confessions

indolentexistence

2. nesil Yazar - Seviyor ve seviliyor

  1. toplam entry 344
  2. takipçi 9
  3. puan 3544

göreli yoksunluk

indolentexistence
Göreli yoksunluk teorisi nedir, biliyor musunuz? Göreli yoksunluk topluma devrim yaptıran şeydir. Adam, kadın der ki, "Onda var, bende neden yok?" Aynı Bahçeli gibi, "Bizde niye yok?" der. 3 çeşit göreli yoksunluk vardır. Bizim şu an yaşadığımız azalan göreli yoksunluk, yani en haşini, yani isteklerimiz, arzularımız yerinde sayarken yaşam şartlarımız kötüye gidiyor. Aristo'dan Marx'a kadar birçok düşünüre göre, toplumsal şiddetin birincil sebebi (tabii onlar bu şekilde isimlendirmemişler).

Ama olay şu, bir şeylerin marksist okumasını yaparken bizden iyisi yok. "Devrimlerin temelinde iktisadi buhranlar vardır." ya da "Devrimler iktisadi değişiklikler meydana getirir." Çok güzel, süper. Bakınız birkaç yıl önce komşuda da bir ekonomik kriz vardı, onlar ayaklandı. Neden biz ayaklanmadık? Ya da Ecevit'e yazar kasa atıldı, neden şimdi kimsenin sesi soluğu çıkmıyor? Eee demek ki neymiş, su her yerde 100 derecede kaynamıyormuş. Bir de hava basıncına bakmak lazımmış. Sadece sebep sonuç ilişkisi yetmiyormuş. Olayların bir de zaman uzamsal analizini yapmak gerekiyormuş.

Neden her göreli yoksunluk ayaklanmayla karşılık bulacak diye bir kaide yok? Çünkü önce birilerinin o göreli yoksunluğu siyasallaştırması gerekiyor. Bunu yapabiliyor muyuz? Tabii ki yapamıyoruz. Ayaklanıp daha fazlasını istemektense kanaat etmeyi erdem zanneden bir psikokültürde bu ne kadar mümkün? Buradan Gramsciye bağlamayacağım. "Gerekirse kuru ekmek yer Erdoğan'a sahip çıkarız"cı kitleye stratejik (molar) değil, taktiksel (moleküler) yaklaşılabilir.

Nasıl yaklaşılabileceğine dair fikir belirtmeyeceğim. Zira siyasetten hoşlanmam.

18 mart 2019 hollanda'da yaşanan silahlı saldırı

indolentexistence
Bunca gaddarlığa rağmen, hayat normal ölçüsünce nasıl devam ediyor: ideoloji mi, söylem mi, çıkarlar mı, yalanlar mı, kayıtsızlık mı, ölümü kanıksama mı, hangisi etkili bunda…

Bir kez daha, yine yine ve yeniden. Ne kısır döngü ama. tercümesi şudur: ''şiddet şiddet doğurur.''
Zamanımızın ölme ve öldürme, güvenlik ve özgürlük gibi ikiliklerini şekillendiren esas kelime, savaştan ziyade “mücadele” kelimesidir. Savaş değil, “mücadele hukuku” söz konusudur burada. Hal böyle olunca sevimsiz bir mesele duyuruyor kendini:

Recep Tayyip Erdoğan:'' Dedeleriniz geldi, kimi ayaklarının üzerinde kimi tabutla geri döndü. Aynı niyetle gelecekseniz bekleriz. Sizi de dedeleriniz gibi uğurlayacağız. - İstanbul'u Konstantinapol yapamayacaksınız.''

