confessions

kozmos

1. nesil Fakir - neşeli

  1. toplam entry 1690
  2. takipçi 52
  3. puan 24823

zengin sözlük

yeni nesil
az evvel is agı baslıgına ıssızım yazdım 3 tane mesaj geldı hangi sehir yardımcı olalım dıye.
ya cok duygulandım be. boyle guzel ınsanlarla yazmak ne guzel bır his.
tesekkurler zengin sozluk.

jurnalci modülü

fiorabella
farklı isimlerle sözlüklerde olan birim. tanımı yaptık yani bunu herkes biliyor. başa sabitlenmesine anlam veremedim. format dışı gördüğüm yazıyı önce yazara mesaj atarak düzeltmesini rica ediyorum. direkt jurnallemiyorum. yazarların yazma heveslerini kaçırmamak gerekiyor. hakaret olur, küfür olur direkt silinir ancak diğer durumlarda yazarla iletişim kurulmasından yanayım.

jurnalci modülü

ontolojik sancilarimin merhemi
Entry ispiyon modu.


Bir zamanlar imla kuralları hatta typo'lara göre yazar alan sözlük de bile ( ki şu an içi troll kaynasa da hala kıyas kabul etmeyecek bir sözlük) rastlanmayan “ tanım, tamın devamı, örnek ya da alıntı bkz değil” kuralı uygulanmıyor. Neden çünkü okurlara geri zekalı muamelesi yapmıyor. Eğer hayal kırıklı başlığına, ironik yoldan bir metin paylaştığınızda karşıdaki illede ; tanım olmalıydı, çünkü şu an anlamıyorum” diyorsa zaten geri zekalıdır.

post scriptum: iş bu entryin jurnelcilerle ilgisi yoktur. Tanımı yaptıktan sonra içini alakasız her şeyle doldurabilirsiniz.

roger pol droit

tanrim size bir salincak
1949 doğumlu fransız felsefeci (siyasal bilgiler üzerine ders veriyor). şu anda monde, point gibi yayınlarda yazıyor. birçok kitabı çevrilmiş türkçeye. ben şimdilik dostlar arasında küçük felsefe deneyimleri'ni okudum. hayret etme duygumuzu tetikleyecek küçük denemeler bunlar. arkadaşlarımızla ya da kendi başımıza yapabileceğimiz (ya da sadece tasavvur edebileceğimiz) ufuk açan küçük deneyler. say yayınları'nın herkes için felsefe dizisinden.
felsefe her yerde, her şey'de.

dostluk

fiorabella
geriye dönüp kazançlarıma ve kayıplarıma, yaşanmışlıklarıma baktığımda, mutlu mutsuz anılarımı düşündüğümde en büyük kazanımım dost biriktirmek olmuş. en hakikisinden, en iyisinden, en bulunmazından. dostluk kavramının içini dolduran yegane dostum en büyük kazancım olmuş. zaten dost denilen nedir? bir elin parmaklarını geçmez. gerisi sadece arkadaştır. kurulması çok zor ama bir kere o bağ kuruldumu yıkılması çok çok zor. öyle her arkadaş ile sevgili ile kurulmayan bir bağ. gerçek dostluğu yaşayanlar çok şanslı azınlıktadırlar ki ben de bu şanslı azınlığın içindeyim.
bu yazımı iyi ve kötü günümde ama en çok kötü günümde, tüm acılarımda beni yalnız bırakmayan sevgili safa için yazıyorum.
zordur dostluk ama bir kavrandımı, kenetlendimi eller yürekler yıkılması imkansızdır. düşme diye çok tuttun beni. düşünce de hep kaldırdın. her hatamda beni silkeledin kendime getirdin. değiştirmeye çalışmadın, olduğum gibi kabul ettin. beni boşver dediğimde "hayır seni boşveremem" dedin. bana hatalarımı söyledin. hatalarını söyleyince arkanı dönüp gitmedin. elimi hiç bırakmadın, en çok senin yanında ağladım, en çok seninle güldüm.
bazen tartışmalar yaşadık. senin deyiminle sana çok tirreklik yaptım. bazen de sen bana. ama hep mutlu bitti tartışmalarımız. bana dünyanın en güzel varlığını merk'imi hediye ettin. ve tabiiki senden dinlediğim, benim için çaldığın gitar sololarını. müzik otoriteleri David Gilmour'un Comfortably numb solosunu en iyi solo olarak kabul eder ama senin solon benim için gilmour reisten daha iyiydi. çünkü benim içindi.
ve evet seninle tanıştığımda tıp fakültesi öğrencisiydin, şimdi bir hekim oldun ama benim için halen tepesine zumzuk attığım ve hergün bolca zumzuk yediğim can dostumsun. tus sınavına çalıştığın için buraya kayıt olmadın. ben seninle aynı yerde yazmaya alışkınım tez zamanda seni burada da görmek isterim. şarkımızı da buraya koyalım. iyi ki varsın safa. güzel yürekli ve maaşının yarısını hayvanlara harcayan iyi insan.


