confessions

indolentexistence

2. nesil Yazar - Tatlı

  1. toplam entry 244
  2. takipçi 8
  3. puan 3011

gig ekonomisi

indolentexistence
paylaşım ekonomisini oluşturan geçinme modeli. Kapsamı bilinen, süresi bilinen iş parçaları diyelim. Gelirinizin, hatta iktisadi yapınızın buna dayanması. Geçmişte örnekleri de olan parça başına iş yapma, hizmet sunanın emeğini tamamen kontrolünde. Mesela, gündelikçiler, yemek dağıtımı yapan motorlu bisikletli insanlar.

sözde bilim

indolentexistence
gasteci velet dedi ki: 'burası bilgi yuvası' Bilgi de bilimden geçer. Madem öyle. Önceliğimizi bilime verelim dedim ve size Bilim (Science )ve Sözdebilim (Pseudoscience) arasındaki farkı anlatan bunu da destekleyen kitaptan bahsedelim ve görüşümüzü yazalım.

Sezgi, sağduyu ve sahte haberlerin genellikle bilimsel kanıtlara tercih edildiği ve sözdebilimin sıklıkla geçerli bilim olarak sunulduğu bir post-truth (nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu), anti-entelektüel dünyada yaşıyoruz. Hakikatin var olduğunu ve aramaya değer olduğunu varsayarsak, bu araştırmada bilim bizim en güvenilir aracımız ise , sözdebilimi nasıl tanımlayabiliriz ve etkin bir şekilde nasıl mücadele edebiliriz?

Yazarları Allison B. Kaufman ve James C. Kaufman, Pseudoscience: The Conspiracy Science adlı kitabı okuma fırsatım olmuşken burayada kitapla ilgili incelememden bir kesit aktarmak isterim. Kısaca, sözdebilime yönelten bilişsel önyargılar, yalan söylem bilgisi, geniş kabulünün nedenlerini, toplumumuzu nasıl tehlikeye soktuğunu, nasıl fark edileceğini ve etkisini nasıl azaltabileceğimizi inceleyen paha biçilmez bir kitap.

Kitap, sahte haberlere ve kullanışlı bir referansa karşı mükemmel bir panzehir. Bunlarla zaman harcamak kolay değil, ama kesinlikle çabaya değer.

bilimsel bakış açısıyla içini deşarj eden insan

indolentexistence
İnsanlar her türlü sebepten dolayı bilime ilgi duyabilirler. Tercihsel sebebi belki de en yaygın ve belirgin olarak, bazı indirgeyici ya da ontolojik naturalizm biçimlerinin felsefi sonuçlarından derin bir memnuniyetsizlik olarak tanımladığım durum üzerine odaklanmış gibi görünmektedir.

Gerçeklikle olan tek kavgamız nedensel açıklamalar ise, o zaman ajan olma duygumuzu, norm ve değerlere olan bağlılığımızı, hakikatin normatif kuvvetine olan inancımızı ve kendimizi olma şeklimizi nasıl hesaba katacağız? kavramları uygularken ve inançları gerekçelendirirken rasyonel davranmak? Bilim açıkça dünyayı açıklamak için inanılmaz güçlü bir araçtır. Ancak hiçbir insan girişimi, en azından dolaylı olarak, bir insan hayatını bundan daha etkili bir şekilde yönlendirmenin ne olduğu konusundaki algımızı sorgulamak için görünmemektedir.

hakikat

indolentexistence
Ingilizce 'truth' kelimesi Turkce'ye iki farkli anlamla karsilanmaya calisilir. Birincisi, gerceklik; ikincisi, hakikat. Gerceklik maalesef 'truth' kelimesinin karsiligi degildir. Truth, hakikat ya da yeni kelimeyle 'dogruluk' a karsilik gelir. Hakikat ile gerceklik arasinda onemli fark var. Gerceklik var olmasi icin bize gereksinim duymaz. Bizim disimizda var oldugu var sayilir. Hakikat ise zihnimizin gerceklige atilmasi ve onu zihnimizin Icine dusurmesi ama gerceklikle uyumlu oldugu iddiasiyla. Bunu orneklendirelim; hakikatte her zaman gercekligin ustune bir de onerme vardir. Gercek olan kardir. Kar beyazdir.