Bu sözlerin muhatabı bir terörist
Sözün sahibi bir ulusun cumhurbaşkanı.

kadir inanır

indolentexistence
….
+ peki ama şimdi yarın çıkarsak burdan nasıl çalışırsın bunca kitap dosyalar falan iflan
– hepsinin canı cehenneme… insanlık için çalıştık sokakta kaldık, atom fiziği de profesörlük de yerin dibine batsın. adi bir kumarbazın salak kızına rezil olduktan sonra…
– bundan sonra başka bir adam olucam
+ nasıl başka bir adam?
– babamı mezara itenlerden daha gaddar daha insafsız… onun için atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun
+ sen alim adamsın abi başka ne iş bilirsin?
– ama ogrenicem
+ neyi öğreniceksin?
– kumarbazlığı itliği hergeleliği..
+ estağfurullah abi
….

sözde bilim

indolentexistence
gasteci velet dedi ki: 'burası bilgi yuvası' Bilgi de bilimden geçer. Madem öyle. Önceliğimizi bilime verelim dedim ve size Bilim (Science )ve Sözdebilim (Pseudoscience) arasındaki farkı anlatan bunu da destekleyen kitaptan bahsedelim ve görüşümüzü yazalım.

Sezgi, sağduyu ve sahte haberlerin genellikle bilimsel kanıtlara tercih edildiği ve sözdebilimin sıklıkla geçerli bilim olarak sunulduğu bir post-truth (nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu), anti-entelektüel dünyada yaşıyoruz. Hakikatin var olduğunu ve aramaya değer olduğunu varsayarsak, bu araştırmada bilim bizim en güvenilir aracımız ise , sözdebilimi nasıl tanımlayabiliriz ve etkin bir şekilde nasıl mücadele edebiliriz?

Yazarları Allison B. Kaufman ve James C. Kaufman, Pseudoscience: The Conspiracy Science adlı kitabı okuma fırsatım olmuşken burayada kitapla ilgili incelememden bir kesit aktarmak isterim. Kısaca, sözdebilime yönelten bilişsel önyargılar, yalan söylem bilgisi, geniş kabulünün nedenlerini, toplumumuzu nasıl tehlikeye soktuğunu, nasıl fark edileceğini ve etkisini nasıl azaltabileceğimizi inceleyen paha biçilmez bir kitap.

Kitap, sahte haberlere ve kullanışlı bir referansa karşı mükemmel bir panzehir. Bunlarla zaman harcamak kolay değil, ama kesinlikle çabaya değer.

bilimsel bakış açısıyla kendi içini deşarj eden in

indolentexistence
İnsanlar her türlü sebepten dolayı bilime ilgi duyabilirler. Tercihsel sebebi belki de en yaygın ve belirgin olarak, bazı indirgeyici ya da ontolojik naturalizm biçimlerinin felsefi sonuçlarından derin bir memnuniyetsizlik olarak tanımladığım durum üzerine odaklanmış gibi görünmektedir.

Gerçeklikle olan tek kavgamız nedensel açıklamalar ise, o zaman ajan olma duygumuzu, norm ve değerlere olan bağlılığımızı, hakikatin normatif kuvvetine olan inancımızı ve kendimizi olma şeklimizi nasıl hesaba katacağız? kavramları uygularken ve inançları gerekçelendirirken rasyonel davranmak? Bilim açıkça dünyayı anlamak için inanılmaz güçlü bir araçtır. Ancak hiçbir insan girişimi, en azından dolaylı olarak, bir insan hayatını bundan daha etkili bir şekilde yönlendirmenin ne olduğu konusundaki algımızı sorgulamak için görünmemektedir.

hakikat

indolentexistence
Ingilizce 'truth' kelimesi Turkce'ye iki farkli anlamla karsilanmaya calisilir. Birincisi, gerceklik; ikincisi, hakikat. Gerceklik maalesef 'truth' kelimesinin karsiligi degildir. Truth, hakikat ya da yeni kelimeyle 'dogruluk' a karsilik gelir. Hakikat ile gerceklik arasinda onemli fark var. Gerceklik var olmasi icin bize gereksinim duymaz. Bizim disimizda var oldugu var sayilir. Hakikat ise zihnimizin gerceklige atilmasi ve onu zihnimizin Icine dusurmesi ama gerceklikle uyumlu oldugu iddiasiyla. Bunu orneklendirelim; hakikatte her zaman gercekligin ustune bir de onerme vardir. Gercek olan kardir. Kar beyazdir.

