confessions

fiorabella

1. nesil Jurnalci - Çok keyifli

  1. toplam entry 1870
  2. takipçi 80
  3. puan 54135

milletvekilinin florür ve koyun beyanatı

fiorabella
akp sakarya milletvekili ali ihsan yavuz'un söylemi.
kaynak
florür doğada bulunan bir mineraldir. flor atamonun bir elektron alarak iyon haline geçmesi olarak bilinir. flor diş ve kemik sağlığı için çok önemlidir özellikle somon başta olmak üzere deniz balıkları ve çay da çok bulunur. diş macularında da kullanılan bu madde aslında kimyasal silah olarak kullanılır.
ı.dünya savaşında almanlar ve ruslar bu maddeyi kimyasal silah olarak kullanmışlardır. bu maddenin çok kullanıldığında beynin bir bölgesinde tahribat yapar. tahribata uğrayan kişiler daha tepkisiz, daha uyuşuk olduklarından karşı koyma güçleri ortadan kalkar. almanya nazi kamplarında, sovyet rusya ise hapishanelerdeki mahkumlara bu uygulamayı yapmıştır. ilaç sanayisinde sakinleştirici içeren ilaçların %25'i flor etken maddesidir.
ıı.dünya savaşında nükleer çalışmalarda da kullanılmıştır. günümüzde bir çok ülkenin içme suyuna flor kattığı bilinir. türkiye "biz katmıyoruz" diyor ancak bu konuda somut bir kanıt yok.
diş macunlarının da ana etken maddesidir. aslında çocuklar için yapılacak en iyi şey onları florürlü macunlardan uzak tutmaktır.

topuklu ayakkabı

fiorabella
17.yüzyılda aristokrat erkekler arasında popüler olan ayakkabıdır. aristokrat erkekler yürüken paçaları çamurlanmasın diye topuklu ayakkabı giymeye başlayınca diğer erkekler arasında da bu akım yaygınlaştı. o dönem kadınlar arasında erkeksi görünme modası olduğundan kadınlar da topuklu ayakkabı giymeye başladılar. zamanla erkeklerin düz ayakkabı giymeye başlamasıyla topuklu ayakkabı kadın ayakkabısı olarak günümüze kadar geldi.

duvar

fiorabella
binaların yapı elemanı.

tayland'da keşişler manastır yapmak için toplanmışlar. yoksul ve inşaat yapmayı biilmeyen keşişler hurdacılardan, sağdan, soldan borçla malzeme toplayarak manastırı inşa edecekleri yere yığmışlar. ancak hiçbirinin inşaat konusunda bilgisi ve o yapıyı inşa edecek bedensel güçleri de yokmuş. zaman içinde bu eksiklik ve yetersizliklere rağmen sabır ve dirençle inşaatı tamamlamışlar.
önce duvarları örmeye başlamışlar. duvar örme görevini alan keşiş tuğla örmeyi öğreninceye kadar çok güçlük çekmiş. tüm tuğlaların aynı düzeyde ve uyum içinde olması için sabırla çalışmış. duvar bittiğinde sadece iki tuğlayı hatalı ördüğünü görmüş. tüm keşişler toplanmış. duvarı yıkıp tekrar yapsalar malzemeleri yok, iki tuğlayı çıkarsalar çimento kurumuş. duvarı öyle bırakmaya karar vermişler ve manastırı ziyaretçilere açmışlar. insanlar akın akın manastırı görmeye geliyorlarmış. ziyaretçilerden biri duvara uzun uzun bakarak "ne kadar güzel bir duvar." demiş. duvarı ören keşiş
"bayım duvardaki yanlış örülen tuğlaları görmüyor musunuz?"
ziyaretçi cevap vermiş.
“evet, demiş. o iki tuğlayı görebiliyorum. fakat aynı anda kusursuz bir şekilde örülmüş 998 tane tuğla daha görebiliyorum.”

bu bilindik kıssadan hisse: gözlerimiz hataları aramakla o kadar meşgul ki bütünün güzelliğini göremiyoruz. simgesel olarak bakarsak her insanın kendi duvarını örerken hatalarını kullandığı iki tuğlası var. bazen kaçmak, bazen sığınmak, bazen savunmak, bazen de güvende olmak gibi sebeplerle kendimize duvar öreriz. bazen hatalarımızı örtmek için iki tuğlanın üzerine muazzam bir duvar inşa ederiz. belki bu yüzden başkasının duvarına baktığımızda hep o iki bozuk tuğlayı görürüz.

