confessions

fiorabella

1. nesil Jurnalci - hassas

  1. toplam entry 1198
  2. takipçi 66
  3. puan 36218

sözlükte değerli olduğunu düşünmek

kozmos
Beyni fırına verilip 200 derece pişirilmiş insan işidir.

İnternet sayesinde var olan bir insanın hissiyatı bu, anlamış değilim, neyin özgüveni bu amına koyim. Modemi kapattığım vakit sonsuza kadar yok olacak insan, tanrıcılık oynuyor aklınca. Yıllardır internetin içindeyiz, şahsım adına ekseriyetle sözlüklerle hemhalim yıllardır, böyle tipleri gördük hep. Ara form diye nitelendirilen insanlar bunlar. Kalıcılığı yok. Dijital bir ekranda görünüp kaybolan silüetler sadece.

Dış dünyada elde edemediği ilgiyi sözlük veya sosyal medya aracılığıyla devşirmeye çalışan insana acıyorum yalnızca. Organik ilişkiler kuramıyor ki böyle bir işe girişilmiş, yazık, cidden yazık.

sürüden ayrılanı sürü kapar

ontolojik sancilarimin merhemi
sürüler ayrılınca içinde kaldığı kalmayı seçtiği veya kalakaldığı ayrıcalıklı gizemli mafyatik minyatür sürü onun sonu olur. büyük demokratik ve kamusal sürü bunu affetmez. Ve Sonunda linç türkiyem olur.

kamunun olduğu yerde linç kaçınılmaz. eğer kimse kimseyi linç etmezse sodom ve gomora'yı yeniden yaşarız; sevgi aşmaması gereken bir sınırı aşar ve kamunun yerini tek tük ikili ortaklıklar alır (kimsenin içi, başkalarının şortunu inceleyecek kadar dışına çıkmaz). bir iç yaratmak istiyorsak bir şeyleri dışarıda bırakmamız gerekir ve zaten bunun için, bu sistemin neye dair olduğunu anlamak için de, dışarıya attıklarına -çöplerine- bakarız. bir insan için de geçerli bu: neye tahammülümüz yoksa o anlama geliyoruz. bu dehşet verici bir şey.

zengin itiraf

sos
her 5 entry'den 4'ünü girdikten sonra editliyorum. bir şey eklemek istiyorum veya bir düzeltme yapmak istiyorum. edit yazma gereği duymuyorum ufak değişiklikler olduğu için... fakat anlatımda veya entry'de kökten bir değişiklik yaptıysam veya diğer durumlarda edit olarak belirtiyorum.

libido

ontolojik sancilarimin merhemi
Zaman zaman ket vurulabilen. Nedense, insanların birbirlerine ulaşmalarının kolaylaşmasıyla libidoya vurulan ketler geldi aklıma. cep telefonu uzak olanı yakın kılarken yakın olanı uzaklaştırdı. yüksek libido yüzünden insanlar genelde birlikte olamıyorlar/olamazlar. çiftlerden birinde gözlenen aşırı enerji veya istek, çeşitli marazi eğilimlerle kendisini gösterir. bu da bir tarafın memnuniyetsizliğine yol açar. libidoyu dilimize alırken genelde biraz savurgan davranırız. hormonlarımızla oynayabilen bir şeyden söz ediyoruz; egonun kendisini ödüllendiriş biçiminden. yüksek libidoysa göze çoğu zaman, cazibeli gelmenin aksine, ürkütür. elbette partnerimizle aşırı hareketli, çeşitlilik dolu anlar yaşayabiliriz; ancak sonuçta iki taraf da eksiksiz şekilde mutluysa orada libido tam da akması gerektiği gibi akmış demektir. yüksek libido hoşnutsuzluktur diyeyim, büyük laf edeyim entryi kısmak adına.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