Hakikat ve gerceklik modernizm kavramlaridir. her sey herkese gore degismeye baslamasiyla kavramlar post-truth ve postmodernizm kavramlarina donusmustur. Posmodernistlere gore gercekligin olusu kuskulu bir durumdur. belki de disimizda hicbir sey yoktur; varsa bile bizim zihnimiz gercekligi algilamaya yetmiyordur; yetiyosa bile bunu baskasina bildirmeye yetkimiz veya kabiliyetimiz yoktur. Dolayisiyla postmodernizme gore gerceklik zaten kuskulu oldugu icin onemsizdir ama asil gerceklige atilim yapan zihin yani hakikatte onemsizdir. Bu da siyaseten post-truth demektir.

'post-' sadece sonra/sonrasi anlamina da gelmez. ayni zamanda bir donemin veya bir kavramin onemsizlestirilmesi ya da alakasizlasmasi anlami da tasir.

Beni rasyonel olmakla suclayan postmodernistlere selam olsun.
Edit: Turkce karakter kullanmadigim icin uzgunum, an itibariyle sartlarim bu yonde.

ad hominem

indolentexistence
yazalım. hazır açılmış içi boş iken.
rasyonel bütünlüğü bırakıp, savı söyleyen kişiye yönelik itibarsızlaştırma safsatası. Seeennnn!diye başlayan! aslında öyle başlamıyo mu seeennn! daha az entelektüel belirtisi gösterir. mesela burada başıma geldi sanırım. ''çekil başımdan ayten, emineciğim gibi! :))) şaka şaka

sinemada mesela vardır bu, çatışmalar kurulurken entelektüel anlamda olabilecek en düşük çatışma türü. kişiyle toplum kişiyle gelenekler arası gibi ruhsal çatışmalar.

çeşitlerine girem mi bilemedim.

bohemian rhapsody

indolentexistence
bugünki son etrymi de burada yazarak sonlandırıyorum.

müslüm müslüm konuşulurken, 'bakın adamlar da aynısını yapmış' diyen angutlar vardı. bense şöyle diyorum. muhteşem bir konu velhasıl altından kalkamamışlar. ezilmişler altında. müslümle arasında dağlar kadar fark var. küçük dağ :) benzerlik olarak, ikisi de dışarda kalanların müziğini yapıyor diye görüyorum.

filmin yapım aşamasındaki sürüncemesi konusunda kaderlerini benzetebildim sadece. mustafa uslu'da hollywood tarzı çekmeye çalışmış olabilir tabii. öncelikle aslında biyografik sinema (biyopik) çekmek zordur. milyonlarca hayranı olan insanlar. herkes farklı bakıyor. herkes başka tarafından tutuyor hikayeyi. elbette çok zor mükemmel bir şey çıkarmak. melodramatik hayatlar ve yeterince de güçlü değil. bir adam şarkı söylemeye başlar ünlü olur, aids olup ölür. bir filmi götürebilecek dramatik bir çatışma yok burada. dolayısıyla müslüm'de de aynı sorundan muzdaribiz. müslüm aids de olmamıştı üstelik. biz hikayeleştirme de biraz sakatız. onların iyi yaptığı şey bu.

kendimizi zeki hissetmekten vazgeçsek. masal dinlemeyi sevmeyiz. bilimkurguya zaten kafa olarak uzağız. kuklagiller vardı bir zamanlar. sinema diye bir bölümünü izlemiştim. aradım taradım bulamadım. nereye gittiyse youtube'da yok. geriye işte ağlatan filmler kalıyor, onu da yaşadığımız acıyla bağdaştırıp bitiyo gidiyo. filmi değerlendiremeden buraya geldim. gidiyorum ben.

