confessions

fiorabella

1. nesil Jurnalci - etkileyici

  1. toplam entry 1928
  2. takipçi 80
  3. puan 55151

facebook

fiorabella
amacından sapmış sosyal ağ.
çok etkin kullanmıyorum arada girip bakıyorum. bazılarının vitrinini, kendi markasını ve egosunu like butonuna bağladığı yer olmuş. sileceğim arkadaşı eklemeyeceğim için listemde arkadaş silme işlemi yapmadım. silersem kendisine nedenini açıklar öyle silerim. diğer türlüsü çok ergence geliyor.

michael dwayne vick

fiorabella
1980 doğumlu atlanta falcons ve philadelphia eagles takımlarımda 13 sezon oynayan amerikan futbolu oyun kurucusudur. bir aktivist olarak değil, bir cani olarak amerika bileşik devletleri'nin hayvan hakları yasalarının değişmesine sebep olmuştur.
vick önce kendi köpeğini köpek dövüşlerinde bahis karşılığı kullanmıştır. daha sonra arkadaşları ile "bad newz kennels" adlı örgüt kurarak kendine ait çiftliğinde köpeklere inanılmaz işkenceler yapmış ve en güçlü, en iyi köpeği yetiştirmek için hastalıklı yöntemler kullanmıştır.

uyuşturucu ve uyarıcı maddeler verilen köpekleri yürüyen bantlar üzerinde koşturmuşlar, kazanma şansı olmayan, yarışlarda yaralanan köpekleri ve hasta, zayıf yavruları asarak, kurşunlayarak, elektrik vererek öldürmüşlerdi. çiftliği köpek mezarlığına dönen cani vick, takımından ihraç edilmiş ve fedaral hapishanede 23 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. mahkumiyetinden sonra 3 yıl elektronik kelepçe cezası da alan vick'in tüm mal varlığına el konulmuştur.
vick olayı bir çok ülke için hayvanlarla ilgili maddelerin değiştirilmesine de vesile oldu darısı türkiye'nin başına.

dünyadan ilginç olaylar

fiorabella
bazen güldüren bazen düşündüren olaylardır. ilginçlikler ülke tanımıyor. dünya literatürüne giren bir kaç ilginç olay.

-jake fen isimli macar adam eşine bir şaka yapmak ister. tavana astığı ipi kollarının arasından geçirir ve kendini asmış pozu verir. eve gelen talihsiz eş jake'yi o halde görünce bayılır. tam o sırada kapının açık olduğunu gören komşu kadın içeri girer ve ikisini öldü sanarak evi soymaya başlar. jake kendini ipten kurtaramaz ve kadına tekme atar. cesedin canlandığını sanan kadın korkudan ölür. mahkemeye çıkan jake beraat eder.

-belçika'da yaşayan türk işadamı uğur c. ferrari'sine lpg taktırmak isteyince 145 bin euro'luk otomobili şirket tarafından elinden alınır ( en çok buna güldüm ya uğur c ferrari alacak paran var ama yakıttan niye kısıyorsun?)

- konya'nın karapınar ilçesi'ndeki bir bekçi köpeği sahibi emin çenesiz'in cep telefonunu yutar. olay köpeğin karnından telefon melodisi gelince anlaşılır. talihsiz telefon küçük ebatlarda olması nedeniyle dışkı yoluyla dışarı atılır.

- new york'ta 5'inci caddede otomobil bir adama hafifce çarpar ama adama bir şey olmaz. şoförle konuşur ve iyi olduğunu söyleyerek yerden kalkar. o sırada olayı gören biri yanına gelerek eğer yerden kalkmazsa sigortadan para alabileceğini söyler. adam tekrar yere yatar. araç sürücüsü adamın gittiğini düşünerek gaza basar ve adam ölür.

-pennsylvania radnor'da bir şüpheliyi sorguya çeken polis şüphelinin kafasına metal bir süzgeç yerleştirir ve tellerle fotokopi makinasına bağlar polisin fotokopi makinasında şüphelinin yalanlarının yazdığını söylemesi inanan şüpheli suçunu itiraf eder.
( olaylar kısmı kaynaklardan derlemedir )

zar adam

fiorabella
zengin sözlük kitap okuma grubu vasıtası ile okuduğum kitaptır.
çok severek okuduğumu söyleyemem. zaman kaybı da diyemem. ortalama bir eser olmasına karşılık insanın düşünce dünyasına farklı bir bakış da getirdiği gerçeğini yok sayamam. yazım dili akıcı ancak çok gereksiz diyolog ve ayrıntı var. ana karakter çok depresif ve dağınık düşünceye sahip. sanırım kitabı okurken sıkılmanın sebebi bu. yazar o düşünce dağınıklığı içinde okura sunmak istediği psikozu iletemiyor. hormonal takıntılar, şiddet, tecavüz ve benzer düşüncelerin tasvir şekilleri okuru yoruyor..kitaptaki cinsel içeriklerin ayrıntıları gereksiz cümle kalabalığı oluşturuyor.

