez, tarifi yok.
vedaları sevmem ben, bu yüzden gidenlerle hep sessizce vedalaştım. dilsizdi vedalarım. gidenler de dilsiz değil miydi zaten? dünyaya nasıl karanlık, dar bir karından konuşmayı, düşünmeyi, bilmeden geldilerse, aynı şekilde penceresi, kapısı olmayan dar karanlık bir yere gitmediler mi? 28 aralık 2016 tarihine kadar veda denen kelime bu kadar canımı yakmamıştı.

zaman ne kadar hızlı akıyor. annemin beni, bizi bıraktığı koskoca 6 ayı devirmişim. zamanı geri çevirebilsem 6 ay öncesi 28 aralık tarihine gidebilsem ve zamanı orada durdurabilsem. imkansızı bu kadar isteyeceğimi hiç düşünmemiştim. oysa o sabah her şey aynıydı. annem kahvaltı hazırlamış evcek kahvaltı sofrasına oturup son kahvaltımız olduğunu bilmeden son kez güle konuşa kahvaltımızı yapıp işlerimize gitmiştik.

öğleden sonra gelen telefon üzerine hastaneye koştum. "tansiyonu çıkmış" dedi babam." resüsitasyon odasına aldılar" dedi. konduramadım anneme ölümü, o odaya girenlerin çoğu malesef ex olup çıkıyor bunu biliyorum ama konduramadım. üniversite hastanesine sevk edilmesi lazımmış. sonrası ambulans sirenleri. ambulans sirenlerini duyunca hep içim acırdı. bu sefer içim yandı. insanın içinin yanması böyle bir şeymiş.

ve annem getirildiği üniversite hastanesinde hayata veda etti. doktor" başınız sağolsun kalbe stend taktık ama malesef kaybettik" dediğinde dünya başıma yıkıldı. koşmaya başladım. insanlara çarpa çarpa, düşe kalka koştum. kaçıyordum aslında. annemi resüsitasyon odasından çıkarırlarken görmek istemiyordum. "ölmeye hakkın yokkkkkkkkk beni bırakamazsınnnn buna hakkın yok yokkkk" diye koştum, tek isteğim uzaklara, başka boyutlara, başka evrenlere gitmek ve bu acıyı yaşamamaktı.

gerçek ne kadar kaçsanda yüzleşmek zorunda kaldığın bir durum. cenaze işlemleri başladı. morgun kapısında annemi bekledim. çıkartırlarken gene kaçtım. onu öyle görmek istemiyordum. yıkama işlemleri başladı. "gel kızım annene su dök son görevini yap "dedi yıkayan kadın. hayır dedim. seyyar gasilhane arabasının tekerinin yanına bir kedi gibi çöktüm. o içeride yıkanırken yağan karın altında donup ölmek istedim. "tabutu getirin" dedi biri. annemi görmemek için gene kaçtım. kabristana gidildi "cenaze arabasına erkekler binermiş" diye cenaze aracından indirmeye kalktılar beni. inmedim. hoca geldi" kızım günah onun artık bu dünyayla ilgisi yok hadi sen in arabadan ölüye eziyet olmasın " deyince "o benim annem anlıyor musun annem başlatmayın günahınıza" diyerek inmedim araçtan. bir gece önce yatağında yatan annemi o kar yağışının altında toprağa vermek fikri beni boğuyordu. nefes alamıyordum kalbim sanki kulaklarımda atıyor, beynimde şimşekler çakıyordu.

kabristana geldik. araçtan indim. annemi öyle görmeyecektim. mezarlığın başka bir noktasına koştum. annemi en son canlı halinle hatırlamak istedim. veda etmedim anneme. annemin mezarının başında tüm çocuk bencilliğimle "kalk artık kalk karnım acıktı anne kalk saçlarımı tara, çocuk yapıp bu acıyı bırakmaya hakkın yok anne" diye avaz avaz bağırdım.

annemle vedalaşmadım. hangi veda erken değildir ki? onunla birlikte bir yanım da yok oldu. hayatımın önemli dönemeçlerinde yanımda olamayacak. ben evlenip giderken arkamdan ağlayamayacak, anne olduğumu göremeyecek, üzüldüğümde beni teselli edemeyecek. yalnız bıraktı annem beni.