gig ekonomisi

indolentexistence
paylaşım ekonomisini oluşturan geçinme modeli. Kapsamı bilinen, süresi bilinen iş parçaları diyelim. Gelirinizin, hatta iktisadi yapınızın buna dayanması. Geçmişte örnekleri de olan parça başına iş yapma, hizmet sunanın emeğini tamamen kontrolünde. Mesela, gündelikçiler, yemek dağıtımı yapan motorlu bisikletli insanlar.

duyurular

indolentexistence
Istanbul Japan Week 2019” etkinlikleri kapsamında, Kadıköy Belediyesi işbirliği ile Mart ayı boyunca her Pazartesi saat 20:00'de “Japon Film Günleri” düzenlenecektir. Detayları http://yelsanat.kadikoy.bel.tr/ adresinden inceleyebilirsiniz. Giriş ücretsizdir. Hepinizi film gösterim günlerine bekliyoruz.

Yer: Yeldeğirmeni Sanat, Kadıköy

Filmler: (Filmler Türkçe altyazlıdır)
KİMSE BİLMİYOR/ 04 Mart 20.00
ALACAKARANLIK SAMURAYI/ 11 Mart 20.00
AŞKIN GÖZÜ/ 18 Mart 20.00
ARAKÇILAR/ 25 Mart 20.00

insanoğlu dinle

indolentexistence
Domenico burada, Bagno Vignoni'nin delisi.
Hayır, onun deli olmadığını biliyorum.
Öyleydi, bunu anlayacaksın.
O burada Roma'da, bir gösteri için.
Üç gündür konuşmalar yapıyor.


Nasıl gidiyor?
Kalbin nasıl?
Bilmiyorum, sınıra dayandım.
İçimde hangi atam konuşuyor?
Hem aklımda hem de bedenimde…
Aynı anda ayrılamam.
Bu yüzden tek kişi olamıyorum.
Kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum.
Fazla büyük usta kalmadı.
Zamanımızın gerçek kötülüğü budur.
Kalbin yolları gölgelerle kaplanmış.
Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz.
Okul duvarları, asfalt ve refah reklâmlarının
Uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere…
Böceklerin vızıltıları girmeli.

Her birimizin gözlerini ve kulaklarını…
Büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız.
Birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı.
Yapmamamızın bir önemi yok!
O isteği beslemeliyiz…
Ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz…
Sınırsız bir çarşaf gibi.
Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız…
El ele vermeliyiz.
Sözüm ona sağlıklıları…
Sözüm ona hastalarla karıştırmalıyız.

Siz sağlıklı olanlar!
Sağlığınız ne anlama gelir?
İnsanoğlunun bütün gözleri, içine…
Daldığımız çukura bakıyor.
Özgürlük faydasızdır…
Eğer gözlerimizin içine bakmaya…
Yemeye, içmeye ve…
Bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa!
Dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler…
Sözüm ona sağlıklı olanlardır.
İnsanoğlu dinle!
Senin içinde su, ateş…
Ve sonra kül…
Ve külün içindeki kemikler.
Kemikler ve küller!
Gerçekliğin içinde veya…
Hayalimde değilken, ben neredeyim?
İşte yeni anlaşmam:
Geceleri güneşli olmalı…
Ve Ağustos da karlı.
Büyük şeyler sona erer…
Küçük şeyler baki kalır.
Toplum böylesine parçalanmaktansa…
Yeniden bir araya gelmeli.
Sadece doğaya bak
Hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin.
Bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz…
Yanlış tarafa döndüğümüz noktaya.
Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz…
Suları kirletmeden…
Deli bir adam size…
Kendinizden utanmanızı söylüyorsa…
Ne biçim bir dünyadır burası!

Şimdi müzik
Müzik!
Ah… Anne!
Başının etrafında dolaşan…
Ve sen güldükçe berraklaşan…
O hafif şey havaymış.
Müzik işe yaramıyor.

