confessions

kadin kismisi cok yazmaz

1. nesil Yazar - İstikrarlı

  1. toplam entry 0
  2. takipçi 21
  3. puan 4221

kötülüğün sıradanlığı

olacak o kadar
ilk kez1960'lı yılarda ortaya atılan kavram.

adolf Eichmann Yahudilerin diri diri yakma işlerini organize eden subayın yargılanması için İsrail'e gider. Herkesin düşündüğü gibi karşısında cani bir insanın olacağı düşünülürken. Mahkemede son derece aklı başında, iyi bir aile babası denilebilecek bir kişi vardır. Buradan yola çıkarak ortaya bir kavram atar. Kötülüğünün sıradanlığı. Bu yaklaşıma göre dünyada kötülük marjinal bir oldu değildir. Toplum içerisinde kendi halinde yaşan bireylerin devletin ve içinde bulunduğu kurumların kurallarını sorgulamayan sorgulamadı için sonuçlarını hiç değerlendirmeyen insanlar ortaya çıkar. Bu kişiler için kötülük yapmak sıradan bir davranıştır. Dünyadaki kötülüklerin büyük bir çoğunluğu fanatik, acımasız insanlar değil de. Bu tarz sorgulamayan, korkak, düşünmeyen insanlara aittir olduğunu düşünülür.



istanbul havalimanı

frante
yaklaşık 2 yıl boyunca belli aralıklarla şantiyelerden bir kısmında dolaylı olarak çalıştığım havalimanı. gelip giderken "burası bitmez" diyordum sürekli. bitirmişler.

her gidişimde birilerinin öldüğünü/yaralandığını duydum. "bu kadar riskli bir iş ise siz neden çalışıyorsunuz?" diye sorduklarım genelde işsizlikten, maaşların yüksekliğinden, kalacak yerlerinin bile olmadığından bahsediyordu. inanılmaz bir personel sirkülasyonu vardı zaten. yabana atılmayacak miktarda arap, gürcü de çalışıyordu şantiyelerde. hatta zaman zaman konuşup anlaşabileceğim birini bulmakta zorlanıyordum. o derece.

askerde o yaratığımsıları dahi yemiş pis boğaz bir insan olarak ben bile buradaki yemekhanelerin kokusu, pisliği ve yemeklerin kötülüğünden dolayı yemekhanede doğru düzgün yemek yemedim. ha şimdi diyeceksin ki "ulan adamlar ölmüş sen iki tas çorbanın peşindesin!!" öyle değil. buradaki çalışma şartlarının elle tutulur hiçbir tarafı yoktu. hiçbir insanın mecbur kalmadıkça çalışacağı bir yer değildi.

keskin bir doğal katliam da yaşandı havalimanı inşaatında. karadeniz'e uzanan köylerin çevresinde tıraşlanmış araziler, kaderine terk edilmiş köpekler.. korku filmi gibiydi. şimdi düşündükçe aklıma çakıyor teker teker. hani kimsenin ölmediğini bilsen ve bu tabloyu görsen dahi "yere batsın uçağı da dünyanın en büyük havalimanı da kapatın gidelim burayı" dersin.

konumu zaten istanbul'da yaşadığını iddia eden insanların yüzde doksanının gitmek istemeyeceği bir uzaklıkta.

çok tuhaf. bununla övünülmesi nasıl bir sirkin içinde yaşadığımızı gösteriyor. normal bir adalet düzeninde cumhurbaşkanı falan götürürdü şurada dönen işler.

29 ekim endonezya'da yolcu uçağının düşmesi

keskin nisanci
Endonezyalı Lion Air havayolu şirketine ait bir yolcu uçağı, Cakarta - Pangkal Pinang seferi için havalandıktan kısa bir süre sonra 188 kişilik yolcu ve mürettebatıyla denize düştü.

JT-610 sefer sayılı Boeing 737 MAX 8 tipi uçakta 178'i yetişkin, 1'i çocuk, 2'si bebek, 2'si pilot ve 5'i de kabin görevlisi olmak üzere toplam 188 kişinin bulunduğu açıklandı.

