confessions

icgqhs

1. nesil Admin

  1. toplam entry 386
  2. takipçi 53
  3. puan 18713

adres tarifi sırasında kullanılan beden dili

icgqhs
yurdumun güzel ve zarif haklının bazılarına adres sorduğunuz zaman sizi eliyle götürüp bırakırcasına tarif eder, hatta eğer yolu oradaysa veya boş ise sizinle bile gelebilir, bu adres sırasında bir yerden dönecekseniz o tarifi yapan insanın kolu bir yılan kıvamında döner buradan sola cümlesine eşlik eder, ki bu söylediklerim doğu illeri için geçerlidir, bir çok ilde denedim, bilmiyorum, ben yabancıyım, şu polise sor, vs sözleri eşliği altında çaresiz kalırsınız ve polisin bile ben bilmiyorum dediğini duydum oha bee dün mü tayin oldun?

sussam yalnızlık konuşsam ayrılık

icgqhs
bir kahraman tazeoğlu klasiği.sözleri aşağıdadır;

yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz
şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasretler yangınları var
nede benim gözlerimde şiir
yaz dedin oysa kışlar yaşıyorum her mevsim
acmak uzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üstüne
üşüyorum evet hala üşüyor ellerim
hüzün kapımızı çalalı beri
bin günü aştı
bin ömür bin soluk
bin yıkılış yaşadım
ömrümün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım
sığınışlarını susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan
korunaklı bir liman olamadım sana
ve arkama bakmadan giderken haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını
şimdi bin ömür geçmiş ömrümden
ben bir ruyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum
hani zaman ilacı olurdu herşeyin
hani zamana bırakmalıydık
atalar yine yanıldı
bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben
zaman zehrini içerken yudum yudum
artık bitsin istiyorum
ataların ilaç dedikleri yoksuzlugun bitsin
bitmezlerin bilincinde diyorum yne
yıkılmış ve geç kalınmış viranelerız
şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasret yangınları var
nede benim gözlerimde şiir
şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum
susuyorum
susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep
şehrine gidiyorum
yoklugun açıyor kapıları
yıkılan şehirler arası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor
halaa haklısın
kokun sinmiş soguk duvarlarına şehrin
herkezin gözünde seni arıyorum yoksun
yoklugunu salıp gitmişsin
gidişle bırakıldıığın bu kentte
susuşlarına bile yandıgın soguk dağlarımın eşkiyası
bağışlama dilemiyorum
gel demiyorum
sev demiyorum
haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin
sığındığın mavi adada yaktıgın ateşi göm
yanaştırabilirsem gemilerimi tutucam ellerinden
şimdi yanıyorum kanıyorum ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim
geç kalınmış bir solukmu bir günün sonunda
yoksa çağresizliklerimin son çırpınışlarımı bilmiyorum
kayıp adresten yazıyorum son kez
sussam yalnızlık konuşsam ayrılık
dönsem yıkılış dönmesem yok oluş
şimdi ben susuyorum yalnızlığa talip
sende sus bana
sus ki bir daha ölmeyeyim.

ayrılık gelmeden sen git

icgqhs
mükemmel bir kahraman tazeoğlu eseri.

ayrılık gelmeden sen git.

kimsesiz bir gökyüzüne
lal bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır,
karanlık sularda,bir amanın gözlerini araması kadar kör;
yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi
yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi...
çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda
bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
her hece aklımın kabristanlarında yankılanan
sahipsiz bir ölüm çığlığı,
masumiyeti sesimde eskiyen...
ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara
hasılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
yüreğimin sevda çukurlarında...
hadi yar kendini al gecelerimden
al ve git!
zaten bir uzak düştü benimki;
ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken,
ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde
hani meçhul bir izbede seninle el ele...!
oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben
bilmem hangi şehrin emanetçisinde
ve senden habersiz,
adından acılar türetiyorum şimdilerde...
dilimin ucuna geliyorsun bir zaman
yaşamak soruyorsun!
yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,
dönüşsüz bir türkünün kambur sesinde yitip giden...!
ve dinledikçe kendimi,
kabus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında...
ben kaçmak isterken her şeyden
gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.
sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer
her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin
ve bizden çok uzakta
mevsim çömezi bir haziran
sonbahara uyanır şehr-i istanbul,
gözlerinde bir mavi yangın
ve saçlarından dökülür martılar
üsküdar'da pasaklı bir deniz kızının
sahi martılar diyordu bir şair:
'martılar ki sokak çocuklarıdır denizin'
yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş
yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda
bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
yağmasın diye kulelerde saklanan..!

