confessions

kozmos

1. nesil Yazar - kararlı

  1. toplam entry 2638
  2. takipçi 56
  3. puan 39432

nezaket

kadin kismisi cok yazmaz
incelikle davranma, incelik, naziklik.
ingiliççesi courtesy.
bazı semtlerde sokak adı.bazı şarkılara isim.
bana göre insan hayatının bir döneminde en çokta geç döneminde en az bir kere sorguladığı nezaket, bir davranış biçiminden ziyade,ruhsal ve zihinsel donanımla ilgilidir, bir düşünce biçimi ve hatta hayatı algılayış şeklidir. hayatın her alanında, selamlaşmadan özür dilemeye, teşekkür etmekten itiraz etmeye, eleştirmekten yüreklendirmeye kadar her ayrıntıda kendin gibi olduğun, davrandığın yaşam biçimidir.

(bkz:nezaketi elden bırakmamak) sanırım nezaketin istediği emeği belirtmek için söylenmiş en güzel söz.

keloğlan ak ülke masal kitabındaki rezalet

kadin kismisi cok yazmaz
erotizmin ve pornografinin hükümet politikası doğrultusunda yeniden tanımlanması için tüm yetkilerin tek elde toplanması. düşünsenize erotizm bir hükümet politikası artık.
ve bu tür düzenlemeleri yapma yetkisini elinde bulundurdukça, karşısında durduğunuz her saniye onun işine yarayacak ve onu besleyecek.
çok köşeye sıkıştırıcı...
bir sonraki hamle ne olacak?

ersin turhan

kadin kismisi cok yazmaz
atanamadığı için intihar eden bir öğretmen daha...
gazetede yer alan haberi şöyle;

ErsiN Turhan… 31 yaşındaydı. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi'nde sınıf öğretmenliği okumuş, atanmayı bekliyordu. Evrensel Gazetesi'nin haberine göre ataması yapılmadı ve geçen pazar İstanbul Gazi Kent Ormanı'nda bir ağaca kendini asarak intihar etti. Ataması yapılmadığından dolayı bunalıma giren Turhan'ın sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yaptığı ortaya çıktı.
Paylaşımında hayata ilişkin mesajlar yazan Turhan şu ifadeleri kullanmış: “Gelip karşıma pis pis sırıtma hayat. Ben sana yenilmedim. Sonsuz bir uykuya hasretim. Ve asla sevinme ilk rauntta nakavt ettim diye. İkinci raunt Azrail ile hadi gel zaman geldi. Ertelemenin anlamı yok.” Turhan son paylaşımında “Sabah beni bir ağaçta asılı bulacaklar” diye yazdı. Turhan'ın paylaşımlarından sonra ona ulaşamayan ailesi karakola başvurdu. Acı haber pazartesi sabahı aileye ulaştı, Gazi Kent Ormanı'nda bir ağaca asılı bulunan Turhan'ın cebinden 10 TL para çıktı.

eski dönem milli eğitim bakanlarından ömer dinçer'in şu sözleri geliyor aklıma:
"Ben öğretmen olmak isteyenleri, Eminönü'ndeki caminin önünde bekleyen güvercinlere benzetiyorum. Bekliyorlar ki biri önlerine yem atsın. Allah'tan çocuklarım memur olmadılar"

geceye bir şiir bırak

kadin kismisi cok yazmaz
courage

it is in the small things we see it.
The child's first step,
as awesome as an earthquake.
The first time you rode a bike,
wallowing up the sidewalk.
The first spanking when your heart
went on a journey all alone.
When they called you crybaby
or poor or fatty or crazy
and made you into an alien,
you drank their acid
and concealed it.

Later,
if you faced the death of bombs and bullets
you did not do it with a banner,
you did it with only a hat to
comver your heart.
You did not fondle the weakness inside you
though it was there.
Your courage was a small coal
that you kept swallowing.
If your buddy saved you
and died himself in so doing,
then his courage was not courage,
it was love; love as simple as shaving soap.

Later,
if you have endured a great despair,
then you did it alone,
getting a transfusion from the fire,
picking the scabs off your heart,
then wringing it out like a sock.
Next, my kinsman, you powdered your sorrow,
you gave it a back rub
and then you covered it with a blanket
and after it had slept a while
it woke to the wings of the roses
and was transformed.