Hakikat ve gerceklik modernizm kavramlaridir. her sey herkese gore degismeye baslamasiyla kavramlar post-truth ve postmodernizm kavramlarina donusmustur. Posmodernistlere gore gercekligin olusu kuskulu bir durumdur. belki de disimizda hicbir sey yoktur; varsa bile bizim zihnimiz gercekligi algilamaya yetmiyordur; yetiyosa bile bunu baskasina bildirmeye yetkimiz veya kabiliyetimiz yoktur. Dolayisiyla postmodernizme gore gerceklik zaten kuskulu oldugu icin onemsizdir ama asil gerceklige atilim yapan zihin yani hakikatte onemsizdir. Bu da siyaseten post-truth demektir.

'post-' sadece sonra/sonrasi anlamina da gelmez. ayni zamanda bir donemin veya bir kavramin onemsizlestirilmesi ya da alakasizlasmasi anlami da tasir.

Beni rasyonel olmakla suclayan postmodernistlere selam olsun.
Edit: Turkce karakter kullanmadigim icin uzgunum, an itibariyle sartlarim bu yonde.

ad hominem

indolentexistence
yazalım. hazır açılmış içi boş iken.
rasyonel bütünlüğü bırakıp, savı söyleyen kişiye yönelik itibarsızlaştırma safsatası. Seeennnn!diye başlayan! aslında öyle başlamıyo mu seeennn! daha az entelektüel belirtisi gösterir. mesela burada başıma geldi sanırım. ''çekil başımdan ayten, emineciğim gibi! :))) şaka şaka

sinemada mesela vardır bu, çatışmalar kurulurken entelektüel anlamda olabilecek en düşük çatışma türü. kişiyle toplum kişiyle gelenekler arası gibi ruhsal çatışmalar.

çeşitlerine girem mi bilemedim.

bohemian rhapsody

indolentexistence
bugünki son etrymi de burada yazarak sonlandırıyorum.

müslüm müslüm konuşulurken, 'bakın adamlar da aynısını yapmış' diyen angutlar vardı. bense şöyle diyorum. muhteşem bir konu velhasıl altından kalkamamışlar. ezilmişler altında. müslümle arasında dağlar kadar fark var. küçük dağ :) benzerlik olarak, ikisi de dışarda kalanların müziğini yapıyor diye görüyorum.

filmin yapım aşamasındaki sürüncemesi konusunda kaderlerini benzetebildim sadece. mustafa uslu'da hollywood tarzı çekmeye çalışmış olabilir tabii. öncelikle aslında biyografik sinema (biyopik) çekmek zordur. milyonlarca hayranı olan insanlar. herkes farklı bakıyor. herkes başka tarafından tutuyor hikayeyi. elbette çok zor mükemmel bir şey çıkarmak. melodramatik hayatlar ve yeterince de güçlü değil. bir adam şarkı söylemeye başlar ünlü olur, aids olup ölür. bir filmi götürebilecek dramatik bir çatışma yok burada. dolayısıyla müslüm'de de aynı sorundan muzdaribiz. müslüm aids de olmamıştı üstelik. biz hikayeleştirme de biraz sakatız. onların iyi yaptığı şey bu.

kendimizi zeki hissetmekten vazgeçsek. masal dinlemeyi sevmeyiz. bilimkurguya zaten kafa olarak uzağız. kuklagiller vardı bir zamanlar. sinema diye bir bölümünü izlemiştim. aradım taradım bulamadım. nereye gittiyse youtube'da yok. geriye işte ağlatan filmler kalıyor, onu da yaşadığımız acıyla bağdaştırıp bitiyo gidiyo. filmi değerlendiremeden buraya geldim. gidiyorum ben.

fantezi

indolentexistence
Fantezi nedir? Doğası gereği fanteziler nasıl olmalıdır? İstenilen ''şey'' e gerçekten ihtiyaç mı duyuyoruz yoksa onun fantezisi mi bizi cezbediyor? Lacan'ın fanteziler argümanını
(Film: The Life of David Gale) ile anlamak mumkundur. Filmin tamamini izleseniz daha iyi.

