confessions

kadin kismisi cok yazmaz

1. nesil Yazar - Harika

  1. toplam entry 406
  2. takipçi 21
  3. puan 5847

zengin sözlük roman

fiorabella
yorgan mafyasının adamları fio nun evine baskın yapmışlardı. operasyonun kodlarının yazıldığı gizli haritayı buldular. komutan taylan haritayı kodlamıştı. onlar kodları çözmeden haritayı onlardan geri almalıydılar.
azo damalı taytını yıkamıştı. kurumasını beklemeden giyip yanına dr sos'u ve zengin sozlugun fakir yazarı'nı aldı. ıslak tayt giydiği için üşütüp hasta olursa dr. onu tedavi edecekti. fakir yazar'da yolculuk ve tedavi masraflarını karşılayacktı. yola çıktılar.

çalınan harita


zenginsozluk.com/foto

( görsel alıntıdır )

kötülüğün sıradanlığı

olacak o kadar
ilk kez1960'lı yılarda ortaya atılan kavram.

adolf Eichmann Yahudilerin diri diri yakma işlerini organize eden subayın yargılanması için İsrail'e gider. Herkesin düşündüğü gibi karşısında cani bir insanın olacağı düşünülürken. Mahkemede son derece aklı başında, iyi bir aile babası denilebilecek bir kişi vardır. Buradan yola çıkarak ortaya bir kavram atar. Kötülüğünün sıradanlığı. Bu yaklaşıma göre dünyada kötülük marjinal bir oldu değildir. Toplum içerisinde kendi halinde yaşan bireylerin devletin ve içinde bulunduğu kurumların kurallarını sorgulamayan sorgulamadı için sonuçlarını hiç değerlendirmeyen insanlar ortaya çıkar. Bu kişiler için kötülük yapmak sıradan bir davranıştır. Dünyadaki kötülüklerin büyük bir çoğunluğu fanatik, acımasız insanlar değil de. Bu tarz sorgulamayan, korkak, düşünmeyen insanlara aittir olduğunu düşünülür.



batesmotelpro

azrailin regl donemi
youtube'un sahipleri. bu adamlar hakkında söylenebilecek çok şey var. espri tarzları ülkenin çok fazla ilerisinde. asıl olayları viral reklamdır. youtube kanalındaki her 10 videodan 9u reklamdır aslında. don duran bile. patlak sokaklar adında bir filmleri var ki şüphesiz türkiye'de çekilmiş en iyi komedi filmidir. ama maalesef değer görmedi. recep ivedik gibi bokları 5 milyon yapan halktan ne beklersin ki zaten. 5-10 beden fazla bu reisler bu topluma. gerçi onlar da önemsemiyorlar bu durumu. ekmeğindeler köftehorlar.

bu kış da yine kazanan kaportacı olacak! ehehehe.


istanbul havalimanı

frante
yaklaşık 2 yıl boyunca belli aralıklarla şantiyelerden bir kısmında dolaylı olarak çalıştığım havalimanı. gelip giderken "burası bitmez" diyordum sürekli. bitirmişler.

her gidişimde birilerinin öldüğünü/yaralandığını duydum. "bu kadar riskli bir iş ise siz neden çalışıyorsunuz?" diye sorduklarım genelde işsizlikten, maaşların yüksekliğinden, kalacak yerlerinin bile olmadığından bahsediyordu. inanılmaz bir personel sirkülasyonu vardı zaten. yabana atılmayacak miktarda arap, gürcü de çalışıyordu şantiyelerde. hatta zaman zaman konuşup anlaşabileceğim birini bulmakta zorlanıyordum. o derece.

askerde o yaratığımsıları dahi yemiş pis boğaz bir insan olarak ben bile buradaki yemekhanelerin kokusu, pisliği ve yemeklerin kötülüğünden dolayı yemekhanede doğru düzgün yemek yemedim. ha şimdi diyeceksin ki "ulan adamlar ölmüş sen iki tas çorbanın peşindesin!!" öyle değil. buradaki çalışma şartlarının elle tutulur hiçbir tarafı yoktu. hiçbir insanın mecbur kalmadıkça çalışacağı bir yer değildi.

keskin bir doğal katliam da yaşandı havalimanı inşaatında. karadeniz'e uzanan köylerin çevresinde tıraşlanmış araziler, kaderine terk edilmiş köpekler.. korku filmi gibiydi. şimdi düşündükçe aklıma çakıyor teker teker. hani kimsenin ölmediğini bilsen ve bu tabloyu görsen dahi "yere batsın uçağı da dünyanın en büyük havalimanı da kapatın gidelim burayı" dersin.

konumu zaten istanbul'da yaşadığını iddia eden insanların yüzde doksanının gitmek istemeyeceği bir uzaklıkta.