Kazadan kurtulan olup olmadığının henüz bilinmediği ifade ediliyor.

endonezya halkına geçmiş olsun diyoruz, umarım kurtulanlar olur. hayatını kaybedenlerin yaradan taksiratlarını affetsin.

ekleme: başlıkta yıl eksik kalmış.

zengin sözlük roman

kirklarelili lili
taylan ve fiorabella nın taktikleri ile yorgan mafyasına bir adım daha yaklaşılmıştı. Taylan bir ajan gibi sesini programla değişitirerek bir video yayınladı. yorgan mafyasına askerlerin bulunduğu binayı söyledi. bu yayından 30 dakika sonra yorgan mafyası, söylenen binadaki herkesi kurşuna dizmişti. Lakin bir sorun vardı. Taylan'ın söylediği bina aslında askerlerin değil otomat mafyasının karargahıydı ve bu yayını sadece istanbul bağcılar'da yaşayanlar izleyebilirdi. Taylan böylece hem yorgan mafyasının yerini tespit etti hem de uzun süredir şehirde terör estiren otomat mafyasına büyük bir darbe indirmiş oldu.

zengin sözlük yazarlarının denemeleri

samurai
birkaç şarkının sessizliğinden sonra ayağa kalkıp aynaya bakmaya cesaret ediyorum, iki yakamı birleştiren bir boğaz köprüsü. üzerinde binlerce insan aynı yöne koşuyor. elim boğazımda, ben boğazımı sıktıkça insanlar hızlanıyor, hızlanıyor düşünceler. güneş utancından gözlerini yumuyor, ay kahkahalarla yüzüme gülüyor. ardımda kalan hiçbir şey yokken, aklımda kalmış bir şarkı sözüyle yağmur damlalarına ayak uydurmaya çalışıyorum ama nafile. durmuyor zaman, tam karar verecekken nefesimin şiddetiyle bir başka düşün kapısı aralanıyor, elimde bir fırçayla odalara renk katmak için sorgusuz sualsiz atıyorum adımlarımı. farkında değilim karanlığın, söylesene karanlığın içinde hangi rengi görebilir ki insan? ayrılığın, ölümün, yalnızlığın rengi nedir? sevginin, aşkın, içten bir gülüşün rengi.. hayat mı çok karanlık yoksa biz mi, neden seçemiyoruz renkleri?

beyaz bir güvercin kanadının dövdüğü havayı çekiyorum içime, elimde gökyüzünü griye boyamaya hazır bir sigara. bir ona yöneliyorum bir ötekine. bugünlerde şarkılar kadar yalnızım, beni çok uzaklarda dinliyorlar haberim yok hiçbirinden.

yaşar kemal

oblomov
adı efsaneler arasında yer alması gereken, dünya üzerinde gelmiş geçmiş en iyi yazarlardan biridir. onun betimlemelerini okurken gözünüz açıkken, daha cümlenin içindeyken o anlatılanı yaşarsınız. keşke daha çok eser bırakabilseydi, keşke daha çok okutabilsek seni, keşke her köşe başında senin ve senin gibilerin bir dokunuşu olsa şu memlekette.

the raven

magic mushroom
ingilizce'de kuzgun.

ayrıca edgar allan poe 'nun öyküsel şiiri.

Ülkü Tamer çevirisi:

"ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
o acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
"bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
başka kim gelir bu zaman?"

ah, hatırlıyorum şimdi, bir aralık gecesiydi,
örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
ışısın istedim şafak çaresini arayarak
bana kalan o acının kaybolup gitmiş lenore'dan,
meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili lenore'dan,
adı artık anılmayan.

ipekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
yatışsın diye yüreğim, ayağa kalkarak dedim:
"bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
başka kim olur bu zaman?"

kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden
"özür diliyorum" dedim, "kimseniz, bay ya da bayan
dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki,
öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
kapıyı açtığım zaman.

gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada,
fısıltıyla bir kelime, "lenore" geldi uzaklardan,
sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
yalnız bu sözdü duyulan.

duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
içimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
irkilip dedim: "muhakkak panjurda bir şey olacak;
gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
başkası değil rüzgârdan..."

çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden
bugüne kalmış bir kuzgun panjuru açtığım zaman.
bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
kondu pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
kaldı orda oynamadan.

gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
"gerçi yolunmuş sorgucun" dedim,
"ama korkmuyorsun gelmekten,
kocamış kuzgun, gecelerin kıyısından;
söyle, nasıl çağırırlar seni ölüm kıyısından?"
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
ilgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
adı "hiçbir zaman" olan.

durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
o kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
sustu, sonra ben konuştum: "dostlarım kaçtı yanımdan
umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
"anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
insaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
hiç -ama hiç- hiçbir zaman."

çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
sonra kuzgun'u düşündüm,
geçmiş yüzyıllardan kalan
ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
çatlak çatlak: "hiçbir zaman."

oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
durup o kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
elleri lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
değmeyecek hiçbir zaman!

sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
"aptal," dedim, "dön hayata; tanrın sana acımış da
meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
iç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

"geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

"şu yukarda dönen gökle tanrı'yı seversen söyle;
ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
buluşacak o lenore'la, adı meleklerce konan,
o sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

kalkıp haykırdım: "getirsin ayrılışı bu sözlerin!
rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
dağıtma yalnızlığımı! bırak beni, git kapımdan!
yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

oda kapımın üstünde, pallas'ın solgun büstünde
oturmakta, oturmakta kuzgun hiç kıpırdamadan;
hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
o gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
kalkmayacak - hiçbir zaman!"

aynur doğan

oblomov
kürt müziğinin en başarılı kadın sanatçısıdır. halk müziğini modern tarzda icra eden ve dünyaya açılan, müziği sınırlarla yaşamayan bir kadın. dinlemeden ölmeyin.

rewşan çeliker

oblomov
Kürt müzisyen. Keman, viyola, tambur ve ukelele gibi çalgıları da çalan, Psikolojik Danışmanlık öğreniminden sonra, Bahçeşehir Üniversitesinde Edit Piaf'ın müzikal tiyatrosu üzerine yüksek lisans tezi yazan, Kürtçe, Ermenice, Yunanca, Farsça, Arapça, Fransızca ve bunlarla beraber toplamda 11 farklı dilde şarkı söyleyen bir kadın. ve çok tatlı bir sesi var.
aha da buraya bir tane bıraktım dinleyesiniz diye.

yüzleşmek

oblomov
insanın bazen cesaret edemediği, bazen farkına varamadığı korkuları yahut yaşamıyla ilgili ciddi durumlarla karşılaşması. bundan kaçmak için çok defa ya bahane uydururuz, ya korkarız, veya da farkına varmayız, ama en çok da görmek istemeyiz çünkü sonuçlarının bize neler yapacağını az çok tahmin ediyoruzdur. yaşadığımızı sandığımız hayatlarımızın truman show misali bir kurmacadan ibaret olduğunu görmekten korkarız. suni bir yaşam alanı oluşturulmuş ve onu dağıttığımızda yeniden başlayacak gücü kendimizde bulamamaktan korkarız. bir gün aynaya bakıp da kendi kendine kim olduğunu, gerçekten ne yaşadığını ve aslında yaşamak istediği hayatın bu olup olmadığını sormak sanırım ilk adım. sonrası, sadece cesaret.

mert güneri

fakiradam
ileride değerlenir

Mert Güneri, 16 Temmuz 1985 tarihinde Eskişehir'de doğmuştur. Lise öğrenimini tamamladıktan sonra Amerika'da Houston Üniversitesi, Finans Bölümünden mezun olmuştur.

Yorumcu, yapımcı, söz ve beste yazarıdır. Hayatı boyunca tutkulu bir müzik dinleyicisi olan ve müzikle derin bağlarını 14 yaşında TED İstanbul Kolejin'de okurken gitar çalmayı öğrenmeye başlayarak atan Mert Güneri, lisans eğitimini Amerika'da bulunan University of Houston'da Finans alanında tamamlamıştır. Burada bulunduğu zaman içerisinde, boş zamanlarını birçok söz ve beste yazmaya ayırarak geçirmiştir. Yeteneğini küçük yaşlardan itibaren şiir, deneme ve kısa hikayeler yazmasına bağlamaktadır.

