confessions

kadin kismisi cok yazmaz

1. nesil Yazar - Çiçeği burnunda

  1. toplam entry 95
  2. takipçi 11
  3. puan 915

sigarayı bırakmak

azrailin regl donemi
demin yaptığımdır. bir kez bırakmıştım. 2012 kasımında. yaklaşık bir ay aradan sonra "bir tane içsem bir şey olmaz. nasılsa keyfi içiyorum" dedim ve birkaç güne otomat oldum. şimdiye dek sürdü kendimi kandıra kandıra.

ama yeter ulan artık. bitsin bu lanet şey. çalışmalarıma mola verdiğimde bir sigara yakıyorum akşamdan veridir. her sigara bitiminde ellerimi yıkamaya gidiyorum ve döndüğümde salonun fena halde iğrenç koktuğunu fark ediyorum. ben de mi salon gibi kokuyordum lan şimdiye kadar?

sigara ile tütsülenmiş salon kokusu. berbat.

hadi hayırlısı beybi.

şiir sevmemek

frante
Konuşmayı ve yazmayı sevmemekle bir farkı yoktur. Okula gidip "Ben alfabeyi öğrenmek istemiyorum" demektir bu. E olabilir tabii. Pekala okumadan, yazmadan, konuşmadan da yaşanabilir.

Şiir sadece romantizm değildir, bununla özdeşleşmiş de değildir. Asıl hakimiyeti dil üzerinedir, duygu değil. Bunu aşkın yanına koyamazsın. Iyı bir şairin duygulanmis halini değil dil becerisini okuyorsun. üzerine kafa yormuyorsan aslında okuduğun şey şiir de değildir.

Pencereyle görmek arasında
Her zaman bir Aralık var

Öncesi ve sonrasında şiir daha yorucu hale geliyor, aklıma kilit kısmı geldi sadece. Buyur. Ikı mısra saatlerce dusundurebilir.


banlieue 13

parody
başrollerinde Cyril Raffaelli, David Belle, Tony D'Amario'nun oynadığı 2004 yapımı filmdir. her izlediğimde akıcı sahnelerinden kendimi alamadığım bir sürükleyiciliğe sahiptir. District B13, bölge 13 isimleriyle de anılır. imbd puanı: 7.2'dir.

mevkidaş

diko
aynı makamı mevkiyi kullanan kişi. genelde siyaset jargonunda kullanılır. almanya dışişleri bakanı ile brezilya dışişleri bakanı mevkidaş oluyor. peki cafuyla philip lahm mevkidaş oluyor mu? bilmiyorum oluyor mu?

viski

poseidon
optimizasyon efendim; optimizasyon… insanlığın en büyük yeteneklerinden birisidir.

bütün içkilerin yeri ve ortamı başkadır. nasıl ki kısa aks aralıklı, küçük motorlu bir aile aracının yeri yarış pistleri değilse, veyahut pistteki formula aracı ile dağlarda tepelerde off road yapamıyorsak içkiler için de benzer bir durum söz konusudur. spor karşılaşmaları, bar sohbetleri gibi ortamlarda geniş bir zamanda serinletici birşeyler içip hafif rahatlamak ancak muhakeme kabiliyetinden geri kalmamak istiyorsak bira içeriz. ha keza uzun bir gecede dertleşmek, sırlarımızı dökmek istersek de bir yemek içkisi olan rakı iyi bir seçim olur. kamp ateşinin başında mesela kırmızı harika gider… bu gerçeklik başka bir yerde durmak koşulu ile öte yandan;

şurası açık ki alkol tadı leşşşşşş gibi olan bişeydir. insanlar bu mereti tadını sevdikleri için değil yaşattığı haz nedeni ile içmekteler. burada esas amaç şu, yüzünüzü ekşitmeden, ağzınızın tadını bozmadan birim zamanda en çok alkolü keyifle bünyeye almak. bütün içki kültürü bu mantık üzerine inşaa edilmiştir. farklı farklı içkilerin çıkış noktası, denenme sebebi hep budur. yoksa elimizde antik çağlardan beri bildiğimiz mis gibi biramız, ipek gibi şarabımız vardı. fermantasyon harika bir yöntemdi, neden alternatif aradık ki? çünkü insanlar birayı, şarabı içiyor, yeterince kafa olamadan ilk içtiklerinin etkisi azalıyordu… zırt pırt çişe gitmeye başlıyorlardı. amiyane tabirle küvetin gideri musluktan büyüktü yani.