çok tuhaf. bununla övünülmesi nasıl bir sirkin içinde yaşadığımızı gösteriyor. normal bir adalet düzeninde cumhurbaşkanı falan götürürdü şurada dönen işler.

azrailin regl donemi

azrailin regl donemi
kimseyle bir problemi olmayan yazar. kimseye takacak kadar işsiz değilim maalesef, bazıları öyle sanmış olabilir, olabilir. mabadımda değil.

kafaya takılan entrymde sadece ilk cümlede bir refere etme durumu vardı. devamında döktüğüm kişisel fikirlerim kimseye yönelik değildi.

terbiyesiz miyim? utanmaz mıyım? mal mıyım? geri zekalı? belki bir bakıma da şerefsiz?
diyelim ki ben bunların hepsiyim.. bu neyi değiştirir ya da değiştirmez? öyleysem öyleyimdir.

fakat.. insan bu işte. burası da sözlük. herkes birileri hakkında bir şey söyler. ve herkes iyidir, güzeldir, kötüdür ve çirkin.. senin bana, benim de sana hangi yönümü yansıttığımla alakalıdır bu durum.

önce bunları öğren, "insan" dendiğinde aklına daha karmaşık şeyler, sarmal salaş kombinasyonlar gelsin. yok öyle "şöyle biri" deyip geçmek. gel gelelim benim gibi birini bir kalıba sokmak, taştan bir kalbin etrafında tapınmak için toplanmış sürüngen olmakla eşdeğerdir.

29 ekim endonezya'da yolcu uçağının düşmesi

keskin nisanci
Endonezyalı Lion Air havayolu şirketine ait bir yolcu uçağı, Cakarta - Pangkal Pinang seferi için havalandıktan kısa bir süre sonra 188 kişilik yolcu ve mürettebatıyla denize düştü.

JT-610 sefer sayılı Boeing 737 MAX 8 tipi uçakta 178'i yetişkin, 1'i çocuk, 2'si bebek, 2'si pilot ve 5'i de kabin görevlisi olmak üzere toplam 188 kişinin bulunduğu açıklandı.

Kazadan kurtulan olup olmadığının henüz bilinmediği ifade ediliyor.

endonezya halkına geçmiş olsun diyoruz, umarım kurtulanlar olur. hayatını kaybedenlerin yaradan taksiratlarını affetsin.

ekleme: başlıkta yıl eksik kalmış.

zengin sözlük roman

azrailin regl donemi
akşam olduğu halde, o saatte üst katına birileri taşınıyordu. o patırtılardan o gürültülerden en sevdiği program olan mahmut tuncer şovu izleyemiyordu. çok sinirlenmişti. tam o ara kuşu ötmeye başladı. bir hışımla gidip kapıyı açtı. gördüğü manzara bütün sinirlerini boşaltmış, içini bir huzur kaplamıştı. çünkü kapıda sarışın mavi gözlü, gri eşofmanlı, mavi badyli, beyaz spor ayakkabısı ve sol elinin serçe parmağındaki uzun tırnaklarıyla afet bir kız duruyordu. ( çok pis süzer bu azo )

''bu bu buyrun '' dedi.

afeğdersiniz penisiniz vağ mı?

yüce tanrım! kız azo'dan penis istemişti. sevinçten gibilmiş bıldırcın gibi duvarlara çarpası geldi kendini. yutkundu. tam gel hele içeri diyecekken yarma gibi sarışın bir adam gelip. '' kardeş kusura bakma penseniz var mı? '' dedi. (kızın babası)

meğer kız pense istiyormuş. son atakta gol yeyip kuponu yatmış mal gibi öylece baka kaldı azo bunlara. sonra kendine gelip penseyi verdi.

artık azo için hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. o günden sonra ne zaman pense tutsa kendini penis tutuyormuş gibi hissedecekti..

zengin sözlük roman

azrailin regl donemi
azo aslında ölmemişti.. ölmüş süsü verip yorgan mafyasına sızmayı planlıyordu. istanbul'a gitme işi de yalan olmuştu tabi. akşamüstüydü artık. gün akıp geçmişti. yorgundu azo, evine geldi. bir bira açtı ve en sevdiği program mahmut tuncer şovu açıp bacaklarını uzattı.

zengin sözlük roman

adini yavsak koydum taylan in yolu
Taylan 'ulan her hafta sonu nöbet kitliyorlar aq' diye söylenerek nöbet defterlerini inceliyordu. O sırada defterin arasında küçük bir kağıt parçası gördü. Kağıtta 'ara beni boya beni' yazıyordu. Arkasında da 900'le başlayan bir numara vardı.