mutluluk

indolentexistence
Mihaly Csikszentmihalyi bir filozof, flow teorisini ortaya atmıs, 90 larda yazmıs kitabi var flow dıye. Diyor ki; mutluluk bır akısa girmeyi gerektirir. Sen bir sey yaparken, kaybolursun. Icine girersin ve butun konsantrasyonun ordadır ve dusunce durur dyor. Bu hale de flow diyor. Devam ediyor, insanın tek mutlu oldugu an flow da oldugu andır, hep girmeye calıstıgı sey de o flow anıdır. Fakat soyle bır ayrım koyuyo, bizim icin biraz kotu ama, dizi film oyun internet flow gibi gorunuyor, ama onlar flow degil cunku sen orada tuketiyorsun.
Mutluluk sandigimiz seylere bi ara samimiyetle bakmak gerek. Belki de tam olarak ne oldugunu bilmiyoruzdur.

abel ödülü

indolentexistence
Norveç Bilim ve Edebiyat Akademisi tarafından verilen ödül, matematik kategorisi olmayan Nobel Ödülü'ndeki boşluğu kapatmak için kuruldu.
Abel Ödülü, 2002'den beri devam ediyor ve 6 milyon NOK'luk (yaklaşık 704.000 ABD Doları) para ödülü eşlik ediyor.

kucaklama makinası

indolentexistence
Temple Grandin, kendine de otizm tanısı konmuş, başkalarına dokunamamak gibi özel bir durumu olanlar için kucaklama/sarılma makinası icat eden bilim kadınıdır. Bu makinanın icadına sebep, teyzesinin çiftliğinde hayvanlara olan ilgisiydi. Duyusal hassasiyeti, hayvanları daha iyi anlayabilmesine olanak sağlamıştır. Temple Grandin adlı filmi de seyredilmeye değer.
edit: japonların sarılma yastıklarıyla karıştırılmasın lütfen. sıkıştırma mekanizması en önemli fark.
(bkz:Mars'taki Antropolog)
(bkz:Oliver Sacks)
(bkz:otizm)

yeni zelanda'da gerçekleşen cami saldırısı

indolentexistence
Yeni Zellanda'da bir terörist tarafından yapılan çirkin saldırıdan sonra, bizim devletimizin gösterdiği tepki;
Teröristi asın, yapamazsanız biz cezasını veririz,
İstanbulu Konstantinopolis yaptırmayız,
Dedeleriniz gibi sizi de tabutla geri göndeririz şeklinde oldu.
Onlar ise ;
Radyo ve televizyonlarından ezan yayını,
Namaz kılanlarınn arkasında insandan koruma duvarı oluşturma,
Başbakanın ölen müslüman ailelerinden gözyaşları ile özür dilemesi ile cevap verdiler.

wignerin arkadaşı

indolentexistence
1961'de fizikçi Eugene Wigner, kuantum mekaniği paradokslarından birini gösteren bir düşünce deneyinin ana hatlarını çizdi. Deney, evrenin garip doğasının iki gözlemcinin Wigner ve Wigner'in arkadaşının farklı gerçekleri deneyimlemesine nasıl izin verdiğini gösteriyor.

Fizikçiler uzun süredir kuantum mekaniğinin iki gözlemcinin farklı, çelişkili gerçekleri deneyimlemesine izin verdiğinden şüpheleniyorlar. Şimdi bunu ispatlayan ilk deneyi gerçekleştirmişler. “Wigner'in Arkadaşı” adlı düşünce deneyini, ölçümün doğasını araştırmak ve nesnel gerçeklerin var olup olmadığını tartışmak için kullanıyorlar. Bu önemlidir, çünkü bilim insanları nesnel gerçekleri ortaya çıkarmak için deneyler yaparlar. Fakat farklı gerçekliklerle karşılaşırlarsa, tartışma devam eder, bu gerçeklerin ne olabileceği konusunda nasıl hemfikir olabilirler?

Ve bugün, Edinburgh'daki Heriot-Watt Üniversitesi'ndeki Massimiliano Proietti ve birkaç meslektaşı bu deneyi yapmışlar: farklı gerçeklikler yarattılar ve karşılaştırdılar. Kararları Wigner'ın haklı olduğu yönünde; bu gerçekler uzlaştırılamaz hale getirilebilir, böylece bir deneyle ilgili nesnel gerçekler üzerinde anlaşmaya varılamaz.