anne sana veda edemiyorum, veda etmek istemiyorum. veda etmeyeceğim asla etmeyeceğim. ne kadar kaçabilirsem o kadar kacacağım seninle vedalaşmaktan.

aleyna tilki

fiorabella
abartılmış balondur. küçük ceylan, küçük emrah versiyonudur. yaşıtları okula giderken, çocukluklarını yaşarken kendisi sahne hayatını seçerek bence hayatının hatasını yapmıştır. şimdi olaya şu yönden bakmak gerekiyor. her şeye çok erken ulaşan ve hayatı hep alkışlardan, beğenilerden ibaret sanan tilki kızımız tehlikeli sularda yüzüyor. kendi yaşını yaşayamadan en az 20 yaş büyümek, geçici olduğunu bilmeden önemli olduğunu zannetmek, şöhret ve kazancının her daim süreceğini düşünmek gibi duygu durumlarına girmesi belli bir yaşa gelince psikolojik tatminsizlik yaşamasına sebep olacaktır. gece ve sahne hayatı kurtlarla dolu olduğundan bu kızın tilkiliği sadece soyadında kalacak.
aslında en büyük suçlu ailesidir. nasıl bir ebeveyn düşünceniz var? tamam kızınız şarkı söylesin hobi olarak gene söylesin ama ufacık yaşta sahnelere çıkarmaya ne gerek var? madem kızınızın yeteneği var, madem sesinin güzel olduğunu düşünüyorsunuz konservatuara gönderirdiniz. madem sahne hayatını layık gördünüz kızınıza önce eline bir meslek verip hayata hazırlasaydınız daha doğru olurdu. şişirilmiş şöhretin pençesine atmak bence büyük sorumsuzluk ve çocuk ziyanlığı başka bir şey değil.

zengin sözlük 1 yaşında

fiorabella
nice yaşlara diyerek bir iki kelam etmek istiyorum. kendi adıma güzel insanlarla birlikte olmak, kaliteli vakit geçirmek, yazarlardan farklı şeyler öğrenmek beni çok mutlu ediyor. her insan farklı bir pencere misali farklı dünyaların yansımasını görüyorum. öğrenmek, hayat boyunca bitmeyen ve sürekli ihtiyacımız olan bir olgu. sözlük ortamları da bu olguya yardımcı platformlar. bebek nasıl emeklemeden yürümez ise sözlüklerler de bebe misali emekleme dönemi geçirirler. biz de böyleyiz. yavaş ama kalıcı adımlar atarak varolmayı sürdürüyoruz. umarım sözlüğün 11. 21. .... yaşlarını da görürüz.

zengin itiraf

fiorabella
unutmak istediğim ve unuttuğumu sandığım bir yaşanmışlığım doğrusu yanlışı nedir bilemediğim bir hatıra öylece çıkıverdi günyüzüne. unutulmaya terkedilmiş bir anı sadece yakın bir dostuma anlattığım olay. yaşadığım 3 aylık bir süreç. ( şimdi herkes öğrenecek )

başka bir platformda sevgi üzerine bir entry yazdım. bir kullanıcıdan "bahsedilen kitabı nasıl bulabilirim" minvalinde bir mesaj geldi. cevap verip mesajlaşmayı uzatmadım. derken bir mesaj daha geldi "kendimi iyi hissetmiyoum erkek arkadaşımla sorunlarım var" dedi böylece başladı arkadaşlığımız.

artık sözlüğe girince önce birbirimize yazmaya başladık nasılsın, günün nasıl geçti diye. artık arkadaş olmuştuk. onun erkek ardaşına çok kızyordum kızı çok üzüyordu o derece samimiyet kurmuştuk. sonra sosyal medya hesaplarından ekledik birbirimizi. bir iki tane fotoğrafı vardı. kendi halinde bir kızcağız. sonra telefon numaramı istedi whatsaptan yazışmaya başladık. "konuşma özürlüyüm kekemeyim takılıyorum konuşurken kuzum bu yüzden yalnızım" falan yazdı. hiç aramadım onu. o da beni. konuşurken takılacak ve stres olacaktı. konuşma engelinden dolayı iş yeri de dahil kimse onunla iletişim kurmadığını yazardı. artık iki ayrı şehirde yaşayan, iki sıkı arkdaş olmuştuk. her yaptığımızı, her şeyimizi ama her şeyimizi birbirimize anlatır olmuştuk.
artık reel çevremdeki en yakın arkadaşlarım bile onu tanıyor olmuştu. adı özlem'di.