aylaklık

ontolojik sancilarimin merhemi
belki de bunun sayesinde kendimi ender rastlanacak bir kendi-kendini-yetiştirme ortamının içinde buldum. tabii söz konusu ettiğim ortam öyle pedagojik testlerden geçmiş, ütopik bir kamp değildi; bolca çaresizlik de içeriyordu. hayatın komple bir minyatürüydü belki de. insanın kendinden kaçan bir varlık olduğunu bilmeden evvel, kendi peşime düşmüştüm. yorgunlukların en güzelini bu kovalamacada yaşadım. Saklı bir elmas gibi. takdir edersiniz ki, elmasın oluşabilmesi için büyük miktarda malzemenin, yüksek sıcaklık ve basınç altında ezilip yok olması ve yeniden doğması gerekir. böyle bir içebakış durumuyla kendime bir şeyler katabildiğimi düşünüyorum. Diyeceğim şu ki; aylaklık kişinin kendisini tanıyarak yol almasıdır.

zengin sözlük yazarlarının ruh halleri

mirkut
Bazen kendimi dekor gibi hissediyorum. Basit bir ev eşyası gibiyim. Hayata bir şekilde dahil edilmiş ama kenarda köşede duruyor. Kullanmanın vakti hiç gelmemiş. Ne zaman geleceği muallak. Aslında orada olmasa da hiç eksikliği hissedilmeyecek. Ama bir şekilde dahil edilmiş işte.

Ve ben artık metal yorgunluğu yaşamaya başlamışım gibi. Kullanım şeklim amacımdan farklı hep. Çakmağım mesela bira açıyorlar benimle. Küçük bir kaseyim ama içime anahtarlık koyuluyor. Gazete kağıdıyım, masanın kısa olan ayağının altına konulmuşum. Dondurma kutusuyum ama içimde yaprak sarma var.

Ben metal konserve kutusu ya da yağ/peynir tenekesiyken, beni saksı yapsınlar bari diyorum ama bu sefer de çöp kutusu yapılıyorum.

Ulan yıldım be. nabıcaz be kamil?

sivas'ta köpek katliamı

fiorabella
sivas ili yıldızeli ilçesinde gerçekleşen katliamdır. zavallı köpekler zehirlenip acı çekerek öldürüldü. gene herkes topu birbirine atıyor. hayvan zehirlemek öyle iki ilçal olmuyor. özel ve kokusuz zehirler gerekiyor ki sade vatandaş bunları zirai bayilerden alıp o kadar hayvanı zehirleyemez. bunlar topluca satılır ve satın alan kişi, kurum neyse devlete bildirilir.
demem o ki istenirse bulunur.
allah belanızı versin, acı çekerek geberin, sürüne sürüne, nefes almakta zorlanarak, iç organlarınız parçalanarak geberin.

