confessions

kozmos

1. nesil Fakir - ortalamanın üstü

  1. toplam entry 1740
  2. takipçi 51
  3. puan 25178

yol belli eğ başını usul usul yürü şimdi

kozmos
bir zeki demirkubuz filmi olan kader'de bekir'in uğur'a söylediği sözdür. efsanevi bir sahnedir ayrıca.

uğur: ben dönmenden yanayım. artık iki çocuk babasısın.
bekir: bunu yapma bana.
uğur: sen de yapma, benim için hava hoş, iyi bile olur. ama insaniyetli olmaz. sana da yazık, ailene de!

bekir: sen de anla artık başka yolu yok bunun. yazıkmış, kılmış, tüymüş hepsi hesap edildi bunların ya, her şeye hazırım diyorum sana. de ki iyilik ediyorsun, de ki sevap işliyorsun, herkesin inandığı bir şey vardır bu amına koyduğumun hayatında. benimkisi de sensin, ne yapıyim!

geçen gece çocuk hastaydı. ilacı bitmiş, almak için dışarı çıktım. sağa sola saldırıp nöbetçi eczane arıyoruz. birden durup dururken içim cız etti. bi baktım gene aynı karın ağrısı. öyle özlemişim ki seni. dönerken bir meyhane gördüm. bi tek içeri girdiğimi hatırlıyorum, bi de rakıya yumulduğumu. arkasından en az dört cigaralık. sonra gözümü bi açtım, karşıdan karlı dağlar geçiyor. bi daha açtım, başımda bi çocuk; “kalk abi” diyor “kars'a geldik”. otobüsten indim, yürümeye başladım. dedim: “allahım nerdeyim ben, burası neresi?”. sonra güç bela burayı buldum.

kapının önünde durup düşündüm.

dedim, “bekir, bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü, bu sefer de geçersen bi daha geri dönemezsin.”. “iyi düşün” dedim. düşündüm, düşündüm, ama olmadı, dönemedim. sonra “bak oğlum” dedim kendi kendime. “yolu yok, çekeceksin, isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle. yol belli, eğ başını, uslu uslu yürü şimdi.”

kötülük

kozmos
sorun kisvesi altında düşünülen, aslında sorun olmayan sorunumsudur.

her şey zıttı ile var olur düşüncesini bilmeyen kalmamıştır belki ama yine de bilmeyen için;
(bkz: diyalektik materyalizm)
*
öze dönecek olursak, bir şeyin var olabilmesi için o şeyin bir de antitezinin olması elzemdir. zira olmazsa, o şeyin varlığından da söz edilemez. örneği kötülük olmasa, iyilik de olmaz neden mi?

çünkü kötülüğün, kötülük olabilmesi için örnek alınacak bir de karşıtının olması gerekir. olmazsa kötülük kime göre, neye göre kötülük olacaktır? ''kötü'' diye addedilen şeyin ''iyi''ye evrilmesine bile şahit olabilirdik böyle bir durum olsa idi.

sokaklarda kafa kesmenin ''iyi'' olarak nitelendirildiğini düşünün...
sonuç: tanrının şanından da forsundan da yücedir bu iki kavram...
hem tanrı kim ki allasen..

kral oidipus

kozmos
cüneyt çetinkaya çevirili, bs yayınevinden çıkmış sophokles tragedyası.

oidipus efsanesinin kökeni ve yaşı belirsizdir. bilinen en eski kaynak, i.ö 7. yy'da yazılmış odysseia'nın 11. bölümü ''nekyia'' dır. burada odysseus, hadesi ziyaretini anlatır:
''oidipus'un anasını gördüm, güzel epikasteyi, bilmeden büyük bir suç işlemiş, evlenmişti oğluyla, oidipus öldürmüştü babasını ve koynuna girmişti anasının, tanrılar da açıklamıştı bunu insanlara ansızın. oidipus yönetti gene de kadmosoğulları'nı güzel thebai' de, amansız tanrıların buyruklarıyla acılar çeke çeke. epikaste'yse engin kapılı hades'e inmişti kaygı içinde, yüksek damından sarkıttığı kemende bağlayıp kendini, bir sürü de bela bıraktı arkada oidipus'a, ne kadar bela gelirse anasının öcünü alana perilerden, hepsini...''

zengin sözlük yazarlarının denemeleri

kozmos
-22-
kapatamıyorum gözlerimi. bu caddeler, sokaklar, bu insanlar.
git gide uzuyor ve git gide daha da çekilmez bir hale geliyor..