çok güzel yemek tarifleri veriyordu. "kuzum bunu yap çok lezzetli olacak" ya da"kuzum kendine bir pembe gömlek almalısın" ' bu gün saçlarını toplamalısın" tarzı önerileri olurdu. bir erkek arkadaşı vardı. ona sürekli giyim tarzında hediyeler alırdı avm ye gittiğinde bana fotoğraf atardı. "kuzum eniştene hangisini alayım" diye. "şu olsun, bu renk gömlek olsun, ya da şu pantolon güzel " diye öneri sunardım benim önerdiklerimi alırdı.

kızsal her türlü konuyu konuşur olduk. işlerimizi, ailelerimizi, her şeyimizi paylaşır olmuştuk. klasik müzik dinlerdi maria callas'a hayrandı. "kuzum bak bu aryayı" dinle diye bana maria callas aryaları yollardı. kitap konusunda bilgiliydi öyle böyle değildi. elinde çok değerli orjinal kitapları vardı. resimlerinden görmüştüm. onlardan bir tanesini doğum günümde hediye etmek istediğini söyledi şiddetle karşı çıktım. "öyle değerli bir hediye kabul edemem dedim."

neyse doğum günümde ki o tarihte izindeydim köye gitmiştik. köyün kasabanın adını biliyor adıma şubeye kargo gelmiş. telefon ettiler gidip aldım. baktım özlem bir kitap bir de müzik kutusu yollamış. açınca bir balerin dönüyor beethoven'dan fur elise müziği eşliğinde.

özlem en yakın arkadaşım olmuştu ki ben rasyonel biriyim sanaldan kimseye değil, reelden kimseye bile kolay güvenemem. ama özlem bu duvarları yıktı. kendi izninde bulunduğum şehire gelecekti. can arkadaşımla sırdaşımla daha çok vakit geçirecektim.

bir gün işyerinden güvenlikten aradılar. "fiorabella hanım biri sizi soruyor kolluk kimliğini aldı aşağı gelseniz iyi olur" dediler. iş yerine ziyaretci ya da kargo kabul edilmiyor bizde." yanlış olmasın ben tanımıyorum verdiğiniz ismi" dedim neyse izin aldım indim bahçeye çıktım güvenlik kulübesinde kolluğun yanında biri var. tanımadığım bir erkek. "fiorabella dedi özlemle ilgili bir konu var" aklıma bin türlü şey geliyor. orada banka oturduk.

ben" özleme bir şey mi oldu daha 2 saat önce yazıştık" dedim. yok dedi. telefonunu uzattı. özlemle whatsap konuşmalarımız , mesajlarımız. anlayamıyordum" ya özleme bir şey mi oldu? siz erkek arkadaşı mısınız diyorum?" sadece bakıyor "özlem yok hiç var olmadı "nasıl yani" dediğimi hatırlıyorum.

"erkek olduğumu söyleseydim benle yazışmazdın. sonra da söyleyemedim" dedi. boğazıma bir yumru oturdu. yutkunuyorum gitmiyor. sanki biri boğazıma ip geçirdi sıkıyor ha sıkıyor. beynime bir şey oldu uyuştu elektirk çarpmış gibi her tarafım karıncalandı. o bir şeyler anlatıyor ben duymuyorum algım kapandı kalktım yanından işyerine geri döndüm. ama halen şoktayım. ellerim ayaklarım titriyor. telefonumu aldım." şaka olduğunu söyle" yazdım.

sonra uzun uzun yazdı anlatmış her şeyi. daha cevap vermedim ve engelledim. o suçluydu harun abi olduğunu söylemedi. ben suçluydum çok kolay güvenmiştim. bu olayı olabildiğince çabuk unutmaya çalıştım. özlem ah özlem sanal bir figürdün ama beni en iyi sen anlıyordun. sonrası bunun yaşanmamış olduğunu düşünmeye çalıştım. o kitabı ve müzik kutusunu atmadım para ve emek harcanan hiç bir şeyi çöpe yollama hakkını kendimde bulmam özellikle hediye ise. onları bir kutuya koydum ve dolabımın çok sık kullanmadığım bölümüne bir yerlere sakladım. ne yapacağıma sonra karar veririm diye. öyle unutmuş gitmişim.