Bu bir şifre olmalıydı... Bu şifreyi çözmeliyim diye kafa patlatıyordu taylan. Sonradan aklına dahiyane bir fikir geldi. Yazıyı tersten okuyacaktı.

Tersten okununca taşlar yerine oturmaya başlamıştı. 'ineb ayob ineb ara'... Şifreyi çözümüştü. Bu eski İbranice dilinde 'hülüminati was here' demekti. Taylan beyninden vurulmuşa dönmüştü. Hemen araksında yazan numarayı aradı... Telefon çaldıkça stresi daha çok artıyordu. Çok sürmeden telefonu gizemli bir ses açtı 'maraba janim ben tatyana. Sen istiyor barabar duj verecek 100 dolar'.

Anlaşılan rus gizli servisi de işin içindeydi. Taylan telefonu hızla kapatıp birliğin çatısına çıktı. Hava yağmurluydu. Önce kamuflajını yavaşça çıkardı. Sonra tişörtünü bir hışımla çıkarıp yağmur damlalarının seksi vücuduna nüfuzunu izledi... Başını yukarı doğru kaldırdı, kollarını iki yana açtı ve avazı çıktığı kadar bağırdı 'edriyııııınnnn!!'.

zengin sözlük roman

kirklarelili lili
taylan ve fiorabella nın taktikleri ile yorgan mafyasına bir adım daha yaklaşılmıştı. Taylan bir ajan gibi sesini programla değişitirerek bir video yayınladı. yorgan mafyasına askerlerin bulunduğu binayı söyledi. bu yayından 30 dakika sonra yorgan mafyası, söylenen binadaki herkesi kurşuna dizmişti. Lakin bir sorun vardı. Taylan'ın söylediği bina aslında askerlerin değil otomat mafyasının karargahıydı ve bu yayını sadece istanbul bağcılar'da yaşayanlar izleyebilirdi. Taylan böylece hem yorgan mafyasının yerini tespit etti hem de uzun süredir şehirde terör estiren otomat mafyasına büyük bir darbe indirmiş oldu.

zengin sözlük roman

adini yavsak koydum taylan in yolu
Telsizden azo'nun sert uyarsının gelmesi ile titreyen taylan arkasındaki birliğe baktı... 'bu çocukların hayatı bana emanet' dedi ve düşünmeye başladı. O anda aklına bir fikir geldi. Fiorabella'ya gidecekti. Binbaşı fiorabella onu bu durumdan kurtaracak tek kişiydi... Ani bir karar ile şoföre izmir'e gitmesi yönünde emir verdi.

zengin sözlük yazarlarının denemeleri

samurai
birkaç şarkının sessizliğinden sonra ayağa kalkıp aynaya bakmaya cesaret ediyorum, iki yakamı birleştiren bir boğaz köprüsü. üzerinde binlerce insan aynı yöne koşuyor. elim boğazımda, ben boğazımı sıktıkça insanlar hızlanıyor, hızlanıyor düşünceler. güneş utancından gözlerini yumuyor, ay kahkahalarla yüzüme gülüyor. ardımda kalan hiçbir şey yokken, aklımda kalmış bir şarkı sözüyle yağmur damlalarına ayak uydurmaya çalışıyorum ama nafile. durmuyor zaman, tam karar verecekken nefesimin şiddetiyle bir başka düşün kapısı aralanıyor, elimde bir fırçayla odalara renk katmak için sorgusuz sualsiz atıyorum adımlarımı. farkında değilim karanlığın, söylesene karanlığın içinde hangi rengi görebilir ki insan? ayrılığın, ölümün, yalnızlığın rengi nedir? sevginin, aşkın, içten bir gülüşün rengi.. hayat mı çok karanlık yoksa biz mi, neden seçemiyoruz renkleri?

beyaz bir güvercin kanadının dövdüğü havayı çekiyorum içime, elimde gökyüzünü griye boyamaya hazır bir sigara. bir ona yöneliyorum bir ötekine. bugünlerde şarkılar kadar yalnızım, beni çok uzaklarda dinliyorlar haberim yok hiçbirinden.

yaşar kemal

oblomov
adı efsaneler arasında yer alması gereken, dünya üzerinde gelmiş geçmiş en iyi yazarlardan biridir. onun betimlemelerini okurken gözünüz açıkken, daha cümlenin içindeyken o anlatılanı yaşarsınız. keşke daha çok eser bırakabilseydi, keşke daha çok okutabilsek seni, keşke her köşe başında senin ve senin gibilerin bir dokunuşu olsa şu memlekette.

the raven

magic mushroom
ingilizce'de kuzgun.

ayrıca edgar allan poe 'nun öyküsel şiiri.