neyse efendim, yukarıda bahsettiğim ihtiyaçtan ötürü harika bir yöntem daha bulduk distilasyon… artık %12'den daha yüksek alkollü içkileri üretebiliyorduk. votka, rakı gibi distile içkiler daha yüksek alkol içerirler. ancak bunların tümünü sek ve keyif alarak içebilmek için teneke gibi bir ağza ve damak tadına ihtiyacınız vardır. onun için karışımlar yapıyoruz ve bu içkilerin alkol oranlarını düşürüyoruz.

bu noktada absinth, tekila gibi shot içkileri bahis mevzusu değil. benim kendi adıma bana hitap eden içkiler değiller. bu içkiler ağzınıza gerçek anlamı ile sıçarlar, ve sizi çok çok hızlı bir sürede sarhoş ederler. ne demiştik? optimizasyon…

keyif aldığım bütün süreleri mümkün olduğunca uzatmayı düstur edindim kendime; hehehe; bu alkol işi de fena halde sekse benziyor. heyecanı devamlı yükseltebilecek, işi oynaşmadan öteye taşıyabilecek kadar hızlı; ama erkenden de boşalmayacak ve mümkün olduğu kadar sevişme süresini uzun tutabilecek kadar yavaş olmak gerekiyor. işte tam da bu noktada elimizde altın bir seçenek var.

yüzyılların kültürü, birikim ve deneyimi önümüze tek seçenek sunuyor. viski…

%40 alkolü ile, aromatik, hafif odunsu bir viskinin yaşatacağı hazzı başka hiçbir içkiden almak mümkün değil. bu kadar yüksek alkolü rahatsız olmadan sadece 2 buzla içebilmek bile tek başına muazzam bir olay.

viski optimizasyondur. şarap kadar yumuşak içimli , sek votka kadar sert… viski aston martin gibidir, rolls royce kadar asil ve lüks öte yandan bir ferrari kadar hızlı ve sportif... işte size optimizasyon!

sözlükte değerli olduğunu düşünmek

fiorabella
t: bazılarının yapay mutluluk kaynağı olan hede.

Modern tıbbın babası paracelsus der ki;
"her şey zehirdir ve hiçbir şey zehirsiz değildir. yalnız dozunda alınan şeyler, zehir olmaktan çıkar."
20. Yy'ın en büyük ve en önemli buluşlarından biri internet. 21. Yy'da cüzi bir fiyat karşılığı erişim sağlayabiliyorsun. Sonrasında ise bu sana bir dünya hizmet sunuyor. Ama paracelsus ne demişti? "Dozunda alınan şeyler zehir olmaktan çıkar."
Bir genelleme yapacak olursak, Türkiye'de yaşayan belirli bir kesim insanlar için "interaktif sözlük" bir habitus.
Dozunda alamayanlar için yan etkileri de mevcut.

Bir şeyler yazmak için ve bir şeyler okumak için yaratılmış bir platform. Ama insanların arzu ve hedonistliği doğrultusunda evrilmiş durumda.
Nasıl bir evrilme?
Okunması, eleştirilmesi için yazılmıyor artık. Artı alsın, favorilensin, benim ne kadar çok sayısal değerim olduğunu bana yansıtsın kafi.

Artık duyguları hiçbir ehemmiyeti olmayan sayısal veriler kontrol eder oldu.
Sonrasında ise eskiden yaş demek tecrübe ve bunun getirisi olan olgunluk demekti.
Yanlış doz zarardır diyen paracelsus gibi bu internetin bir başka zararı da kavramları ortadan kaldırmak oldu.
30-40 yaşındaki insanlar ben onla küstüm, bunu görmezden geldim, şunu umursamadım lafları eden ilkokul bebeleri gibi davranır oldu.