üç küçümen yeğenimin dolabımın o bölümünü karıştırasıları tutmuş. bir baktım ortancasının elinde o kutu. kutuyu halen ne yapacağıma karar veremedim. sadece anıları tozlu raflardan çıkardı. çabucak yerine kilitlemeli.

yoo hayır paranoyak olmadım ama daha temkinli yaklaşıyorum. yazılarından erkek olduğunu anlamadım. güvendiğim için irdelemek de aklıma gelmedi. bir gün biri size kekemeyim konuşamıyorum yazarsa mutlaka ve mutlaka teyid edin. skype imiş, whatsap imiş bunlar hikaye.

zengin sözlük projesinin battığı gerçeği

fiorabella
sözlüklerin sol akışları yazarların kendi zevklerine, bilgi ve ilgi alanlarına göre şekillenir bu bağlamda belki biz boş konularla ilgilenmiyoruzdur. aşk hezeyanları görmek istemiyoruzdur. belki de x kız y erkek konularına ilgi duymuyoruzdur. sakinliği seviyoruzdur belki de kime ne? kaos ve polemik istemiyor olamaz mıyız?


insan

fiorabella
karanlıkların efendisi, lucifer'in dünya şubesi. en tehlikeli canlı türü. renk, ırk, cinsiyet farketmeden her canlıya her kötülüğü gözünü kırpmadan yapabilen, istediği olmadığı zaman yakıp, yıkan, yok eden yaratık.
çok azı insan kalabilmeyi becerebilen bu ırk "ez - parçala - öldür" komutunla hareket eder. yüzyıllar boyu önce birbirine düşman olmuştur, sonra hayvanlara, sonra doğaya kısaca güzel olan her şeye bir nefret besler. aslında insanımsı demek daha doğrudur. bazen hayvan denir ya, bu yalnştır bence. hangi hayvan canavarca hisle tasarlayarak adam öldürür? (insan için kıta avrupasından aldığımız hukuk kurallarında bu madde vardır. )
hangi hayvan bir bebeğe tecavüz eder?
hangi hayvan kürkü için bir insanı öldürür?
hangi hayvan ırk kıyımı ve soykırım yapar?
hangi hayvan silahlanır?
hangi hayvan insan sürülerini zehirler?
bu sorular uzar gider.
kendini sözüm ona güçlü gören insanımsılar insan kalmayı başarabilmişlere ve hayvanlara cehennem hayatı yaşatırlar. peh güç mü? insan gücünü zekasıyla desteklerse, olumlu işler yaparsa güçlüdür. kendinden güçsüzü ezerek, öldürerek değil. bunları yapan insan aşşağılıktır.
insan olmak ile insan kalabilmek arasındaki farkı kaç insan ayırt eder? sanırım insan olmanın erdemi de bu farkta saklı.

fugu

fiorabella
japon mutfağının tehlikeli yemeğidir. balon balığı, diğer ismiyle kirpi balığının karaciğerinden yapılır. balon balıkları, altın zehirli kurbağalardan sonra dünyanın ikinci ölümcül canlısıdır ve karaciğerlerinde tetrodotoksin maddesi bulunur. bu madde siyanürden daha güçlü bir zehirdir. önce kasları felç eder daha sonra solunumu durdurur.
fugu ölümcül olduğu için fugu şefleri 3 yıl eğitimden sonra ahçı olurlar ve diploma alırlar. fugu'lar pişirildikten sonra krizantem şeklinde dilimlenir ve öyle servis edilir. krizantem çiçeği japon kültüründe ölümü sembolize eder. japonya'da her yıl fugu yediği için yüzlerce kişi ölür. yüzlerce kişi hastanelik olur.
bu japonlar biraz garip düşünün kim zehirli bir yiyeceği ölümü sembolize eden sunumu ile yer?

yat sat tat ksanikam

fiorabella
"her şeyin süresi göz kırpmak kadar kısadır" anlamına gelen hintçe bir cümle kalıbı. budist öğretilerinin kurallarından biri.
melih cevdet anday'ın " troya önünde atlar" şiirinde geçen bir söz.

