confessions

leonidass

1. nesil Yazar - Bu saatte olur mu insanı

  1. toplam entry 422
  2. takipçi 63
  3. puan 14043

boşluk

indolentexistence
resim gibi. hem sanat hem hayatla ilişkili. ikisinin arasındaki boşlukta devinim. Temel olarak, baskın bir anlatı/mecra söz konusu değil, rasyonel mantıkla alay eden .Sonuç tümüyle farklı okumalar ve deneyim, muazzam bir alakasızlık.

boşluk; kavramsal bir ifade aracı olarak düşünülmediğinde, öz belleği gözler önüne seren bir hiçlik düzleminden ibaret olamıyor; boşluk, zaten çoktan zihni dolu olan bizlerce kavramlarla meşgul ediliyor. boş sayfaları dolduran yorum şekillerimiz, Boşluğun çerçevesinde görünen her şey, kitabın içeriği olması gibi.

bilemedim bubble.

çöp

indolentexistence
Waste: A Philosophy of Things kitabında Viney çöpü, “insanın faaliyetlerinin zamanlaması ile uyuşmayan geçici bir durum” olarak tanımlar.( orijinal metin: “Waste is a temporal condition that does not coincide with the time of human activity.”s.19) Yani şunu demek istemiş olabilir, mesela; Yumurtalar bitince kutusu atılır, bir mimarlık öğrencisi ödevi için bombeli bir kartona ihtiyaç duyuyorsa, yumurtaların kendisi çöp ve kabı tam da gereken şey olabilir. Viney, atığı basitçe “zamanın dışındaki madde” olarak da tanımlamaktadır. (s.2) Neticede zaman akarken, nesnenin kendisi ile beraber çevresindeki dinamikler de değişir ve onunla olan ilişkimiz, ona atfettiklerimiz ve beklentilerimiz başkalaşır.

Sadece nesneler değil, kavramlar, düşünceler, filmler, ilişkiler, romanlar, hikâyeler, aslında somut ya da soyut her şey çöp olabilir.

https://bloomsburyphilosophy.typepad.com/continuum_philosophy/2014/06/30-seconds-with-will-viney-author-of-waste-a-philosophy-of-things.html

(bkz:zamanın dışı)

minimalizm

indolentexistence
antikapitalist bu hareket sadece ihtiyaçlarını bedelsiz karşılamayı değil, sistemin bir parçası olmamak içindir.

Mesela Şinto animizminde tüm nesnelerin 'kami' denilen ruhları bulunmaktadır. Japonların, minimize etme, nesneleri tamir ederek sonuna kadar kullanma, kullanılamayacak hâle gelince dönüştürmeyi salık veren 'mottainai' kavramı da Budist felsefe ile beraber köklerini Şinto animizminden almaktadır. Hiçbir şeyi heba etmemeye dayalı bu felsefede üretmek etik bir mesele olarak ele alınsa da, aslında kavramda dikkat çekici olan bunun daha çok vicdani bir mesele olmasıdır. Yani işin içinde nesnelere saygı ve duygusallık vardır ki, felsefenin Şinto ile olan bağı da bunu göstermektedir.

mutlak gerçek

indolentexistence

zenginsozluk.com/foto
affına sığınarak.
yani ben böyle bir kavramı ''gerçekçi'' bulmuyorum. çünkü Evren üç boyutlu mekan ve lineer zaman kurgusuyla kısıtlı değildir, dünya tahmin edilebilir mekanik kurallar dahilinde işlemiyordur, hayat beş duyu organıyla algılanamayacak karmaşıklıkta etkileşimlere gebedir.Bu yarı Kartezyen, yarı Newtoncu kavrayışın gerçeklikle bir ilgisi yok. varsa da ben buna ''çizgidir'' derim. spinoza, nietzche ve deleuze ile vururum.

inovasyon

indolentexistence
genel olarak eleştirel düşünceye, başka bir hayatın olanaklılığına, kısacası teknolojinin ve kapitalizmin belirlediği bir dünyanın önünde engel olabilecek her şeye bir tür reddiye. nitel farklılığın / kullanım değerinin açığa çıkmaması için icat edilebilecek her şey olduğunu belirtmek de gerek.