Ülkü Tamer çevirisi:

"ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
o acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
"bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
başka kim gelir bu zaman?"

ah, hatırlıyorum şimdi, bir aralık gecesiydi,
örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
ışısın istedim şafak çaresini arayarak
bana kalan o acının kaybolup gitmiş lenore'dan,
meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili lenore'dan,
adı artık anılmayan.

ipekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
yatışsın diye yüreğim, ayağa kalkarak dedim:
"bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
başka kim olur bu zaman?"

kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden
"özür diliyorum" dedim, "kimseniz, bay ya da bayan
dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki,
öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
kapıyı açtığım zaman.

gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada,
fısıltıyla bir kelime, "lenore" geldi uzaklardan,
sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
yalnız bu sözdü duyulan.

duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
içimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
irkilip dedim: "muhakkak panjurda bir şey olacak;
gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
başkası değil rüzgârdan..."

çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden
bugüne kalmış bir kuzgun panjuru açtığım zaman.
bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
kondu pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
kaldı orda oynamadan.

gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
"gerçi yolunmuş sorgucun" dedim,
"ama korkmuyorsun gelmekten,
kocamış kuzgun, gecelerin kıyısından;
söyle, nasıl çağırırlar seni ölüm kıyısından?"
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
ilgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
adı "hiçbir zaman" olan.

durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
o kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
sustu, sonra ben konuştum: "dostlarım kaçtı yanımdan
umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
"anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
insaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
hiç -ama hiç- hiçbir zaman."

çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
sonra kuzgun'u düşündüm,
geçmiş yüzyıllardan kalan
ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
çatlak çatlak: "hiçbir zaman."

oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
durup o kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
elleri lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
değmeyecek hiçbir zaman!

sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
"aptal," dedim, "dön hayata; tanrın sana acımış da
meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
iç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

"geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

"şu yukarda dönen gökle tanrı'yı seversen söyle;
ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
buluşacak o lenore'la, adı meleklerce konan,
o sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

kalkıp haykırdım: "getirsin ayrılışı bu sözlerin!
rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
dağıtma yalnızlığımı! bırak beni, git kapımdan!
yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

oda kapımın üstünde, pallas'ın solgun büstünde
oturmakta, oturmakta kuzgun hiç kıpırdamadan;
hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
o gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
kalkmayacak - hiçbir zaman!"

aynur doğan

oblomov
kürt müziğinin en başarılı kadın sanatçısıdır. halk müziğini modern tarzda icra eden ve dünyaya açılan, müziği sınırlarla yaşamayan bir kadın. dinlemeden ölmeyin.

rewşan çeliker

oblomov
Kürt müzisyen. Keman, viyola, tambur ve ukelele gibi çalgıları da çalan, Psikolojik Danışmanlık öğreniminden sonra, Bahçeşehir Üniversitesinde Edit Piaf'ın müzikal tiyatrosu üzerine yüksek lisans tezi yazan, Kürtçe, Ermenice, Yunanca, Farsça, Arapça, Fransızca ve bunlarla beraber toplamda 11 farklı dilde şarkı söyleyen bir kadın. ve çok tatlı bir sesi var.
aha da buraya bir tane bıraktım dinleyesiniz diye.

yüzleşmek

oblomov
insanın bazen cesaret edemediği, bazen farkına varamadığı korkuları yahut yaşamıyla ilgili ciddi durumlarla karşılaşması. bundan kaçmak için çok defa ya bahane uydururuz, ya korkarız, veya da farkına varmayız, ama en çok da görmek istemeyiz çünkü sonuçlarının bize neler yapacağını az çok tahmin ediyoruzdur. yaşadığımızı sandığımız hayatlarımızın truman show misali bir kurmacadan ibaret olduğunu görmekten korkarız. suni bir yaşam alanı oluşturulmuş ve onu dağıttığımızda yeniden başlayacak gücü kendimizde bulamamaktan korkarız. bir gün aynaya bakıp da kendi kendine kim olduğunu, gerçekten ne yaşadığını ve aslında yaşamak istediği hayatın bu olup olmadığını sormak sanırım ilk adım. sonrası, sadece cesaret.

