confessions

indolentexistence

2. nesil Yazar - Geleceği parlak

  1. toplam entry 138
  2. takipçi 5
  3. puan 1114

göreli yoksunluk

indolentexistence
Göreli yoksunluk teorisi nedir, biliyor musunuz? Göreli yoksunluk topluma devrim yaptıran şeydir. Adam, kadın der ki, "Onda var, bende neden yok?" Aynı Bahçeli gibi, "Bizde niye yok?" der. 3 çeşit göreli yoksunluk vardır. Bizim şu an yaşadığımız azalan göreli yoksunluk, yani en haşini, yani isteklerimiz, arzularımız yerinde sayarken yaşam şartlarımız kötüye gidiyor. Aristo'dan Marx'a kadar birçok düşünüre göre, toplumsal şiddetin birincil sebebi (tabii onlar bu şekilde isimlendirmemişler).

Ama olay şu, bir şeylerin marksist okumasını yaparken bizden iyisi yok. "Devrimlerin temelinde iktisadi buhranlar vardır." ya da "Devrimler iktisadi değişiklikler meydana getirir." Çok güzel, süper. Bakınız birkaç yıl önce komşuda da bir ekonomik kriz vardı, onlar ayaklandı. Neden biz ayaklanmadık? Ya da Ecevit'e yazar kasa atıldı, neden şimdi kimsenin sesi soluğu çıkmıyor? Eee demek ki neymiş, su her yerde 100 derecede kaynamıyormuş. Bir de hava basıncına bakmak lazımmış. Sadece sebep sonuç ilişkisi yetmiyormuş. Olayların bir de zaman uzamsal analizini yapmak gerekiyormuş.

Neden her göreli yoksunluk ayaklanmayla karşılık bulacak diye bir kaide yok? Çünkü önce birilerinin o göreli yoksunluğu siyasallaştırması gerekiyor. Bunu yapabiliyor muyuz? Tabii ki yapamıyoruz. Ayaklanıp daha fazlasını istemektense kanaat etmeyi erdem zanneden bir psikokültürde bu ne kadar mümkün? Buradan Gramsciye bağlamayacağım. "Gerekirse kuru ekmek yer Erdoğan'a sahip çıkarız"cı kitleye stratejik (molar) değil, taktiksel (moleküler) yaklaşılabilir.

Nasıl yaklaşılabileceğine dair fikir belirtmeyeceğim. Zira siyasetten hoşlanmam.

bilimsel bakış açısıyla kendi içini deşarj eden in

indolentexistence
İnsanlar her türlü sebepten dolayı bilime ilgi duyabilirler. Tercihsel sebebi belki de en yaygın ve belirgin olarak, bazı indirgeyici ya da ontolojik naturalizm biçimlerinin felsefi sonuçlarından derin bir memnuniyetsizlik olarak tanımladığım durum üzerine odaklanmış gibi görünmektedir.

Gerçeklikle olan tek kavgamız nedensel açıklamalar ise, o zaman ajan olma duygumuzu, norm ve değerlere olan bağlılığımızı, hakikatin normatif kuvvetine olan inancımızı ve kendimizi olma şeklimizi nasıl hesaba katacağız? kavramları uygularken ve inançları gerekçelendirirken rasyonel davranmak? Bilim açıkça dünyayı anlamak için inanılmaz güçlü bir araçtır. Ancak hiçbir insan girişimi, en azından dolaylı olarak, bir insan hayatını bundan daha etkili bir şekilde yönlendirmenin ne olduğu konusundaki algımızı sorgulamak için görünmemektedir.

hakikat

indolentexistence
Ingilizce 'truth' kelimesi Turkce'ye iki farkli anlamla karsilanmaya calisilir. Birincisi, gerceklik; ikincisi, hakikat. Gerceklik maalesef 'truth' kelimesinin karsiligi degildir. Truth, hakikat ya da yeni kelimeyle 'dogruluk' a karsilik gelir. Hakikat ile gerceklik arasinda onemli fark var. Gerceklik var olmasi icin bize gereksinim duymaz. Bizim disimizda var oldugu var sayilir. Hakikat ise zihnimizin gerceklige atilmasi ve onu zihnimizin Icine dusurmesi ama gerceklikle uyumlu oldugu iddiasiyla. Bunu orneklendirelim; hakikatte her zaman gercekligin ustune bir de onerme vardir. Gercek olan kardir. Kar beyazdir.

Hakikat ve gerceklik modernizm kavramlaridir. her sey herkese gore degismeye baslamasiyla kavramlar post-truth ve postmodernizm kavramlarina donusmustur. Posmodernistlere gore gercekligin olusu kuskulu bir durumdur. belki de disimizda hicbir sey yoktur; varsa bile bizim zihnimiz gercekligi algilamaya yetmiyordur; yetiyosa bile bunu baskasina bildirmeye yetkimiz veya kabiliyetimiz yoktur. Dolayisiyla postmodernizme gore gerceklik zaten kuskulu oldugu icin onemsizdir ama asil gerceklige atilim yapan zihin yani hakikatte onemsizdir. Bu da siyaseten post-truth demektir.

