confessions

indolentexistence

2. nesil Yazar - Geleceği parlak

  1. toplam entry 138
  2. takipçi 5
  3. puan 1114

revolution will be twitted

indolentexistence
Harun Farocki'nin ”Bir Devrimin Videogramı”adlı final çalışması, 125. amatör ve profesyonel arşiv video görüntüleri. ”(Tate modern web sitesinden) Aljazeera'nın haber bülteni, Farocki'nin eseri gibi sıkı bir şekilde düzenlenmese de, olaylar yaşanırken gerçek zamanlı düzenleme ve prodüksiyon vardı. Seyirci olarak saf bakış açıma göre, olay televizyonda görünmediyse, olduğu gibi sayılmaz. Gördüklerimden çok esinlendim, o zamanlar etkinliğin politik ve sosyal bağlamı hakkında herhangi bir bilgim olmamasına rağmen, sosyal hareket için iştahı olan herkes için mükemmel bir reçete oldu ve Twitter'da diğerleri arasında "revolution will be twitted!” moduna geçildi.

Bazı batılı medya bu olayı 'Facebook devrimi' olarak adlandırdı. Tamamen doğru değil, ancak tamamen yanlış da değil. Sosyal medya olayı ateşlemede önemli bir rol oynadı. Ancak olayı çevrimiçi olarak gözlemleyen ağa bağlı kalabalık için, bu siyasi olaya olan ilgileri kolayca bir bilinç metası haline getiriyor. Twitter'da Facebook'ta beğenme veya "Twitter'da" Retweetleme ", çok kolay ve pasif bir katılımdır. Aljazeera'nın kamerası günlerce art arda Tahir Meydanı'na bakıyordu. Bu bakış açısı bana panoptik bir vizyonun aksine, monoküler bir vizyonu hatırlatıyor. Panopticon “her şeyi görüyor” iken, dolayısıyla kendilerini algılayan konuları etkileyen monoküler röntgencidir ve konuyu etkilemez. Gerçek olay, kalabalıktaki insanların bedenleri arasındaki enerjiden başladı. “Demokrasi Şimdi” adlı video ile ilgili şok edici olan şey ise kameranın olaylara yakınlığıydı. Kamera olayın ayrılmaz bir parçasıydı ve kameraman tehlikeye maruz kaldı. Video, kameraları icracı ve seyirci arasındaki görünmez duvarı kıran etkileyici araç.(convergence) Ağa bağlı kalabalığın pasif katılım ile aktif katılım arasındaki görünmez duvarı kırması için, ilk başta kendilerini etkileyen ve medyalarını uzaya sokarak ve / veya alternatif çevrimiçi medya yaratarak, çevrimiçi medyadan kopmaları gerekir yani iletişim kurun ve içerik oluşturun. “Sadece ne olduğunu gördüğünüz için, bunun bir parçası olduğunuz anlamına gelmez!”

Starcraft şampiyonasında performans ve izleyici ilişkisi açıktır, peki ya devrim ve kentsel protesto durumunda? Tek bir denetleyici olamaz, devrimin oyuncusu olamaz. Sokaklardaki insanlar, kentsel kamusal alanı işgal eden kalabalık olarak büyük bir yapı oluşturur. Bir ittifak oluştururlar ve bir topluluk duygusu yaratırlar. Ağa bağlı kalabalık, etkinlikte bulunmamasına rağmen, diğerlerini cesaretlendiriyor, olayı takdir ediyor ve pasif ve aktif katılımla birbirlerini etkiliyor.

iyi geceler!
(bkz:panoptikon)

önerileri değerlendirmek

indolentexistence
bir şey gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa , gerçek değildir. if it's too good to be true, it's not true. bu yani! herhangi bir öneriyi objektif değerlendirmek lazım. ne kadar gerçekçi? hep aynı örneği veriyorum da, bakkala gittin ekmek aldın 1 lira ertesi hafta gittin, ekmek alıyosun çok iyi ekmek iki liraya vereyim demezsin. yok öyle bir mantık!