"ben kendimden ve dünyadan nefret ediyordum, çünkü kendimin ve hayatın sınırlarını kabul etme ve onlarla yüzleşme konusunda başarısız olmuştum. bu reddedişe edebiyatta romantizim,psikolojide ise nevroz deniyordu"

"nehrin her hareketi hoştur; nereye ne zaman varacağını bilmesine gerek yoktur, bir yere varacaktır. "

"hepimizde normal kişilik tarafından baskı altında tutulan ve nadiren açığa çıkan azınlık dürtüleri vardır."

"insanın değiştirilmesi için, onun hakkında hüküm verecek olan çevrenin değişmesi gerekir."

avni

fiorabella
her sözlüğün kilometre taşı yazarları vardır. avni'de o yazarlardan biridir. sözlüğe girdiğimde sol akışa bakınca "hah bunu avni yazmıştır" dediğim entry'ler oluyor ve hiç yanılmıyorum.
klavyesinin tuşuna zarar gelmesindir. yazsındır okunasıdır avni.

hata yapmak

fiorabella
yedi büyük günah dışındaki her yanlış hareket yalnızca hatadır.
hayatı yaşayarak öğreniyoruz. hayata başlamadan bir deneme süremiz yok ki? nasıl hata yapmayalım? hayata başlarken bir deneme süresi olsaydı "hah tamam hayata başlamaya hazırız" diyebilseydik yada hayatı anlatan bir bölüm olsaydı izleyip, öğrenip hayata atılabilseydik hata yapar mıydık? böylesine önemli bir sürece hiçbir şey bilmeden atılmak ürkütücü ve hata yapmak kaçınılmaz gözüküyor.
yapılan hataların bedelini ödüyoruz. kimimiz ders alıp olgunlaşıyoruz, kimimiz hata üstüne hata yapıyoruz. bence en büyük hatayı başkalarının hatalarını yargılayanlar yapıyor. "ben olsaydım asla yapmazdım" diyenler var ya işte onlar. insanları o hataya götüren çıkmazları yaşamadan o tıkanmışlıklarda boğulmadan nasıl "hata yapmazdım" diyebiliyorlar. bu yargılama tutumunu da anlamış değilim.
kısaca hatalarımız ve doğrularımızla yürüyoruz işte yol bitene kadar.

dostluk

fiorabella
dostluk kavramını bilmeyen, bu kavramı tanımayan insanlara inat gerçek dostluğun hakkını veren canlıların varlığıdır.
onla tanıştığımda o bana baktı ben ona. uzunca yoldan gelmişti. ellerimi uzattım patilerini tuttum gözlerine bakarak "hoşgeldin yeni yuvana demiştim." bana gelene kadar 2 ev değiştirmişti. mutsuzdu zayıftı. 7 aylıktı daha. iyi geldik birbirimize.
yeni geldiği zaman mide problemi yaşadım. o gece yastığımda yattı. hissetti bir tuhaflık olduğunu. sabaha kadar yastığımın üzerinde bana baktı. ne zaman gözümü kapatsam burnunla dokundu bana. iyi olduğumdan emin olmak istiyordu. mide sorunum artığında annemlerin kapısına giderek miyavlamış ve onları uyandırmıştı.

ağladığım bir zamanda saatlerce bana baktı gözyaşlarımı yalamaya çalıştı. beni teselli etmeye çalıştı. mutsuz oldu kedim. üzüntümü hissetti.
kedimi üzmeye hakkım yok benim. böyle karşılıksız, koşulsuz dostluk örneği gösteren kedimi, duyguların anlamını bilmeyen insancıklar için üzmeye hakkım yok.

evet dostluklar anlamını yitirdiğinde, sevgiler bittiğinde, insanlar bu duyguları unutmaya yüz tuttuğunda neyseki hatırlatacak dostlarımız var konuşamasalar bile onların kelimeleri bakışlarında tabii anlayana.