“bana dua et” diye para verdiğim dilenciler, hepsi. sanki hepsi gizli bir
anlaşma
yapmışlar şimdi.

hepsi birbirinden o kadar bağımsız ve bir o kadar da bağlantı içinde.
kusursuz bir cinayeti planlayan bir katil gibi hissediyorum bir an.
her şey yerli yerinde olmalı ve her şey, ahenkle dans etmeli birbiriyle.
bir “sen” mevzusu var zira.

zaman sanki bana bir tür oyun oynuyor. hakeza aynalar da öyle..
gerçekle hayalin içine girip çıkıyorum her saniye. zamanın zerreden de küçük
bir diliminde karşılaşıyoruz seninle bir sokakta. gözlerimiz birbirine bir o kadar
yabancı ve bir o kadar yakın.

ne çok tümsek birikmiş aramızda öyle?

en koyu rengiyle geceyle yatıp geceyle uyanıyorum güne.
en karanlık gecelerin içinde dumana boğuyorum küçük bir otel odasını.

sadece merak ediyorum…
sen de bazen, nefes alamıyormuş gibi oluyor musun benim gibi?
boğazına bir yumruk oturuyor mu seninde? gün içinde bir işle uğraşıyorken birden
aklına geliyor muyum senin de?

birden kokumu alırmış gibi oluyor musun sen de?

açmalıyım artık bu sayfayı da, yirmi iki kere düşünmeliyim.

zengin sözlük yazarlarının denemeleri

kozmos
''Tik tak''
''tik tak''
eski bir saat, odaların birinde koridorlardan yankılanıyor vuruşlar. masada bir sürahi, saat ve bir kafka eseri. böyle hissetmekten nefret ediyorum. çaresiz, umutsuz ve hastalıklı. ayrıca ben, böyle bir adamım. tüketim çağında bir prototip. 'olur öyle' deyip de geçemiyorum, üstünden atlayamadığım gibi. günlerim parasız ve kadınsız olarak mağaza vitrinlerinde geçiyor. söylememe gerek yok, fersahlarca uzaktan fark edilen biriyim. saçlarım kirli ve dağınık. kaba bir burnum, bilye kadar gözlerim var.

çirkinliğim fakında olmakla beraber, kitlelere karşı direnmek de istemiyorum. hem, acılarımla beraber büyümek güzel, eğlenceli de.. bütün 'olamazsın'lara 'yapamazsın' lara ''rağmen'' işte, buradayım ve onlara kendimi gösteriyorum.. bu cümbüşe davet edilmemiş herkesin diyetidir bu.. alaşağı edilmiş ne kadar ego varsa şimdi onlardır beni var eden.

''cehennemde çürü''

kafamdaki böcekler, yarasa ve baykuşlar bu cümleyi kafamın duvarlarına kazıyor.. dışarı çıkmaya çalışır gibi bir havaları var.. tutmakta zorlanıyor, direndikçe terliyorum. aklımın odalarına tıktığım bu koca evren, artık kabına sığmıyor, sonsuzdan küçük mutluluklarımı da elimden almak istiyor.

''zamanın azalıyor..''
''tik tak..''

yeter ve sus! öyle sus ki çığlıklara benzesin sessizliğin.. karanlık odalarda sessizce, sus.. öteden beri en büyük suçu zamana attım, kolayı buydu.. hiç, bir aynaya bu denli farklı bakmamıştım.. kendi kendimin fobisiyim.

''tik tak''

kafamı parçalamam gerekiyor derin ve vakur bir susuş için. parçalayıp, içinden böcekli fikirleri ayıklamam gerekiyor. hayır, bu kadar zor bile değil belki. böcek ilacım bitti. belki de böcekler değildir, asıl sorun. ''ortamın kendisi'' dir. belki aklım, bir böcek mahzenidir. sorunlu olarak gördüğüm şey, normalin ta kendisi, ''normalin kendisi'' sorunun kendisidir, kim bilir.