Yani iki gerçek birbiriyle çelişiyor. Proietti ve arkadaşları “Bu, iki gözlemci tarafından kurulan gerçeklerin nesnel durumunu sorgulamaktadır” diyor. Deney kesin bir sonuç veriyor. Her iki gerçekliğin de, Wigner'ın tahmin ettiği gibi uzlaşmaz sonuçlar üretmesine rağmen bir arada var olabileceği ortaya çıkarmış oluyorlar. Bu da şu demek, fizikçileri gerçekliğin doğasını yeniden gözden geçirmeye davettir.

nihayetinde bir çeşit temel gerçeklik ölçümlerini uzlaştırabilecekleri fikri çeşitli varsayımlara dayandırırsak : evrensel gerçeklerin var olduğu ve gözlemcilerin kendileri üzerinde hemfikir olabileceğidir.

Ancak Proietti'nin sonucu, nesnel gerçekliğin var olmadığını ortaya koyuyor. Başka bir deyişle, deney varsayımlardan bir veya daha fazlasının - üzerinde anlaşabileceğimiz bir gerçeklik olduğu fikrinin, seçim özgürlüğümüzün olduğu fikrinin veya yerellik fikrinin - yanlış olması gerektiğini ileri sürmektedir.

Elbette, geleneksel gerçeklik görüşüne bağlı olanlar için başka bir çıkış yolu var. Bu, deneycilerin görmezden geldiği başka bir boşluk daha var. Nitekim, fizikçiler yıllardır benzer deneylerde boşlukları kapatmaya çalışmış olsalar da, hepsini kapatmanın asla mümkün olamayacağına karar verdiler.

Bununla birlikte, eserin bilim adamlarının çalışmaları için önemli etkileri vardır. Proietti ve Co, “Bilimsel yöntem, tekrarlanan ölçümlerle oluşturulan gerçeklere dayanır ve bunları evrensel olarak gözlemleyenlerden bağımsız olarak kabul edilir” diyor.

Bir sonraki adım daha ileriye gitmek: uzlaştırılamayan giderek tuhaf alternatif gerçeklikler yaratan deneyler oluşturmak. Bunun bizi nereye götüreceğini kimse tahmin edemez. Ancak Wigner ve arkadaşı kesinlikle şaşırmayacaktır.
ehe.:)))
https://arxiv.org/abs/1902.05080
(bkz:mutlak gerçekçi zavallılığı)
(bkz:mutlak gerçek)
(bkz:flat earth society)

johann wolfgang von goethe

indolentexistence
edebiyatin her alaninda eserler vermis aydinlanma doneminin onde gelen isimlerinden Goethe 187 yil once bugun olurken son sozlerinin "isik daha fazla isik" oldugu soylenmektedir.

"osmanli sairleri lale devri yasarken, biz nelerle ugrasiyoruz arkadas:/" Goethe.

faust mu yoksa genc werther'in acilari mi ?

geliri giderine denk olacak formül

indolentexistence
yani böyle bir formül bulunduysa, adama sorarlar : ödemeler dengesindeki cari açığı neden kapatmıyorsunuz? 35 milyar dolar hazineye yük olmadıysa, yine sorarlar bu para nereden geldi, nasıl harcandı, denetimini hangi kurum yaptı? 'Suriyeliler çöp topladı milli ekonomiye 35 milyar katkı yaptılar biz de o parayı harcadık' derseniz, o zaman da kendi vatandaşına toplatıp bu tasarrufu neden yapamadın diye sorarlar adama.