“zamanı uzatmak da elimde değil,
kısaltmak da. yat sat tat ksanikam.
bak, gözümü kırptım, her şey geçti gitti,
yarın dündür, dünse daha gelmedi.”

insanın kendisine yolculuk yapmasını sağlayan bir cümle kalıbı. koca bir ömrü bir göz kırpma süresi içinde görebiliyoruz. yine bu birkaç saliselik sürede şu koca dünyada kim bilir kaç kişi doğuyor, kaç kişi ölüyor?
dün, bugün, yarından ibarettir hayat. dün yaşandı bitti. bugün yaşanıyor. yarın ise meçhul. hep birlikte göz kırpıyoruz. aslında işin gerçeği o ki, birimizin düşünün sürdüğü yerde, bir diğerimizin gerçeği başlıyor.

bunca insan yalnızken neden bunca insan yalnız

fiorabella
kaybedenler kulübü filmden nejat işler'in sorgulatan repliği.
güven duygusunun yok olması, önyargıyla yaklaşım yalnızılığı bir tercih sebebi yapıyor.
duyguların hızlı tüketimi, sosyal medya, yazılı ve görsel basınla reklamlarla yapılan sahte şeylere benzeme çabalarının verdiği sıkışmışlık yalnızlık olarak anlamlandırılıyor. e doğal olarak herkes kendi yalnızlığının derdine düştüğünden diğer yalnızlardan habersiz olamama durumuna geliniyor.

kol saati

fiorabella
zaman göstergesine daha kolay ulaşabilmek için bileğe takılandır. cep telefonlarının ortaya çıkmasıyla sadece aksesuar olarak kalmıştır. ne cep telefonumun saatine ne de bilgisayarımın saatine bakarım. kolumdaki saatten bakarım zamana. ayrılmaz bir parçam gibidir. öyle rolex olsun, seiko olsun takıntım yoktur. hoşuma giden her modeli alırım. aksesuar işlevselliğinin dışında bana zaman kavramını hatılatır.

murathan mungan
“her şeyi zaman varken yapmak gerek. geciktirilmiş sözler, askıya alınmış hayaller, ertelenmiş itiraflar, gerçekleştirilmeyen buluşmalar; bir gün hepsi size pişmanlık olarak geri dönmeden önce, henüz vakit varken" der ya. her baktıkça periyodik zamandan ötesini gösterir bana.

kol saatinin argo jargonda da bir anlamı vardır neyse orasını karıştırmayayım. (swh)

leonardo da vinci - son akşam yemeği

fiorabella
leonardo'nun en büyük eseri olarak kabul edilir. hz. isa ve havarilerinin son akşam yemeğini tasvir eden ressam, resimdeki her yüz için milano sokaklarında model aramış ve resmi 3 yılda tamamlamıştır. da vinci bu tablosunda da diğer yapıtlarında olduğu gibi matematiksel ve geometrik teknikleri kullanmıştır. resimdekilerin tek tek duygularını yansıtmayı başaran ressamın bu tablosu hakkında özellikle hiristiyan dünyasında tartışmalar halen sürmektedir.

kutsal kitaba göre son akşam yemeğinde hz. isa ve havarilerinin kutsal kaseden şarap içip ekmek yemişlerdi. ancak da vinci'nin resminde ne kase, ne şarap ne de ekmek görülmez. ayrıca hz. isa'nın solunda olan kişinin genç yuhanna mı yoksa magdalalı meryem mi? olduğu tartışmalar arasındadır.

zengin itiraf

fiorabella
hayvanlara ve çocuklara zarar veren insanlardan nefret ediyorum sözlük. bir sineği bile öldürmemek için dakikalarca camdan çıkarmaya uğraşan ben, bu tip canileri görünce öldüresim geliyor. parçalamak istiyorum onları. dün akşam o köpeği keyfi için ezen aşşağılık insanın telefon numarasını yayınlamışlar. whatsapına köpek resimleri yollayıp, katil olduğunu yazıyorum. sinirim geçmiyor. üzüntüm geçmiyor. facebook hesabını buılmuşlar gördüğüm her resmin altına öfkemi yazıyorum. dayanamıyorum ya gerçekten içim acıyor. başıma ağrılar giriyor. hayvan sevmeyen insan da sevmez. o hayvanlar kendilerini savunamıyorlar diye onları canice öldürmek nedir? aşşağılıklar ya yeminle ölmeleri gerek bu insanların. dünya biraz hava alsın. o katilin telefonuna son bir mesaj attım "git kendini öldür" yazdım. eğer intihar edip geberirse çok sevineceğim.
bunları yazarken utanmıyorum kötü insanlar ölmeli, can alan her insan kötüdür ve kötülük yapmaya devam edecektir. zevk için hayvan öldüren zevk için insan da öldürecektir.