Later,
when you face old age and its natural conclusion
your courage will still be shown in the little ways,
each spring will be a sword you'll sharpen,
those you love will live in a fever of love,
and you'll bargain with the calendar
and at the last moment
when death opens the back door
you'll put on your carpet slippers
and stride out.

anne sexton

*to me love is the courage to jump in!

solipsizm

kadin kismisi cok yazmaz
Solipsizm ya da tekbencilik kavramı “var olan ve var olmakta olan her şey, benim bir tasarımımdır” ya da “var oluş yalnızca 'ben'im var oluşumdur” şeklinde kabaca özetlenebilecek bir argümanı ifade eder. Solipsizme göre, “Varlık” yalnızca ben'in varlığıdır ve geriye kalan her şey, ben'in bir kurgusu, tahayyülü ya da tasarımından ibarettir. Yani varlık alanında deneyimlediğimiz ya da deneyimlediğimizi düşündüğümüz her şey, tek bir varlığın, yani “ben”in açılımı/kurgusu/tasarımı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bahsi geçen “ben” ise şüphesiz; zihinsel bir fenomen (görüngü) olarak ele alınmak durumundadır. “Ben” derken, bedensel/maddi bir şeyden bahsedilmediği ise kendinden açıktır. Söz konusu “ben” apaçık zihinsel bir duruma atıf yapar. “Ben” bir zihin ya da bir zihinsel örgüdür.

zengin yazar

azrailin regl donemi
o küçük öğrenci evi muhabbetlerinizi yerim. hatta yalarım ehehe.
bir yerlerden esinlenmeden içerik üretemiyor imişim. imişim dedim ibişim gibi okumayın. 'orijinal' değil imişim. lanet olsun bana o zaman.. gel ben sana asıl 'zengin'liği göstereyim bebeğim.. tanım aşağıda..

hayvan gibi temellere sahip malikanesi olan zengindir. ayol 9.3 şiddetinde deprem olsa duymayacağım arkadaşlar inanır mısınız? o kadar büyük deprem olmasın tabii de, olursa duymam yani. çünkü zenginim, huzurumun kaçması en son isteyeceğim şeylerden biridir. sallanmayı sevmem. ama gel gör ki öğrenci evinde yaşayan fakir ergenlerin hakaret yağmuruna maruz kalmıştır. yahu yıl olmuş 2019a çeyrek kala, siz halen öğrenci evinde mi kalıyorsunuz be fakirim?
acıyorum yahu hallerine. o bir paket makarnayı 2 günlük 7 çeşit yemekte kullanan, evin bir köşesinde unutulmuş elmayı gördükleri anda açlık savaşları veren, memleketten gelen erzak çuvalına ekmek banarak yiyen halleri beni çok üzüyor. parası neyse vereyim de gidin ev alın yahu nedir bu sefalet?

bu fakirler hiç akıllanmıyor azizim, hep benimle uğraşıyorlar yahu! ayağınızı denk almanız için gelin hele size bir fakirle yaşadığım anımı anlatayım.. geçen gün arabamın şarj aleti bozulduğundan şarj aleti almaya çıktım. etraf leş gibi fakir koktuğundan burnuma mandalımı takmış, gerizekalı gibi geziyordum. o sırada bir genç gördüm. tahmini 18-19 yaşlarında, 1.70 gibi kısa ve tam fakirlere uygun boyutlarda, çirkin, sıska bir gençti bu. elinde cips, hatır hutur geziyordu yolda. parmaklarını şlap diye yalaması ilgimi çekmişti. mesela parası neyse verip cips yedikten sonra parmaklarımı yalatabilirdim kendisine. neyse, yanına yaklaşınca kahkaha atmam bir oldu. kutu bildiğin pringles kutusu ama üstünde bıyıklı amcadan eser yok. beni bir gülme tuttu ki anlatamam. genci kıskaca alıp takip ettim ve 20 tane zengin arkadaşımı da çağırıp genci rencide etmek için peşime taktım. ara sokakların birinde kıstırdığımız fakirin suratına suratına gülerek saatlerce rencide ettik. biz her zaman 'orijinal'likten yanaydık...