işte böyle 'can' dediğim:
yetim çocuklar hüznünde
kã‚hır yüklü gölgeme
çokça sahiplik etmişken bedenim,
yorgunluğun kıyısında
hüzün olup işlenmişim ömür gergefine...
çapulcu dillerin nazarında
sevdaya zûl libaslar giyinen,
uğursuzluk alameti koca bir hiç'miş adım...
ötesi yok!
gurbet yokuşu ağlamalar pazarında
iki damla gözyaşıymış bedelim
ve soyunup benliğimden
elem üstüne elem giyinmiş
sana pervane yüreğim
gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
hiç ses etmemişim
meğer ne çok kedermiş
gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!
lakin sevmişim işte
her şeyden ve herkesten öte
sadece sevmişim seni...
ama sen kendini sök düşlerimden
sök ve git şimdi!
yolların koynunda
başımı yaslayıp ölümün yamacına
bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
sen kaç benim kalabalığımdan
ve bir intiharın şafağında
sesini sil şiirlerimden
olmasın dönüşü gittiğin yolun
kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde
sonsuz bir gidişle
unutmalara aç yüreğini,
yüreğini toparla yüreğimden
cellat bayramı asılışlarda
nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
ve zamana not düşsün akreple yelkovan
yüzün kalbimin ortasında
yalnızlık yazgısı yemin olsun
ki belki arınıp mezar kalabalıklardan
ben yine ben olurum...!
yağmurlu bir gökyüzü akşamı
hani olur ya!
düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
'ziyan ömürler kucağında
kendine has ölümler büyüten
bir deli çocuktu' dersin...
hadi git şimdi
git ki gözlerine 'ayrılık' değmesin...

sana yansıyamadım

icgqhs
argo jargonda seni göremedim, yanına gelemedim vs. anlamları taşımakla beraber söylenen er kişisi gayet ağzını eğerek ve kendinden emin ve alt mesaj olarak '35 yıl adam öldürmekten yattım' iması vermektedir.

yansımak ne lan, ayna bile senin yansımana dayanamazken sen neyin peşindesin!

beni öldürmeyen acı güçlendirir

icgqhs
çok acı çeken insanların, sürekli hayatlarındaki acılarla mücadele ede ede artık acının rengini bilemeyip ve acıya gülerek yaşayan insanların kuracağı cümle, bu tarz insanların başına kötü bir olay geldiğinde bünyeleri alışık olduğundan ötürü artık acı bile çekmezler ve o kelimeyi söylerler bizi öldürmeyen acı güçlendirir derler ve hayata o acıdan aldıkları dersle yine yeniden mücadele etmeye kaldıkları yerden devam ederler.

enaniyet

icgqhs
kişinin kendini beğenmesi egoistliğin doruklarına çıkması ve 'ben' le başlayan cümlelerin tavan yaptığı andır.enaniyet'li insanlar hiç çekilmez ve etraftan sürekli tepki görürler.ben ben ben yeter ulan dünya etrafında dönmüyor dedirtir çıldırtır.

elazığ

icgqhs
halkına gakgoş denir. gakgoş kelimesi yiğit, mert, delikanlı, sözünün eri manalarına gelir. necati şaşmaz, mehmet ağar, fatih kısaparmak, yeşil kod adlı, bülent serttaş gibi ünlülerin doğdukları şehirdir.