Başka türlü ifade etmek gerekirse, meta üretiminin egemenliğinin sağlanması; hayatın metalaşması. Yatırım, sermayenin sürekli birikimi için yapılması gerekli, şart ve mübah olan her şey. Bu süreçte büyülü kelime olan innovasyonun, bütün yetersizliğine rağmen kabaca şöyle bir tanımı verilebilir: Salt nicel yenilik üretme sürecinde, nitel farklılık üretiminin sayısal teknolojilerle kontrol edilebilmesini, kapatılmasını sağlayan buluş.

mansur çalar

hak yeme hell yeah
düpedüz xyz evladıdır. sahaya jiletle girip rakip futbolcu yaralamak sahalardan men edilmekle kalmamalı ayrıca ömür boyu da hapis cezası almalı.

böyle mühim bir olayı bile güneydoğu takımlarının maruz kaldığı bilmem neylere bağlamak da insanlık dışıdır ve samimiyetsizcedir.

'yapılan yanlıştır ama' ile başlayan her cümle de aynen geçersizdir. amadan önceki tüm kelimeler anlamsızdır.

merak ediyorum, samimiyetimden soruyorum, aynı şeyi sakaryalı futbolcu yapmış olsaydı 'yapılan yanlıştır ama' diyebilecek miydiniz?

adam jiletle insan yaralıyor 'ömür boyu olmasa da üç yıl yea' diyorlar. Vicdanları rahatlatırmış. Aynen kardeş, Çok rahatlatır. Güneydoğu takımlarına yapılan faşistlik; istiklal marşı ıslıklamak, rakip takım futbolcusunu jiletle yaralamak falan bunlar sövgi, oşx, gordeşlix.

mansur çalar

tekel savascisi ahmet abinin yegeni
Adam elinde jiletle çıkıp rakip futbolcuyu kesiyor bunun 10 katı onlara yapıldı ben de yapardım diyor adam akamdma lan bunun 10 katı mı var aq bir üst seviyesi keleşle sahaya çıkmak onu da mansur ya da türevi birisi yapar zaten. Rakip takımların taraftarından gördüğün öfkeyi seninle aynı işi yapan birinden neden çıkartıyorsun? Götün yiyorsa bir sonraki sene sakarya deplasmanında küfreden tribüne dalarsın jiletle.

Ayrıca güneydoğu takımlarına gösterilen bıdı bıdı denmiş. Ben saha hiç gaziantepspora yapılan bir şeyi hatırlamıyorum. Urfaspor da keza pek sıkıntı yaşamadı sanki maçlarda. Amedsporun sahasındaki maçlarda istiklal marşını ıslıklayan taraftarlarla bi ilgisi olabilir mi bu tepkinin? İnsanlar neden komşu şehirlere tepki göstermiyor da bize gösteriyorlar diye bi kendine dönüp bakar insan. Diğer türlüsü kolaycılık olur.

demir eksikliği anemisi

bouii
Özellikle kadınlarda görülen anemi türüdür.
Demirin emiliminde sıkıntı görülmesi gibi çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkar. Yavaş gelişmesi sebebiyle oldukça geç fark edilir. Halsizlik, baş dönmesi, asabiyet, ileri seviyedeyse sürekli uyuma ihtiyacı olarak kendini belli eder. Genelde anemi çeşitleri vücutta başka bir sıkıntının işaretidir.
Oral tedavisi oldukça zor ve uzundur ki emilim problemi yüzünden anemi yaşıyorsanız etkisizdir. İğne çok daha çabuk toparlanmanızı ve sonuç almanızı sağlar. Altında yatan neden bulunamazsa sıklıkla tekrar eder.

inanmak istemek

ihtiras limani
İman bazen iknadan sonra gelir. İkna olmak istemese de insan, gerçeklik bir kez aklına, kalbine düştü mü, ikna olduğunu hissetti mi bentler kırılmış olur. İnanan, mutlak olarak biliyormuşçasına, göremese de göreceğinden emin gibidir. İnanmak istemekte ise, inanışa götüren şeylerin yanında aksini gösteren şeylerin çok güçlü olduğu bilgisi var. Fakat hissin, arzunun hedeflediğindeki karanlık noktalar, inanma isteği tarafından boyanır ve kapatılır. İnanmak istemekte aslında buna inanmamam için de çok sebep var, fakat arzum buna sahip olmak istiyor ve inansaydım bu çok kolay olacaktı gibi bir durum var.