kartal'da çöken bina

indolentexistence
Vakit varken yasa iptal edilmeli
İlk depremde yıkılacak binaların altında kalan insanların yakınları ahim'e giderler, büyük tazminatlar kazanırlar. O paraları şimdi harcayıp ölümler engellenebilir. Devlet yapı denetiminden sorumludur. Vatandaşın parasını alıp ölüme mahkum etmemeli. Bina yasalara uygun hale gelince çürük çarık unutulur.
Özellikle İstanbul'da deprem seferberliği başlatılmalı, bu iş için bakanlık kurulmalı hatta.
Kaynak mı yok, alın size kaynak;
-Yatırımları tamamen durdurun,
-Suriyelilerin yükünü azaltın.
-Köprü ve yollara ödediğiniz farkları birkaç yıllığına erteleyin,
-Lüks tüketime deprem vergisi getirin,
-Çok katlı ve riskli binaları vatandaştan satın alın, yıkın, arsa imarlarını değiştirin ve yüksek fiyatlı villa arsası haline getirin.
-Devlet kurumlarının tümünde deprem tasarruf sandıkları kurup yapılan tasarrufları şeffaf olarak yayınlayın.
-Her ibadethaneye cami, cemevi, kilise, havra farketmez deprem tasarrufu sandığı kurdurun ve birikimi yayınlayın.
Kurban zekat ve fitrenin tamamını bu sandıklara yönlendirin.
-Köye dönüş kanunu çıkartın gideni teşvik edip destekleyin, gelene şartlar koyun.
-Tüm sistemin denetimini hakimlere yaptırın.
Bunları yaparsanız , sosyal devlet olursunuz, vatandaşla barışırsınız.
Birkaç bin lira alacağım diye çürük binaya sağlam ruhsat verirseniz vebal altında kalırsınız.
Kartalda olduğu gibi.

popülizm

indolentexistence
gücü elinde bulundurana karsi ortaya çıkan tepkidir. Genel halkın çıkarını savunur. Ama şunu da eklemeliyim ki, popülizmin iki farklı yüzü var. Insanlar kızgın ve bıkkın olduklarında, korktuklarında, ekonomik güvenceleri olmadığında otoriter popülizme çekilirler. Bu da 'güçlü olanı bana verin', demektir. Halk adına her şeyi düzeltecek kişiyi! Ama demokratik değildir ve daha fazla destekçi bulmak içn suçu sıklıkla başkasına atmaya başvurur. Popülizm, alternatif olarak reform biöimini de alabilir. 'Sistemi yeniden kuracağız' derler. Biz daha farklı bir sistem yaratacağız vs. Insanların ihtiyaçlarını daha iyi yansıtacak! Yani popülizm muhakkak iyi bir şey değildir. Bu tamamen, nasıl biçim aldığına bağlı.

tol ve har

indolentexistence
Murat Uyurkulak'ın iki kitabı. birincisi bir intikam romanı, ikincisi bir kıyamet romanı. bu romanlarda “göze göz, dişe diş” mantığı güdüyor. birçok güzel cümle var. Tol, 12 eylül romanı. har, son dönem siyaseti daha baskın. küfürlü olanları eledikten sonra kalanlardan en sevdiğim, '' bir öpücük versene...'' cümlesi.
Önce Tol'dan bir alıntı (s. 96):

“Yaşıyor mu?” dedim, darmadağın, yorgun.
Şair endişeyle bakıyordu bana.
“Yaşıyor mu?” diye sordum tekrar.
“Evet.”
“Nerede şimdi?”
“Bir dağın tepesinde.”
“Hangi dağın?”
“Gabar'ın.”
Titremeye başladım.
Küçük bir çocuğunki gibi çıktı sesim:
“Ne yapıyor orada?”
Şair ciddiydi, heyecanlıydı, duygulanmıştı.
Tanrılar konuştu:
“İntikam alıyor.”

Har'dan bir alıntı (s. 90):
“Yola böyle çıkan, ömrü seyahatinde iflah olur mu?”
“Olmaz mı?”
“Olur elbet Numune, niye olmasın? Kanı kan temizler, çiviyi çivi söker…”

nikos kazancakis

indolentexistence
''hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm.'' Girit'te bulunan mezarında meşhur kitabı ''zorba'' da anılarını paylaştığı cahil ama görmüş geçirmiş, bence biraz fazla geveze arkadaşı Alexei Zorba'nın söylediği iddia edilen yukarıdaki cümle bulunmakta. Yunan yazar nobel ödülünü bir oy farkla Camu'ya kaptırmış ama Camu'ya göre de kendisinden çok daha fazla hak etmiştir. Bana sorsalardı 'ikiniz de benden çok hakettiniz' derdim.