tarihi yerleşim yeri harput'la ünlüdür. sekiz köşe şapkası muazzam anlamlar ifade eder, her bir köşesi farklı bir anlamı barındırır. ayrıca sırın, harput köfte, içli köfte, patila, gömme vb. yemekleriyle meşhurdur.

telefon kodu 424, plakası ise 23'tür, malatya, diyarbakır, tunceli keza bingöl komşu illeridir.

harput

icgqhs
eski elazığ denir.
mevcut tarihi kaynaklara göre harput'un en eski sakinleri m.ö. 2000 yıllarından itibaren doğu anadolu'ya yerleşen hurrilerdir. hurrilerden sonra bölge hitit hakimiyeti altına girmiştir. çok uzun sürmeyen hitit hakimiyetinden sonra m.ö. 9. yüzyıldan itibaren doğu anadolu'da devlet kuran urartular harput'ta uzun süre hüküm sürmüştür.
harput ve çevresi, 1085 yılında türklerin eline geçmiştir. bundan sonra ilhanlıların dulkadiroğullarının, akkoyunluların, safevilerin eline geçmiş ve 1516 yılında çaldıran savaşı'ndan sonra osmanlı ordusu tarafından fethedilmiştir.
1906 yılında osmanlının en son yaptığı nüfus sayımına göre harputun merkez nüfusu 15.000,bunun 9000 kişilik kısmı müslüman çoğunlukla türk, 6000 kişisi gayri müslim çoğunlukla ermenilerden oluşmaktaydı. 1915 tehcirinden sonra ermenilerin tamamına yakını çoğunlukla suriyeye(halep çevresine) gönderilmiştir.tehcirden evvel ise göçler daha çok amerika birleşik devletlerine olmaktaydı.

ismi

öne atılan düşünceler arasında, yoğunluğu "kar/har=taş", "pert/berd=kale"den oluşan "taşkale" açıklaması alırken evliya çelebi seyahatnamesinde, konuya ilişkin farklı açıklamalar görülür. birinci açıklamaya göre; yörede meşhur dikenli bir söğüt ağacı varmış, bu nedenle de kente "har-bid" demişler. diğer açıklamaya göre, bölgede bol miktarda diken yetiştirildiğinden, diken getirici anlamında "har-berid" denilmektedir.
evliya çelebi'nin rivayetleri dışında kalan ve yoğunlukla yapılan "taş-kale" açıklamasına katılmayan surguroğlu; harput adının kökeninin "har-pu-ta-va-nas" veya "har-pu-ta-aş" kelimelerinden türediğini, bu kelimelerin ise "ga-ar-ba-ta" veya "har-pu-ta-aş" adlı bir tanrı/tanrıça veya lider adından gelme olabileceğini belirtirse de, bu isimlerin nerede yer aldığını ve hangi kültüre ait olduğunu belirtmez. bütün bu açıklamaların aksine nurettin ardıçoğlu, harput'un en eski adının "carcathiocerta" olduğunu belirtirken; "carcath=şehir", "certa=kale" anlamlarını koyarak, carcathiocerta / karkathiokerta adının "şehir kale" anlamına geldiğini söylemektedir.
net ve bilimsel olmayan bu isim kökeni açıklamaları ile birlikte, tarihsel gelişim sürecinde harput kenti; çeşitli kaynaklarda hartabert / hartabird / khartabirf, haratparat, hısn-ı ziyad / hisn ziyad / hısn zait / hesna de ziyad, zaid / zait, ziata castellum, karkathioker-ta/carcathiocerta , hasan ziyad, kharpot/ kharpote/ kharpeta/ karpata", quartapiert/quart-piere, harputaş, kharpert/ kharberd/ karbed/ harberd/ garpert/ harbert/ hoiberd, harpote, kharput/karput, hayr al-buyut, harputauanas, harpurt/harpurd, hartpirt/ hargirt/ harbit/ harbirt/ harbid/ harbut, herburt/ herbrut/ herput/ herprut, handzit/hinzit, ilüsnüziyad gibi adlarla anılmıştı.
bu isimlerin pek çoğu birbirine benzer. özellikle "har", "her" veya "khar" kökenli isimler, tek grupta bir araya gelebilir. hatta biraz zorlamayla "quar" köklü isimleri de bu gruba eklemek mümkündür. "hısn-ı ziyat/ziyad" ve "ziata castellum" isimlerindeki "ziyat/ziyad/ziata" kelimeleri, "kale" anlamına gelen "castellum" ve "hısn" kelimeleri ile birleşerek, "ziyad kalesi" anlamında kullanılmıştır. üç kaynakta rastlanılan "hasan ziyad" ismi ise, olasılıkla "hısn-ı ziyad" dan bozularak kullanılmış olmalıdır.
bütün bu isimler dışında olup, en farklı isimleri oluşturan "carcathiocerta / karkathiokerta", sophane bölgesinde bir kent adı olarak anılsa da"; bunu kanıtlayacak verilerimiz yoktur. "hayr al-buyut" ve "handzît/hinzit" isimlerinin kökeni anlaşılamamıştır. "hüsnü ziyad" adı ise, muaviye döneminde harput'ta valilik yapan "ibni ziyad "a bağlanmaktaysa da, konuya ilişkin net bilgi bulunmamaktadır.
çok farklı isimler ve açıklamalar verilmesine karşın, harput adı ve anlamı konusunda ortaya net bir şeyler konulamamaktadır.