İnanmak istediğimiz zaman işte tam da bu yüzden inanışı zedeleyen her şeye rağmen, yorumlamamız yormamız hep inanışa doğru oluyor. Sana inanıyorum demek istiyoruz çünkü sana inanmazsam bendeki sen parçalanır, bendeki sen parçalanırsa sende inşa etmek istediğim ve asıl hedeflediğim o bende hayal mahsulü bir aldanış olarak, bir yıkıntı olarak düşer ayaklarımın dibine. Gerçekliğin karşısında iradem, arzum, kendime ölçtüğüm değer ve rol yenilir. Bu yüzden sen sana biçtiğim role tam olarak uymalısın ve uyabileceğine dair bir inancım olursa sana sarılırım. Sana sarılmak içimin isteğiyse ve inanmam gerekiyorsa, inanma isteği doldurur bakışımı. Merceklerimin yegane ölçüsü olur. Işıkların hepsini seni ve buradan da beni haklı çıkaracak şekilde kırarım. Ve dünya çarpık, yamuk, gerçekten uzak bir hal alır. Bu dünya yalancıdır.

mart havası

bonnie
uzun sürecek gibi görünen bir ay. çünkü bir soğuk bir sıcak bir ılık. ağaçları manyakça takip eden biri olarak 2 mart günü tespit ettiğim bir ağacın mart havasıyla buluşması şöyledir;

zenginsozluk.com/foto
edit; yan çıktı kafanızı sola yatırarak bakınız. te allaım.

erkeklerin dedikodu yapmadıkları yalanı

bonnie
yıllar yılıdır kadına iftira atılarak kadının özelliklerinden biri imiş gibi görünmesine neden olmuş bir propaganda, bir algı yönetimidir.

en halis muhlis dedikodular kahvelerde döner. bire bir şahidim. bir ara bir kahvehanenin bir üst katında oturdum. sabah namazından sonra başlayan ve gece yarılarına kadar dönen dedikoduları balkondan dinledim. tabii bilimsel çalışmalarım icabı.

dedikoducu olmak bence cinsiyete değil karaktere bağlıdır. hodri meydan.

cam güzelleri

bonnie
hüsnü arkan'ın şu an en yeni şarkısı. söz ve müziği kendisine ait. klibi ile birlikte dinlerken ağlatır. klipteki oyuncu sennur noyanoğlu.

hüsnü arkan “insan hikayelerini “anlatmaya devam ediyor.

kadir inanır

indolentexistence
….
+ peki ama şimdi yarın çıkarsak burdan nasıl çalışırsın bunca kitap dosyalar falan iflan
– hepsinin canı cehenneme… insanlık için çalıştık sokakta kaldık, atom fiziği de profesörlük de yerin dibine batsın. adi bir kumarbazın salak kızına rezil olduktan sonra…
– bundan sonra başka bir adam olucam
+ nasıl başka bir adam?
– babamı mezara itenlerden daha gaddar daha insafsız… onun için atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun
+ sen alim adamsın abi başka ne iş bilirsin?
– ama ogrenicem
+ neyi öğreniceksin?
– kumarbazlığı itliği hergeleliği..
+ estağfurullah abi
….

beyaz bayrak

bonnie
milli eğitim bakanlığı ile sağlık bakanlığı arasında imzalanan protokol.
okul sağlığının daha iyi düzeye çıkarılması, hijyene teşvik, yeterli eğitim almış sağlıklı nesiller yetiştirilmesi amacıyla imzalanan bu protokol gereği il sağlık müdürlüğü okulları denetler, 90 puan ve üzerini alan okullara beyaz bayrak verir.

green book

bonnie
oscar ödülünü kazanmış film. neyin nesidir diye bu gece izledim. true dedective 3. sezonda da izlediğim Mahershala Ali' yi bir daha izleme fırsatı buldum. yönetmenliğini Peter Farrelly'nin yaptığı film gerçek bir öyküden yola çıkılarak yapılmış. film 1962 yılı ile başlıyor. ünlü ama zenci bir piyanist ile onun bir süre şoförlüğünü yapacak italyan asıllı tony'nin hikayesi. ikisi de bu uzun yolculukta birbirlerinden çok şey öğrenirler ve öğretirler.
film oscarlık mıdır tartışabilinir ama bir zamanların amerikasında ki hala da nedense öyle düşünüyorum ten renginden dolayı insanlar ayrıştırılmış, ötekileştirilmiş. kendilerini kültürlü hissetmek uğruna izleyip dinledikleri ve alkışladıkları bir zenciyi sahneden iner inmez insanlıktan çıkaran bir dünya.
iki cümle not almışım filmden;
1.dünya ilk adımı karşıdan bekleyen yalnız insanlarla dolu.
2.insanların kalbini değiştirmek cesaret ister.