'post-' sadece sonra/sonrasi anlamina da gelmez. ayni zamanda bir donemin veya bir kavramin onemsizlestirilmesi ya da alakasizlasmasi anlami da tasir.

Beni rasyonel olmakla suclayan postmodernistlere selam olsun.
Edit: Turkce karakter kullanmadigim icin uzgunum, an itibariyle sartlarim bu yonde.

sözde bilim

indolentexistence
gasteci velet dedi ki: 'burası bilgi yuvası' Bilgi de bilimden geçer. Madem öyle. Önceliğimizi bilime verelim dedim ve size Bilim (Science )ve Sözdebilim (Pseudoscience) arasındaki farkı anlatan bunu da destekleyen kitaptan bahsedelim ve görüşümüzü yazalım.

Sezgi, sağduyu ve sahte haberlerin genellikle bilimsel kanıtlara tercih edildiği ve sözdebilimin sıklıkla geçerli bilim olarak sunulduğu bir post-truth (nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu), anti-entelektüel dünyada yaşıyoruz. Hakikatin var olduğunu ve aramaya değer olduğunu varsayarsak, bu araştırmada bilim bizim en güvenilir aracımız ise , sözdebilimi nasıl tanımlayabiliriz ve etkin bir şekilde nasıl mücadele edebiliriz?

Yazarları Allison B. Kaufman ve James C. Kaufman, Pseudoscience: The Conspiracy Science adlı kitabı okuma fırsatım olmuşken burayada kitapla ilgili incelememden bir kesit aktarmak isterim. Kısaca, sözdebilime yönelten bilişsel önyargılar, yalan söylem bilgisi, geniş kabulünün nedenlerini, toplumumuzu nasıl tehlikeye soktuğunu, nasıl fark edileceğini ve etkisini nasıl azaltabileceğimizi inceleyen paha biçilmez bir kitap.

Kitap, sahte haberlere ve kullanışlı bir referansa karşı mükemmel bir panzehir. Bunlarla zaman harcamak kolay değil, ama kesinlikle çabaya değer.

bohemian rhapsody

indolentexistence
bugünki son etrymi de burada yazarak sonlandırıyorum.

müslüm müslüm konuşulurken, 'bakın adamlar da aynısını yapmış' diyen angutlar vardı. bense şöyle diyorum. muhteşem bir konu velhasıl altından kalkamamışlar. ezilmişler altında. müslümle arasında dağlar kadar fark var. küçük dağ :) benzerlik olarak, ikisi de dışarda kalanların müziğini yapıyor diye görüyorum.

filmin yapım aşamasındaki sürüncemesi konusunda kaderlerini benzetebildim sadece. mustafa uslu'da hollywood tarzı çekmeye çalışmış olabilir tabii. öncelikle aslında biyografik sinema (biyopik) çekmek zordur. milyonlarca hayranı olan insanlar. herkes farklı bakıyor. herkes başka tarafından tutuyor hikayeyi. elbette çok zor mükemmel bir şey çıkarmak. melodramatik hayatlar ve yeterince de güçlü değil. bir adam şarkı söylemeye başlar ünlü olur, aids olup ölür. bir filmi götürebilecek dramatik bir çatışma yok burada. dolayısıyla müslüm'de de aynı sorundan muzdaribiz. müslüm aids de olmamıştı üstelik. biz hikayeleştirme de biraz sakatız. onların iyi yaptığı şey bu.

kendimizi zeki hissetmekten vazgeçsek. masal dinlemeyi sevmeyiz. bilimkurguya zaten kafa olarak uzağız. kuklagiller vardı bir zamanlar. sinema diye bir bölümünü izlemiştim. aradım taradım bulamadım. nereye gittiyse youtube'da yok. geriye işte ağlatan filmler kalıyor, onu da yaşadığımız acıyla bağdaştırıp bitiyo gidiyo. filmi değerlendiremeden buraya geldim. gidiyorum ben.

sanal dünya

indolentexistence
Her ne kadar dijital genellikle sanalla karıştırılıyorsa da eş anlamlı değiller. Sanal, bir şeyin aslında olmadan bir şeye çok yakın olduğu anlamına gelir. Dijital, diğer taraftan, miktarı sıfır ve bir olarak temsil eden bir yöntemdir. Dijital bilgi sanal bilgileri temsil edebilirken, Dijital teknolojiler gerçek yer kaplar. Örneğin, bu makaleyi bir bilgisayara yazıyorum, metin dosyası hem kişisel bilgisayarımda hem de başka bir yerde bir veri merkezinde küçük bir alanı kaplıyor.

ad hominem

indolentexistence
yazalım. hazır açılmış içi boş iken.
rasyonel bütünlüğü bırakıp, savı söyleyen kişiye yönelik itibarsızlaştırma safsatası. Seeennnn!diye başlayan! aslında öyle başlamıyo mu seeennn! daha az entelektüel belirtisi gösterir. mesela burada başıma geldi sanırım. ''çekil başımdan ayten, emineciğim gibi! :))) şaka şaka

sinemada mesela vardır bu, çatışmalar kurulurken entelektüel anlamda olabilecek en düşük çatışma türü. kişiyle toplum kişiyle gelenekler arası gibi ruhsal çatışmalar.