harput' da karasal iklim egemen olup, kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçmektedir. rakımı sebebiyle, ovada bulunan elazığ merkezine nispeten daha soğuktur.


harput'a karayolu ile her yerden rahat ulaşım sağlanır.elazığ belediyesi saat başı otobüs seferleri düzenlemektedir. demiryolu ulaşımı da mevcuttur. yöreye en yakın havaalanı elazığ havaalanıdır. elazığ - bingöl karayolu 8. km'sinde yer almaktadır. ulaşım havaş servisleri ile özel taksilerle sağlanmaktadır.

harput kalesi (süt kalesi): tarihi harput şehrinin güneydoğusunda, elazığ ovasına egemen bir konumda bulunan kalenin urartular döneminde inşa edildiği bilinmektedir. kalenin roma, bizans ve arapların eline geçtiği tarihi belgelerde mevcuttur. kale çeşitli dönemlerde onarım görmüştür. dikdörtgen planlı kale, iç kale ve dış kale olmak üzere iki bölümden yapılmıştır. görkemli burçları halen ayaktadır.
kale hakkında çeşitli efsaneler anlatılmaktadır. bir rivayete göre kalenin yapımı sırasında harcın hazırlanması sırasında su yerine süt kullanıldığı, bu nedenle harput kalesinin bir adınında süt kalesi olduğu söylenmektedir.


ulu camii
harputta artuklu hükümdarı fahrettin karaslan tarafından m 1156-1157 yılında yaptırılan camii, anadoludaki en eski ve en önemli yapılardan birisidir.

kurşunlu camii

harputta osmanlı devri camilerinin en güzel örneğidir.

alacalı camii

harputta kitapçıgil parkının girişinde bulunan camide çeşitli yapı devirlerinin izleri görülmektedir. artukoğulları döneminde inşa edilen cami küçük ebatta dikdörtgen planlıdır.

ağa camii

harputa girişte ana yolun solunda yer alan camiinin kubbesi çökmüş olup, yalnızca zarif minaresi ayaktadır. harput müzesindeki kitabesine göre 1559 yılında pervane ağa tarafından inşa edilmiştir. daha sonra cami aslına uygun olarak yeniden imar edilmiş, ve minare yanlızlıktan kurtulmuştur.

