confessions

kadin kismisi cok yazmaz

1. nesil Yazar - Tatlı

  1. toplam entry 248
  2. takipçi 15
  3. puan 3095

balaban hasan

fiorabella
italya'da küçük bir köyün tarhini değiştiren yeniçeridir. osmanlı ordusunda savaşan yeniçeri hasan yaşıtlarına göre dha güçlü ve yapılıydı. bu fiziki özelliklerinden ona "balaban hasan" lakabı takılmıştı. diğer yeniçerilerden farklı olarak birçok avrupa lisanına vakıftı ve çok rahat konuşuyordu. yabancı dilleri bildiği için osmanlı ordusunda istihbarat subayı olarak görev yapıyordu. bir çok düşman şehrine girip çıkıyor ve oradan askeri durumları hakkında istihbarat getiriyordu.

görev için viyana'ya gittiğinde, kanuni sultan süleyman döneminde kuşatılan ama alınamayan viyana'nın askeri durumunun kötü olduğu bilgisini sadrazam merzifonlu kara mustafa paşaya iletti. bu bilgiyi padişah 4.mehmete iletmesini ve viyana'ya sefer düzenlenirse başarılı olunacağını söyledi. merzifonlu kara mustafa bu öneriye kulak asmadı. baalaban hasan tekrar bu düşüncesinde israr edince cellatları çağırdı ve balaban hasan'ın kellesinin vurulmasını emretti. yeniçeri ağası ve cellatlar balaban hasan'ı idam etmezler ve kaçmasını sağlarlar.

osmanlı topraklarının farklı yerlerine gider ve farklı bir isimle bir çok savaşa katılır. o sıralarda ordudan kovulmasına, idam kararı çıkartılmasına neden olan 2. viyana kuşatması başlamıştır. farklı isimle bu savaşa da katılır. ağır şekilde yaralanır. savaş meydanından bir at bulur ve yaralı bir şekilde atın üzerine biner. atla birlikte ilerlerken italya'nın mueno köyüne gelir. köylüler buldukları hasan'ı iyileştirir. italyanca da konuştuğu için köylülerle iyi anlaşan hasan daha sonra o köyden bir kızla evlenir. köylüler ona "el turko" ismini verir.

her şey güzel giderken mueno köyüne alman derebeyinin askerleri gelir va köylünün elinde ne var ne yok alırlar. tekrar geleceklerini söyleyip giderler. bunun üzerine balaban hasan köylüleri toplar ve onları yeniçeri ocağında öğrendiği tüm savaş teknikleriyle eğitir. derebeyinin askerleri tekrar geldiğinde balaban hasan yönetimindeki köylü ordusu onları karşılar ve savaşarak derebeyi askerlerini yenilgiye uğratırlar. balaban hasan artık köyü kurtarmıştır.

köy o günden bu yana "la türkiye" adıyla anılır. günümüzde köy meydanlarında balaban hasan'ın heykelleri ve türk bayrakları bulunur. o köyde yaşayan insanlar balaban hasan'nın soyundan geldiklerine inanırlar ve türk olduklarını söylerler.

her yıl ağustos ayında mueno köyünde türk yemekleri pişer, herkes osmanlı kıyafetleri giyer ve her yeri türk bayraklarıyla donatırlar.

ben ruhi bey nasılım

avni
edip cansever şiiri.
felsefeyle hayatı buluşturan altı bölümlük bu uzun manzume şöyle sona eriyor.

"Sizinle görüşelim Ruhi Bey
Vaktim yok, vaktim yok
Ruhi Bey, görüşelim
Vaktim yok görüşmeye kimseyle
Ruhi Bey
Kendimle bile, kendimle bile.
(Olmaz ki, kimse kimseyi sevemez
ama hiç kimse)."

soyaçekim

derdiyoklar
çevre ve koşulların etkileriyle köklü biçimde değiştirilemediğine inanılan özelliklerin, döllenme sırasında, dişi ve erkeğin kromozomları yoluyla oğul döllere geçmesi, kuşaktan kuşağa aktarılması.

edebiyattaki naturalizm'in vazgeçilmezidir. bilhassa emile zola eserlerinde esintileri hayli görebilirsiniz.