ihtiras limani
Bir köprü başında durmuş güneşin batışını izliyorsun nehrin denizle buluştuğu ufukta. Gelip geçenlerden biri gelip duruyor, seninle izliyor güneşin batışını ve çekip gidiyor sonra. Ne deniz ne yol ne nehir seni alıp götürür. İçindeki aşk güneş gibi çekip gider. Doğan ay yalnızlığındır, sensindir ama aşktan sızan ışıktan ne kadar payını aldıysan o kadar. Kendiliğini yeniden sevmektir yalnızlık başkasını sevmek için dans pistinden kendi yerine geçip dinlenmekten fazlasına yaramaz bu zamanda. Bırakın ellerinizi bırakan bıraksındır.

kontrolsüz kontrol manyağı

kozmos
Üst edit; lan farkına varmadan bir kavram mı yarattım acep. Demek böyle zengin olacağım. Para...

Elinin uzanabileceği her şeyi, arkadaş çevresini, iş hayatını, özel hayatını vs. saplantılı şekilde kontrol etmek isteyen ancak bunun dengesini, ayarını tutturamayan insandır.

“Beyaz bir sayfa” düşüncesi ile dönem dönem “temizlik” yapar, genel temizlik.

Ama kirli ellerle temizlik yapılmaz. Ya O kirli elleri keseceksin, ya ellerini kirleten fikirleri çöpe atacaksın ki, gerçekten gerekli bir temizlik yapınca da yaptığın temizlik tartışılamaz gereklilikte ve dürüstlükte olsun.

Yoksa sadece mide bulandırırsın. Böcek gibi görünürsün göze. Ona göre.

ispanyolca

moviebird
Yıllarca İspanyolca tercümanlık yapmamama ve dili iyi bilmeme karşın hiç bir İspanyol arkadaşım yok. Ben bu dili neden öğrendim diye düşünüyorum bazen.
Neden arkadaş bulamıyorum ona karşı bir açıklama getiremiyorum. Böyle giderse iyice soğuyacağım. Keşke İtalyanca için bu denli uğraşsaydım. En azından onlarla daha iyi anlaşıyorum.
Bir çok foruma, facebooka ve her türlü sosyal mecraya arkadaş aradığımı yazdım ama her nedense kimse beni sallamıyor.

monster degree

ihtiras limani
Kendisi hakkında yazdığım şeyi okuduktan sonra bahsi geçen yazarı seri favlayan tacizci küfürbaz yazarların biricik destekçisi.

Not : bunu favlayabilmek ciddi bir dip seviyesi. Bu seviyeye gelene kadar ne yaşadı çok merak ediyorum.

zengin sözlük yazarlarının tespitleri

ihtiras limani
aşık olma ali, hayatı bir temanın renkleri, sesleri içinde yaşamaya benziyor. aşk hayatı algılayışımıza ve yaşayışımıza yayılıyor. bir misyon edinmiş gibi, bir amacımız vrmış gibi bir hale bürünüyoruz. bunu arzuladığımız için bu olmuyor, aşk kendi kendine, yaşam tarzımıza, günü geceyi algılayışımıza sızıp yayılıyor. her şeyin rengi değişiyor. bize bu etkiyi yapabilen insanların sayısı sınırlıdır. o yüzden aşk yalnızlıktan bir süre sonra bile olsa çabuk ayrılır.

zengin sözlük yazarlarının tespitleri

ontolojik sancilarimin merhemi
çocukluğumuzdan itibaren, bağımlı konumumuzun çaresizliği içinde anne ve babamızın beklentilerine karşılık vermeye çalıştık hep. bu bizi onlara gittikçe daha da bağımlı kıldı. onlara tabi kaldık. sonrada iyiyi, kötüyü, dostu düşmanı ayırt edebilmek için dayatılan, gelenekselleştiren kurallar, talimatlar bütününe boyun eğdik. iyi de neden? neden bizim dışımızda gerçekleşen her şeyi, insanları algılayışımız, önceden programlanmış çizgi üzerinden gerçekleşiyor? bu mu açıklık? doğru olan bu mu? yaşadığımız psikolojik baskının %80'i anne/baba kaynaklı. bizden bekleneni layıkıyla yerine getirme dürtüsü.. ailenin bakış açısıyla duruma baktığımızda niyetler devreye giriyor. daha iyi hissetmek, iyi bir okul, iyi bir iş, ferah bir hayat sürmek vs.. altında daima bizim iyiliğimiz kaynaklı nedenler yatıyor.