kilise
meryem ana kilisesi: halen faaliyette olan kilise harput kalesinin sol tarafında yer alır. arka duvarlarını kalenin kaya kütleleri teşkil ettiğinden kilise sanki kalenin kayalıkları içine gömülmüş gibidir. inşaa tarihi ms 1179' dur. bu kilise kızıl kilise, süryani kilisesi ve yakubi kilisesi adlarıyla da anılmaktadır.faaliyet günleri çarşamba ve pazardır.

mağaralar

kentin en önemli mağarası turizme açılmış olan buzluk mağarası'dır. mağara harput'tan 4 kilometre uzaktadır.
diğer bir özelliği bu mağaranın yazın serin, kışın ise sıcak olmasıdır. eski tarihlerde başta serince (şüşnaz) köyü olmak üzere civar köylerde yaşayan insanlar yiyeceklerini saklamak amacıyla bu mağarayı kullanmışlardır. deve marası: kentin 6 kilometre uzaklıgında ölbe vadisinin içinde bulunmaktadır eski zamanlarda burdan geçen kervanlar bu maraya develerini ve yüklerini burakarak konaklarlarmış.

sinüzit

icgqhs
yakaladığı zaman insanın başını duvara vurmasını gerektirecek seviyede çıldırtan hastalık, asla başın ıslak sokağa çıkma.

aklı baştan alır, hayattan soğutur, ağzın değil hayatın tadı kalmaz, aşağıya bakamazsın bile bazen.

ne pis bir illetsin sen!

saç kurutma makinesi ile aranızda duygusal bağ bile oluşmuştur.

ingilizce başlığın dayanılmaz hafifliği

icgqhs
ingilizcesi zayıf olan insan kişisinde oluşan hafifliktir, başlık hakkında tek fikri yoktur, zira onun için o başlık aslında yoktur.
açsam mı lan?en azından içinde türkçe bulurum diye bile düşündüğü anlar olur ve olacaktır.

i'm not afraid.

açılan tarafından oldukça seksi olup inanılmaz ağırlığı olduğu kesindir.

her sabah aynı senfoni

icgqhs
gece geç yatıp, sabahın köründe kalkmak zorunda olup etrafa bön bön bakıp her uyandığında aynı dizeyi tekrarlayan insanlar için geçerli olan söylem ' bu gece erkenden yatacağım oğlum' deyip aynı günün gecesinde yine aynı saatte yatan öküz için geçerli olan senfoni. evet öküz, kan çanağına dönen gözler, alkol varsa verdiği şişkinlik ve 12 saatlik mesai lanet olsun edaları arasında gelen müşterilere gülümseme(sırıtma) mecburiyeti.bu sabahlardan nefret etmemek mümkün değil..

perde

icgqhs
tül perde : organza, ipek, polyester, şifon gibi birçok tül grupları kullanılarak dikilir. kullanım amaçları, perde kapalı iken, gün ışığından faydalanmak, mahremiyetin korunması ve dışarının görünmesini sağlamaktır. bir bakıma bunlar işlevsel yönleridir. tek başına yada mekanizma eklentisi ile düşünce sınırlarına bağlı olarak, birçok tasarım yapılabilir. genelde tül enleri ~280 - 300 cm arasındadır. tül cinsine göre 30 derecede hassas yıkama ile temizlikleri yapılabilir.

kumaş perde : ipek, viskon, keten, şönil gibi birçok seçeneği bulunan kumaş grupları kullanılarak dikilir. kullanım amaçları işlevselliği ve estetiği bir arada sergileyebilmektir. tek başına yada mekanizma eklentisi ile düşünce sınırlarına bağlı olarak, birçok tasarım yapılabilir. kumaş enleri ~140 - 300 cm arasında değişir. kumaş üreticilerinin tavsiyeleri genelde kuru temizlemedir, ancak kumaş cinsine bağlı olarak 30 derecede hassas yıkama ile temizlikleri yapılabilir.