çeşitlerine girem mi bilemedim.

hyper loop

indolentexistence
manyetik tüneller. elektrikli arabaların platformların üzerine konuşlandırılarak, tünelin içine bırakılır. hızlı bir şekilde iki nokta arasında manyetik alan farkından dolayı ulaşım sağlanır. elon musk san francisco-los angeles, newyork-washingtondc arasında düşünüyor.

fantezi

indolentexistence
Fantezi nedir? Doğası gereği fanteziler nasıl olmalıdır? İstenilen ''şey'' e gerçekten ihtiyaç mı duyuyoruz yoksa onun fantezisi mi bizi cezbediyor? Lacan'ın fanteziler argümanını
(Film: The Life of David Gale) ile anlamak mumkundur. Filmin tamamini izleseniz daha iyi.

mutluluk

indolentexistence
Mihaly Csikszentmihalyi bir filozof, flow teorisini ortaya atmıs, 90 larda yazmıs kitabi var flow dıye. Diyor ki; mutluluk bır akısa girmeyi gerektirir. Sen bir sey yaparken, kaybolursun. Icine girersin ve butun konsantrasyonun ordadır ve dusunce durur dyor. Bu hale de flow diyor. Devam ediyor, insanın tek mutlu oldugu an flow da oldugu andır, hep girmeye calıstıgı sey de o flow anıdır. Fakat soyle bır ayrım koyuyo, bizim icin biraz kotu ama, dizi film oyun internet flow gibi gorunuyor, ama onlar flow degil cunku sen orada tuketiyorsun.
Mutluluk sandigimiz seylere bi ara samimiyetle bakmak gerek. Belki de tam olarak ne oldugunu bilmiyoruzdur.

eleştiri

indolentexistence
Eleştirinin laf sokmaya dönüşmesi, hem doğrudan hem dolaylı olarak iki cümlelik laf sokmaların egemenliği kendini perçinliyor. Eleştiriyi bilgiye erişme yolunda kullanacakken, artık eleştiri yerine ucuz 'kalemşor'lukları kullanıyoruz. Bilgimiz de bilmemiz gerekeni bilme şeklimiz de değişiyor.Bir çırpıda sevdiğimiz yazar, şair ve sinemacıları falan sıralayabilirken, takipçisi olduğumuz eleştirmenleri sayamadığımızda yavaş yavaş yok olacağız.

Çünkü, yoksam, eleştirmediğimdendir.

suriyeli mülteciler

indolentexistence
Dayanışma, misafirperverlik, yardım etme isteği - tüm bu değerler sıradan insanların hayatında var. Bu yüzden bireysel haklar sorusunu, mültecilerin ve bu değerlerin etrafındaki diğer konuların sorusu içim çerçeve gerekiyor...

Hediyeler dilinde konuşmamız gerekir.... Hoşgörü sadece bir yabancının bir vatandaşı hediye olarak kabul ettiği zaman teklif edilir. ... mesela kanada mülteci politikası başarılı olduğunu kanıtladı, Kanada Hükümeti ' nin dilini kullandığı gibi, bireysel aileleri mültecilere yardım etmeye, ailelere sponsor olmaya teşvik etmeye teşvik ediyor. Bir misafirperverlik dili ve iyi bir arzu dili, ama aynı zamanda bir vatandaşın hediye sunan ve onu alan bir yabancı arasında belirli bir mesafe gerektiren bir dil.

diyalog

indolentexistence
Meselaaa Platon diyaloglar yazarak felsefe yapan bir filozof. Sonucu nereye bağlıyor biliyorsunuz değil mi? Artık ben de ne dediğimiz bilmiyorum Socratescim... tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir. :) Diyalogları da filozofumuz Sokrates'in ağzından yazar. Mantıklı:) Ben de erdem bey üzerinden tanrıya laf edeceğim. Müsadesini henüz almaya erişemedik. Mış gibi yapalım.