hiç sanmıyorum kimsenin arayacağını ama gene de telefon numarası bırakayım.
yıldızeli belediyesi: 03467512887
yıldıeli kaymakamlığı: 03467512001
sivas valiliği: 03462244545
buradan
edit: bazı yetkililer ile görüştüm. görüntüyü çekenlerin yaptığına dair bir söylenti de varmış.
yıldızeli emniyet müdürlüğünü (0346) 751 2520 arayarak köpeklerin bulunduğu mıntıkayı öğrenip mobese kayıtlatını bimer'den talep edebilirsiniz.

köy hayatına özenen insan

mirkut
yolda giderken inek görünce "ohaaa ineklere bak nasıl tatlı bunlar" diyen, tatil yerindeki çiftliğe gitmek isteyip, "ya atlar varmış dokunuyorsun ata. inekler elini yalıyor falan" diyen, yolculuğumuz sırasında gördüğü her tarla için, "bu ayçiçekler neden sararmış? şu tarladaki şey ne?" diyen, kenarda duran bir pulluk gördüğü zaman "çapaya bak, kocamanmış. büyük bir geminin galiba" diyen, arabada giderken çığlık çığlığa bağırmaya başlayıp bizi korkudan öldüren ve noldu deyince de "arı girdi içeri" diyen 22 yaşında bir kadın tanıyorum. bir dostumun sevgilisi kendisi. inanılmaz derecede köy hayatıma özendiğini söylüyor. seneye de liverpool'a eğitim için gideceğinden falan bahsediyor sonra. hayatında hiç diyarbakır'a gitmemiş mesela. ama bir arkadaşı ona oralı bir sevgilisini anlatmış. bu sebepten dolayı diyarbakır'lı herkesin cahil ve bağnaz insanlar olduğunu sanıyor. islam inancına sahip olduğunu belirtip kesinlikle ırkçı değilim dedikten sonra "yahudiler kadınlara hiç değer vermiyor. onlar çok leş bir topluluk" diyor.

şarkılarda en önem verdiği şeyin şive (aksan demek istiyor sanırım) olduğunu belirtip bütün gün yabancı pop dinliyor.

deniz suyu çok soğuk diye ağlayabiliyor.

bakkalda saç kurutma makinesi satılmadığı için burası ne biçim saçma yer diye kızabiliyor.

sahilin bakirliğini övüp sahile çöp atıyor. "git onu al" diye kızdığım da ayaklarıma bir şeyler batar diyor.

bandırma'nın içinden geçerken "ne kadar sevimli bir köy hayatı" diyor.

sonra tekrar tekrar söylüyor. "ben kesinlikle köyde yaşamak istiyorum."


bu şekilde özeniyorsanız, özenmeyin lütfen.

chinampa

ontolojik sancilarimin merhemi
chinampa, ( yüzer bahçe) orta amerika'da, aztekler zamanında başlamış bir gelenek. bir gölün yüzeyinde yüzen irili ufaklı bahçeler ve bunların içerdiği (soyunu bugüne dek devam ettirememiş bazı türlerin de aralarında bulunduğu) birçok çiçek..


özlemek

mirkut
Ben bazen neyi özlediğimi bilemiyorum. Misal onu özlüyorum ama bir tane güzel anı yok. Misal eski işimi özlüyorum ama yaparken nefret ediyordum. Misal bir dostumu özlüyorum. Ama giderken hayatımı sikmiş.

Öyle olunca bazen sadece özlem doğuruyorum. Neye veya kime olduğuna takılmıyorum.