peki insan beklenti olmaksızın, kendine tabi kalarak iyi bir bölüm iyi bir iş, ferah bir hayat süremez mi? kendi doğrularını, ayırt etme mekanizmasını çocukluğundan itibaren kendine, kuramaz mı? neden hep başkalarını memnun etmeye çalışmakla geçiyor hayatımız? ne kadar mutluyuz dayatılan kuralları uyguladığımızda? varoluşumuzun temelinde yatan özgürlük dürtüsü tüm bunlar tarafından sekteye uğratılmıyor mu? özgürlük yoksunu değiliz elbette.. fakat bir zamanlar anne ve babalarımızın irade ve isteklerine uymak zorunda kaldığımız süre boyunca aslında kendi gözlerimizle görme olanağını yitirmedik mi hepimiz? bunları düşündüğümde çaresizliğimizin, boyun eğişlerimizin boyutunu görüyorum. aktarılan davranışlar ve ona tabi kalışlarımız neticesinde çoğu zaman gerçekten dostça davranan insanların kuyumuzu kazdıklarını düşünebiliyoruz. ya da tam tersi. otoriteler bize neyi yöneltiyorsa beklentilere uygun olarak filtre edip yaşayıp duruyoruz. onların algılamak istedikleri gibi algılıyoruz hayatı. yetilerimiz daha doğar doğmaz törpülenmeye başlıyor ve giderek yok oluyor.

sonra bizlerden mutlu hayatlar, umutlu bakışlar bekleniyor. iyi de nasıl olabilir ki? başkalarının yaşadığı, deneyimlediği hayatı eksiksiz bir şekilde yaşamaya devam ederek nasıl mutlu olabiliriz ki.. bence mutsuzluk genetik miras bizlere.. anne babalarımızın hayatlarını yaşadığımız kısır bir döngü burası..

ferdinand hodler

ontolojik sancilarimin merhemi
19.yüzyıl isviçre sanatının tanınmış adlarından biri. Yerel bir peyzaj ressamının yanında öğrenimine başlar sonra barthelemy'le çalışmak için cenevre ardından rubens ve velazquez'in sanatını incelemek için madrid'e gider. Paris dünya fuarında altın madalya kazanır. Fransız yurtdışı lejyon'unda subay olduktan sonra alman ordusunu suçlar ve alman müzelerinden kovulur.

Ferdinand'ın konuları peyzajlar, portreler ve grup kompozisyonlarını kapsar. Gauguin'in etkisindeki sanatçı daha sonra figürlerin ritmik düzenlemeleriyle karakterize “parallelism” ( paralelcilik) adlı ünik bir üslup geliştirmiştir.


(bkz:the dying valentine)

the dying valentine

ontolojik sancilarimin merhemi
Gode-darel.. kanserden ölmekte olan hayat arkadaşının yaşadıklarını gözlemleyerek yapılan bu trajik imalı imge golde darel'in hastalığını belgeleyen dizinin sonuncu resmi. Kadının ölümünden ertesi gün tamamlanan bu resim; acı dolu bir içtenlikle yüklü ve onun ölümünün sanatçı üzerindeki duygusal yıkımını yansıtır. Hadler bu resimde kadının acısı ustalıkla yakalamıştır.


insanları kendinden uzaklaştıran kişi

kozmos
“Kaliteli hayat” kisvesiyle bunu yapıyorsa kalitesini ispatlamış insandır. En azından gören gözlere.