zengin itiraf

fiorabella
genel olarak sakin bir insanım. insanları kolay kırmam ancak çocuklar ve hayvanlar sözkonusu olunca çok vahşi ve acımasız olabiliyorum. hafta sonunu fırsat bilerek abant gölüne iki günlük tatile gittik. tabiat harikası bir yer falan falan. gel gör ki ben tadını çıkaramadım. sabahtan akşama kadar gestapo askerleri gibi göl kıyısına teftişe indim. orada atlar var, faytonlar var. insanlar ata biniyor, faytonla göl kıyısını geziyor. bak bak ne büyük bir sınıf atlama. ulan gelmişsiniz oraya az yürüyün de biraz spor yapın. bak kızdım yine neyse devam edeyim. atlar güneşin altında dilleri dışarı çıkmış, bacak damarları genişlemiş içim gitti. sahiplerinin yanına gidip bik bik konuştum. hele kilolu insanlar ata binince kavga ettim. "abi ya keşke ata binmesen baksana attan çok kiloya sahipsin" ya da abla ya sen bu ata biniyorsun ama az kilo verseydin ya zavallı atın dili dışarı çıktı ağırlığından" tarzı tacizlerde bulundum. hele faytona binenlerin kabusu oldum. hayır yani o ata binsen ne olacak? fayton ile gezsen level mi atlayayacaksın nedir yani?
binicilik bir spor evet ama onun da kuralları, ağırlığını dengeleme yöntemleri var. sen koca totonla gölün kıyısında gezeceksin diye o hayvancağızın suçu ne? sahipleri zaten tam sopalık valla bak. alacaksın eline odunu indireceksin tepelerine. çok kızdım sözlük çok. böyle de şiddete meyilli oldum. hayvanlara ve çocuklara eziyet edenlere karşı inanılmaz öfkeliyim.
ohhh canıma deysin. en azından ata bindiklerine ve sahiplerini o atı sömürü olarak kullandıkları için pişman ettim, huzurlarını bozdum.
şunu da yazmadan geçemeyeceğim. gülbeyaz isimli bir at vardı. onun sahibi sadece çocukları bindiriyordu onu gözlemledim. gittim yanına tebrik ettim adamı. gülbeyaz'ı sevdim. resmini çektim.
sanırım hayvanlar, insanlar olmadan daha özgür, daha korunaklı ve daha mutlu.

not: evet at bir çekim hayvanı. savaşlar at üzerinde kazanılmış. askerler, zırhları, kılıçları derken çok ağırlık taşımışlar ama bu atlar o atlar değil daha yaşlı ve daha zayıflar.

kaçmak

fiorabella
ölümden ve düşüncelerden başka her şeyden kaçtığımızı sandığımız eylemdir. aslında hiç bir yere kaçamıyoruz sadece kaçtığımızı sanıyoruz. kaçmak istediğimiz her şey zaten en büyük prangalarımız değil midir?

türk dizileri

fiorabella
tutulan konseptin suyu çıkana kadar farklı versiyonlarıyla çekilen dizilerdir.
özgün ve kaliteli olanları yok denecek kadar azdır. dizi sirkülasyonu içinde alışılagelmiş aşırılıklar da mevcuttur.
öncelikle tdk personelinin bile beceremeyeceği edebi konuşmaları varoşlardaki vatandaş akıcı bir şekilde konuşur. ikili, üçlü hatta dörtlü aşk ilişkilerine rastlanır. zengin kız fakir oğlan, ya da zengin oğlan fakir kız mutlaka vardır. öldürme, aldatma, sevişme sahneleri 1 hafta boyunca boyalı basın tarafından duyurulur. mutlaka her dizide hamile kalınır. sanki kısırlık diye bir şey yok. dizilerde ki hatunlara ceket atmak yeterlidir. uçkurdan baska bir sey düsünmeyen aşağılık seks düşkünü mahluklarız ya ( seyirciyi koydukları durum )
bir de ağa konulu diziler vardı. adamlar yurt dışı eğitimi almıştır. kocaman konaklarda ayakkabı ile dolaşır, kraliyet tarzı sofralarda yemek yerler. konak ahalisi de birer aristrokrattır. yemeğe inerken pür makyaj yapıp kostüm değiştirirler. ( yabancı dizilere özentilik ) hangimiz evde yemek yerken kıyafet değiştiriyoruz ki?
mafya konulu dizilere değinmiyorum bile. hayır yani gördüğüm her siyah takım elbiseli vatandaşı gangster sanıp " aha şimdi çift silah çekecek" diyorum. ( kabul abarttım )
bir dönem osmanlı konulu haremden baska bir seyi göstermeyen dizi vardı yahu kanuni'nin haremi o kadar geniş olsa, emin olun osmanlının nüfusu iki katı olurdu, adam 7/24 haremde. hani izleyenin " sen haremde takılmaya devam et hünkarım. ben bir viyana kapılarına dayanıp geleyim" diyesi geliyordu.