Ha bir de şöyle bir şey var tabii; ihtimali özlüyor insan bazen.

koşa koşa gelip sarılmak

mirkut
bir süre görüşemediğim yeğenlerimle tekrar bir araya gelince yaptığımız eylem. hele bir tanesi var. ben koşmaya başlayınca önce bir kaçar. (aklı olanın kaçması lazım zaten ayı gibi adam bir çoçuğun üstüne koşuyor.) sonra bana doğru koşmaya başlayıp kucağıma atlayarak sarılan ve o her sarıldığında dünyadaki bütün boktan şeyleri unuttamamı sağlayan 4 yaşındaki kız çocuğu. seni şu hayattaki her şeyeden çok seviyorum. sonra bu hayatın da senin o kocaman yüreğim için fazlasıyla boktan olduğunu düşünüp sinirleniyorum.

sizlere nasıl kol kanat gereceğim. nasıl her anınızda yanınızda olup koruyacağım hiç bilemiyorum.

zaman zaman hepsini alıp insanlardan çok uzak bir yerde yaşamak geliyor aklıma.

çok çirkin bu dünya. hele ufacık çocuklar için çok daha çirkin.

30 yaş sendromu

mirkut
nisanda 30 olacağım.

"...
yaşlanmakla ıslanmak aynı şey. bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlamak.
..." diyor yılmaz erdoğan hepsi bu şiirinde.

ben bu yaşlanmak vs sendromlarını 27 döneminde çektim. bir de 27 yaşım bugüne kadar yaşadığım en uzun yaş gibi geldi bana. hiç bitmeyecekmiş gibi sürdü ve sonlara doğru hayatım berbat haldeydi.

şimdi dönüp bakıyorum da 30 yaşımın bana gelişini düşünüyorum hayatımın en güzel dönemlerinden birindeyim. herhangi bir sendrom yaşayacağıma inanmıyorum.

zaten yılların vermiş gibi bir çöküntü var omuzlarımda. daha fazlasını sanmıyorum derken hep daha kötüsü çıkmış, çökertmiş beni. lakin şimdi çok farklı bir haleti ruhiye içindeyim.


genel kanılar insanları belirli bir düzenin içine sokuyor bence. ben sevmiyorum bunu.

ne ihtiyarladım ne de yaşlandım. zaman geldi ve geçiyor ben bu süreçte ıslandım sadece. ağırlaştırdı ıslaklık beni. hepsi bu.

olması gerekenlerin bir önemi yok bence. çünkü bütün kalıplardan nefret ediyorum. nasıl olmasını istiyorsam öyle olması için uğraştım. oldu veya olmadı. bitti, gitti. gitmeyip de derin izler bırakan şeyler de oldu tabii. ama iyileştik işte.

insan hatalarıyla ve yaralarıyla bir bütün. insanı insan yapan başarıları değil, başaramadıklarıdır bence.


eskisi gibi artık güzel günlerin geleceğine ve motorlarımızı maviliklere sürebileceğimize inancım kalmadı pek lakin yine de içimde yeşillenen filizlere el uzatmıyorum.


çoğu gitti azı kaldı işte. bundan sonrasında tek istediğim biraz daha fazla huzur. başımı güvenle koyabileceğim bir diz. ve elbette daha fazla alkol.

yoğurtçu bayram

mirkut
Efsanevi tüpçü, sütçü geyiklerinin yoğurtçu versiyonu.

Bazen dünyadan nefret ediyorum. Sistemin de işin de gücün de allah belasını versin. Çalışacağız diye gündüz kuşağından mahrum kalıyoruz. Kısa kısa videolarla falan anca yakalıyoruz. Ah aylaklık günlerim ah saatlerce gündüz kuşaklarına takılıp kaldığım o güzel günler.

ölüme yakın deneyimler

mirkut
kazalar olabilir sanırım. yoksa aman terk edilmek, ayrılmak, aldatılmak gibi saçma şeyleri bu sınıfa sokmayın sakın sayın yazarlar.

ben de var bu deneyimlerden biraz. hiçbirinin sonrasında da herhangi bir ders falan almadım gerçi ama neyse.