Sokrates sorular soruyor, yanıtları eleştiriyor, savunabilecek fikirlerin zayıflıklarını gösteriyor, ama kendi adına bir tez öne süremiyor. Hiçbir yere varmayan diyaloglar sonra gelişe gelişee kapsayıcı bir araştırmaya dönüşüyor. Ama sonucu olmayınca sıkılıp boşverebilirsiniz. Tavisyem yöntem olarak incelemenizdir. Yani nasıl felsefe yaparızın cevabını öğretirler.

diyalog iyidir. Monolog da kötü. çünkü zorlama yok, çürütebilirlik yok. diyalogda kalalım genşleeer.

elektrikli arabaların trafik sorununu artırması

indolentexistence
elektrikli araçların mevzusu çok derin. çünkü hem mühendisliğe, hem sosyal bilimlere , ekonomiye, pil teknolojisine hem de yazılım teknolojisi gibi alanların içeren bir konu. Fakat gerek kendi toplumumuz için gerekse benim ilgimi çeken subjektif filtreden geçen konular itibariyle başlıca trafik, kamusal alan ve otopark sorun, elektriğin nereden geldiği (bu değirmenin suyu nereden geliyor-enerji sorunu), toplu taşıma sorununa bağlayabiliriz. Bu sorunlar ülkemizde çok az yer kaplayan bir meseleler.

ana fikir olarak kısaca elektrikli araçların kentsel ulaşım sorununu ne ölçüde çözer ya da çözmez? gerçekten ideal edildiği gibi elektrikli araçlar küresel ısınma ve iklim değişikliğinden geri dönüşü sağlayabilirler mi?

neden trafik sorununun ilk çözümü motoru değiştirilmiş araçlar? motoru değiştirince trafik sorununu değiştiren bir çözüm göremiyorum. arabanın kapladığı alan aynı. a noktasından b noktasına gitmeyi ucuzlaştırması trafiğin artışına sebep olacaktır.

ekonomik boyutunu da araya sıkıştırırsak: sadece elektrikli araç ürettiğini iddia eden hiçbir firma ayakta kalamadı. tesla'nın sıfır kar ile ayakta kalan bir firma olduğunu hatırlatmak isterim. şuan hayatımızda umut taciri olarak yer alıyor. böyle olduğu için piyasa değeri artan ya da azalan buna rağmen yatırımcı çekebilen, bu parayı uzay yolculuklarına harcayan, weberci dille söylersek 'karizmatik lider' özelliğinin kişiselleştiği, kişinin şirket-şirketin kişi olduğu ilginç bir kapitalist örnek. iddia edildiğinin aksine tesla bir otomotiv firması değil; tesla bir teknoloji firmasıdır. elon musk'ın buna çözümü - boring company ya da hyper loop -tünel kazalım yerin altından araçlarla o kentten bu kente gidelim. arabaya özgü metro hizmeti yapmak.

Teknosofist çerçevede bakarsak ankara istanbul arasına hızlı tren yaptık. trenlere arabaları koyalım gidelim. neden bunu yapmıyoruz? trenler de elektrikli olsun. hayır neden özel arabanla manyetik platformda bunu yapmak isteyesin. elektrikli araçların trafik sorununu çözmeyi bırak.trafik çözenlerle de alay eden bir üslup söz konusu. maaliyet kaygısı olmayan, şarj noktası koyacaksın onlara trafo bağlayacaksın elektrik altyapısı yapacaksın, o da yetmeyecek bir de tünel kazacaksın.

(bkz:şili)(bkz:hyper loop)





üniversite eğitimi

indolentexistence
üniversite eğitimi Türkiye'de yanlış anlaşılmış bir kurum. üniversite iş bulma kurumu değildir. sen kimya bölümünü bitirince kimyager olacağının garantisi yoktur. üniversite seni beni onu insan olmaya yönlendirir. ne demektir insan olmak? temel bir insanlık kültürü edinmek, düşünmeyi öğrenmek, farklı bakış açılarını anlayışla karşılamak vs. ama okullar kendilerini böyle tanıtmıyorlar.

üniversite robert m. pirsing'in deyişiyle 'akıl kilisesidir' yani düşünce üretilen yerdir. tezler atarsınız ortaya. bu tezleri de öyle alt taraftan atmayacaksınız! bilimsel bir temeli olacak, açıklayacaksınız, nedensilliği olacak! plato'nun kurduğu bir şey ya hani bu üniversite. orda adamlar oturup düşünüyorlar. fikir ortaya atıyorlar. o arada da yenilerini yetiştiriyorlar.

a star is born

indolentexistence
müzik sektörü yerine oyunculuk dünyasını konu alıyor.Klasik ve klişelere müsait bu konu, müzikal parçaların kullanılmasıyla çok riskli bir yola girmiş. Yapaylık tehlikesine rağmen Cooper bıçak sırtı dengeyi çok iyi kurmuş. En başlardaki komik an ve durumlarla Ally'nin de dalga geçmesiyle inandırıcılık sorunu kotarılmış. Özellikle başta izleyiciyi bir hayli güldüren filmin başarısı bu samimiyette gizli. Aynı samimiyet nedeniyle film biterken salonun önemli bir kısmı burnunu çekerek ağlıyordu. Yanımda oturan çift ise, filmin ikinci yarısını ağlayarak izlemişti.