Yani Yemezler.
Neden?

BaZı insanlar bunu dönem dönem yapıyor, sanki çevresindeki olaylar, insanlar ve şeyler tamamiyle kontrolü dışında gerçekleşiyormuş gibi. Sanki habersizce olmuş her şey.

Sen nesin o zaman la? Bu kadar kontrolsüz biriysen de hayatına herkesi alıyorsan, anılar biriktiriyorsan onlarla, yüzüne gülüyorsan ve sonra kontrolsüz bir kontrol manyağı olduğunu anımsayıp;

“ımm ya ben bi temizlik yapayım hayatımda” diye düşünüyorsan bu senin manyaklığından bihaber insanın suçu mu?

O dakikaya kadar kaliteli olan ama senin “o dakikan” dan sonra kalitesiz olan insanın suçu ne?

Ne olduğunu dahi anlamadan kıçına tekme atmak kolay da insanların, en azından “kaliteli yaşam” gibi bir sıçmık gölgesinde yapılmasa bu. En azından “kontrolsüz bir kontrol manyağıyım” ya da “böyleyim ben işte, malın teki” falan denilse eyvallah.

Temizlik yaptığını iddia ederken bile kirli davranmayın yani. O iki yüzlü temizliği Sikerler.

kıskanılmak

ontolojik sancilarimin merhemi
Anlamsız geliyor bana. Fakat dünya anlamsız şeylerden de oluşabilir zaman zaman ve yer yer. tutarlılık ararız, ancak evrenin geriye kalanı tutarsızlıklarla doludur. deyim "anlam vermek"tir, çünkü taşıdığımız anlama katlanamayıp, onu bazı "içi boş" şeylere devrederek ondan kurtulmak isteriz. tümüyle anlaşılabilir bir evrende yaşayıp yaşamadığımız sorusu riskli bir soru bence. (: daha iyiye gitmek isterseniz anlama fetişimiz üzerinde düşünmenizi önerebilirim. kıskanılmanın hayatınızın bu noktasında başınıza gelmesi durumu ön planda sanırım. eğer bir müddet için onu kıskanıyormuş gibi yaparsanız kutuplar yer değiştirebilir. özellikle bu tip "katiller" rollerinin çalınmasından hiç hoşlanmazlar.

cumhuriyet halk partisi

sos
bu parti maalesef kendi kendini bitirir. her şeyi eline yüzüne bulaştırmada üstüne yok. böyle giderse ancak yerinde sayar ilerleyemez. ülkenin bu makus talihi değişecek gibi durmuyor, gidişat hiç iç açıcı değil...

zengin sözlük yazarlarının eften püften başarıları

sos
youtube'da attığım her 5 yorumdan 3'ü en beğenilen yorumlar arasına giriyor. hal böyle olunca yorumumun altına bazen tepkiler gelebiliyor. ulan ne çok uzman var şu memlekette... ben videoya yorum atıyorum yani muhatabım videoyu yükleyen veya videodaki şahıslar iken sanki yorum bölümü tapulu mallarıymış gibi izleyenlerden de kimi ayar veriyor (güya) kimi çok bilmişlik taslıyor... bi bitmediler gittiler.

bir insanı tanımak

ontolojik sancilarimin merhemi
dinamik bir süreçtir ve hiçbir zaman tamamlanmaz.

birbirlerine yaklaşan bilardo topları, birbirlerine en fazla çaplarının toplamı kadar yaklaşabilir; sonra her şeyi bitiren dokunuş gelir ve yaklaşma yönlerine, hızlarına ve diğer birçok parametreye göre uzaklaşmaya başlarlar. bu da tanıma eyleminin bir başka boyutunu gözler önüne serer: asimptotik oluşu. yani yaklaşabilirsiniz, ama dokunamazsınız. orada hep bir öz vardır, ulaşamayacağınız..