Hiç düşündüler mi? Kimin umurunda? Sen onu görmezden gelince görmezden gelinen şahıs duşun altında bir buçuk saat hıçkıra hıçkıra mı ağladı zannediyorsun?
İşte hep bu sözlük camiasındaki sayısal verilerin şişirdiği bir iğne darbesi ile yerle yeksan olacak olan şişirilmiş izafi egolar, koca koca insanları bir ekrana kilitliyor ve var olan sayısal verinin çokluğu ya da azlığı ile doğru orantılı olarak kendini önemli ya da önemsiz hissettiriyor.

minibüsteki ben zaten yakında ineceğim karmaşası

frante
en sevdiğim.

boş bir koltuk var di mi? aman allahım. keşke boş olmasaydı o koltuk, o adam "müsait bi yerde bırakcan mı" diyerek hiç inmeseydi keşke.

-buyrun
+ben zaten yakında incem

titriyorum. hemen komşudan bi onluk alıyorum, yanındakine söylüyorum.

-buyrun

ama bu ikinci "buyrun" daha çok lahmacuncu buyrun'u gibi oluyor. günaha davet eder gibi. buradan da eli boş dönersem evdekilerin yüzüne nasıl bakarım? minibüsün içinde anketöre çeviriyorlar beni. e tabii o sırada minibüs de ilerliyor ve ilerledikçe anlıyorum ki bu arkadaşlar, bu ismini anmaktan imtina ettiğim vatandaşlarımız o kadar da yakında inmeyeceklermiş.

oğlum.. gerçekten de yakında inecek olabilirsin. bak bu minibüslerde; minibüsün oturma düzenine hakim, minibüsün sıhhatini düşünen birileri var. üst akıl müdahale ediyor işte neyini anlamıyorsun?

45 yaşındaki adamların omuz titreterek nazlanmasını izliyoruz bütün gün. ya senin iç cebinde mendil var, biliyorum. "cık" diyorsun. cık mı? sen cık'layacak günleri geride bırakmışsın artık. bil.

destina

bonnie
sözleri lale müldür'e müziği selim atakan' a ait yeni türkü' nün 1988 tarihli yeşilmişik albümünden bir şarkı.
ne dinlerdim. öyle bir açardım ki sesini tüm dünya dinlesin isterdim sanki. görünen o ki işe yaramamış, kimse kimseye yaşamın gizini veremez çünkü.

sözlük bana karı bul lan allahsız

feminen
mide bulandırıcı seksist ifadedir!

ama hayır ya, aslında haklı da! beyfendiye yapay vajina gönderelim; prezervatif ile birlikte! yapay vajina, damacanayı sağlama almak için; prezervatif ise, moda girebilmesi için! biliyorsunuz, türk erkekleri mastürbasyon yaparken bile prezervatif kullanıyor, daha gerçekçi oluyormuş, tıpkı bir simülasyon gibi!

lütfen, entrymi silmeyin; yüce icgqhs, yüce zeitgeist!

ılımlı islam

feminen
ben deistim diyememenin diğer adıdır!

gerçek islamı merak ediyorsanız, kur'an'ı okuyun; diyaneti takip edin; ve en önemlisi gerçek islam'ın yaşandığı arabistan, pakistan, malezya gibi ülkelere bakın! ciddiyim, gözlemleyin, analiz edin; zihniniz ve beyniniz her şeye yetecek güçte!

halis karataş

diko
katıldığı 22.381 yarışın ( az önce bu sayı 22.383 oldu) 6099 kez 1. ( az önce bu sayı 6101 oldu) 4253 kez 2. 3328 kez 3. ve 2526 kez de 4. olarak bitirmiş türkiye'nin tartışmasız en iyi jokeyi.

kuyu köpek

fiorabella
güzel insanların varlığına dair umutlarımın yeşerdiği olaydır. filminın yapılması iyi olmuş. belki uyuyan insan formları uyanır ve hayvana şiddete hayır kapsamında iyi insanların yanında olurlar. kötü insanlar için yapacak bir şey yok. gebermelerini dilemekten başka.