para konuşmak ayıptır

indolentexistence
Türkiye'de kimse para kazanmak istemiyor diye düşünüyorum. aslında herkesin niyeti iyi bir şey yapmak. bir numaralı yalan! 'sen şimdi parayı dert etme, biz bir yapalım ondan sonra... parayı hallederiz' şuanda değeri kontrol eden paradır. emeğinizi koyacağınız bir şeye hiç para almadan koyduğunuzda o emeği sıfırlamış olursunuz. kendinizi de değersiz görmüş olursunuz. görmeyin, değerlisiniz.

ilk konuşulması gereken paradır. ev yaptırmak istiyorum mimara gittim. kaç paran var der adam direkt size! bunda ayıp bir şey yok!. eğer siz kendi para kazandığınız bir işte beni bedavaya getirmeye çalışıyorsanız, burada söyleyemeyeceğim bir şey yapmaya çalışıyorsunuz demektir!

dünyada bunun da bir adı var biliyor musunuz! sö- mü- rü!

bir de şey var, sen önce bir 'gönlünü koy' kirayı gönül olarak ödeyeceksin tabii ki:))

show me the money! :)

cahil

indolentexistence
cahil nedir?
el cevap: bilmediğini bilmeyen.
bravo!
oleeey!!!

eski abd savunma bakanı Ronald Rumsfeld der ki, üç tür bilgi vardır

*bildiğimizi bildiğimiz şeyler
*bilmediğimizi bildiğimiz şeyler
*bilmediğimizi bilmediğimiz şeyler (unknown -unknown) dedi herkes de güldü. aslında çok önemli bir şey söylüyor. sözlük yazıyoruz ya biz burada:p birisinin bilebileceği şey her zaman azdır. bilemedikleriniz çok fazla. bu konuda hepimiz cahiliz!

üniversite eğitimi

indolentexistence
üniversite eğitimi Türkiye'de yanlış anlaşılmış bir kurum. üniversite iş bulma kurumu değildir. sen kimya bölümünü bitirince kimyager olacağının garantisi yoktur. üniversite seni beni onu insan olmaya yönlendirir. ne demektir insan olmak? temel bir insanlık kültürü edinmek, düşünmeyi öğrenmek, farklı bakış açılarını anlayışla karşılamak vs. ama okullar kendilerini böyle tanıtmıyorlar.

üniversite robert m. pirsing'in deyişiyle 'akıl kilisesidir' yani düşünce üretilen yerdir. tezler atarsınız ortaya. bu tezleri de öyle alt taraftan atmayacaksınız! bilimsel bir temeli olacak, açıklayacaksınız, nedensilliği olacak! plato'nun kurduğu bir şey ya hani bu üniversite. orda adamlar oturup düşünüyorlar. fikir ortaya atıyorlar. o arada da yenilerini yetiştiriyorlar.

sinema televizyon bölümü okumak

indolentexistence
radyo televizyon diye olur:)) bir de bu var. birleştirelim radyo sinema televizyon bölümüü. birbirinden farklı alanlar. bir başka sorun. sinema televizyon bölümleri güzel sanatlar fakültesine mi bağlı olacak yoksa iletişim fakültesine mi? ne demek güzel sanatlar fakültesinde okumak: ressamlarla, heykeltraşlarla, fotoğrafçılarla biraradasın. ben bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. sinema eğer bir sanatsa ki genelde öyle kabul ediliyor. şimdi iletişim fakültesi ne demek? bence uydurma bir şey. tabii ki işte reklamcılık var, altında televizyon gazeteciliği vs. bir şey üretiliyordur, oradaki hocalar da değerli elbette ama sinemaya gelince bunun bir sanat mı ticaret mi yoksa düz bir zanaat mi olduğu hep bir problem. dünyanın en iyi sinema okulları Amerika'da. ciddi eğitim vermezler. ilk dört yıllık eğitim genel kültürdür. işte insanlık tarihi, sosyoloji gibi. sonra sinema okuluna gidersiniz. yüksek lisans düzeyinde. ülkemizde ters dönmüş durumda. sinema tv okumadım diye üzülecek gençler varsa üzülmesin. işletme okuyun. bir sinemacının parayı biliyor olması daha önemlidir.
sinema tv bölümlerinde oturup napıyorlar biliyor musunuz? bir sürü film izletiyorlar. sonra o filmleri okumayı öğretelim. 'okumak' bu arada ne olduğu belli değil! naapmış oluyorlar. filmi decode yani filmin kodunu çözüyorlar güya. diyor ki burda şunu anlatmış. ben bunu öğretirsem, sinemayı öğretmiş olurum. film seyredek film yapmayı öğrenemezsin. yapmak başka bir şey. izlemek apayrı bir şey. şeye benziyo. yüzlerce roman okudum. harika bir roman yazabilirim.
iddia: sinema televizyon okumuş bir öğrencinin sinema sektöründe başkalarından daha kolay iş bulabilmesi.