fon perde : pencerelerde tül, katlamalı veya diğer perde seçeneklerinin önüne gelecek şekilde, sağına ve/veya soluna uygulanan, işlevselliği olmayan dekoratif amaçlı perdedir. altta kullanılan perde uygulamalarına bağlı olarak kumaş tercihleri yapılabilir. kumaş cinsi sınırlaması yoktur. fon perdeler, kullanılan kumaşların karakteristik özelliklerine göre görünüm sergilerler.

mekanizmali perdeler : mekanizmalı perdeler müşteri tarafından kumaş seçildikten sonra; ölçümlendirilmesi, tasarımı, dikişi ve montajı perdeciler tarafından yapılan mekanizma yardımı ile çalışan perde sistemlerdir


dikey perdeler / vertical blinds : dikey perdelein 9 cm ve 13 cm bant genişliğinde seçeneği bulunur. dikey perdeler sağa sola toplanır yada ortadan açılır üretilebilir. ip ve zincir kontrollüdür. ipler, bantların sağa ve sola hareket almasını sağlar ; zincir ise, bantları kendi ekseni etrafında 180 derece çevirerek ışık kontrolüne yardımcı olur. tam örtücüdür, kumaş ve pvc seçenekleri bulunur. pvc dikey perdede renk ve desen seçenekleri oldukça geniştir. eğimli alanlar için çözüm perdesidir.


rustik perde uygulaması : metal, ahşap gibi boru veya çubukların üzerinde farklı dikiş şekillerine göre yapılan uygulamadır. tercihe göre istenilen cinste kumaş ve tül bir arada kullanılabilir.


kumaşž ve tül perde süslemeleri
pencerelerde, perdelerin üzerinde ve yanlarında kullanılır. perde tasarımlarının tamamlayıcı unsurlarıdır. genelde, klasik çizgilere hakim mekanlarda tercih edilir. tasarıma bağlı kumaş veya tüller farklı kalıp ve şekillerde kesilip, dikilerek uygulanır.



farbela / fırfır : tavan veya perde boruları üzerine pililer kullanılarak yapılan süslemelerdir. perde borusu veya tavan genişliğinde uygulanır. kendi içlerinde farklı kalıp ve kesimleri bulunur.



kanat / pano : pencerelerde tül, katlamalı veya diğer perde seçeneklerinin önüne gelecek şekilde, perde tasarımının sağına ve/veya soluna uygulanan, işlevselliği olmayan dekoratif amaçlı süslemelerdir. kendi içlerinde farklı kalıp ve kesimleri bulunur.




briz perde : hareketli ve açılır kanatlarda, pencerenin alt ve üst kısmına çubuk (briz) takılarak, bu çubuklar üzerine uygulanan perdedir. kanat ile birlikte açılıp kapanmasından dolayı oldukça kullanışlıdır. kullanım alanları pencere ile tavan arasındaki payın yetersiz olduğu yerler ve mutfak pencereleridir. yumuşak dökümlü kumaşlar veya tül tercih edilmelidir

www.secperde.com dan alıntıdır.

eskilerin hep güzel olduğu gerçeği

icgqhs
daha önce yaşanmış olan yada kullanılmış olan yada üretilmiş olan her şey için eski kelimesi geçerlidir.
lakin bu mantıkla bakılınca hep demode olan şeyler ya da günümüzde daha güzellerinin olduğunu gösteren şeyler gibi görünüyor, böyle olmasına rağmen eskiler hep çok güzel.
çok eskiden dedelerimiz ya da babalarımız falan derdi eski bayramlar falan bir süre sonra bu geyik haline dönüştü eski bayramlar nerede gibi.

ne vardı eski bayramlarda diye düşünür olduk biraz yaş geçince daha sonra anlar olduk eski bayramları ve tüm eskiyen şeyleri...