tükenmiş olduğunu fark etmek

azrailin regl donemi
gün içinde tarafımca yaşanandır.

cidden tükeniyorum be sözlük. yazayım desem sayfalarca yazar, müzik dinlemek istesem korkunç bir iştahla dinlerdim. konuşmaya başlayınca çenem düşer de susturamazlardı. boş da konuşmam ya zaten. laf hep gediğine oturur ben konuşunca. bilinçsizce içgüdüsel olarak. sözde duygularımı mantığımla yöneten insanım ya ben. hani? nerede? olmuyor amk.

ezberlemek istediğim çok şarkı var ama içimden elmiyor. yeni İngilizce kelimeler öğrenmek felan. hayata karşı iştahım kalmamış sanki. şu ortamda bile aynı mevzu geçerli. sırf başlık açmak olsun diye 2 cümlelik bilgiler bile yazamıyorum. kendimi o kadar boş hissediyorum ki.

ulan bendim kendimce tezler üretip üzerine saatlerce konuşan ve sayfalarca yazan. ne oldu la o adama? nereye soktum?

kafası boş bir ben hiç çekilmiyormuş ya en büyük acı da bu şuan. sebebi de belli aslında. yaşadığım tecrübelerin, aşkın, insan ilişkilerinde insanlara karşı duygularımızın değişimine sebep olan olaylarının gelişiminin hatta anne sevgisinin bile matematiğini çıkarmaya çalışmam hatta yazıp çizip çözmem yaşam enerjimi yok etti. yüzde yüz mantık daha doğrusu duyguların bile mantığına vakıf olmak ilk başta bir aydınlanma gibi gözükse de sonrasında ruhun kuruyor, olayların özellikle de duyguların nasıl olduğunu ve olacağını bilmen sonu belli bir filmi izlemekten daha sıkıcı ve daha donuk bir hayat sunuyormuş.

bilmiyorum.. belki bu bir süreçtir. bazan enerjimiz azalır ve şarj moduna geçeriz. belki de eşek kadar olmama rağmen bir ağlasam geçer sanki.

neyse. en azından kaybedecek bir şeyim yok. bir de tat alma duyularım hayatın tadını tekrar hissederse potansiyelim belirginleşir.

off neyse ulan. sonuçta yaşamak güzel şey.

iz bırakan kitap cümleleri

quares
-jean baudrillard, gerçeğin yerini sahtenin aldığını söyler ve yeni duruma simulakra (sahte gerçek) adını verir.
ferdi tayfur, "bana gerçekleri söyle" der.

-jean baudrillard, kapitalizmi tüketmek ve ihtiyaçlar uydurup bunları gerçek ihtiyaçlarmış gibi alıgaltmakla suçlar.
ferdi tayfur, "neyleyim sen yoksan eğer dünyanın servetini" der.

-jean baudrillard, artık tarih diye bir şey kalmadığını, tek yapabileceğimizin tarihin nereden itibaren gerçekliğini kaybettiğini bulabilmek olduğunu söyler.
ferdi tayfur, "allahım sen bilirsin" der.

-jean baudrillard, "derinlik, daima kesintinin ardında; anlam ise, daima engelin ardında sapmaya uğrar..." buyurmuştur
ferdi tayfur, "korkma söylemem, adını kimselere duyurmam. sen bile bilmeyeceksin ömrün boyunca" der.

-jean baudrillard, karamsarlık açısından oğuz atay'ın siyaset bilimi simülasyonudur.
ferdi tayfur, oğuz atay'ın yazdığı her satırın fon müziğidir.

ali lidar

zengin sözlük'ün en iyi yazarı

kozmos
temelde en iyi şekilde tanım yapan yazardır. sözlük yazılımı tüm tarayıcılarda ve coğrafyalarda aynı. yazarları farklı kılan temelde üç şey var. etkileşim, aktiflik ve içeriğin kalitesi.
üç şey de sık değişen bir şey, aktiflik ve içeriğin kalitesi ise esasen kitle ile doğru orantılı olarak gelişir.