bu her okulun kendi alanı ile bilinen bir iddia. network meselesi. amerikalılar bunu çok pompaladı. 'hayallerinin peşinden git' bu aptalca bir fikir. çünkü bu, şu varsayımdan yola çıkıyor. her hayallerinin peşinden giden tarantino olacak! sonra Batman'dan istanbul'a gidip perişan olan çocuklarımız. tehlikeli bir felsefe. bir de gerçekler var ya hani! aileler der yaw sen sinemayı yine yap amaa hobi olarak yap:)) şimdi o da yanlış. lisansta bu bölümü okumayın. bir sinema okulundan çıkarken yanınızda götürebileceğiniz en değerli şey diploma değildir. filmdir! bunun için de ekipman lazım, bakınız okul size ekipman veriyor mu? oyuncu! hiç bir okul oyuncu vermez. karşılaştırmayı university of southern california'ya bakarak karşılaştırıp kararınızı veriniz. teknik olarak dünyanın en iyi sinema okulu. devamlı film yapıyorlar. önce ingilizce öğrenin sonra zorlayın bu kapıyı. buraya döndüğünüzde 'hallediyoruz abiii' ile karşılaşmanız da muhtemel.

conflict of the interest

indolentexistence
enteresan olan şeyler her zaman cezbedicidir. hayır değil!
çıkar çatışması. hukuktaki temel kavramlardan biridir. çok severim. mesela ben bir şey satıyorum. diyorum ki sana bu çok iyi. öbürü de çok kötü diyorum. etiğin cafcalı haline bürünmüş kavram. öyle ortaya koyduk isteyen beğendiğini alsının tersi.


oscar almaya çalışmak

indolentexistence
bir film yapılmıştı, watchtower of Turkey. yönetmen: Leonardo delassandri.
yanında bir tane kamera laptop sırtçantası ve harddisk ile Türkiye'ye gelmiş arkadaş. Türkiye'de dolaşıyor. saatlece görüntü topluyor. sonrada gidiyor ve 8 ay montaj yapıyor. o kadar başarılı oldu ki hemen yunanistan ve ispanya bize de yap demişler. mesela bu oscar almaya çalışmaktan iyidir.

netflix

indolentexistence
en önemli şey dağıtımdır. siz bir şey yaptınız, mesele onu yaymak. dağıtım kanallarını elinizde tuttuğunuz zaman netflix gibi... ve şuan hollywood için de bir tehlike saçıyorlar. youtube vmeo gibi kanallarla bu değişir gibi oldu. buralarda iyi bir şey yaparsanız, bütün dünya hedef kitleniz olur. yapınız. netflixi peşinizden sürükleyiniz.

oscar almaya çalışmak

indolentexistence
congodaki adamın ben altın portakal alıcam demesi gibi bir şey. oscar tamamen amerikan sinema endüstrisini canlandırmak için icat edilmiş bir alan. adamların kurduğu mekanizmaya, diyorsunuz ki ben dışarıdan giricem! tesadüfen sızabilirsiniz belki:) odada yakalayıp atarlar. bizden biri alabilir mi? düşük ihtimal. üzülmeyiniz.

arri

indolentexistence
1917'de Munich'de kurulmuş Alman kamera üreticisi. Profesyonel ortamlarda kullanılan en çok kameralar bu firmaya aittir. Temsil ettileri ise, sadece elit bir kesimin sanat yapmasını isteyen anlayışın bir ürünü. pahalı ve büyük ekipleriniz varsa sanatınızı icra edebilirsiniz.