ayrıca
(bkz:kalıtım)

içinden tramvay geçen şarkı

sikko
ferhan şensoy'un komik-i münih karl valentin'in oyunlarından derlediği, başrolünü hümeyra ile paylaştığı, 1986 yılında sergilenen oyun. Seyirciler arasında gezinen nazi askerleri, oyun girişinde ve aralarda kimlik kontrolü falan yapılmasıyla nadir interaktif oyunlardan biridir. Oyunun müzikleri amcalar olarak tanıdığımız grup gündoğarken'e emanet. Dekorlarıyla, müzikleriyle, oyunculuklarıyla, kostümleriyle, her şeyiyle yardırmış olan oyun.
Yıllar yıllar sonra ferhan şensoy, içinden tramvay geçen adam isimli bir oyun da çıkarmıştır. Maalesef ne metni ne de videosu bulunmamakta.

özlemek

kozmos
aziz nesin'den;
''bazen insan öyle bir özlenir ki... özlenen bilse, yokluğundan utanır.''

nazım hikmet'ten;
''sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle.
halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile…''

kötülük problemi

derdiyoklar
din felsefesinde ezelden sorgulanan, tanrı ile iyiliği-kötülüğü bağdaştırıp kıyaslayan ikilemlerle dolu problem. birçok ünlü düşünürün sorguladığı, formüller ortaya attığı problemin ilki ve en meşhuru epiküros'undur:

"tanrı, ya kötülükleri ortadan kaldırmak ister de kaldıramaz; veya kaldırabilir, ama kaldırmak istemez; ya da ne kaldırmak ister, ne de kaldırabilir; yahut da hem kaldırmayı ister hem de kaldırabilir.

eğer ortadan kaldırmak istiyor da kaldıramıyorsa, o her şeye kadir değildir; ki bu durum tanrı'nın karakteriyle uyuşmaz; eğer ortadan kaldırabiliyor, fakat kaldırmak istemiyorsa, o kötü niyetlidir; ki bu da aynı şekilde tanrı ile uyuşmaz; eğer o ne ortadan kaldırmayı istiyor, ne de kaldırabiliyorsa, hem kötü niyetlidir hem de her şeye kadir değildir; bu durumda da tanrı değildir; eğer hem ortadan kaldırmayı istiyor, hem de kaldırabiliyorsa – ki yalnızca bu tanrı'ya uygundur–, o zaman kötülüklerin kaynağı nedir? ya da o kötülükleri niçin ortadan kaldırmamaktadır?"

hümeyra

avni
otuz beş (35) yaş'ı yorumladığı yıllarda henüz otuzunda (30) bile değilmiş bense ergen bile sayılmam ama şiirle haşır neşir olmama, şiiri sevmeme neden olduğunu dün gibi hatırlıyorum.. sessiz gemi ve diğerleri ile bu sevgi perçinlendi sonraları.
yani demem o ki: bugün şiiri seviyorsam nedenlerinden biridir kendisi.

muhsin yazıcıoğlu

avni
kafa yapısını, ideolojisini, fikirlerini asla tasvip etmem bu ayrı. lakin ideolojisini devam ettirenlerin ya da ettirdiklerini iddia edenlerin -ki o da bbp oluyor -akibetindeki şaibelerde parmağı olanlarla ittifak arayışlarına girmeleri ideolojisinin çöktüğü anlamına geliyor bence. aynen türkeş'in ideolojisini gömen bahçeli'nin mhp'si gibi.

muhsin yazıcıoğlu

avni
"abdullah çatlı salıverilmezse ankara'nın her tarafında bombalar patlar" diye tehditler savuran sözüm ona türk milliyetçişi ki bu sayede abullah çatlı salıverilmiştir. devlete ne devlet ama.
kanıt mı? internet önünüzde o günün gazetelerini rahatlıkla bulabilirsiniz. her şeyi hazır beklemeyin görmek ve inanmak için. uluslararası uyuşturucu kaçakçısı olduğu tescil edilmiş nato askeri kamplarımda eğitim alan meclis susurluk davası tutanaklarında onlarca değişik isimli pasaportla sahip olduğu anlaşılan bir kişinin devlette ne işi olur. oluyorsa o devlet nasıl aciz bir devlettir ki silah ve uyuşturucu kaçakçısı insanlardan medet umar.