ayrıca zengin sözlük büyük ortadoğu projesinde de yer alan, yükselen bir yıldız, bir merkez olabilir;
zengin sözlük'ün BOP içinde yeri'ne gitmek için...

islamın bu konuda söyleyecekleri;
sizin en hayırlınız, zengin sözlük'e en faydalı olanınızdır.

bilenmek

kozmos
birine veya bir şeye karşı sinirlenmek, güdümlenmek veya gerilmek. nasıl oluyor bilmiyorum bazı insanlar bunun için fırsat kolluyor anasını satayım. yer yer ben dahil buna tabii. ancak ben ''benim duruşum bu! öperim de s*kerim de! genelde s*kerim azizim!'' modunda yaşamıyorum amkü.

hayır ben anlamıyorum kardeşim, şunun şurasında milyarlarca yıllık evrende sadece ''50'' (rakamla) yıl yaşayan maymundan gelme, karbon temelli ve iki ayaklı bir yaşam formlarıyız, tuvaleti gelince efil efil sıçmak için delik arayan canlılarız. bu neyin tasası, duruşu amına koyim?
uzaydan, başka yaşam formlarının bulunduğu gezegenlerden bizi izliyorlarsa ciddi taşşak geçiyorlardır haberimiz ola.

kendimize gelelim lütfen, napıyoruz biz ki? biz napıyoruz ki?

unutulmaz film replikleri

aragorn
(bkz:Masumiyet)

- çocuk neden sakat abi?
...
+ ''bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. mevlanakapı'da. babası zabıtaydı. alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. bu anasıyla yoksul, perişan... bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi şeyler. bi de zagor vardı. bizim eski evin kiracısının oğlu. babası filimciydi yeşilçamda. cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. ama sevimli, yakışıklı oğlandı. bizimkine aşık etmiş kendini. ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. öylece büyüdük gittik işte. ne bok varsa hep askerliği beklerdim. dört sene kaldı, üç sene kaldı... sonunda o da geldi gittik. bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... nikahlandık. iki taksi bi dükkan verdi peder.... dükkanda koltuk moltuk satardım. bi gün bu orospu çıkageldi. hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. böyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... pırlanta anlıyacağın. şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. kanıma girdi o gün. tabii taktım ben bunu kafaya. ertesi gün bi soruşturma... dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. ama asıl zagora kesikmiş. zagorda kaftiden içerde o sıra. bi gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden. yazıldım peşine. tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik sağmalcılar'a benim içimde bi sıkıntı... işi anladım tabii: zagoru ziyarete gidiyo. bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle. o ara zagor içerden çıktı. sonra bi duyduk; kaçmış bunlar. altı ay mı bi sene mi; kayıp. hep rüyalarıma girerdi orospu. o gün dükkana gelişini hiç unutamadım. benimkine bile dokunamaz oldum. sonra bi daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş zagor: biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. karakolda beş gün beş gece işkence buna. arkadaşlarının öcünü alıyorlar. kaltağa da öyle... önce öldü dediler zagor'a, sonra komalık. ankara'da oluyor bunlar. bizimki bi gün çıkageldi mahalleye. zagor içerde, en iyisinden müebbet. bi sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyo. önce tanıyamadım. anlayınca içim cız etti. cız etti de ne? tornavida yemiş gibi oldu. çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat... ama bu sefer başka güzel orospu. orhanın şarkıları gibi. kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. dedi para lazım, çok para. zagor'a avukat tutacakmış. ilerde öderim dedi. esnafız ya biz de, "nasıl?" diye sormuş bulunduk. orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum. içime bişey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! işte o gün bi inandım orospuyla tam yirmi yıl geçti. uzatmayalım, zagor'a müebbet verdiler. ama rahat durmaz ki piç! ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyo. orospu da peşinden. sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden... önce dükkan gitti, ardından taksiler. karı terk etti, peder kapıları kapadı. yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. iş bilmem, zanaat yok. bu tınmıyo hiç. ilk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. gözünü yumup yatıyo milletin altına.gel dönelim diye çok yalvardım. evlenelim, pederi kandırırım, zagor'a bakarız: yok. kancık köpek gibi izini sürüyo itin. ne yaptı buna anlamadım. kaç defa dönüp gittim istanbul'a. yeminler ettim. doktorlar, hocalar kar etmedi. her seferinde yine peşinde buldum kendimi.bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... beni abisiyim diye yutturduk herife. nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum. bu da akıllanmış görünüyo. yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyo başka bişey demiyo. sinop'ta oluyo bunlar. ben de döndüm istanbul'a. doğumuna yakın, zagor bi isyana karışıyor gene. hemen paketleyip diyarbakır cezaevine postalıyorlar. çok geçmeden bizimki depreşiyo gene; o halinle kalk git sen diyarbakır'a, üç gün ortadan kaybol... herif kafayı yiyo tabii. dönünce bi dayak buna: eşşek sudan gelinceye kadar. kızın sakatlığı bu yüzden.sonra çocuğu doğuruyo. durum hemen anlaşılmamış. ortaya çıkınca bi gece esrarı çekip takıyo herife bıçağı. çocuğu da alıp vın diyarbakır'a, zagor'un peşine. allahtan herif delikanlı çıkıyo da şikayet etmiyo. ben o ara istanbul'da taksiden yolumu buluyorum. epey bi zaman böyle geçti. yine her gece rüyalarımda bu. zagor'un diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıralar. bi gece bi büyükle eve geldim. hepsini içtim. zurnayım tabi. bi ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyo. bi daa açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, diyarbakır'a geldik diyo. baktım, sahiden diyarbakır'dayım. bi soruşturma... kale mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? görünce hiç şaşırmadı. hiç bişey demedik.