5 yıl sonraki kendine mektup

diko
Eski zamanin birinde antep taraflarinda bir köyde çoban ali derler bir garip yaşarmış biliyor musun 5 yıl sonraki ben. Bu garip coban nerden bulmussa bir jilet bulmuş böyle yepyeni. O zamanlar jilet bulmak zor. Dağda koyunların başında beklerken "dur len ben bi etek tıraşı olayım" demiş başlamış tiraja. Başlamış baslamasina da bu arada sürüye kurt dadaniyor. Kurt sürüden bi kuzuyu kapıyor goturuyor coban ali tirasa devam ediyor. Ardindan bir koyun bir kuzu daha derken coban ali tirası bitiriyor şöyle bir dalgaya bakıyor ve diyor ki; koyunu kuzuyu kurt kapti ama mal da mal oldu ha.
Evet 5 yil sonraki ben. Koyunu kuzuyu kurt kapti ama mal da mal oldu ha diyecegimden adim gibi eminim sana.

5 yıl sonraki kendine mektup

azrailin regl donemi
halen çok seksi misin? halen kızlar "aaaa azrail geliyoooo" diyor mu? tamam piç, senden bir bok olmamış.

şaka şaka. kendimi dövücem. çünkü malım. evde bir avrat olsaydı sinirimden onu döverdim. bir keresinde kız arkadaşıma milletin içinde kafa atmış ve insanlara kadına şiddetin ne kadar kötü olduğunu göstermiştim. kamu spotu gibi adamım lan, her anım bir sosyal deney tadında. ben gibi, sevgim gibi, nefretim ve tutkularım gibi..

ha evet 5 yıl sonraki ben.. n'ber ihtiyar? merak ediyorum.. halen bekar ve daima bekar kalmaya kararlı, halen masası dağınık, halen salon gitaristi ve halen saçların dağınık ve gür mü? en çok merak ettiğim, hala aynı gözlük çerçevesini mi kullanıyorsun? ya da çizdirdin mi gözleri?

hiç birini merak etmiyorum aslında, kafa buluyorum kendimle.

bana bak ihtiyar! kaşarlanmış ve cidden bir şeyleri sağlamından yaşamış birisin. umarım kaliteli içerikler üretiyorsundur, senden tek isteğim bu. çünkü şimdiki yaşın bunu yapmak için taşlar diziyor, sana hazırlıyor hayatı, değerini bil ve devamını getir. şu gitarı da sil amk! öyle çalıp çalıp kenara atma pis herif!

duygusal buzlaşma

kadin kismisi cok yazmaz

gerçeğin içinde yaşarken gerçeklik duygusunu kaybetmenin haneke'cesi.
çünkü haneke bu süreci filmlerinde tokat niteliğinde kullanıyor.


Zaten insan dediğin doğada nedir ki? Sonsuzluğun karşısında hiçbir şey, hiçliğin karşısında her şey, hiçbir şey ve her şey arasında bir orta nokta ve ikisini de anlamaktan son derece uzak. Bir şeylerin başlangıcı ve sonu ondan delinmez bir sırla ele geçirilemez bir şekilde saklanmış. İçine sürüklendiği hiçliği de, içinde kaybolduğu sonsuzluğu da görebilmekten eşit derecede aciz.


Sizi çok rahatsız eden ve bitmek bilmeyen bir sahne düşünün. Ne olursa olsun, insana ve insanlığa güvenmek zorunda oluşumuzla hayata devam edebildiğimiz gerçeğine tutunmak isteyerek bu sahnenin devamında sizi mutlu edecek şeyler hayal etmekte serbestsiniz. Hayal etmelisiniz de… Bu hayal, insana yabancılaşmanız karşısında en önemli gücünüz. Hayal gücünüz şuanda meraka dönüşmüş durumda olsa da. Bu sahne sona erdiğinde muhakkak bir nedenle bağdaştırılacaktır, inanıyorsunuz. Yoksa yıkım olabilir, yıkım olmasa da bir şeyler sarsılacak, o güç sizi insandan uzaklaştıran bir alan kazanacak. Bunun kendinize yabancılaşmak olmayacağını nasıl iddia edebilirsiniz ki devamında? Ama o sahne uzun, o sahne yorucu ve o sahne artık bir sonrakini merak ettiremeyecek kadar sarsmış durumda sizi. Michael Haneke, ki sinemanın başına gelen en harikulade varlıklardan birisidir, işte sizi tam olarak buradan yakalamayı amaçlıyor.