sevgisiz büyümek

chivalric
herkes anne ve babasının bakiyesidir, bunu zamanla kavrar.

insanda tanıdıkça anlaşılan şeylerden, böyle büyüyen insanların da kendilerini tanıdıkça fark ettiği şeylerden. bir arkadaşla uzun uzadıya konuştuk bunu, sevgiyle büyüyen insanlarla sevgisiz büyüyen insanların farkını. sevgiyle büyümek, insanın temeli sevgi olan bütün ilişkilerini derinden etkiliyor. sevgiyle büyüyen insanların sevgi görmek ve sevgi göstermek konusunda, fark edilen bir dengesi, huzuru, korkusuzluğu oluyor. sevgisiz büyüyen insanların ilk başta fark edilmeyen, sonra sonra çıkan bir tutukluğu olur. bazısı sevmeyi beceremez, bazısı sevilmeyi. bazısı, büyük bir özgüven ve ne hissetmek istediğini bilme haliyle gözlerinin içine bakan insandan gözlerini kaçırır. anne veya babanın sıcak kucağını, güvenini, baş okşamasını bilmeden yetişmiş bir çocuğun hayaleti çoktur ve peşini bırakmaz aslında. gün gelir yuva kurmak, sevmek, aşık olmak arzusuna ulaştığında, bütün o çarpıklığı hisseder, fark eder. işin kötüsü, bunun geri dönülemeyecek bir kayıp olduğunu anlamak otuzlarından sonrasında gerçekleşir. yazgı o zaman parıldamaya başlar, şu yüzüklerin efendisinde bazılarının görebildiği yazılar gibi.

sırf artan düzensizlik yüzünden

magic mushroom
bir bertolt brecht şiiri.

sırf artan düzensizlik yüzünden
bizim sınıf kavgası kentlerimizde
çoğumuz şu yıllarda karar verdik
daha fazla söz etmemeye
deniz kıyısındaki kentlerden, çatılardaki kardan,
kadınlardan,
mahzendeki olgun elmaların kokusundan,
etin duygularından
bir insanı insan yapan ve onu şişmanlatan tüm şeylerden.

ama gelecekte yalnız düzensizlikten söz etmeye
ve böylece tek yanlı, kısır olmaya karar verdik,
ve politika işine adamakıllı dalmaya,
ve diyalektik ekonominin kuru ve "aşağılık" sözcüklerini kullanmaya.

kar tipilerinin (bu tipiler, biliyoruz, sadece soğuk değil)
sömürünün, çekici kadın etinin, sınıflı adaletin
böylesine korkunç, böylesine sıkışık, bir arada yaşamaları
bu kadar çok yönlü bir dünyanın içimizde onaylanmasını
doğurmasın diye
ve zevk alınmasın diye çelişkilerinden
böylesine kanlı bir yaşamın.
anlıyorsunuz.

(bkz:Entropi)

hocalı soykırımı

keskin nisanci
üzerinden tam 27 yıl geçen dünya tarihinin görüp görebileceği en kapsamlı katliam hatta soykırım hareketi. 26 şubat 1992'de hocalı'da katledilen soydaşlarımızı rahmetle anıyoruz, mekanları cennet olsun, toprakları bol olsun. zalimlere ve zalimlerin zulümlerine çanak tutanlara da lanet olsun.

the mentalist

tekel savascisi ahmet abinin yegeni
2008 yılında başlayıp 7 sezon devam etmiş kanımca en underrates kalmış dizilerde top 3e oynar. Patrick jane karakteri kendisine hayran bırakır. Diğer oyuncular biraz donuk kalsa da (cho hariç, kendisi kraldır) bitirdiğim nadir dizilerdendir. İzlerken keşfettiğim şey şu oldu ilk defa bir karaktere bu kadar benzemek istemiştim. Ayrıca kızıl sevdamla da birleşince grace van pelt karakterini oynayan amanda righetti'ye de aşık olmuştum ki olmamak elde değil.