şantiyede çalışıyorum. 40 km arayla iki şantiyemiz var. bir malzeme lazım oldu, ötekine doğru yola çıktım. günlerdir yağmur yağıyordu ve hava inanılmaz kasvetliydi. bir virajdan çıktığım zaman yolda serçe sürüsü olduğunu fark ettim. korna ve frene aynı anda asıldım ama 3 tane serçeyi öldürmüş bulundum.

canlı cansız bütün varlıkların bir ruhu olduğuna inandığım ve hatta onlarla konuştuğum için bu beni derinden sarstı. ki zaten uzun yıllar boyunca doğa ana tarafından lanetlenmiş olduğumu düşündüğüm zamanlar oldu. neyse bu başka konu.

inanılmaz canım sıkıldı ve yola devam ettim. köyün içinden çıkar çıkmaz bir viraj var. 90 dereceye yakın. 30-40 km hızım var ya da yok. köy yolları tek şerit. döner dönmez bir traktörün hızlı bir şekilde üstüme doğru geldiğini fark ettim. sağım tarafım uçurum, sol tarafım dimdik kayalık. mecbur sağa kırıp frene asıldım. gözlerimi de kapattım.

bu süreç ne kadarlık bir saniye bilmiyorum. arabada yüksek sesle chop suey dinliyordum.




araç askıda kalmış gibi hafif sallanıyor ve her an düşecekmiş gibi bir haldeydi. arka koltukta ölçüm aletleri var maddi olarak da değerleri yüksek. aklımdan geçen şey; "aptal herif, hem arabanın hem de ölçüm aletlerinin amına koydun."

o an ölecek olmamdan ziyade düşündüğüm tek şey buydu. ve gözlerimin önünden akan bazı anlamlı ve anlamsız sahnelerin geçişini izledim. arabaya kilitlenmişim gibi inmedim.

aynı nakaratta tekrarlandı bunların hepi.

"...
i don't think you trust
in myself righteous suicide
i cry when angels deserve to die
..."

"raaaaaaaaaaa wake up" sözünü duymakla beraber müziği kapatıp kontağı çevirdim. vitesi geriye takıp gaza basacağım sırada bir ses duydum. " halaoğlllluuuuuuu yapmaaa, inn arabadaaan. halaoğğğluuuu."

camı açtım arkaya baktım. az önce üstüme çıkacak olan traktördekiler inmiş bana doğru koşuyorlardı. "in arabadan halaoğlu" diye bağırdı tekrar.

komutlarla çalışan bir robot gibi indim ve adamın gelip beni kucaklamasını bekledim. özür dileyip, sarıldılar bana.

arabanın sağ ön teker havada duruyordu. bileğim kadar kalınlığı olmayan bir iğde ağacına dayanmış sağ çamurluk ve o tutuyormuş arabayı. traktörü getirip, halatlarla çektiler arabayı.


traktör benim arabadan 50-100 m ileride durmuş ve adamlar hemen koşmuş. belki hepsi 20-25 saniyelik olaylar bu yaşadıklarımın bilemiyorum.

elim ayağım titreye titreye iki sigara içtim. üçüncüsünde titreme kesilince yola devam ettim.


iğde ağacını ve karaözü'lü insanları çok seviyor olmam da bu kazanın payı var.

fularlı fm

cisi gelen sanat tarihcisi
3 lahmacun gömdükten sonra, ev arkadaşının kapıdaki silüetine bakıp "dostum, sende mikrofonlu kulaklık var mı?" diye sormamla bana kulaklıgını vermesi ve koşarak yayın yapabileceğimi söyledikten yaklaşık 25 dakika içerisinde yayına girmemle sonuçlanan faciaya tanık oldu bu radyo istasyonu.

birkaç gün sonra çok daha iyilerini yapmak için elimden geleni ardıma koymayacak olmamın garantisini veriyorum.
yanımda olan herkese çok teşekkür ediyorum. umarım lahmacunlarınız bol salatalı olur.

burs parası

cisi gelen sanat tarihcisi
insanı çıldırtan bir şey bu, gerçekten çıldırrtan.
bakın, son lahmacunumu yiyorum ve birkaç lahmacun daha söyleyebilecek olmak beni çıldırtıyor!