Andrei Tarkovski (Nostalghia filminden)

çiko

indolentexistence
kedi olduğunun yeni yeni farkına varan kedim. Biricik can yoldaşım. onu da anmadan geçemem. Saate ayarlı sanki. Gece nöbette. Sabah altı olmadan söylenmeye başlıyor, hadi kalk kapıyı aç diye. Saat dokuz on arası temas istiyor, oturulacak yan yana. O istediği kadar gelecek ve sonra gidecek. Kalkarsan yine yanına gelmek isteyecek. Sonra saat on altıya kadar derin uykuda. Hem de horlaya horlaya! Arada panikle kalkıp, söylene söylene tasına gidip yemek yiyip ya da su içip ama yine örtünün altına dönerek. On altıdan sonra kıyı köşe koklamaca, nöbet tutmaca ve arada yatağa çıkıp göbek açık cilve yapmaca… kurulu düzeni var. Tık sekmiyor!

hevesli

indolentexistence
aslında amaç beyaz yakalı olmaktı da ''mavi yakalı mı o, yo almayayım'' demek için hevesli oluverdim. bu kutlu yakıştırmayı yükselemediğim irtifayı hedefleyerek devam edeyim diyorum. kıps, kıps gülücüklü emoji, floresan ışıkları altında insana en uygun tasarım üzerine beyin fırtınaları, o la la.
ey hevesli sana sesleniyorum: sen bilginin çekirdeğinde konuşlanmış olan deneyime dokunmadan yaşlanmaktasın, bu yüzden kendine ait bir dünya büyütemiyorsun zihninin kıvrımlarında. ayrıksı görünüyorsun. biliyorum, itiraz etmek istiyorsun fakat ne yazık ki gerçek bu, üzgünüm, ben de öyle olsun istemezdim, ne yaparsın, bunlar hep distopya.

kokusunu alamadığımız parfüm reklamları

indolentexistence
bana bu denli tuhaf gelen, bir çikolata reklamında çikolatanın da tadını alamazsın, ama içinde ne varsa anlatılır sana: bisküvi üzerine karamel ve fıstık parçaları etrafında mis gibi bitter çikolata, mmm…(albeni tırtıklıyorum bu arada). Parfüm reklamları, kokunun içeriğinden ziyade, o kokunun soyutlanmış ifadesini bile zar zor anlatır. Anlıyorum, amaç fanteziyi ayakta tutmak lakin reklama bakarak duygusal bağ kuran kaç kişi var merak ederim.

soy ağacı

indolentexistence
neden atalarımızı bulmak zorunda hissederiz? soy ağacımızdaki isimler, yalnızca isimden ibarettir. buna rağmen, onlara karşı hissettiğimiz yakınlık çok güçlüdür. köklü bir geçmiş bizi daha mı güvende hissettirir? ya soy ağaçlarımız asmalar gibi çağlar boyu amaçsızca sarmalanmışsa? doğrusu, hepimiz akrabayız. aile ağacınızın geçmişine ne kadar inmenize bağlı. aslında, hepimizin damarındaki kan ortak.

katliamı öven ekşi sözlük yazarının tutuklanması

indolentexistence
237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 215: “İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”.

Madde Gerekçesi: “Madde metninde, suçu veya suçluyu övme suçu tanımı yapılmıştır. Buna göre suçun oluşması için, failin işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen övmesi gerekmektedir. İşlenmiş olan bir suçun failinin veya kanuna uymayan kişiliğinin, sırf suç işlemesi sebebiyle övme hali de cezalandırılmaktadır. Suç işlemiş olan kişinin övülmesi halinde, aslında bu kişi aracılığıyla işlenmiş olan suç övülmektedir”.