şairin de dediği gibi 'suretim şarap misali eskidikçe değeri arttı'.

evet eskiyen her şey güzel, çünkü yeni olan her şey modern adı altında kültürümüzü ya da benliğimizi ya da samimiyetimizi bizden alıp götürüyor.

eskiler hep güzeldir.
antik-acı değildir aslında antik-neşedir, mazidir.
telefonlar, internet, bayramlar..
eskiler işte..

etiketler

icgqhs
bu sekme size daha önce aynı etiket altında yazılan başlıkları gösterecektir.
tabi etiket girmeye özen gösterirsek.
entry tamamlandıktan sonra kategorileri düzenle seçeneğinden ulaşabilir ve yaptığınız tanıma en uygun kategoriyi yani etiketi seçebilirsiniz.

ayarlar

icgqhs
sağ üst köşe ve profil resminizin olduğu yere tıkladığınız zaman açılacak olan sekme.
size kişisel kullanımlar sunacaktır, tema ve bildirim gibi.
ayrıca e-mail değiştirme, şifre değiştirme ve hesap kapatma buradan yapılacaktır.

seni içimden terk ediyorum

icgqhs
kahraman tazeoğlu'nun müthiş eserlerinden biri.

binmediğim hiç bir otobüs
beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
gittikçe azalıyor hayat
neyi erken yaşadıysam
hep ona geç kalıyorum
sana göçüyorum her sonbahar
yolların çıkmıyor aşkıma
unuttuğun yağmurların adı saklımda
seni içimden terk ediyorum

susmaktan yoruldum
kuşlar ve şarkılar,
bu şehri terk edeli
efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı,
yanağıma varmadan öldürüyorum
tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
seni içimden terk ediyorum

ne unutacak kadar nefret ettin
ne hatırlayacak kadar sevdin
yıkık bir duvar kadar bile
pişman değilsin biliyorum
beni hep bulmamak için aradın
yanıldığımdın
yangınımdın
yangındın

sensizliğe yenilmek
sana yenilmekten zor olsada
ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
seni içimden terk ediyorum

şimdi
içimde öldürecek bir anı bile bulamayan
iki yarım kaldık
tamamlayamadık bizi
elinden tutamadık yanlızlığımın
saçlarımıda uzaklarına gömdün

içimin mavisi senin okyanusundandı
al! geri veriyorum.
kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
sana bensizliği terkediyorum

"yarime uzanmayan bütün dallar kırık" demiştin
aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

ne tuaf değil mi?
içimi acıtanda sendin
acımı dindirecek olanda.
"ya öldür beni"dedim
ya da ğit benden.
içi bulanık bir sevdanın ucunda
seni kaybettim.
aldırmadın aldırmalarıma
bir gecede yakıp yarini
şafaklara sattın ihanetini
küllerime basanlar bile utandı yaptığından
işte soluk bir ömrün son nefesi
benden
içimden
terkediyorum

söyleyemediklerimi sen anla

icgqhs
bir kahraman tazeoğlu klasiği.