interaktif sözlükler ağustos 2017 sıralaması

fiorabella
itibar edilmemesi gereken sıralamadır. günde 10 entry girilmeyen sözlükler üst sıralarda olunca bir gerçekliği kalmıyor. bu konuda kanzuk bir açıklama yapmıştı. parayı verdiğinizde ilk sırada bile görünürsünüz. debe entry'lerini bile 48 saat itibariyle yayınlayan bazı sözlüklerin üst sıralarda olması bile bu listenin gerçek liste olmadığının kanıtıdır. bırakalım kendi kendilerini kandırsınlar.
söz konusu sözlükleri inceleyince zaten gerçeği büyük puntolarla görmek mümkündür. uyduruk listeleri baz almadan yazmaya devam.

klein mavisi

fiorabella
1928 doğumlu yeni akımcı Fransız ressam Yves Klein'in renkleri denerken bulduğu ve 1960 yılında patentini aldığı renktir.
klein mistisizme ilgi duyan bir ressamdı. ona göre mavi sonsuzluğa açılan bir kapıydı. bir kısım sanat tarihcilerine göre de klein mavi rengi pişmanlıkla ilişkilendiriyordu.

sözlük yazarlarının başlarına gelen ilginç olaylar

fiorabella
hiç unutmam bir cumartesi akşam üstü eve dönerken yolda bir cüzdan buldum. kabarık bir erkek cüzdanı belli içinde para var. "bari semt karakoluna götüreyim sahibi oradan alır" diye cüzdanı elime aldım." belki içinde sahibinin ehliyeti falan vardır" diye cüzdanı açtım. birkaç tane aynı isimli kartvizit vardı. ehliyettteki isimle aynıydı. bende karakola gitmeden orada yazılı cep telefonunu aradım. cevap almayınca telefonu kapattım. neyse karakola gittim. önce içindekileri tutanak halinde tutturdum. öyle ya adam "paramda eksik var" falan diyebilir. karakoldan çıktım eve geldim.
saat 22 gibi telefonum çaldı. açar açmaz kadının teki beni sorguya çekmeye başladı. " kocamı nerden tanıyorsun vs.vs" "yahu sizin eşiniz kim "diyorum. kadın dinlemiyor viyaklayıp duruyor. kadınla tartışmaya başladık. "kocamın telefonuna bu numaradan çağrı gelmiş" 20 yıllık evliliğim var diye kadın ağlıyor zırlıyor. sinir oldum. "benim ne işim olur senin kocanla babam yaşında adamla" falan diyorum. e 20 yıllık evliyim deyince otomatikman adam 40'lı yaşları devirmiştir diye düşünüyorum. sonra aklıma geldi "çağrının geldiği saat akşam 18 civarı mı "diye sordum evet dedi. "hanımefendi eşiniz cüzdanını düşürmüş karakola teslim ettim kartvizitteki numarayı aradım haber vermek için" dedim.
kadın evde kocasının telefonunu kurcalamış isimsiz numarayı görünce kayıt etmiş beni aramış.
bir daha değil cüzdan altın dolu kasa bulsam yeminle üstüne basıp geçerim. gerçi kadın sonradan defalarca özür dilemek için aradı ama sinirim bozulmuştu bir kere.

kediciğe destek olalım

fiorabella
insanlar cehenneminde bir pisiye elini uzatan güzel yürekli arkadaşımıza destek olalım dediğim kampanyadır. destek olmak isteyene özelden bilgileri ve bu güzel yürekli insanın sosyal medya sayfasını paylaşacağım. 5-10 demeden destek olalım. canavar ruhlu insanlar köpekleri, kedileri katlederken çaresiz kalıyoruz. elimize bir fırsat geçti bence değerlendirelim.
pisimiz bu.