gönül

avni
orhan gencebay'la 70'li yılların başına zerrin özer'le ise aynı on yılın sonlarına gidip gelinen şarkı. duman' da yorumlamış 2012'de ama aynı tadı vermiyor.

bence zerrin özer'le zirve yapan ve zerrin özer'i meşhur eden şarkının sözleri de şöyle.

nedir bu çektigim senden
gönül derdin hiç bitmiyor
yediğin darbelere bak
bu da mı sana yetmiyor gönül

her çiçekten bal alırsın
her gördügünle kalırsın
sen kendini ne sanırsın
belki birgün uslanırsın gönül

uslan artık deli gönül
bak gelip geçiyor ömür
uslan artık deli divane gönül

dünya sana kalır sanma
gelecegi dünden sorma
hergün gördüğün rüyayı
aldanıp da hayra yorma gönül

hepimiz bir misafiriz
zaman gelince göçeriz
ecel acı can alırken
her şeyimizden geçeriz gönül

uslan artık deli gönül
bak gelip geçiyor ömür
uslan artık deli divane gönül

bu da zerrin özer'in janis joplin'i andıran müthiş yorumu. klibi boş verin sese ve gırtlağa odaklanın.





artı 18

sos
"+18" şeklinde belirtilen, bireyin, 18 yaşından büyükse, ilgili materyali görebileceği/izleyebileceği veya ilgili ürünü satın alabileceği anlamına gelmeyip, "birey 18 yaşından büyükse, içeriği izleme veya izlememe kararını kendi verebilecek düzeydedir" veya "ilgili ürünü satın alma veya almama kararını kendi verebilir" anlamına gelen ibaredir.

kanal d ana haber bülteni

sos
kanal d kanalının ana haber bültenidir.

az önce izliyorum. sunucu değil de haber seslendirmeni resmen bahçeli'yi trolledi... şimdi mesela haberde "gelicez, gidicez" gibi kelimeler geçti diyelim normalde seslendirmen bunu "geleceğiz, gideceğiz" şeklinde çevirir. biraz düzeltir yani... fakat az önce bahçeli'nin "alayınızı şaşkına çevireceez!" sözünü hiç revize etmeden aynen "çevireceez" diye seslendirerek aktardı.

sms vs whatsapp

sos
2 ayrı mesajlaşma servisinin versusudur.

sms'in artısı çevrimdışı mesaj gönderebilir.
whatsapp'ın artısı mesajınızın görülüp görülmediğini anbean size iletir.

whatsapp daha önde gibi...

puan tablosu

keskin nisanci
şöyle bir şey varmış, nedense şimdi dikkatimi çekti. alınan artı oylar 2 puan ama alınan eksi oylar -3 puan olarak hesaplanıyor. bana biraz saçma geldi bu durum. bu haliyle kötülenmenin, beğenilmeden daha çok ödüllendirilmesi gibi olmuş.

demek ki her yerde 3 yanlış bir doğruyu götürüyor, doğruya kimse sahip çıkmıyor.

yılmaz özdil

number eleven
atatürk aşığı gazeteci. hem de katıksız bir atatürk aşığı. söz ustası. dünyada asla tartışılmaması gereken insanlardan birisi. onun gibi daha onlarcasına ihtiyaç duyduğumuz gazetecilerden biri.

şu videolarda adeta yarmıştır:





şu videoda da diyecek bir söz bırakmamıştır:

zengin itiraf

ontolojik sancilarimin merhemi
Bazen karşımdaki insana heykelden bir commendatoreymişim hissi uyandırmamak için gülücükler sıkıştırıyorum aralara. tabii, bu "gerçeğe dönüş"ün bir trajedisi de var. insan hiç gerçeğe dönmemek isteyebiliyor; bu onun trajedisi. eğer bulutların üzerindeyse hiç kimse yeryüzüne dönmek istemez sonuçta.