son söz: bu devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir di mi. işte bu zihniyet hala devam ettiği için bu ülke bu halde.

leyla

zeitgeist
sezai karakoç için şöyledir leyla;

taşların ortasında leylâ'nın gözleri
leylâ köşe köşe göz göz şiirin ortasında
ben leylâ'yı bulduğumdan yahut kaybettiğimden beri
leylâ ya o adamın bardağında ya o dağın ortasında

ben leylâ gibi güneş doğarken uyanamam
şehir gece gündüz benim içime uyur
leylâ'yı götürüp londra'nın ortasında bıraksam
bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez çocuktur

leylâ diyorsam kesik yanaklarıyla leylâ
üç köşeli dünyasıyla
okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla
leylâ diyorsam şu bizim gerçek leylâ

biz seni işte böyle seviyoruz leylâ

o gitti bize ağlamak kaldı kala kala

isyanlı sükut

parody
Mihriban şarkısının sözleri ile de tanıdığınız şair Abdürrahim karakoç'un anadolu ve anadolu insanını müthiş ifade ettiği şiiri:

Gitmişti makama arz-ı hâl için
'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim..
'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...
Bir baktı konağa alttan yukarı 
'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasın, sigara sardı
Daldı.. neden sonra garsonu gördü
'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

İçmedi, masada unuttu çayı 
Kalktı ki garsona vere parayı 
Uzattı çakmağı ve sigarayı
'Say' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş 
Sandım can evime döktüler ateş
Sordum: 'memleketin neresi gardaş? '
'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden
Ağzına küfürler doldu zehirden
Salladı dilini.. vazgeçti birden, 
'Oyyy' dedi, yutkundu, eğdi başını.

(Vur Emri)

öfke

derdiyoklar
nedenleri ve yapılması gerekenleri konusunda konuyu francis bacon "öfke üstüne" denemesinde çok güzel açıklar:

"aşırı ölçüde alıngan olmaktır, çünkü içerlemeyen bir kimse öfkelenmez; sinirli, güçsüz, darılgan kimseler sık sık öfkelenirler, sağlıklı yaradılışların umursamadığı bir sürü ufak tefek şey, onlara üzüntü olur.

ikinci neden, gücendirici bir davranıştan ya da durumdan insanın aynı zamanda bir küçümsenme anlamı çıkarmasıdır, çünkü küçümsenme, insanın öfkesini, gücendirici durumun kendisinden daha çok körükler. dolayısıyla, küçümsemenin neden çıktığını sezebilen kimselerin öfkesi daha bir alevlenir.

son olarak, bir kimsenin onurunu zedelenmiş duyması da öfkeyi azdıran büyüten bir şeydir. bundan kurtulmanın yolu da gonsalvo'nun dediği gibi: “telam honoris crassiorem”dir ....."

(bkz: the essays )
(bkz:francis bacon)

insan onuru

derdiyoklar
ezelden beri bir yara sorun. pek yükselmemiştir ayak altından. kaç yüzyıl evvel şiirsel dile getiren shakespeare'in sonelerine denk gelince "günümüzün farkı ne?" demeden edemiyor insan. neyse umut fakirin ekmeği yine de..

"değil m iki ayak altında insanlığın onuru
ezilmiş hor görülmüş el emeği göz nuru"

(bkz:Sone 66)

insan kulaktan beslenir

derdiyoklar
diyojen de "bir tane ağzımıza karşın neden iki kulağımız var, daha çok dinleyip az konuşalım diye" demiş

ancak teoride kolay görünen, (yukarıdaki entrye referans vermek gibi olacak ama) aynı mevlana : "insan dünyaya hakim olur, diline hakim olamaz" der. bu biraz çelişen atasözleri mevzusuna benzese de yerine-bağlamına göre anlam içerir kuşkusuz.

dinlemek dedik, okumak-anlamak da eş değerdir. umarım konuyu doğru dinleyip alakaya maydanoz kurmamışımdır.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

number eleven
anlamış bulunmaktayım ki, hayatını anlamlı değerlerin üzerine inşa eden ve bu anlam doğrultusunda hedefler belirleyip bu hedeflere ulaşan insanların, bunun sonucunda edindikleri şey sadece mutluluk değil, tarifi olmayan bir anlam duygusu oluyor. mutluluk sonuçta anlık bir şey, şimdi var ama sonra geçip gidecek. sonra ise mutlu olman için yeni bir şey olması gerekecek. dolayısıyla mutluluk olup biten bir durum. oysa anlam, bir süreç ve anlatması mümkün olmayan, anlamak için hissetmenin gerektiği bir durum. buna huzur da denebilir elbette.