kamera almak

indolentexistence
iyi bir yatırım değildir. alacaksanız da önce ne için alacağınıza karar verin. en iyi kamera yanındaki kameradır. üstelik kameralar çok pahalı şeyler. yanında binbir tane aparat almak gerek. mercek lazım, bakım lazım. tripod lazım. basmakalıp fikirler kataloglarına göre kamera alacağım diye tutturmayın.

sanal dünya

indolentexistence
Her ne kadar dijital genellikle sanalla karıştırılıyorsa da eş anlamlı değiller. Sanal, bir şeyin aslında olmadan bir şeye çok yakın olduğu anlamına gelir. Dijital, diğer taraftan, miktarı sıfır ve bir olarak temsil eden bir yöntemdir. Dijital bilgi sanal bilgileri temsil edebilirken, Dijital teknolojiler gerçek yer kaplar. Örneğin, bu makaleyi bir bilgisayara yazıyorum, metin dosyası hem kişisel bilgisayarımda hem de başka bir yerde bir veri merkezinde küçük bir alanı kaplıyor.

elektrikli arabaların trafik sorununu artırması

indolentexistence
elektrikli araçların mevzusu çok derin. çünkü hem mühendisliğe, hem sosyal bilimlere , ekonomiye, pil teknolojisine hem de yazılım teknolojisi gibi alanların içeren bir konu. Fakat gerek kendi toplumumuz için gerekse benim ilgimi çeken subjektif filtreden geçen konular itibariyle başlıca trafik, kamusal alan ve otopark sorun, elektriğin nereden geldiği (bu değirmenin suyu nereden geliyor-enerji sorunu), toplu taşıma sorununa bağlayabiliriz. Bu sorunlar ülkemizde çok az yer kaplayan bir meseleler.

ana fikir olarak kısaca elektrikli araçların kentsel ulaşım sorununu ne ölçüde çözer ya da çözmez? gerçekten ideal edildiği gibi elektrikli araçlar küresel ısınma ve iklim değişikliğinden geri dönüşü sağlayabilirler mi?

neden trafik sorununun ilk çözümü motoru değiştirilmiş araçlar? motoru değiştirince trafik sorununu değiştiren bir çözüm göremiyorum. arabanın kapladığı alan aynı. a noktasından b noktasına gitmeyi ucuzlaştırması trafiğin artışına sebep olacaktır.

ekonomik boyutunu da araya sıkıştırırsak: sadece elektrikli araç ürettiğini iddia eden hiçbir firma ayakta kalamadı. tesla'nın sıfır kar ile ayakta kalan bir firma olduğunu hatırlatmak isterim. şuan hayatımızda umut taciri olarak yer alıyor. böyle olduğu için piyasa değeri artan ya da azalan buna rağmen yatırımcı çekebilen, bu parayı uzay yolculuklarına harcayan, weberci dille söylersek 'karizmatik lider' özelliğinin kişiselleştiği, kişinin şirket-şirketin kişi olduğu ilginç bir kapitalist örnek. iddia edildiğinin aksine tesla bir otomotiv firması değil; tesla bir teknoloji firmasıdır. elon musk'ın buna çözümü - boring company ya da hyper loop -tünel kazalım yerin altından araçlarla o kentten bu kente gidelim. arabaya özgü metro hizmeti yapmak.

Teknosofist çerçevede bakarsak ankara istanbul arasına hızlı tren yaptık. trenlere arabaları koyalım gidelim. neden bunu yapmıyoruz? trenler de elektrikli olsun. hayır neden özel arabanla manyetik platformda bunu yapmak isteyesin. elektrikli araçların trafik sorununu çözmeyi bırak.trafik çözenlerle de alay eden bir üslup söz konusu. maaliyet kaygısı olmayan, şarj noktası koyacaksın onlara trafo bağlayacaksın elektrik altyapısı yapacaksın, o da yetmeyecek bir de tünel kazacaksın.

(bkz:şili)(bkz:hyper loop)





hyper loop

indolentexistence
manyetik tüneller. elektrikli arabaların platformların üzerine konuşlandırılarak, tünelin içine bırakılır. hızlı bir şekilde iki nokta arasında manyetik alan farkından dolayı ulaşım sağlanır. elon musk san francisco-los angeles, newyork-washingtondc arasında düşünüyor.
0 /