Kendisine ilham kaynağı olarak Bülent Ortaçgil, Feridun Düzağaç, Teoman'ın yanı sıra yabancı sanatçılardan Cat Stevens, Pink Floyd, Led Zeppelin gibi bir çok isim yer almaktadır. İlham aldığı sanatçılar özellikle yazma ve yaratıcılık açısından oldukça önem taşıyor.

Plak, antika eşyalar, tablo ve tahta oyuncaklara büyük bir ilgisi olan Mert Güneri, aynı zamanda şiir, deneme ve kısa hikayeler yazmaktadır.

Uzun zamandır üzerinde titizlik ve dikkatle çalıştığı, yakın zamanda çıkarmaya hazırlandığı albümü öncesinde yaptığı yeni single çalışması “Umrumda Değil”, Erato Müzik etiketiyle 17 Ekim'de, tüm dijital platformlarda müzik severlerin beğenisine sunmaya hazırlanıyor.

(resim:https://i.hizliresim.com/PDXnNb.jpg)

(youtube:https://www.youtube.com/watch?v=bxdev53Qsb0)

bonnie

kaptonur
Kafasına göre takılan yazardır. Kimseyle alakası yok yazıyor sadece. İşten eve evden işe gidiyor delillerim var doğru söylüyor xhsjhsjsjs. Şaka bir yana kimseyle alakası olamayan kafasına göre takılan yazardır. İşten eve evden işe gidiyor delillerim var doğru söylüyor shxhshshh nasıl yedirdim ama ikinciyi ahahahha

yehova şahitleri

oblomov
Yehova Şahitleri 140 yıl önce Amerikalı Charles T Russell tarafından kurulmuş olan bir tarikattır. Yehova Yahudilikte ve Hristiyanlıkta Tanrı'nın adıdır. İlk kez Tevrat'ta geçmiştir bu isim ve YHWH diye yazılır. Yehova Şahitleri bu yüzden kendilerini Tanrı'nın Şahitleri olarak tanımlarlar.kanak:kutsalkitap.org
bu tarikata ve inanışa mensup bir arkadaşım oldu ve inanışlarının çok katı kuralları olmasına rağmen çok tatlı ve yobazlıktan bir o kadar uzak bir insandı.

zengin sözlük yazarlarının ruh halleri

oblomov
çok denedim, olmuyor sözlük. her defasında koca bir duvardan sekip başladığım yere geri dönüyor gibiyim. sosyalleşmek dediler yaptık, iş dediler zaten başımızdan aşkın, alkolün faydası olsa 30 yıldır görürdük. ne yaptım ne ettimse içimdeki bu sıkıntıyı bu karabasanı atamadım. bir şey var böyle derinden derinden, ince ince kemiriyor etimi de ben hiç bir şeyin farkında değilim gibi. oysa eksiliyorum be sözlük. her gün biraz daha azalıyor yaşama sevincim. "Hep denedin, hep yenildin, Olsun, Gene dene, gene yenil, Daha iyi yenil" diyen "Samuel Beckett" amca buralarda bir yerlerde olsa yeminle ağzına kürekle vurasım var şuan. her gün, dünü yeniden oynatıyorlarmış gibi geliyor. sıkıldım sözlük. bana bir yol göster.

kek

oblomov
çok seviyorum sözlük. hunharca kelimesinin sözlük karşılığını ben bu hamur işi kekleri yerken tam anlamıyla veriyorum sanırım. bence sözlük yönetimi her entry başına bir dilim, her başlık başına ik dilim kek dağıtmalı. bunu da yazıyorum aha buraya.

dilenmek

oblomov
insanın ihtiyacı olan bir şeyi karşılık vermeden/ödeme yapmadan başkasından istemesi. genel olarak maddiyatı olan şeyler için geçerlidir. ve maalesef ülkemizde çocukları , yaşlıları ve fiziki engeli olan insanları dilencilik yaparken çok görürüz. bazen acırsınız bazen kızarsınız ama yine de vicdan sahibi bir insanın aklını yüreğini kurcalamadan geçmez o görüntü.