aleyna tilki

fiorabella
abartılmış balondur. küçük ceylan, küçük emrah versiyonudur. yaşıtları okula giderken, çocukluklarını yaşarken kendisi sahne hayatını seçerek bence hayatının hatasını yapmıştır. şimdi olaya şu yönden bakmak gerekiyor. her şeye çok erken ulaşan ve hayatı hep alkışlardan, beğenilerden ibaret sanan tilki kızımız tehlikeli sularda yüzüyor. kendi yaşını yaşayamadan en az 20 yaş büyümek, geçici olduğunu bilmeden önemli olduğunu zannetmek, şöhret ve kazancının her daim süreceğini düşünmek gibi duygu durumlarına girmesi belli bir yaşa gelince psikolojik tatminsizlik yaşamasına sebep olacaktır. gece ve sahne hayatı kurtlarla dolu olduğundan bu kızın tilkiliği sadece soyadında kalacak.
aslında en büyük suçlu ailesidir. nasıl bir ebeveyn düşünceniz var? tamam kızınız şarkı söylesin hobi olarak gene söylesin ama ufacık yaşta sahnelere çıkarmaya ne gerek var? madem kızınızın yeteneği var, madem sesinin güzel olduğunu düşünüyorsunuz konservatuara gönderirdiniz. madem sahne hayatını layık gördünüz kızınıza önce eline bir meslek verip hayata hazırlasaydınız daha doğru olurdu. şişirilmiş şöhretin pençesine atmak bence büyük sorumsuzluk ve çocuk ziyanlığı başka bir şey değil.

çin

fiorabella
dünya pazarında büyük bir yere sahip olan ülkedir. çin porselenlerinin ya da otantik ürünlerin yanı sıra neredeyse tüm dünya ülkelerinin fason pazarı gibidir. aslında değerlerin ucuzladığı iyinin kötü, kötünün iyi olduğu, insanlığa ait bir değer bulunmadığı farklı bir ülkedir. uygur türklerine yaptıkları kıyım ve vahşet dışında her şeye para gözüyle bakan bir politikaları var. örneğin çin'de kurşunla idam edilen bir mahkumun idam masrafları ve kullanılan kurşunların bedeli mahkum ailelerinden tahsil edilir. mahkum olarak öldüyseniz iç organlarınız, korneanız, şaçlarınız kısaca paraya cevirelecek her şeyiniz devletindir. ister kadavra, ister organ nakli gibi artık her şekilde nakit akışı sağlarsınız.

bir diğer konu da yamyamlıktır. evet yamyam kültürü gelişmiş bir ülkedir çin. çin'de yamyamlık serbest. ülkede insan eti yemeği yasaklayan bir kanun yok. zaten çin'de kanun da yok. demokrasi düşmanı bir yönetimden insan eti yemeği yasaklaması tabii ki beklenemez. erken doğan fetuslar, düşükle sonuçlanan gebelikler sonucunda ceninler özel menülerini oluşturur. cenin yeme çin kültüründe gençliği geri getirdiğine inanılan bir ritüeldir. seçkin insanların gittiği seçkin restoranlarında satılır.
cenin dışında kedi, köpek, fare, böcek kısaca nefes alan, hareket eden her canlı çin mutfağının vazgeçilmez yiyecekleri arasındadır. bunun için festivaller düzenlerler. ( yulin köpek yeme festivali )
insan eti yiyen, canlı canlı hayvan katleden, çinli yamyamlar gücüne güç katarak insan haklarına meydan okumaya devam ediyor.

bu kadar sözlük var neden zengin sözlük

fiorabella
seçicilik olarak cevap vereceğim sorudur. lise yıllarından beri ekşi sözlüğü takip ederdim. orada ki yazarlığım pek aktif değildir. diğer sözlükleri de okurdum. instela, uludağ gibi. zaten iyi bir okur olduğunuzda artık o sözlükte öne çıkan yazarları tanıyor, yönetimine az biraz vakıf oluyorsunuz. çoğu sözlükte öne çıkan serzeniş yönetimlerin yanlı olması yönündedir. siyasi, dinsel, seksist içerikli konular çok hararetli tartışmaları ve cezaları beraberinde getirdiği için her dönem yönetimle yazarlar arasında tartışmalara, yaptırımlara yol açar.