“Çünkü her şey değişiyor. Ve gerçek şu ki, herkes bizim değiştiğimizi düşünüyor. Oysa değişen biz değiliz. Değişen etrafımızdaki herkes.”

çiftlik bank

indolentexistence
Çiftlik bank reklam sloganları: 'az zamanda çok büyük işler yaptık, muhtaç olduğun kudret şah damarından daha yakındır. ' 'derdin memleketse, duruşun elif gibi dimdik olmalı; lakin önüne engeller koyacaklar, ayağına çelme takacaklar' devam ediyoruz. bu çok iyi tosuncuk demiş ki 'şuan ülkemiz üzerinde oynanan bazı oyunlar var, yurtdışı kaynaklı bazı tehditler alıyoruz, özellikle Londra'dan. Avrupa'nın en büyük süt ve damızlık tesisini kuruyoruz. Bu bazı kesimleri rahatsız ettiği için, bu şekilde haberler çıkıyor.'
Tanımını yapalım: Millileştirmiş. Ülkenin çıkarlarıyla özdeşleştirmiş, ülkenin çıkarlarıyla avrupa'nın çıkarlarını ters yönlere koymuş, nefret edilen kuşak olarak Avrupa'yı betimlemiş sonra da Çiftlik banka karşı çıkan herkesi Türkiye'ye karşı çıkan Avrupalılar kategorisine dahil etmiş.

Hey gidi Tosuncuk....

sanat

indolentexistence

Marx'a göre kapitalist ile işçi arasındaki “ekonomik ilişki”, emeğin “sanat vasfını kaybetmesi”yle doğru orantılı biçimde gelişmiştir. Bununla kastı, emeğin kullanıldığı işin veya ürünün mahiyetinin artık bir anlam taşımamasıdır. Marx, çalışmanın sanatsal niteliğini kaybetmesini modern ücretli emeğin belirleyici özelliği olarak görür. Buna karşılık sanatsal yaratım “kişinin kendi gizilgüçlerini hayata geçirip geliştirebildiği emek türü”dür. Emeğin soyutlaştırılması kapitalizmin kurucu özelliğidir ve işçinin yerine makinenin geçirilmesiyle bu süreç son raddesine taşınmıştır. Ama bu özümsenme sanat üretiminde yaşanamaz çünkü sanat eseri ücretli emekle yeniden üretilemez.
(bkz:http://www.mediationsjournal.org/articles/on-art-and-real-subsumption)

türkiyeyi terk edenlerin yüzde 63 artması

indolentexistence
Sadece son bir yilda 12000 milyoner varliklarini yurt disina cikarmis, Avrupa ulkelerine yapilan iltica ve is vizesi basvurulari 2ye 3e katlanmis, bir de KHK magdurlarinin pasaportlarini verseler ulkede insan kalmayacak demek.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 42 oranında artışla, 253 bin 640 kişi Türkiye'den göç etti.



Neden?

ilişki

indolentexistence
cendric beni dürtmüşken hatırladım devam edeyim. sartre göre bir sorun var o da şu: iki insan bir araya geldiğinde ne olur?

iki kişi bütün nesneleri etrafı siyaseti ekonomiyi ev düzenini her şeyi kendisine göre tekrar isimlendirip anlamlandırıyor. Tekken her şeye hakim olan kişi, ikinci bir kişinin ortaya çıkmasıyla beraber hem nesneler üzerindeki hakimiyetini kaybediyor hem de kendi üzerindekini. Artık şöyle hissetmeye başlıyor. Ben onun gözünde hangi imajdayım o da aynı şekilde bir imaj bürüntüsünde. o kendi açısından şu şu açılımlara sahip fakat benim gözümde o açılımlara sahip değil. yakınlaşıldığı an ben kendi üzerime düşündüğüm an pek çok dolayımdan zorunlu olarak sıyrılmış olurum. Belki de kendimi çok iyi pazarlamış olabilirim. belki de yanında olduğumdan daha büyük tasarlamışımdır. göstergem yoğundur. belki de daha da rahat edebilirim. yani imajınızı başkasının yanında nasıl oluşturduğunuzla alakalıdır. Yani Sartre sonuç olarak bunun olumsuz olduğunu düşünür. bu yüzden de neo-exit adlı tiyatro oyununun sonu şöyle biter: ''cehennem başkalarıdır'' kısaca kendimizdeki kötülükler en çok başkalarının gözünde oluşanlardır gibi. hiçbiir zaman kendi hükmüzü dünyaya geçiremezsiniz.!

ilişkiniz de böyledir. nokta.

ilişki

indolentexistence
foucault der ki , her ilişkide bir iktidar tesis edilmesi söz konusuysa o zaman her ilişkide de direnme olmalı. bu direnişler illa silahla topla tüfekle değil. hijyen politikası dayatılıyorsa direnişinizi el yıkamamakla yapmanız gibi. ya mesela ben git elini yıka dedim. postmodernizm diyor ki bana sen bana bunu diyemezsin, sen bunu diyerek karşındakine otorite kuruyorsun. bir yere varacaktım burdan, düşünüp yazarım.

lgbt

indolentexistence
''queer liberation not rainbow capitalism!''