onu sahiplenen güzel yürekli insan sağlığı hakkında şu açıklamada bulunmuş.
""Olive i bir ay önce gozleri cok kotu halde ölmek uzereyken buldum. cok agir göz enfeksiyonunudan goz bebekleri dahi gorunmuyordu. Yapilan tedavi sirasinda kor oldugu ortaya cikti. basit bir enfeksiyon gorememesine sebep olmus. prof. murat saroglu tarafindan mikro cerrahiyle bir operasyon gecirecek. yuzde elli gorme sansi var. bu oldukca masrafli ameliyat için yardimlariniza inanin cok ihtiyacim var. uc, bes demeden yardim edilirse paranin en kisa zamanda toplanacagina eminim. ilginiz için simdiden tesekkur ederim.""

one of us cannot be wrong

fiorabella
leonard cohen'in 1967 yılında çıkarttığı "Songs of Leonard Cohen" albümünde yer alan şarkılardan biridir.
şarkının gerçek hayattan alınan hazin bir hikayesi vardır. cohen bu şarkısını gitar hocası" nico" için yazmıştır. nico ortayaşlı bir gitar öğretmenidir. soylu bir ispanyol ailenin 18 yaşında ki kızına gitar dersi vermektedir. daha sonra öğrencidi ile aralarında büyük bir aşk başlar. aile bu olaya karşı çıkar ve kızlarını alarak ispanya'ya giderler. nico bunalıma girer ve tedavi görmeye başlar. ancak bir faydası olmaz ve intihar ederek hayatına son verir.
şarkının sonunda ki o la la la nakaratı nico'nun o yakarışına çaresizliğine tanıklık eder. bir erkeğin çıldırma noktasına eşlik eden ıslık sesi sizi yerden yere vurur.

ah müjgan ah

fiorabella
senaryosunu safa onal'ın yazdığı, mehmet dinler'in yönettiği, başrolerini sadri alışık ve esen püsküllü'nün payşatığı 1970 yılı yapımı filmdir. hayat dersleri ile doludur. sevg ve para tercihini gözümüze sokar. senaryo her ne kadar bilindik olsa bile sadri alışık'ın duyguları ete, kemiğe büründürdüğü o muhteşem tiradı "ah müjgan ah" filmini bambaşka bir boyuta taşır.
ve para için sevgisini satan tüm aşıklara en güzel tokattır bu tirad.


erzincan ordu evinde kediye yapılan işkence

fiorabella
al bir insan formu daha. seri katillerin ve bilerek, isteyerek, tasarlayarak adam öldüren canilerin geçmişlerinde hayvanlara eziyet vardır. zamanla hayvana eziyet onu tatmin etmez ve canice hislerini insana yöneltirler. bu mayası bozuk umarım ona tepki vermeden seyredenlerden başlar işkenceye. gebersin. acı çekerek can versin, ölmek için yalvarsın. pislik!!!!

kedi katili taner hepşen

fiorabella
kendisi kedi katilidir. bu sıfata iyi bakın. "askerliğe yakışmayacak davranışlar sergilemesi" nedeniyle dava açılmış. ondan önce rütbeli orduevinin kapısından girmiş. bu döl israfı rütbeliye kızmış. hırsını masum kediden almış. seyirci kalanlar da tutuklanmış. bunlar ölseydi şehit oldular ile ağlayacak yas tutacaktık. geber inşallah. pislik. boğ kendini. ifşa etmenin yasal sorumluluğunu ben alıyorum. bu bağlamda suç değil çünkü, toplumu infiale sürüklemek, canavarca hisle canlıya zarar vermek, toplumun psikolojisini bozmak suçunu işlemiştir.
sıfatından belli cani olduğu. biz seni askerlik yap diye besliyoruz andaval. rütbeli subaya kızıp kedi öldür diye değil.

zengin sözlük nostaljik müzik saatleri

fiorabella
yoğun geçen haftanın son çalışma gününde nostaljik türkülerlerle şenlenen saatlerdir.

türkiye'nin az bilinen değerlerinden bir olan tülay german'dan


cahit oben'siz olmaz. "halimem" diyelim sözlük.


selda bağcan'ın sesinden dinlenesi en güzel türkülerden biridir.