neden sürtüşmeler giderek kavgaya dönüşür? neden tartışır insanlar, neden düşmanlıklar, kaoslar olur? neden mi? 998 tuğlayı göremediğimiz ya da görmek istemediğimiz için ve bakışlarımızı sadece o iki kötü tuğlaya yoğunlaştırdığımız için.

zengin itiraf

fiorabella
8 ay bitti ve 9.cu aya girdim. zor ve sancılı bir hukuk sürecinin içindeyim. sabahlara kadar uykum yok. babam bu olay yüzünden büyük sağlık sorunu yaşıyor. ben çıldırmakla sabır arasında bıçak sırtında bir noktadayım.
rahmetli annem bir doktor hatasına kurban gitti. kalp sorunu olduğunu anladım ve acil serviste pratisyen hekime yüzlerce kere ekg çekilmesi lazım dedim." tansiyonu düşük işime karışmayın diye" bir kızıl yakut yumurtladı. "bakın bende sektörün içindeyim çekin şu şu ekg yi ya da verin hastamı üniversite hastanesine nakledeyim"dedim. anneme yanlış müdahalede bulundu. o hastaneden çıkarıp üniversite hastanesine götürene kadar 6 saat kaybettik. üniversite hastanesinde tüm müdahalelere rağmen annem kurtulamadı. "geç kalınmış dedi prof. yanlış tedavi uygulanmış erken gelseydi kurtulurdu" dedi. annemi toprağa verdiğim gün savcılığa suç duyurusunda bulundum güvenlik kamera kayıtlarını, epikriz raporlarını aldırdım. cimer, sağlık bakanlığı, tabip odası ne varsa müracat ettim. hastane sürekli istenen evrağı yasal sürenin sonuna kadar bekletti. valilik makamının soruşturma izni verilmesi beklendi. bizzat gittim vali beyle konuştum. neyse soruşturma izni çıktı. sağlık hukuku alanında uzman bir avukat buldum.
evraklar hep gecikti. dedektif gibi iz sürdüm. iş çevremi kullandım. kilitli her kapıya girmeye çalıştım. neden evraklar hep günlerce bekletiliyor diye.
savcılığa gelse savcı iddianemesini yazıp davayı acacak. kanunlara uyan bir vatandaş olarak hakkımı yasal yollardan aramaya çalıştım ve bilindik bir gerçek beni bugün yerle bir etti. doktorun abisi yükseklerden birinin ( ki partisinde bile kimse ona laf geçiremiyor ) arkadaşı ve dostuymuş. ben sade vatandaş. biliyorum o doktor ceza almayacak, biliyorum annem öldüğünle kalacak, biliyorum yaşadığım sürece hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku gerçeği acı br tokat gibi yüzüme çarpacak.
tek umudum dava açılması. davayı da bir şekil etkilerlerse de danıştay ve sonrası insan hakları mahkemesi olacak. sonrasında o doktoru ve uğradığımız adaletsizliği belgelerinle birlikte basına vereceğm. bir şey çıkmaz ama olsun.
kendimi haçlı ordusunun karşısında tek kalmış gibi hissediyorum. hiç bu kadar çaresiz kaldığımı hissetmemiştim. adalet herkese lazım. umudumu kaybetmemeye çalışsam bile kendimi bu haksızlığa hazırlıyorum.
nice masumlar gibi annemin davası da ahirete kalırsa artık her şeye karşı inancım bitecek bilemiyorum şimdi. bildiğim tek şey annem o zaman bir kere daha ölecek ve ben bir kere daha yıkılacağım.

yoğun bakımdaki hastaya sigara veren hemşire

fiorabella
"acırım tükürüğe billah tükürsem yüzüne" der ya mehmet akif, işte bunlar gibi kişneyen şebeklerin yüzüne dahi tükürülmez. hangi hastane? şahsen sağlık bakanlığı, cimer, bimer ne varsa şahsen şikayet edeceğim. rezil şerefsizler, aşşağılık insanlık yoksunu kepazeler.