Gökkuşakları her yere yayılsın, eşitlik bütün dillerde olsun elbette! Temennim o ki, bunu biricik sembollerini çıkarlarına alet ederek yapanların tuzağına düşmesinler.

lale devri

indolentexistence
aklıma sanat tarihçisi arkadaşın kazıdığı ama nedense hiç ilgilenme ihtiyacı duymadığım sadece ismini sevdiğim için aklımda tuttuğum isim geliyor lale devri denilince : Jean Baptiste Vanmour
hani çocuğum olsa da koysam diyeceğim hoşumtırak bir isim.

false dilemmma

indolentexistence
ya sev ya terket!, recep ivedik mi nuri bilge ceylan mı?

siyaseten örnek vereyim ikiz kuleler:))) Bush dedi ki: bundan sonra first strike uyguluyorum ya bizimlesiniz ya da teröristlerle. First strike da şey, terör belirtisi göstermeden saldırıya geçmek.

yani dünyaya mesajı şudur:kimse bana saldırmadan dahi istediğim gibi tehdit gördüğüm yere saldırabilirim ve bu saldırım karşısında bana hiçbir tepki gösteremezsiniz, tepki gösteriyorsanız siz de teröristsiniz.

incedeeen inceden.

komplo teorisi

indolentexistence
mevcut olan anlatı geçersiz kılınmaya çalışılır. komplo teorileri genellikle insanları rahatlatıcı bir özelliğe sahiptir yani zannettiğiniz gibi olayların arkasındaki gizemi çözmeye çalışırken bunu çoğunlukla halka açık veriler aracılığıyla yapar yani hepimizin gördüğü açık istihbarata dayanır. gizli bir bilgi şu şöyle bu böyle demez. Bunlar daha çok şehir efsaneleridir. Biz de kahvehanelerde üretilirdi eskiden şimdi millet bahçelerinde miilet kütüphanelerinde üretiliyor.

du örnek geldi aklıma editleyim.
'aya gidilmedi' hasta olurum buna. bakınız açık istihbarata.
denilir ki; astronotun kaskının yüzeyinden yansıyan ışık doğal ışığa benzemiyor, stüdyo ışığı. adımlar şu şu şekilde anlaşılmıştır. bayrağın üstünde neden bu kadar net bir ışı düşüyor, bayrak nasıl dalgalanıyor gibi. şimdi bunun iki nedeni olabilir bir ruh hastalığı:)))

birinci şu iki ülke arasındaki yarışta diğer ülkenin geride kalmasından kaynaklanan bir durum.ikincisi ülke içi muhalefetten kaynaklı. üç de olsun hadi. sansasyon yaratma.

internet gazeteciliği

indolentexistence
gazetecilik bitirmenize gerek yoktur. bu konu üzerinde hiçbir akademik ya da kuramsal bilgi bilmenize gerek yok. sizi denetleyecek bir editör de var değil. siz ne istiyorsunuz? fenomen olmaak. bu da yüzeyselliğin getirdiği bir iş kapısıdır.

trajik olan normal gazetecilik internet gazeteciliğini taklit etmeye başladı. şok şok şok!

para konuşmak ayıptır

indolentexistence
Türkiye'de kimse para kazanmak istemiyor diye düşünüyorum. aslında herkesin niyeti iyi bir şey yapmak. bir numaralı yalan! 'sen şimdi parayı dert etme, biz bir yapalım ondan sonra... parayı hallederiz' şuanda değeri kontrol eden paradır. emeğinizi koyacağınız bir şeye hiç para almadan koyduğunuzda o emeği sıfırlamış olursunuz. kendinizi de değersiz görmüş olursunuz. görmeyin, değerlisiniz.

ilk konuşulması gereken paradır. ev yaptırmak istiyorum mimara gittim. kaç paran var der adam direkt size! bunda ayıp bir şey yok!. eğer siz kendi para kazandığınız bir işte beni bedavaya getirmeye çalışıyorsanız, burada söyleyemeyeceğim bir şey yapmaya çalışıyorsunuz demektir!

dünyada bunun da bir adı var biliyor musunuz! sö- mü- rü!