o gece oturup düşündüm. oğlum bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını,usul usul yürü şimdi. o gün bugün usul usul yürüyorum işte. ''

zengin sözlük yazarlarının karalama defteri

moviebird
Siyahtan beyaza, beyazdan siyaha…

Siyahlarla doldurduk hayatı, beyazları göremez olduk.
Nerede bu beyazlar, nereye kanatlandılar?
Yoksa beyazlara filtre mi uygulandı?
İçimiz o kadar karardı ki, ışığa doğru erişemiyoruz.
Uzaktan bize göz kırpan ışık bile yok!
Karanlığın içinde çırpınıp duruyoruz, sanki oradan yalnız başımıza çıkabilecekmişiz gibi…
Belki de çıkarız, kim bilir…
Üzerimizi negatif çarşaflarla örtmezsek, pozitif çarşafları huzurla karşılayabiliriz.
Peki, içinde huzur geçen kelime ile nasıl özdeşleşeceğiz?
Kavgaları, şiddeti ve öfkeyi uzaklaştırarak…
“Barış” ile birlik olup ona sonuna kadar inanırsak bütün niyetlerimiz gerçekleşir.
Artık yer değiştirme zamanımız geldi, “ters kelimeler” bizi terk edip, “yapıcı” kelimeler gelmeli!
Çıkarsızca pirüpak duygularla sevginin evine sığınmalıyız.
O ev bizi bekliyor, zira hiçbir zaman bizi dışlamaz, yeter ki biz onu dışlamayalım.
“İnanç” içimizdeki bize hizmet eden bir hizmetkardır.
İnanmayı bırakmadığımız zaman, er ya da geç bazı şeyler mümkün olur hayatımızda…
“Olmuyor ama olmuyor bir türlü” cümlesini zikrettiğinizi duyar gibi olsam da, zamanı geldiğinde taşlar yerine oturacak, isteseniz de durduramazsınız!
Tercihiniz ya “evet” ya da “hayır” olur.
O mutlaka size uğrar ama eğer onu sürekli kovmazsanız.
Şans verin, şans verin ki şansınız artsın.
Bazen akışın tersine gitmek hayatınızdaki diğer akışın bozulmasına sebebiyet verebilir.
Ne tarz güzelliklerin bize geleceğini hiçbir zaman bilemeyiz, o nedenle kabule geçmek önemli…
Gün doğmadan başka şeyler doğabilir, “doğsun” deyin ve bekleyin.