tarihin en kara günlerinden birisi 12 kasım

indolentexistence
-Norveç'te yapılan seçimde monarşi yandaşları galip geldi.
-İspanya başbakanı Jose Canalejas suikaste kurban gitti
-SSCB'de Trotsky Komünist Parti'den ihraç edildi; Stalin partinin başına geçti
-Almanya'da yapılan seçimlerde Naziler %92 ile iktidar oldu.
-Erzincan'da deprem oldu. 33.000 kişi hayatını kaybetti
-Aileden sorumlu Devlet bakanı Cemil Çiçek, ''flört fahişelikten farksız.'' dedi
-Sait Halim Paşa yalısı tamamen yandı.
-Suudi bir yolcu uçağı ile Kazak bir kargo uçağı Yeni Delhi yakınlarında havada çarpıştı: 349 kişi öldü.
-Kaynaşlı'da 7.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi: 894 ölü
-New York JFK havaalanından kalkan birkaç dakika içinde düştü: 260 kişi öldü.
-Ben doğdum:/

indira gandhi

indolentexistence
hindistan'ın eski başbakanlarından birinin kızı olan ilk kadın başbakanı indira gandhi, korumalığını yapan iki sih tarafından suikaste uğrayıp öldürülmüş, yerine geçen oğlu da 7 yıl sonra suikaste uğramış ve partinin başına gelini geçmiştir. Artık ne kadar politize olmuş bir aile siz düşünün. Türkçe argosuna da adını bağışlayan bu pek tanımadığım siyasetçinin Mahatma Gandhi'yle bir akrabalığı bulunmuyormuş.

metallica

indolentexistence
"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum... "Metallica - Am I Evil?

diyalog

indolentexistence
Meselaaa Platon diyaloglar yazarak felsefe yapan bir filozof. Sonucu nereye bağlıyor biliyorsunuz değil mi? Artık ben de ne dediğimiz bilmiyorum Socratescim... tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir. :) Diyalogları da filozofumuz Sokrates'in ağzından yazar. Mantıklı:) Ben de erdem bey üzerinden tanrıya laf edeceğim. Müsadesini henüz almaya erişemedik. Mış gibi yapalım.

Sokrates sorular soruyor, yanıtları eleştiriyor, savunabilecek fikirlerin zayıflıklarını gösteriyor, ama kendi adına bir tez öne süremiyor. Hiçbir yere varmayan diyaloglar sonra gelişe gelişee kapsayıcı bir araştırmaya dönüşüyor. Ama sonucu olmayınca sıkılıp boşverebilirsiniz. Tavisyem yöntem olarak incelemenizdir. Yani nasıl felsefe yaparızın cevabını öğretirler.

diyalog iyidir. Monolog da kötü. çünkü zorlama yok, çürütebilirlik yok. diyalogda kalalım genşleeer.

eleştiri

indolentexistence
Eleştirinin laf sokmaya dönüşmesi, hem doğrudan hem dolaylı olarak iki cümlelik laf sokmaların egemenliği kendini perçinliyor. Eleştiriyi bilgiye erişme yolunda kullanacakken, artık eleştiri yerine ucuz 'kalemşor'lukları kullanıyoruz. Bilgimiz de bilmemiz gerekeni bilme şeklimiz de değişiyor.Bir çırpıda sevdiğimiz yazar, şair ve sinemacıları falan sıralayabilirken, takipçisi olduğumuz eleştirmenleri sayamadığımızda yavaş yavaş yok olacağız.

Çünkü, yoksam, eleştirmediğimdendir.

çiftlik bank

indolentexistence
Çiftlik bank reklam sloganları: 'az zamanda çok büyük işler yaptık, muhtaç olduğun kudret şah damarından daha yakındır. ' 'derdin memleketse, duruşun elif gibi dimdik olmalı; lakin önüne engeller koyacaklar, ayağına çelme takacaklar' devam ediyoruz. bu çok iyi tosuncuk demiş ki 'şuan ülkemiz üzerinde oynanan bazı oyunlar var, yurtdışı kaynaklı bazı tehditler alıyoruz, özellikle Londra'dan. Avrupa'nın en büyük süt ve damızlık tesisini kuruyoruz. Bu bazı kesimleri rahatsız ettiği için, bu şekilde haberler çıkıyor.'
Tanımını yapalım: Millileştirmiş. Ülkenin çıkarlarıyla özdeşleştirmiş, ülkenin çıkarlarıyla avrupa'nın çıkarlarını ters yönlere koymuş, nefret edilen kuşak olarak Avrupa'yı betimlemiş sonra da Çiftlik banka karşı çıkan herkesi Türkiye'ye karşı çıkan Avrupalılar kategorisine dahil etmiş.

Hey gidi Tosuncuk....