ya uçak bileti alıp bir yerlere gitmeye ne demeli? peki ya cebi yırtık pantolonum ve ucuz botlarımı giyip pazardan aldıgım yağmurluğumla en pahalı kafelerin en pahalı içeceğini içecek olmaya?

sistem... parayı bulunca sorgulamayı bıraktığımız yegane şey.

sirius

atlantis
güneş sisteminden 8.4 ışık yılı uzaklıkta ikamet eden, parlaklık konusunda görülebilen uzayın ve büyük köpek takımyıldızının alfası olan yıldızdır. yıldız, köpeğin boynuna tekabül eder. uzayın en parlak yıldızıdır.

iki adet yıldıza ve bir döngüsünü 49.9 yılda tamamlayan yay biçimli yörüngeye sahip bir sistemdir. birinci yıldız sirius-a bu entrynin konusu olmakla birlikte sirius-b isimli ikinci bir yıldız sirius-a'ya eşlik eder. sirius-b sönmüş ve çok yoğunlaşmış bir cücedir. o kadar ki sirius-b'nin bir çay kaşığı maddesi 33 ton dünya ağırlığına tekabül eder.

bazı tarihi kaynaklar sirius-c gamasından bahsetse de bu yıldız tespit edilememiştir. sirius-a'nın parlaklığından dolayı "b" kodlu cüce bile zar zor tespit edilebilmişken bu şartlarda, mevcut bile olsa "c"nin tespit edilebilmesi mümkün görülmemektedir.

sirius yıldızı tarihten gelen büyük bir şöhrete sahiptir. tarihte, bir çok ulus atalarının bu yıldızdan geldiğine inanmıştır. buna türkler de dahildir. türklerin mitolojik sembolü olan bozkurt'un varlığı sirius'un alfalığını yaptığı büyük köpek takımyıldızına kadar gider. o dönemlerde gökkurt olarak adlandırılsa da günümüzde artık bozkurt olarak kabul edilmektedir.

eski mısır'da köpek başlı insan vücutlu tanrı anubis rölyefleri de büyük köpek takımyıldızına gönderme yapar. mısır mitolojisinde de mısırlılar atalarının sirius'tan geldiğine inanmıştır. inşa edilmiş piramitlerin iç kanallarından yılda iki kez sirius yıldızı görülmekte, birinci görüş firavunun doğumunu, ikinci görüş ise tahta çıkışını temsil etmektedir.

sirius yıldızından kur'an-ı kerim'in bir ayetinde de oldukça gizemli bir şekilde bahsedilir. (necm suresi 49'uncu ayet)

edit : entry'nin folofoş olmasını engelleme çabası.

çerağ

avni
tatar olduğum için sözcüğün anlamını çocukluğumdan beri biliyorum. zira tatarcası "şırak". yazılış itibarıyla farklı elbette ve tam olarak telaffuzu da. bu minvalde tatar aşı "şı'börek" gibi düşünün. hani şu "çiğbörek, şırbörek, çibörek" falan filan diye telaffuz edilen.
tam olarak yanan bir şeyin verdiği ışık, aydınlık manasına gelir. ancak günlük kullanımda kandil, gaz lambası, mum hatta günümüz teknolijisindeki elektrik ampülü yerine de geçer.
neyse sözcüğe neden takıldığımı ve sebebini de yazayım tam olsun.
ayrılsak da beraberiz şarkısının nakarat bölümündeki "alev alev çerağız biz" dizesidir efendim.

benimle evlenir misin

kozmos
Evrime göre en basit ve temel şekilde Arka planında şu cümle bulunan soru cümlesidir;

“Ömür boyu senin karnını doyuracağım, çocuklarımıza bakacağım ve sizi koruyacağım, karşılığında senden en temel şekilde şeks, ikincil ve üçüncül faktörler olarak da temiz elbiseler, dostluk ve güven isteyeceğim. toplumsal olarak da kabul görmemiz için evlenmemiz gerekiyor. Ne dersin?”

hunili sözlük

gasteci velet
Yazıyooor! Mizahın ayaklar altında ezilişini yazıyooor!