edit: sakaraya'da özel bir hastanede çekilmiş

franz kafka ve küçük kız

fiorabella
hikayeye göre günün birinde franz kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. kız ağlıyormuş. oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.

kafka bebeği onun yerine aramayı önermiş ve ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler. bebeği bulamaması üzerine kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış ve buluştuklarında kendisine okumuş:

"lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. sana başımdan geçenleri anlatacağım."
bu birçok mektubun ilkiymiş. kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. küçük kız da bu şekilde avunurmuş.

derken gün gelmiş, görüşmelerin artık sonu gelmiş. kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: "yolculuğum beni çok değiştirdi."

uzun yıllar sonra, artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız, gözü gibi baktığı bebeğinin, gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulur. kısaca şöyle yazmaktadır:

"sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek."
(alıntı)

sevgi istemekle başlar. anlayış ve özveriyle devam eder. sevgi aslında insanın ta kendisidir. sevginin, sevilen kişi aracılığıyla belki de bize hatırlatmak istediği budur.

ziyaretçiler

fiorabella
alışılagelmiş formatların dışına çıkmak için değişim şart. bence güzel olmuş. diğer sözlüklerden farklı bir konsept. sonuçta sözlüğe girdiğimizde okumayı sevdiğimiz yazarların profillerine girip ne yazmış diye bakmak daha pratik oluyor. kaldi ki profil ziyaretcilerini sadece profil sahibi görüyor. herkese açık olsa rahatsızlık verebilirdi.
tanım: yenilik için güzel düşünülmüş uygulamadır. iyidir fark iyidir.

ontolojik sancilarimin merhemi

fiorabella
güzel bir auroası olan yazar. ziyaretçiler bölümünün baş müdavimi benim. eğer sol akışta bir entry'si yoksa direkt ne yazmış diye profiline bakıyorum. bazı yazarlar vardır yazdıkları ile pozitif enerji yüklerler ontolojik onlardan biridir.
o yazmaya ben okumaya devam edelim. ulu manitu klavyesinin tuşuna zeval vermesin. entry'si, favorisi, artısı ama mutluluğu hiç eksik olmasın.
John Denver'den annie's song ontolojik için gelsin.

berrak

fiorabella
sözlük anlamı duru, temiz olan kelime.
ayrıca pilli bebek grubunun 1999 yılında çıkarttığı "uyandırmadan" albümünün en güzel şarkısıdır.
Berrak sudaki kırmızı balık
Sana canım demek için
Canımdan bir parça ve ışıksız gecelerin
Sessiz özgürlüklerini verdim

Dışı sevda içi zindan değilim artık
Gözlerimden süzen güvensizliği kuşkuyu
Hiç bu renk bir sevgiyle yenmedim
Ve güzelim sana sunduğum değerleri
Karşılıkların içinde büyütmedim

habsburg peçetesi

fiorabella
Avusturya'nın habsburg hanedenliği döneminden kalan farklı şekilde katlanmış peçetedir.
avustralya hükümeti siyasi davetlerde dünya liderlerine bu peçete eşliğinde yemek servisi yapıyor. bu peçeteyi katlama tekniğini sadece iki kişi biliyor ve onlardan sonra yerlerini alacak iki kişiye bu sırrı öğretiyor. emekli olanlar ise bu sırrı söylememeye yemin ettiriliyor.
not: gereksiz bilgi de olsa bilgi bilgidir. hem belki ilerde devlet adamı oluruz. avusturya'ya gideriz. " aa Habsburg peçetesi ben bunu biliyorum ki " diyebiliriz.

penisini halter diskine sıkıştıran adam

fiorabella
bu organı nedense hep yuvarlak objelere sıkıştıyorlar. daha dişli, testereli bir şeye sıkışanı haber olarak okumadım. nasıl bir cinsel açlık ya da fantezi dünyasıdır bu? belki de yeni bir cinsel akımdır bilemedim şimdi. bu sporcu alman halter diskine merhaba derken ne düşündü acaba? işin iyin tarafından bakarsak damacana ve rulman ile türkiye'de olan rekor almanya'ya gitti. yalnız değilsin türkiye