bilinmezlere gidip gelirdim

bilinmezim
inandığım her şey adına yasak sorular sordum kendime
bütün denklemlerin bir bilinmeyeni ben oldum
sevgiyi sordum
neden bu kadar yalnizdik, sen söyle
bes duyumu yitirdim kaç zaman
anlayan yoktu
yutkundum arsenik tadinda
yaşamam sandım
kaçiyorum bu dünyadan
nedenini hiç sorma
bakislarim benim degil artik
sesim degisti
bu kez baska gittim
kendimden
söylenemezseler bilmeyecektim
ağlayınca uzun ağlarım kimseler olmaz
bu kez baska gittim kendimden
söylemeseler bilmeyecektim
ağlayınca uzun ağlarım kimseler olmaz
susmanın konuşmaktan zor olduğu anlardır bu
anlar mısın?
yaşam ne tuhaf bilmecedir
sen anlıyorsun, biliyorsun
her şeyi biliyorsun
anlıyorsun
yanılmıyorum
anlayamayan bendim
yaşamın bir düş penceresi olmadığını
çiçekleri severken dalları kırmak olmaz sanırdım
aşkı kendi rengiyle taşıyıp, içimi sancılar bastığında
avuçlarımda kederi eritip yürüdüm sandım
kimselerin bilmediği yerlere
bütün tanımları değiştirip
öylesine hesapsız, hiç beklenmedik sevilir sanırdım
gözümün önünde vurdular beni
birden bire bensiz kaldım
durduk yere düştü ellerim
oysa bedenimde cehennem benzeri atesler vardı
sana her şeyi anlatmadım
şimdi hangi aynaya baksam kimliksizim ben
büyük kederleri unutturacak
büyük mutluluklar bulmalı
derin ve keskin acılar yaşamakta olan insanlar için imkansızdır
taşınması zor acıları yaşamış insanlar
bazen büyük bir mutluluk ihtimali kapılarını çalsada
o kapıyı açacak gücü ve cesareti kendilerinde bulamazlar
hatta sessizce durup kapılarını çalan
bu beklenmedik yolcu gitsin diye beklerler
kederli insanları yeniden hayata döndürüp
yüzlerini gülümsetecek tılsım küçük ani ve kısa sevinçlerde gizlidir yar...
insan belki bir kere kendini ve kimliğini öldürebilirdi ama
bunu ikinci kere yapmak imkansız gelirdi
sen bir kez sendeki seni öldürdün
ona sadece hayatından küçük dakikaları ayırdın
ben sendeki senin kapısını çalan beklenmedik yolcuydum
sen gitmemi bekliyorsun
dokunmanın korkunç hazzını keşfedip
dokunamamanın korkunç hazzını duymak için
duymak gibi bişey bu
sendeki anlatma isteğiyle
saklama arzusunu bir arada görmek
oysa biz zamanın izini kaybetmiş
zamandan kopmamış olanların
asla anlayamayacağı bir zamansızlıkta karşılaşmamışmıydık
uğultulu sesler arasında
birbirimizin sesini duyup dinlemeyi öğrenmemişmiydik
hayat...
her eksilttiğinin yerine bişey veren
ya da her verdiğinin karşılığında bişey eksilten
bi oyun değilmiydi
eksilttiklerimizin karşılığında bu paylaşımı bulmuşken
bize sunulan bu paylaşım karşılığında eksilen neydi
zamandan kopmamış olanların yaşayacağı korku niye
senin duyumsadığın duyguları duyumsamamdan mı korkuyorsun
ben bu paylaşıma bir kimlik aramıyorum sevgili!!!
zamandan kopmamış olanların ad koyma çabası içinde değilim ben
zamansızlıkta bulduğum bu sevginin
zamanın içinde kaybolmasına izin vermemek için bütün çabam yar!!! bu çabayı kimseler anlamaz bilirim
ama sendeki sen anlar
senin verdiğin kimlikten fazlasını yaşamıyorum
bir ses duyumu kelimelerce kelimelerce olsada
örselenmiş ilişkilerde unuttuğumuz
fotokopiyle çoğaltılmış sevgilerin yaşandığı şu anlarda
hep özel kalacak bir tat yaşadığımız
kaçmaya çalıştınmı yakalandığında
kaçtığında sahip olduklarını bile kaybedersin unutma!!


ben belki kaçmayı beceremedim ve yakalandım
belki de...
vazgeçmekte geç kaldım
bilki kazanma şansım hiç yok
sevdiğim...

araz

icgqhs
bir kahraman tazeoğlu klasiği.

gel € desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
araz'a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum

sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki; kendini dinleme, hiçbir şey söylemiyorsun.
oysa gel €desen gelirdim biliyorsun!

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kime üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa gel€ desen gelecektim...

alo beni tanıdın mı

icgqhs
telefonu kaldırdığınızda gelen ilk ses, salakçadır maldır hatta. tanıdın mı neyi tanıdım mı oğlum?
evet tanıdım bebeğim yıllardır bu soruyu sorulmasını bekliyordum, seziyordum zaten annelik içgüdülerimi de kullandım ve seni tanıdım sesinde yardımcı oldu tabi ama tanıdım ya ben seni.ee nasılsın?
15 /