Mizahtan ne anladıkları meçhul, abuk sabuk bir facebook sayfası. Akıllarınca seviyesiz din düşmanlığı mizahıyla yandaş topluyorlar. Millet de kek, koşturuyor bunların peşinden.

Pis satayistler.

minimalizm

kozmos
ilk tanıştığım dönemde beni psikopata bağlatmış, daha doğrusu olayı biraz yanlış anlamış beni, farklı bir boyuta taşıyan arayış, anlayış. esas amaç olan yaşam, güzel veya kaliteli yaşamdan uzaklaştırdığını, engel olduğunu düşündüğüm ne varsa tereddütsüz çöpe attım ve gerçekten ihtiyacım olmadığı halde ne kadar çok şeyimin olduğunu gördüm. üstelik onları yememden içmemden kısıp da almıştım malak gibi.

sadelik güzelmiş lan cidden. oh be. odamda sadece boy aynası, çalışma masası, kitaplık ve yatak var. küçücük geliyordu önceden, şimdi 3 boks torbası koyulabilecek alan var. geniş geniş.

zengin sözlük'ün en iyi yazarı

yevgeni onegin
Pekçok yazarın kendine yakın olan yazarlar için yakıştırdığı sıfattır.

interaktif platformlarda herkes birbirine yakın gördüğü insanı yazar; su götürmez bir gerçek.

Çoğu zaman anket başlıklardan kaçınır yazmam, istisnalar dışında tabiki.

Madem sloganımız bilgi en büyük zenginliktir; o zaman düsturumuz bu olmalı , kimin en çok beğenilenler olduğu değil.

zengin sözlük'ün en iyi yazarı

davy jones
On kişinin takıldığı bir ortamda böyle bir anketin olması şahsımı gülümsetmiştir.

Yanlış anlayamayın "on kişinin takıldığı sözlük" ifadesini küçümseme maksadıyla yazmadım. Bilakis, burada biz bizeyiz, aylar içinde samimi bir ortam oluşmuş, az ve öz, aktif bir sözlük burası.

Böyle anket başlıklarını, çok daha aktif katılımcı sözlük platformlarında yapmak daha verimli olacaktır. Söylemek istediğim tam olarak bu.

tartışma kültürü

kutadgu bilig
şahısların birbirilerine karşı bir meseleyi savunma şekli. münazara veya eytişme de denilir. Zemahşerinin (bkz:mukaddimet'il edep) sözlüğüne tartışma olarak girmiş bir kültür. iki insan arasında herhangi bir konunun kendi bakış açısından ortaya konulması kültürüdür. insanlar adetince bakış açısı ve fikir olduğundan bir iki ortak nokta bulunarak kifayet edilmeli ve hoşgörü içerisinde el sıkışılarak hitama erdirilmelidir. yoksa karşı tarafa fikrimi kabul ettireyim niyetiyle girilen her tartışma muvaffakiyetsizlik ile netice bulacaktır. bu kültüre tecrübelerle sahip bir kişinin en büyük silahı sabır ve tahammüldür. hissiyat karışmadıkça gönüllere taht kuracak, dinleyenlerin (ki hasmın dahi olsa) bu manevi metanet karşısında coşkun hisleri durulduktan sonra zatınıza karşı hayranlığa kalbolacaktır.

bu yıl kışın gelmemesi

bonnie
geçen yıllarla karşılaştırıldığında havaların daha ılık şekilde seyretmesi halidir. doğal gaz faturalarındaki ödenecek tutardaki tl ve her haftada en az üç, dört günün güneşli ve ılık olması sevindiricidir. belki de dünya ile ilgili uzun vadeli düşünüldüğünde üzücü. bilemedim.