20 eylül 2017 istanbul sıcağı

fiorabella
istanbul ile sınırlı kalmayan yakmaya diğer şehirlerde de devam eden sıcaktır. iklim dengeleri bozuldu. pastırma yazı falan değil direkt cehennem yazı oldu. sıcak iklimi sevmeyen biri olarak hemen yağmur ve hatta kar yağmasını istiyorum. sıcak, insanın tüm enerjisini emiyor. beden kendini soğutmak isterken organlar 2 kat fazla efor sarfediyor, damarlar genişliyor, kan niagara şelalesi gibi akıyor, kalp ritminden bahsetmiyorum bile. beden fizyolojik değişim yaşarken, ruh hali de tahammülsüz ve yorgun oluyor.
not: allah'ını seven üstüme kuzey kutbu atsın.

berglas etkisi

fiorabella
ingiliz sihirbaz ve mentalist david berglas tarafından bulunan ve sadece yardımcısı mark poul'un bildiği kart oyunudur. oyunun sırrı tüm çalışmalara rağmen çözülememiştir.
oyun şu şekildedir. david sahneye üç seyirci alır. birine 52 kart bulunan bir deste verir. ikincisine aklından bir kart seçmesini söyler. üçüncüsünden de 1 ile 52 arasında bir sayı seçmesini ister. ikinci ve üçüncü kişi tuttukları sayı ve kartı söylerler. sihirbaz desteye hiç dokunmadan birinci kişiden söylenen sayıya kadar kart destesini saymasını ister ve o sayı her zaman ikinci kişinin tuttuğu kart olur.

ayapaneco dili

fiorabella
meksika'ın en eski yerel dillerinden biridir. kökeni inka, maya, aztek kültürüne kadar dayanmaktadır. avrupalı gezginlerin kıtayı istila etmesinden sonra dil unutulmuştur. günümüzde bu dili kullanan sadece iki tane yaşlı insan kalmıştır. onlarda birbirleriyle küs oldukları için kendi aralarında konuşmamaktadırlar. bu iki yaşlı ayepenaco dilinin kurallarını da öğretmeyi kabul etmemişlerdir.
kaynak: [url]http://https://www.theguardian.com/world/2011/apr/13/mexico-language-ayapaneco-dying-out

sözlük yazarlarının başlarına gelen ilginç olaylar

fiorabella
hiç unutmam bir cumartesi akşam üstü eve dönerken yolda bir cüzdan buldum. kabarık bir erkek cüzdanı belli içinde para var. "bari semt karakoluna götüreyim sahibi oradan alır" diye cüzdanı elime aldım." belki içinde sahibinin ehliyeti falan vardır" diye cüzdanı açtım. birkaç tane aynı isimli kartvizit vardı. ehliyettteki isimle aynıydı. bende karakola gitmeden orada yazılı cep telefonunu aradım. cevap almayınca telefonu kapattım. neyse karakola gittim. önce içindekileri tutanak halinde tutturdum. öyle ya adam "paramda eksik var" falan diyebilir. karakoldan çıktım eve geldim.
saat 22 gibi telefonum çaldı. açar açmaz kadının teki beni sorguya çekmeye başladı. " kocamı nerden tanıyorsun vs.vs" "yahu sizin eşiniz kim "diyorum. kadın dinlemiyor viyaklayıp duruyor. kadınla tartışmaya başladık. "kocamın telefonuna bu numaradan çağrı gelmiş" 20 yıllık evliliğim var diye kadın ağlıyor zırlıyor. sinir oldum. "benim ne işim olur senin kocanla babam yaşında adamla" falan diyorum. e 20 yıllık evliyim deyince otomatikman adam 40'lı yaşları devirmiştir diye düşünüyorum. sonra aklıma geldi "çağrının geldiği saat akşam 18 civarı mı "diye sordum evet dedi. "hanımefendi eşiniz cüzdanını düşürmüş karakola teslim ettim kartvizitteki numarayı aradım haber vermek için" dedim.
kadın evde kocasının telefonunu kurcalamış isimsiz numarayı görünce kayıt etmiş beni aramış.
bir daha değil cüzdan altın dolu kasa bulsam yeminle üstüne basıp geçerim. gerçi kadın sonradan defalarca özür dilemek için aradı ama sinirim bozulmuştu bir kere.
48 /