buraya ilk geldiğimde site sahibinin paylaşımcı, mütevazı tarzı bende olumlu bir intiba bıraktı. keza bir çok yazarın bilgi içerikli entry'leri , katılımlarını görünce "ben burada yazarım ki" diyerekten bu oluşuma dahil oldum.

tabii herkes gibi benim de hoşuma gitmeyen yazılar olunca eksiledim sözlüğe girdiğimde moderatörden bir açıklama ve kural ihlali mesajı gelmiş. şaşırdım. şaşırmam ceza almama değil. ( o benim suçum manifestoyu okusaydım ) şaşırdığım şey otomatik mesaj olmamasıydı. mod açıklama ve ikaz içeren bir mesaj atmış. burayı diğer sözlüklerden ayıran en büyük özelliklerden biri bu bence. diğeri nikaltı savaşlarına izin verilmemesi. böyle devam ederse daha güzel olacağına inanıyorum. sırf canı sıkıldığı için, ego patlaması yaşadığı için, yazara gıcık olduğu için, yazdığı bir entry'e katılmadığı için özel mesajla fikrini bildirmek yerine nikaltına gelip hakaret, linç, alay tarzı viyaklamalar genel olarak huzur bozuyor. dışardan okuyan için de, yazan için de zul oluyor.
diğer bir neden, x kızın ne yaptığı, y erkeğinin ne yapmadığı gibi başlıkların olmaması ki sol akışta başlık elemek zorunda kalmıyor yazar ve okurlar.

eleştiri rekabet getirir, rekabet kaliteyi arttırır. iş ki bunu güzel kelimelerle ve hakaret içermeyen söylemlerle yapmak. e o zaman biz de seri eksiden ceza almaktan kurtuluruz.


plastic jesus

fiorabella
1957 yılında ed rush ve george cromarty tarafından yazılan şarkıdır. şarkı bir çok filmin Soundtrack'inde yer almıştır. özellikle 1967 yılı yapımı başrollerini paul newman ve george kennedy'in paylaştığı parmaklıklar arkasında (cool hand luke ) filminde newman'ın banco ile şarkıyı yorumladığı sahne ile unutulmayanlar arasına girmiştir.
farklı sanatcıların da albümlerine aldıkları şarkının billy idol yorumu şarkıya daha güncel bir hava katmıştır.

sen kimsin

fiorabella
dünyanın cevaplaması en zor ve en yalın sorusudur.
- sen kimsin fiorabella?
bu soru karşısında hep düşünceli ve sessiz kalmışımdır. hayat felsefem mi? fiziki ve ruhsal tasvirim mi? hayata karşı duruşum, hayatı okuyuşum mu? yaşam öyküm mü? hangisi bu soruya cevap olur?
etiket bilgilerinin dışında bu soruya cevap vermek için bir sürü ölçütü yorucu da olsa düşünmek gerekiyor mu?

"bir adamın bana sen kimsin diye sorduğu gün yanlız bir kez büründüm sessizliğe" demiş halil cibran. galiba cevap sessizlikte saklı bilemedim şimdi.

village people

fiorabella
ymca, go west gibi şarkılara imza atan, ymca şarkısı ile 20.yüzyılın en iyi 100 dans şarkısı listesine giren gruptur. grup 1977 yılında amerika bileşik devletleri'nde kuruldu. sahne kıyafetleri olarak gay kostümleri seçen grup diskonun gay kitlesini hedef alıyordu ancak ünlü olmaya başladıklarında kendilerine özgü disco akımı oluşturdular.
özellikle tek single olarak çıkardıkları "cruisin" albümü ile amerika ve ingiltere'de liste başı oldular ve albüm 10 milyondan fazla sattı.

2008 yılında teksas'da düzenlenen amerikan futbol oyunlarında oregon devlet kunduzları ve pitsburg panterleri'nin final maçı öncesinde grubun canlı olarak söylediği ymca şarkısı ile 44 bin kişi aynı anda dans etmiş ve Guinness rekorlar kitabına girmişlerdir.

hikikomori

fiorabella
teknolojik bağımlılık olarak bilinen, çocukların kendilerini dış dünyadan soyutlaması ve tek iletişimlerini internet üzerinden sağladığı bir hastalıktır. erken tanı konulursa önü alınabilir.
joponya'da tanımlanan bu hastalık hikimori ismiyle bilinir. hikimoro'lar tüm zamanlarını odalarında geçirir. aileleriyle iletişimleri de minimal düzeyde olup oyun ve manga bağımlısı olarak da bilinirler.
70 /