yaratmak

azrailin regl donemi
baştan yaratmak, yoktan var etmektir. bunu nasıl bir kafayla yaşıyorlar bilinmez, yaratıcıya şirk koşmak olarak algılar bazı insanlar bu kelimeyi dile getirdiğinizde.

yaratmak kelimesi yaratıcıya has değildir, yaratıcı adından da anlaşıldığı gibi insanı ve diğer canlıları sıfırdan inşa etmiştir. fakat bir insanın bir materyali sıfırdan inşa etmesi kopyalamak, parçaları birleştirmek veya yontmak değildir.

yüzlerce mükemmel müzik eseri yaratılmadı mı yani?

dante

azrailin regl donemi
gitme kararı almış yazar. fakat kalmasını isteriz.

bu açıklamayı ortalık karışmasın diye silmiştim ama bir işe yaramadı, yine merak etmeye devam ediyorlar. yeniden yazıyorum şimdi.

ben o cümleyi kurdum ve ben gammazladım. ha evet arkandan yaptım bunu da, sandım ki gammazladıktan sonra yazılan not sadece moderatör ekranına gidiyor, silinme sebebinde gözükmüyor. evet arkandan oldu gibi. hatta öyle oldu. fakat nefret etmiyorum senden, bir gıcıklığım da yok. aksine sevdiğim yazarlardansın.

ama uyardım güzelim, elli defa uyardım. belki samimiyetimize güvenerek profil fotona laf ettim sana karşı, çoğu kez de yazdığın cinsel içerikli yazılarını silmeni istedim. cinsellikten söz etmek değildi onlar, cinsel deneyimlerini yazıyordun resmen. bu sözlüğün ardında herkes bir şeyler yaşıyor, bunu biliyoruz. ama bunu alenen bizlerin bilmesi gerekmiyor. sevişiyor olmak değil kötü olan. asıl kötü ve iğrenç olan bunu sözlüğe anlatmandır.

yahu ben de farklı deneyimler yaşıyorum, kimsenin aklına gelmeyecek şeyler tecrübe ettiğim de oluyor ki herkesin oluyordur ama bunu tam da bu cümleyle ifade etmem kimsenin benden iğrenmesine neden olmaz. ama bir kadınla yaşadıklarımdan bir kesit sunsam birkaç entryde işte o zaman birileri benden tiksinmeye başlar.

özetle bu iğrençti ve ben de gammazladım. ve evet o anki o cümleyi kurdum.

gammazladığım entry;
-------------------------------
başlık: sarelle bitter

entry: belki de 1000 kez s*kso çekmişimdir, ben böyle ağız orgazmı yaşamadım. umarım çıkarken de aynısı olur.

----------------------------

bu nedir yahu? bu cümleyi mantıklı bir sözlük yazarlığı adı altında açıklamak hangi babayiğidin harcı? varsa anlamlandırabilecek gelsin beri.

şimdi birileri diyor ki "burası sözlük, özgürce yazmak hakkımız."
zaten ufak bir topluluğuz, herkes her gün seks deneyimlerini pornografik olarak burada anlatsa nasıl bir yer olurdu burası? zengin sözlük amacını şaşırır, odaya girdiğimde memelerini sıvazlıyordu gibi girişi olan entrylerin bolca bulunduğu, inci sözlüğün demo versiyonu olurdu. cinsellik üzerine bilgilendirici yazılara karşıyım demiyorum yani arkadaşlar, karıştırılmasın. kimsenin seks hayatı bizi ilgilendirmez. en azından ben görmek zorunda değilim. hele ki arkadaşım dediğim, selamını sabahını aldığım saygı duyduğum insanlarınkini.

yatığını yanlış buluyorum sonuç olarak, asla da değişmeyecek. ama kurduğum cümle yanlış. bunun için özür dilerim çok kırıldıysan.

yani yazara yapılmış bir yanlış varsa bunun sorumlu yönetim değildir. suçlu benim. eğer admin isterse bana tanıdığı hakkı da alır, karar sadece ona ait.

kusuruma bakmayın.

zengin itiraf

azrailin regl donemi
hiç keyfim yok sözlük. çok keyifsizim. yazasım, konuşasım, bir şey yapasım da yok. öyle bir hiçlik.
yemin ediyorum bu bedenin içindeki benin bile kim olduğunu unuttum. kendimi tanıyamıyorum. kötü ya da iyi bir şey değil, ben hiç bir şey yapmıyorum artık.