tabii ki de cem karaca'da olmalı ve "emmoğlu" demeli

çorum'da köpeğe tecavüz eden adam

fiorabella
tez zamanda ilgili organı kesilip münasip yerine koyulması gereken pisliktir. pislik kelimesi bile bir payedir bu mendebura. görünce dayanamadım bu dünyaya bir kere daha lanet okudum. bu duruma duyarsız kalan tüm insanların yüzüne tükürmek istedim.
kendi imkanlarımla bir yerlere ulaştım telefon görüşmeleri yaptım ve bu pisliğin ifadesine kadar ulaştım
çorum ili, sungurlu ilçesi, ikizli küyünde yaşayan kazım katiner denen 85'lik bir moruk olduğunu öğrendim. "ben hacca gittim, hacıyım köpeğe bir şey yapmadım" demiş. ulan şerefsiz köpeğin arka bacaklarını kaldırıp bilmemnerene dayarken ne yapıyordun?
jandarma köpeği ve sapığı almış. yarın köpek veteriner hekim tarafından muayne edilip rapor tutulacakmış.
gelelim bu fotoğrafları çeken insanımsılara. adamı o halde gördün fotoğrafını çektin tamam. yerden bir taş alıp kafasına indiremedin mi? yoksa çekerken keyif mi aldın? tabii olayın sonunu bekleidn değil mi? porno sitelerine satacaktın.nasıl için elverdi. zulme seyirci kaldın.
yahu şu pislik moruğun boynunu sıkamadın mı?
nereden baksan insanlık dışı. nefret ediyorum bu insanlarla aynı ülkede yaşamaktan, aynı havayı solumaktan.
ya köylüye ne demeli? bu pis herifi ifşa edip köy meydanında çırılçıplak soyup ıslak odunla dövüp köyden atmazsanız adam değilsiniz.
bir de gazeteler k.k diye kısaltmış sapığın adını da yazmamış. sansürünüze tüküreyim. kazım katiner seni ben ifşa edeceğim rezil edeceğim pislik seni. ekşi sözlükte adını, yaşını ifşa ettim. umarım okuyan bir köylün çıkar.
http://www.ajanimo.com/corumdan-igrenc-olay-kopege-tecavuz-ederken-goruntulendi/

anın görüntüsü

fiorabella
işten yorgun argın gelinir. biraz ruh dinlensin diye judas priest "painkiller" şarkısı dinlenip, klibi izlenmek istenir. ışık kapatılır. mum yakılır. merk adam ortaya çıkar. mehter marşı gazıyla viyana kapılarına dayanan osmalı ordusu misali masanın üzerine atlar ve ağzından o atarlı miyavlama çıkar. "o satanist buraya gelecek"

sabire meltem banko

fiorabella
sanal platformların korkulu rüyasıdır. şaka şaka. o değil de bu ne ağır işsizliktir. sabire oturup tek tek ne yazılmış okuyor. burada yazacaklarımı da okuyacaktır. devletin mahkemesini, savcısını, hakimini, kalemini kağıdını, en önemlisi zamanını boştan işlerle meşgul etmek diğer hak arayan vatandaşların hakkını gasp etmektir. cinayeti var, tecavüzü var, gaspı var. insanlar haklarını aramak, dosyalarının ivedilikle işlem görmesi için sıra beklemek zorundalar. kanunları keyfiyetine kullanmaya devam ettikce insanların mağduriyetlerinin artmasına sebep oluyorsun.
1 yıldır mahkemlerde hak arıyorum. annemi ölüme götüren doktor için mücadele veriyorum bir kararı 8 ayda çıkarttırdım. ne bu ya? okuyorsan bence bağırsak hareketini yaptığın için utanma. o canlılarla ilgili bir mekanizma işleyişi, sen adaleti ve mahkemeleri oyaladığın için utan.
o kadar dava açıp karar çıkarttın ki bence senin için harcanan kağıtlar için yok olan ağaçların yerine tema vakfına bağışta bulun.

not: işsiz yeminle ağır işsiz. silinen yazımda da buna benzer şeyler yazmıştım. hukuki yönden sakıncalı diye sabire'nin mahkeme kararı ile silindi. bunu okuyan savcılık makamı hukuken tek bir sakınca göstersin tamam derim. hukuken değil sabire için sakıncalı ibaresi kullanılsın.