ahir zaman

oblomov
dünyevi canlıların yaşamlarının son zamanlarıdır. ahiret öncesi de sayılır. bir çok dinde kıyamet kopmadan önceki zaman olarak geçer. yaşılar eşlerine eskiden "ahirliğim" gibi bir kelime kullanırdı. sanırım bu dünyada tek sahip olduğum anlamına geliyor.

yedi karanfil

oblomov
bundan 10 sene evvelinde kasetini o eski kaset çalarlarda evirip çevirip dinlediğim enstrumantal müzik albümü. o kaset çalsın orada bir yerde sen günlük rutin yaşamına devam et, insanda ne stres olur ne gam ne keder. çok keyifli albüm, dinleyin.

diyanet'in 2019 bütçesi

quares
7.7 milyar liradan 10.5 milyar liraya çıkarıldı. başkanlığını ali erbaş'ın yaptığı diyanet işleri, bu devasa bütçesiyle ülkenin kritik istihbarat işlerini üstlenen milli istihbarat teşkilatı (mit) başkanlığı'nın bütçesini 5'e, yatırımcı bakanlıkların bütçesini de 4'e katladı.

skyler white

magic mushroom
Çoğu insanın aksine kötü bir karakter olduğunu düşünmüyorum. aslında dizide pek de sevmediğim skyler'a bu noktada haksızlık yapıldığını düşünüyorum ve savunma gereği hissediyorum.


zira kendisi aile kurumunun devamı için elinden geleni yapmıştır. bir kadının belki de en çok desteğe ihtiyacı olduğu dönemde kocası tarafından yapayalnız bırakıldığı halde yine de ailesi için çabalamıştır ancak walter efendi sır küpü olduğu için en sonunda kadıncağızı delirtmiştir. çabaları sonuçsuz kalan çaresiz skyler da "beşer, şaşar" sözünün hakkını vererek bir dönem gerçekten saçmalamış ve hiçbirimizin onaylamadığı şeyler yapmıştır, evet. lakin kendisi yine dürüstçe yediği bu bokları walter'a anlatmış ve yaptığının pişmanlığını da kendi içinde yaşamıştır. amma velakin en kolay yolu seçerek "kadın"a orospu damgasını yapıştırmaya can atan bizler empati yapma gereği hissetmeyiz. çünkü kadın ne kadar femme fatale ise erkek de o kadar "sütten çıkmış ak kaşık"tır bizler için. kimse empati yaparak değerlendirmez kadını, herkes olumsuzluklarına odaklanır. oysa ki yıllarca yalan söyleyen, aslında ailesine ihanet eden, bu sırada eline bir sürü de kan bulaştıran erkek karakter yine ve yeniden seyircinin gözünde aklanmış, kahraman ve fedakar ilan edilmiş, amacından mütevellit yaptığı tüm yanlışlar mazur görülmüştür.

yani eril pencereden bakıldığında kötü, tu kaka bir karakterdir skyler çünkü annedir ve annenin hata yapma lüksü yoktur, anneye yüklenen bütün o kutsal(!) sorumluluk, en ufak yanlışında annenin sonu olur.

oysa babanın hatalarını affetmede daha esnek ve rahatızdır. neden? çünkü yüzyıllardır zihnimize kodlanan alt mesaj bu da ondan.

likya liman yerleşimleri

dirsegi iskemleye dayali
kıyı likya bölgesinde bulunan liman yerleşimleridir. doğudan batıya doğru şöyle sıralanmaktadır;

ıdyros-phaselis-korkyros-olympos-posidarisus-gagai-malenippe-phoinikos-anriake-simena-teimiusa-aperlai-antiphellos-kalamaki-phoinike-patara-pydnai-artymnessos-kalabantia-karmylessos-telmessos-kyra-lissa-lydia.

güneye yerleşmek isteyen yurdum insanının, geleceği yeri tanıması önemli. bu liman kentlerinin birçoğunun küçük ölçekli olduğunu ayrıca belirtmek isterim.

-sahil kasabasına gidip yerleşelim moruk yeaa?
türünde densizliklerin ortadan kalkıp, araştırmaya teşvik edeceğine inandığım bu giri ile, bu yerleşimlerin bugünkü isimlerine ulaşmanız internet ile pekala mümkündür. keyifli göçler ve/veya gezintiler dilerim.