Prof. Dr. Ersan Şen'in ifade ettiği şekilde: ''herkes için geçerli ve herkes tarafından uyulması gereken Türk Ceza Kanunu'nun açık hükmüdür. Bir hukuk devletinde olması gereken de, kanunun emrine uymak ve ihlal eden hakkında kanun tarafından öngörülen yaptırımı tatbik etmektir. Hukuk devletinde, ne saik ve maksatla olursa olsun çifte standart, yani birisi yönünden uygulananın bir başkası için uygulanmaması gibi bir yöntemin izlenmesi mümkün ve kabul edilebilir değildir.''

kucaklama makinası

indolentexistence
Temple Grandin, kendine de otizm tanısı konmuş, başkalarına dokunamamak gibi özel bir durumu olanlar için kucaklama/sarılma makinası icat eden bilim kadınıdır. Bu makinanın icadına sebep, teyzesinin çiftliğinde hayvanlara olan ilgisiydi. Duyusal hassasiyeti, hayvanları daha iyi anlayabilmesine olanak sağlamıştır. Temple Grandin adlı filmi de seyredilmeye değer.
edit: japonların sarılma yastıklarıyla karıştırılmasın lütfen. sıkıştırma mekanizması en önemli fark.
(bkz:Mars'taki Antropolog)
(bkz:Oliver Sacks)
(bkz:otizm)

sanal dünya

indolentexistence
Her ne kadar dijital genellikle sanalla karıştırılıyorsa da eş anlamlı değiller. Sanal, bir şeyin aslında olmadan bir şeye çok yakın olduğu anlamına gelir. Dijital, diğer taraftan, miktarı sıfır ve bir olarak temsil eden bir yöntemdir. Dijital bilgi sanal bilgileri temsil edebilirken, Dijital teknolojiler gerçek yer kaplar. Örneğin, bu makaleyi bir bilgisayara yazıyorum, metin dosyası hem kişisel bilgisayarımda hem de başka bir yerde bir veri merkezinde küçük bir alanı kaplıyor.

hyper loop

indolentexistence
manyetik tüneller. elektrikli arabaların platformların üzerine konuşlandırılarak, tünelin içine bırakılır. hızlı bir şekilde iki nokta arasında manyetik alan farkından dolayı ulaşım sağlanır. elon musk san francisco-los angeles, newyork-washingtondc arasında düşünüyor.

fantezi

indolentexistence
Fantezi nedir? Doğası gereği fanteziler nasıl olmalıdır? İstenilen ''şey'' e gerçekten ihtiyaç mı duyuyoruz yoksa onun fantezisi mi bizi cezbediyor? Lacan'ın fanteziler argümanını
(Film: The Life of David Gale) ile anlamak mumkundur. Filmin tamamini izleseniz daha iyi.

mutluluk

indolentexistence
Mihaly Csikszentmihalyi bir filozof, flow teorisini ortaya atmıs, 90 larda yazmıs kitabi var flow dıye. Diyor ki; mutluluk bır akısa girmeyi gerektirir. Sen bir sey yaparken, kaybolursun. Icine girersin ve butun konsantrasyonun ordadır ve dusunce durur dyor. Bu hale de flow diyor. Devam ediyor, insanın tek mutlu oldugu an flow da oldugu andır, hep girmeye calıstıgı sey de o flow anıdır. Fakat soyle bır ayrım koyuyo, bizim icin biraz kotu ama, dizi film oyun internet flow gibi gorunuyor, ama onlar flow degil cunku sen orada tuketiyorsun.
Mutluluk sandigimiz seylere bi ara samimiyetle bakmak gerek. Belki de tam olarak ne oldugunu bilmiyoruzdur.

altın gün

indolentexistence
hikayeleri çok komik. grup da sadece ikisi türk. diğer elemanları facebook'tan bularak kuruyorlar grubu. türkülerimizi 'cover' tarzları ve yerel türkü ve şarkıları aksan atlamadan dile getiren, gurbetçiler. 'goca dünya' dinliyorum:)

nekropsi

indolentexistence
kadıköy'lü post-rock grubu. mi kubbesi albümü değerlidir. efsane ve yollar şahsen soyut ve hazmı çok da kolay olmayan kavramların etrafında dolaşmadan 'sui generis' desem, çok da haksızlık etmem. ve bir o kadar tuhaf ses kavrayışı ile “gürültü” ve “atmosferik kargaşa” olarak algılanabilecek sesleri “özgürleştirerek,” duyulmadık sesleri duyurmak amacına uygun müzik inşaa ediyorlar.