bir de şey var, sen önce bir 'gönlünü koy' kirayı gönül olarak ödeyeceksin tabii ki:))

show me the money! :)

sinema televizyon bölümü okumak

indolentexistence
radyo televizyon diye olur:)) bir de bu var. birleştirelim radyo sinema televizyon bölümüü. birbirinden farklı alanlar. bir başka sorun. sinema televizyon bölümleri güzel sanatlar fakültesine mi bağlı olacak yoksa iletişim fakültesine mi? ne demek güzel sanatlar fakültesinde okumak: ressamlarla, heykeltraşlarla, fotoğrafçılarla biraradasın. ben bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. sinema eğer bir sanatsa ki genelde öyle kabul ediliyor. şimdi iletişim fakültesi ne demek? bence uydurma bir şey. tabii ki işte reklamcılık var, altında televizyon gazeteciliği vs. bir şey üretiliyordur, oradaki hocalar da değerli elbette ama sinemaya gelince bunun bir sanat mı ticaret mi yoksa düz bir zanaat mi olduğu hep bir problem. dünyanın en iyi sinema okulları Amerika'da. ciddi eğitim vermezler. ilk dört yıllık eğitim genel kültürdür. işte insanlık tarihi, sosyoloji gibi. sonra sinema okuluna gidersiniz. yüksek lisans düzeyinde. ülkemizde ters dönmüş durumda. sinema tv okumadım diye üzülecek gençler varsa üzülmesin. işletme okuyun. bir sinemacının parayı biliyor olması daha önemlidir.
sinema tv bölümlerinde oturup napıyorlar biliyor musunuz? bir sürü film izletiyorlar. sonra o filmleri okumayı öğretelim. 'okumak' bu arada ne olduğu belli değil! naapmış oluyorlar. filmi decode yani filmin kodunu çözüyorlar güya. diyor ki burda şunu anlatmış. ben bunu öğretirsem, sinemayı öğretmiş olurum. film seyredek film yapmayı öğrenemezsin. yapmak başka bir şey. izlemek apayrı bir şey. şeye benziyo. yüzlerce roman okudum. harika bir roman yazabilirim.
iddia: sinema televizyon okumuş bir öğrencinin sinema sektöründe başkalarından daha kolay iş bulabilmesi.

bu her okulun kendi alanı ile bilinen bir iddia. network meselesi. amerikalılar bunu çok pompaladı. 'hayallerinin peşinden git' bu aptalca bir fikir. çünkü bu, şu varsayımdan yola çıkıyor. her hayallerinin peşinden giden tarantino olacak! sonra Batman'dan istanbul'a gidip perişan olan çocuklarımız. tehlikeli bir felsefe. bir de gerçekler var ya hani! aileler der yaw sen sinemayı yine yap amaa hobi olarak yap:)) şimdi o da yanlış. lisansta bu bölümü okumayın. bir sinema okulundan çıkarken yanınızda götürebileceğiniz en değerli şey diploma değildir. filmdir! bunun için de ekipman lazım, bakınız okul size ekipman veriyor mu? oyuncu! hiç bir okul oyuncu vermez. karşılaştırmayı university of southern california'ya bakarak karşılaştırıp kararınızı veriniz. teknik olarak dünyanın en iyi sinema okulu. devamlı film yapıyorlar. önce ingilizce öğrenin sonra zorlayın bu kapıyı. buraya döndüğünüzde 'hallediyoruz abiii' ile karşılaşmanız da muhtemel.

firarın serbest olduğu hapishane

indolentexistence
Devlete teklifim şu;

İş fikri.
Ücretsiz hapishane

Cezaevi bakımı çok pahalı. Devlete, kuracağım şirketim sayesinde devletin yönettiği en ucuz hapishaneleri teklif ediyorum.
Bazı şeyler geleneksel hapishanelere benzer, bazıları farklı. Benzer şekilde, bu cezaevinde ücretsiz barınak ve yiyecek de vardır. Fakat fark şu ki oraya gitmeden önce herhangi bir suç işlemeniz gerekmiyor ve buraya tamamen özgürce gidebilirsiniz. Ve bu tür insanların sıkı bir gözetim altında tutulmasına gerek olmadığından, koruma, yüksek duvar, ağır demir, kafes, dikenli tel, güvenlik önlemleri vb. gerek yok. Mahkumlar istedikleri gibi girip çıkabilirler. Doğru; ısıtma ve yemek hala çok pahalıya mal olacak, ancak geleneksel cezaevleriyle karşılaştırıldığında, böyle bir kurumun bakımı birkaç kat daha ucuz. Ek olarak, ortak alanların bakımı - koridorlar, hapishane mahalleleri, vs. - mahpuslara bırakılabilir, daha sonra kendileri veya kiralık bir temizlikçi tarafından silinebilir. Kazan-kazan.

sözde bilim

indolentexistence
Bilim bizi gerçeğe götürebiliyor mu?