''son bir adım''

çoktan tükenmiş zamana bir parça anı. yorulmuş ve silik bir anı, birkaç gram suç.

tik, tak.

zengin sözlük yazarlarının denemeleri

kozmos
Saçmaya ve ötesine - 5
kelimeler akıyor parmaklarımdan aşağı. kanlı, kirli kelimeler. ne tutabiliyor, bırakabiliyorken olmuş olan. kafamın içerisinde bir cümbüş, her gece.

her gece.
her gece.
her gece.

bazen gözüm morarmış bir şekilde dönüyorum. asgari miktarda suç işledikten sonra yığılıyorum yatağa. yatak dediğim, telleri kıçıma batan, pislikten sararmış, iğrenç kokulu bir çeşit çile aslında. sarhoş olmadan kafamı o yastığa koyamıyorum, evet, ev büsbütün bir karmaşa. her zaman duştan sonra kirli bir bornoza sarılıyor, kirli evimin kirli odasının kirli yatağında büsbütün kirli bir halde temiz kalma çabasıyla kıvranıyorum. her şey ne kadar da kirli böyle. seks bile sıkıcı gelmeye başlayınca, kendimi sokaklara attım. mağaza vitrinlerinde, sınav çıkışı yemek yiyen liseli kızlarda ve şarapçılarda bir nebze huzur vardı. artık o da yok, onu da kaçırdılar. o sinir bozucu şarkıları dinleyip, gazete okuyorlar.

böcekleri kovamadım. galiba evi komple patlatacağım bir gün. umarım içinde ben de olurum. üst kattan yakarışla karışık bağırış sesleri geliyor.. “birileri ürüyor” gen havuzu yeterince kirli değilmiş gibi.. “kancık piçler, tavşan gibi sikişmeyi bırakın artık!” ses 10 saniye filan kesiliyor. sonra tekrar devam ediyor.. bu hemen her gece oluyor.

her gece.
her gece.

ışıklar üzerinde, dikkatler onda.. diyor ki: “aldın mı mesajı?”. ne bir mesaj, ne bir arkadaş. hem ayrıca sen, nereden geliyorsun? kimsin?.. aldım mesajı.. bir hafta sonu tatilindeymişim gibi davranıyorum.. felaketlere doğru koşuyorum.. olmayan elmaları topluyor, ejderhalarla savaşıyorum. çok ciddi bir işin ortasındayım burada.. yarım kalacak yine. yarın..

zengin sözlük yazarlarının denemeleri

kozmos
Saçmaya ve ötesine - 4
üstleri tozlanmış anıları çıkardım raftan. sigara dumanı doluyor gözlerime, külleri yere düşüyor. bunca yıl bunca mektup, bunca acı. insanı boğuyor olsa gerekti. fonda çalan milenyum müzikleri daha bir loş hava katıyor. oda karanlık olabileceği kadar karanlık, içerisi tozlu olabileceği kadar tozlu.

anılar cangılından ufak kesitler sunuyorum şahsıma. ilk dönem korkutucu hikayelere konu olan bir orman düşünüyorum.. düşündüm mü? güzel, şimdi ise o ormandaki uzun ağaçlardan bir ağaç belliyorum, beni ve kesin gövdemin bir noktasından. ne oldum ben şimdi? yarım ağaç mı, evet yarım ağaç. ayrıca sizi temin ederim, bu yarımlık, ormandaki diğer ağaçlardan daha fazla bir tamlık değil. işte, sevgili dostum, bu tozlanmış ve boğaz yakan anılarda bir çeşit yarımlık barındırıyor. gittikçe kısalıyor cümleler. zamanda silik birer yara şimdi, acılar. çilemin hatırıına bir kaç cümle sarf etmem gerekiyor mu? çok uzun olmasın mı? ne mümkün, eski dostum. NE MÜMKÜN. çalsın telefonlar, yıkılsın kapılar. sokayım orta yerinize de, kirlenmiş, pus tutmuş ve paslanmış karakterlerinize de.

her bir fotoğraf, ZAMANIN masaya bıraktığı bir alacaklı defteri gibi. borcum birikmiş, çok verdiğimi düşünmüştüm oysa. saçlarımın siyahına kadar, vermiştim. ne idi peki bu alacaklı gözlerle karşımda dikilmiş anılar, acılar, zaman?.. bilmiyor musun? pekala.. takriben anıları geri bıraktım rafa, daha ilk sayfayı açmadan ürpermiş, irklimiştim. ne kadar güçlü olabilirlerse o kadar güçlü, ne kadar karanlık olabilirlerse o kadar karanlık işte..
66 /