tecavüzün cinayetten fazla tepki görmesinin sebebi

zengin sozlugun fakir yazari
kimse kimseyi canı istediği için öldürmüyor (olduğu zamanda tepki büyük oluyor) cinayet bir ilişki sonucu ortaya çıkıyor. dolayısıyla tepki tedbirli olmak zorunda kalıyor ama tecavüzde şerefsiz bir mahlukatın cezalandırılması isteniyor yani Cinayetin cezasını zanlı çekerken tecavüzün cezasını mağdur çekiyor belki bundan olabilir.

kaknüs

kadin kismisi cok yazmaz
Kaknüs veya musikar, büyük bir gagası ve gagasında yüzlerce delik bulunan, rüzgar esmesi sonucu bu deliklerden nağmeli sesler çıkaran ve bu şekilde musikinin doğuşuna öncülük ettiğine inanılan büyük mitolojik bir kuş.

ara güler

kadin kismisi cok yazmaz
tesadüfen de olsa kısa bir süre beraber çalıştığı ve fotoğraf sanatına karşı babamda bitmek bilmeyen bir tutku oluşturduğu için her zaman minnetle anacağım fotoğraf sanatçımız.

babam ondan, biz babamdan çok şey öğrendik.

kaktüs

kadin kismisi cok yazmaz
sosyalist feminist(!) bir dergi adı.
kafası karışık kadınların çıkardığı bir dergi adı da denilebilir zira sosyalizme feminizmle paralellik kurmak anlayabildiğim bir şey değil.kadıların kendilerini sosyalist feminist olarak kodlamaları ise hiç anlayamadığım bir şey.

even cowgirls get the blues

kadin kismisi cok yazmaz
olağanüstü yetenekli yazar tom robbins'in "feel-good feminizm" üzerine yazdığı harika bir kitap.
her şeyden önce tom robbins'in güçlü yazım biçimi, çılgın tanjantları, çok boyutlu karakterleri ve insan deneyimine dair muazzam anlayışı kitaba en az baş karakter olarak yarattığı sisy kadar çok büyüleyicilik katıyor.ilk okuduğunuzda size biri sorsa bu kitap neyle ilgiliydi , nasıldı diye sanırım sizde benim gibi;
- çok basit ama bir o kadarda komplikeydi,her şey ile ve hiçbir şey ile ilgiliydi,yo yo başparmak ile ilgiliydi ve sanırım bilmen gereken tek şey bu! derdiniz.
ama ikinci kez okuduğunuzda anlıyorsunuz ki bu kitap engellilik ve cinsellik arasında karmaşık bir ilişki kurarken aynı anda o meşhur kapitalist feminizmi de ince ince belirginleştiriyor.
Tom robbins'in anlatım paterni engelli kadınların bedenleri ile olan çok katmanlı ilişkileri göstermekte çok çarpıcı bir dil ; öyle ki bu patern baş karater Sissy'nin engelini, özerkliğini ve isterse engelinden kurtularak değişebileceği fikrini onurlandırıyor. O nedenle kitabın sonu benim için bir hayal kırıklığı olmasına rağmen, Sissy'nin engelini düzeltmeye çalışmanın, dürüst ve inandırıcı bir engellilik tasviri olduğunu anladım. Robbins bence bu nedenle harika bir yazar çünkü "disability" karşısına her defasında güzelliği koymayı ve karmaşıklıkta basiti anlatmayı başarıyor.

tavsiye ederim.

a'mak-ı hayal

bartvader
asıl adı a'mak-ı hayal olan filibeli ahmet hilmi'nin romanı. acayip derinlikte bir tasavvufi eserdir. materyalist düşüncelerden nasıl kurtulup hakikate nasıl ulaşırız gibi, herkesin aklından en azından 1 kere olsun geçmiş soruları cevaplar.

bir de bunun bir çizgi romanı var ki, ben hayatımda böyle bir çizgi roman görmedim ya. 3'leme olarak çıkacakmış, tuti kitap basıyor, ilk bölümü var şu an sadece piyasada.

romanından neredeyse daha çok zevk aldım resmen. çizen mustafa ahmet kara'nın hayal gücüne kurban.