Nietzsche bilimin de sınırları olduğunu farkeden bir filozof. Şöyle ki, bilim dünyayoı açıkladığını söylüyordu, oysa Nietzsche'ye göre sadece tanımlıyordu. Örnek verelim; bilim ateşin nasıl yandığını açıklayabilir: yanıcı bir maddenin oksijen ile ekzotermik kombinasyonu. Bu nasılını açıklıyor ama nedenini göstermiyor. Neden ateş tam da olduğu gibi var? Bilim dünyayı en küçük parçasına kadar açıklasa bile bunun arkasındaki nedenler konusunda hala bilgisiziz. 'Tanrı öldü' sözüyle tanınan bir filozofun din lehine bilimi eleştirmeyeceği gayet açık. Ancak şu ikilemin farkına varmıştı:Din anlam sorusunun cevabına ulaşabiliyordu ama bilimin başarıları bu tür inançları şüpheye düşürüyordu. Bilim bu boşalan alanı doldurmaya çalışıyor ama başaramıyor. Nietzsche diyor ki: bilimin nihai gayelere uygun izanı yoktur. Ona göre sorun, birçok insanın bu sınırı farketmemesi ve bu sebeple bilimi tanrısız çağın objektif değeri olarak görüp tıpkı bir din gibi ona tapınmalarıdır.

Televizyonu açın ve bilimin nasıl bir öğretiye dönüştüğünü görün. 'Bu bilimsel bir gerçek.' 'Bilim tarafından kanıtlanmıştır' Nietzsche bizi sadece eleştiren düşünceye değil; bir adım daha ileri gitmeye cesaretlendirmiştir. Bilginin kendisine karşı eleştirel düşünmeye. Dediği gibi ' insanoğlu bilgiye hizmet etmemelidir! Bilgi insanoğluna hizmet etmelidir.'

geceye bir şiir bırak

indolentexistence
gondulardan gelmişik
açlık nedir bilmişik
aman ağbey yaman ağbey
gör bizi

sabahın seherinde sıcak yataktan
kopmuşuk da gelmişik bu güvenpark'a
gelmişik de birikmişik bu güvenpark'ta
'angara angara güzel angara'
aman ağbey yaman ağbey
gör bizi

çorum'lardan suvas'lardan oluruk
çangırı'dan ezirgan'dan gelirik
gırşeher'den yozgat'tanık vallaha
anşe'lerik fatma'larık gülüzar'larık
güllü'lerik hatçe'lerik ağbeyim
açlık nedir bilirik
hele sen bir al bizi
hele sen bir olur de
biz her işi görürük

cam silerik parıl parıl
halı kilim silkerik
ağartırık gap-gacağı
aş da yaparık
çamaşır dikiş nakış
yatak da gabartırık
süpürürük tertemiz
gül-gülüstan ederik
bakma öyle kibir kibir ağbeyim
bakma öyle horgörük
hele sen bir olur de
hele sen bir al bizi
hele sen bir goku sür
sultan olur sekerik
açlığın dini olmaz ağbeyim
yoksulluğun vatanı
kör olasın gahpe devran
biz açlığı bilirik

güvenpark'ta bir anıt var
gördün mü
aha böyle yamrı yumru bir daşdan
bildin mi
yazıyo ki o anıtta ağbeyim
'övün çalış güven türk'
garga bokun yememiş
it deşmemiş çöplüğü
biz gelirik gondulardan ağbeyim
aha orda bekleşirik
beklerik ki gelsinler
bizi ordan alsınlar
yap desinler aha şunu
yap desinler aha bunu
üşenmezik erinmezik
biz her işi görürük
yeter ki gelsin epmek
yeter ki bırakmasın bu can bu teni

türkük diye övünüyok ağbeyim
açlık türkü bilmiyo ki
varak diyok iş üstüne
çağır çağır gelmiyo ki
çalışsak da güvensek da ağbeyim
övünsek da olma mı
anam sayrı üç yıldır
babam işsiz ağbeyim
gardaşlarım daha güççük
daha suçsuz ağbeyim
birileri gelse de alsa ya beni
yuğsam da arıtsam ya kirlilerini

dersim'lerden suvas'lardan oluruk
gıtlıklardan gıyımlardan gelirik
erinmezik üşenmezik ağbeyim
biz açlığı bilirik
güvenpark'ta o anıta
selam saygı ederik

haberleri nasıl izlemeli

indolentexistence
Russian Today adlı haber kanalının YouTube sayfasında, “Haberleri Nasıl İzlemeli?” adlı mini serinin ilk bölüm konuğu olan Slavoj Zizek, Fransa'daki “Sarı Yelekliler” üzerine görüşlerini açıklıyor ve halkın taleplerinin mevcut sistemde karşılanması imkansız istekler olduğunu, dolayısıyla sistemin değişmesi gerektiğini ileri sürüyor ve hatta bir adım daha ileri giderek, demokrasinin yerine bürokratik sosyalizm gelmesi gerektiğini belirtiyor.