kendini çok katı bir şekilde eleştiren ve adeta mükemmeliyetçilik obsesyonu olan birisi olarak bu bahsettiğim anlam duygusuna ulaştığımı bilmekse, sanırım hayatta kendime verebileceğim en ama en büyük armağan. evet evet, her yaptığını kolay kolay beğenmeyen, defalarca ince eleyip sık dokuyan, tekrar tekrar düzelterek yapan birisi olarak eğer hayatımı gerçekten bazı değerlerin üzerine inşa ettiğimi ve bu doğrultudaki hedeflerime gerçekten ulaştığımı düşünüyorsam, bunu gerçekten başarmışımdır. bunu kendi kendime kanıtlamanın en kesin yolu ise, içimdeki bu anlam duygusunu hissediyor olmak.

azrailin regl donemi

hubel
ilginç bir nicke sahip olduğunu düşündüğüm zengin sözlük yazarı.

Azrail islam inancında can alıcı melek olarak geçiyor bildiğiniz üzere. Yani diyebiliriz ki; Azrail ölümü çağrıştırıyor.Ölümü simgeliyor.

Regl ise yanlış bilmiyorsam kadınlardaki doğurganlıkla da ilgili bir kavram. Doğurganlık ise dünyaya gelmeyi, yaşamı çağrıştırıyor.

Bu bakımdan yazarın, ölüm ve yaşamı muzip bir nickle bir araya getirmesi takdirimi kazandı.

22 mart 2018 doğan medyanın satılması

icgqhs
türkiye medyasının en büyük grubu olan Doğan Medya Grubu'nun satışı için anlaşmaya varıldığı öğrenildi. Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan, Mayıs 2011'de Milliyet ve Vatan'ı sattığı Erdoğan Demirören'le Doğan Medya Grubu'nun satışı konusunda anlaştı.

Bünyesinde Hürriyet, Fanatik ve Posta gazeteleri ile Kanal D ve CNN TÜRK kanallarını da bulunduran Doğan Medya Grubu'nu satın alan Demirören Grubu'nun, bu satın almada arkasında başka bir sermaye grubunun da bulunduğu düşünülüyor. Demirören Grubu bu satın almayla birlikte Türkiye'de medya sektörünün en büyüğü haline geldi.

22 mart 2018 doğan medyanın satılması

icgqhs
Açıklamada " sahip olduğumuz paylarımızın tamamının satışı ve devri konusunda, 1.100.000.000$ (Birmilyaryüzmilyon Amerikan Doları) "işletme değeri"nden, ilgili finansal borçların indirim konusu yapılması suretiyle, 890.000.000$ (Sekizyüzdoksanmilyon Amerikan Doları) "hisse değeri" üzerinden, Demirören Holding A.Ş. ile görüşmelere başlanmıştır" denildi.


HİSSELERİ YÜKSELDİ

Öte yandan Doğan Medya Grubu'nun Demirören'e satılacağı yönündeki haberler üzerine Doğan Holding'e ait şirketlerin hisseleri sert yükseldi. Saat 16:15 itibariyle Doğan Holding hisseleri yüzde 19.18 yükselişle 0.87 liradan, Hürriyet Gazetecilik hisseleri ise yüzde 19.42 yükselişle 1.23 liradan işlem gördü. Aynı dakikalarda Doğan Gazetecilik payları yüzde 19.79 primle 3,39, Doğan Burda payları ise yüzde 18,73 artışla 3,93 lira seviyesinde yer aldı.