zengin itiraf

elfen lied
3 saat uyumuş olmam, göz altı morluklarımın kapatıcıyla kapanmamış olması, 4 yıldır istikrarla girip geçemediğim anatomi sınavında yine beyin omurilik sıvısının toplandığı yeri hatırlayamam falan umrumda değildi. 4 kişiydik metroya bindik, konuşurken durak kaçırdık, modern dünyamızın tüketmenin sosyalleşme alanı saydığı bir avm ye gittik. Boktan bir film izledik . Her şey hızlıca yaşanılıyordu, düşünülmeden. Yolda gelirken hızlı gidelim diye bindiğimiz taksi trafiğe takıldı. Kaza varmış. Parçalanmış bir motosiklet. Kan, fazla kan. Bilmiyorum sürekli kan gören bünyemin neden böyle sarsıldığını. Tüm o koşuşturmanın, planların, yapılacakların içinde bir kaza vb. ölüp gideceğiz ağzını kırayım. Bir anda . Beklenmeyen . Gençti diyecekler . Üzerinde kalan kul hakları dışında ellerin bomboş, yoksun. Bilmiyorum çok salak yaşıyoruz. Hayatı fazla abartıyoruz.

zengin sözlük yazarlarının ruh halleri

oblomov
çok denedim, olmuyor sözlük. her defasında koca bir duvardan sekip başladığım yere geri dönüyor gibiyim. sosyalleşmek dediler yaptık, iş dediler zaten başımızdan aşkın, alkolün faydası olsa 30 yıldır görürdük. ne yaptım ne ettimse içimdeki bu sıkıntıyı bu karabasanı atamadım. bir şey var böyle derinden derinden, ince ince kemiriyor etimi de ben hiç bir şeyin farkında değilim gibi. oysa eksiliyorum be sözlük. her gün biraz daha azalıyor yaşama sevincim. "Hep denedin, hep yenildin, Olsun, Gene dene, gene yenil, Daha iyi yenil" diyen "Samuel Beckett" amca buralarda bir yerlerde olsa yeminle ağzına kürekle vurasım var şuan. her gün, dünü yeniden oynatıyorlarmış gibi geliyor. sıkıldım sözlük. bana bir yol göster.

ne içindeyim zamanın

kozmos
harikulade bir ahmet hamdi tanpınar şiiridir. görebildiğim kadarıyla astrofizik ve tasavvufun iç içe girdiği sayılı tanpınar şiirlerindendir. tadına diyecek yok zaten.

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.

zengin itiraf

sos
akrabam dahi olsa, uzun süre irtibat kurmadığım bir insanla eski samimiyetimi kuramıyorum. samimi bir şekilde iletişim kuramıyorum. bugün belki en son 5 yıl önce gördüğüm bir akrabamı (teyzemin kızı ve benden en az 10 yaş büyük) tesadüf eseri gördüm yolda. "nasılsın?" dedi. "iyiyim. siz nasılsınız?" dedim. garipseyerek "i.. i... iyiyim..." dedi. biraz ayaküstü sohbet ettik mesafeli bir şekilde.

bu olaydan bağımsız olarak;
bir akrabanın, bir tanıdığın, bana, hayatımı nasıl planlamayı düşündüğüme dair sorular sorması beni çok yoruyor sözlük. cevap vermek istemiyorum o tür sorulara. çünkü cevap verince de haliyle verdiğim cevap mesafeli, yüzeysel bir cevap oluyor. hatta karşıdakinin yanlış anlayacağı, anlayabileceği bir cevap oluyor. e anlarsa anlasın pek umurumda değil de zaten.

iyi de sos konu nasıl açılacak o zaman? muhabbet nasıl dönecek? açılmasın da dönmesin de kardeşim... ben onlara soruyor muyum? önümüzdeki 10 yıl içinde kendinizi nerede görüyorsunuz? diye. sormuyorum. hatta arayıp sormuyorum...

bir gün dayanamayıp, o meşhur olan fenomen gibi ayağa kalkıp haykıracağım valla;
herkesin hayatına kimse karışamaz! o o şekil yaşar, öteki o şekil yaşar... kimse kimseye karışamaz. herkesin özgürlüğü bi-dir...

çıkayım gideyim urum eline

adini yavsak koydum taylan in yolu
Bir Rumeli türküsü.

Yasemin Göksu gibi insanüstü bir varlık tarafından okununca insanın beynine saplanan bir kurşun etkisi yapar.

Çıkayım gideyim Urumeli'ne aman aman.
Arzuhal vereyim yârim beylerbeyine
Aman aman beylerbeyine.
Kimleri sarayım yar senin yerine aman aman.

Gizli gizli sevdalarımız aşikâr oldu.
Aman aman aşikâr oldu.
Bize bu ayrılık yârim mevladan oldu.
Aman aman mevladan oldu.