22 mart 2018 doğan medyanın satılması

fiorabella
türk medyasının tek elde toplanması oldu. artık tek tip ses çıkacak. aydın doğan geçmişte hükümeti arkasaına alarak uzan grubunun siyasi lincinde başrollerdeydi ee çalma kapını çalarlar kapını oldu. hükümetle zıt gitmesi sonucu satışa zorlandı. o değil de kulislerde konuşulan demirören grubunun o kadar parası yokmuş finansal açıdan katar'lı bir grubun desteği varmış yönünde. bu daha da vahim.

cumhuriyet gazetesi almaya devam oh mis gibi yıllardır okuyorum.

rte'nin istiklal marşı'nın bestesini beğenmemesi

keskin nisanci
her kuşu becerdik bir leylek kaldı türünde bir gelişme bu.

ülkede bu kadar sorun varken tayyip erdoğan, istiklal marşı'nın bestesine takmış ve değiştirilmesi gerektiği yönünde kelamlar ediyor. neymiş bu besteyle havaya giremiyormuş ki bana kalırsa halihazırdaki besteyle havaya girememesi besteden değil kendi fıtratından kaynaklanıyor.

akp'liler siz erdoğan'a düşmansınız o yüzden her yaptığına karşısınız diyorlar, ya şimdi gel de erdoğan'a karşı olma. 98 yıl önce kabul edilmiş ve herkesçe benimsenmiş bir marşa müdahale edilmeye çalışılıyorsa bunun altında masum bir istek yoktur. erdoğan'ın zaten kendini yeni atatürk olarak lanse etmeye çalıştığının herkes farkında, bir de yeni marş yaptırma çabası şaşırtıcı değil.

ne yaşamış ne yaşıyor ne yaşar

emilio
2000 çıkışlı niye çattın kaşlarını albümünden nefis bir neşet baba türküsü.

sözü ve müziği kendisine aittir.

yar, sevgili veyahut sevilen herkese göre değişebilir. bir anne hasreti, kardeş hasreti, aşık olunan insana duyulan hasret ve türevleri.

öyle bir türküdür ki tüm umutsuzluğunuzun resmidir. heyhat yoksa genç werther ben miyim; bu acılar nedir? diye sorarsınız.

sonra da ne yaşar, ne yaşamaz diyerek hem türküyü hem de kendinizi bitirirsiniz. ben öyle yapıyorum.

sözleri :

Bu dünyada muradına ermeyen
Ne yaşamış ne yaşıyor ne yaşar
Sevdiğimi sinesine salmayan
Ne yaşamış ne yaşıyor ne yaşar

Arayıp da öz yarini bulmayan
İki vücut bir tek gönül bulmayan
Yari bulup yar gönlünü bilmeyen
Ne yaşamış ne yaşıyor ne yaşar

Yarin aşkı ile bağrı kavrulan
Ömrü boşa harman olup savrulan
Seni sevip sevdiğinden ayrılan
Ne yaşamış ne yaşıyor ne yaşar

Gurbet elde garip olan Garibim
Aşkın deryasına dalan giribim
Sevdiğinden ayrı kalan garibim
Ne yaşamış ne yaşıyor ne yaşar

tanrı zar atmaz

hubel
Albert einstein' ın kuantum fiziğindeki tartışmalar dolayısıyla kurmuş olduğu cümle.

the theory of everything filminde bir sahnede einstein ın bu cümlesine göndermede bulunulmuştur.

Yemek masasında hawking, pedere " tanrı zar atmakla kalmamış, onları göremeyeceğimiz yerlere atmış" diyerek muzip bir şekilde bu konuda fikrini ifade etmiştir.

train de vie

emilio
radu radu radu naaapmışssın sen diye iç geçireceğiniz, müziklerinin altında goran bregoviç imzası bulunan , radu mihaileanu'nun senaryosunu yazıp yönettiği trajedi'den tutun komediye oradan dramın köklerine kadar hissettiren mükemmel bir filmdir.

filmde bir yahudi köyünde yaşayan halkın nazi baskınından kurtulmak için kurguladığı mükemmel oyun anlatılmaktadır.

benim için en etkileyici sahne bu idi.



geceye bir şiir bırak

emilio
Hadi uyan
Gün ışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar tüneğine uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin

Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan
Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için
Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle yaşamak desin
Toprağı dinle barışmak desin
Göğü dinle sevişmek desin
Bir plak konmuş gramofona
İşte aşk, işte özlem, işte savaşmak gücü
Uyan diyor, uyansana

Hadi uyan
Sevdiğim uyan
N'olur uyan

elin oğlu metin.