Dizi manüplasyon ve zekası ile insanları kandırarak para kazanan patrick jane'in karısı ve kızının seri katil red john tarafından öldürülmesi ile başlıyor. O günden sonra polisle çalışmaya başlayan patrick red john'un da peşindedir. Red johnlu bölümler dışında polisiye olayları izlediğimiz dizide bruno heller dayı red john konusunda sıçsa da 6 sezon çok güzel gelmiştir.

galata kulesi

bonnie
Galata köprüsünden kulenin görünmesiyle ne var nasıl bir yer diye gittiğimiz yer. Oradan bizi çağırıyordu zaten gelsenize gelsenize diye.bayırları, merdivenleri çıktık ve upuzun bir kuyruğun sonuna eklendik. 12 lira tam, 7,5 öğrenci fiyatı. 1638 yılında sen ne içtin de uçtun eyy hezarfen. Cidden sana saygılar.

mimar sinan

turuncu gemi
kanaatimce mimarlık mesleği güneş altında icad edilmiş en dahiyane mesleklerden biridir. başka hiç bir meslek bilmiyorum ki sanat ve teknik bu kadar güzel bir biçimde dans etsinler. zannımca yaşamış en büyük mimar olan sinan ustamız bugün kayseri'ye bağlı olan ağırnas'lıdır. türkiye'nin hemen hemen bütün kentlerinin mimarisini, dünya'daki kentlerinse bir çoğunun mimarisini inceleme şansım oldu. mimari anlamda en yüksek kaliteye sahip kentler, kayseri ve ağırnas'dır. tabii ki bunda hayata ermeni bir duvar ustası olarak başlayan sinan'ın payı büyüktür.

bugün dünyanın en güzel mimarisine sahip olan kayseri'nin ortasında iğrenç bir hilton kütlesi vardır. şehir çirkin bir tranvay yoluyla ikiye bölünmüştür. osmanlı'dan kalan sayısız güzel türbe çürüyor.

ağırnas'da ise pamuklara sarılıp saklanması gereken yapıların etrafında her gün yeni toki binaları yükseliyor.

bir bütün ulus ve tüm siyasi anlayışlar olarak, her şeye çok yazık ediyoruz.

çomar demenin verdiği haz

bonnie
çomarı siyasi düşünce türlerine göre mi tarzına göre mi desem ayırmaya kalkanlar olmuş. birini çomarlaştırırken birini çaktırmadan yüceltmeye çalışmak cidden olmamış. çomar nedir? sanıyorum bir düşüncenin arkasından körü körüne giden insandır. yani körü körüne cahil olmaktır. birinin çomarının diğerinin çomarından ne kadar cahil olduğunu anlamsız ve manasız şekilde, ilme ve bilime dayanmadan eleştirmesi maalesef ki çomarlığın dik alasıdır.

aşk olsun

bonnie
ezginin günlüğü'nün "dargın mıyız" albümünden bir şarkı. söz ve müzik nadir göktürk' e ait. sanki bu şarkıyı ben hiç dinlememişim gibi. kendime şaşırdım. ya da unutmuş olabilirim.

Avcı vurdu, yaralıyım
Giyindim kuşandım, karalıyım
Sen de çek git, sen çek git istersen
Ben doğuştan, buralıyım

Karıştı aklım, gittin diye sen; ah, çözmek gerek yeniden
Silindi yüzün, ne gelir elden; ah, çizmek gerek yeniden
Eskitir adamı yıllar birden; formatlamak gerek yeniden
Bu hayat beni yordu dersen; aşkla yıkan o zaman, yenilen

Aşk olsun da, düş olsun
İster sonunda yaş olsun
Günler, gecelerde yaşananları
Kim unuttuysa taş olsun
Aşk olsun güzelim, aşk olsun

yüzün bende solacak

bonnie
yılmaz odabaşı'nın mükemmel bir şiiri. "bizi zaman yenecek"

bu aşkın nüshası şarkılarda
aslı bende kalacak
bizi hasret saracak
bulutlar çıldıracak

ayrılık başımı döndürüyor
kavuşmayı özlettin
intiharlar kuşandım
bu aşkı sen kirlettin

geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri
ellerini tutmazsam yatamam geceleri…

bu aşkın nüshası rüzgârlarda
kahrı bende duracak
sende ihanet canım
bende matem olacak

bu aşkın efkârı şarkılarda
yüzün bende solacak
bizi zaman yenecek
ve anılar kalacak

geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri
ellerini tutmazsam yakarım geceleri!

istanbul un 7 tepesi

bonnie
konstantinapolis zamanından kalma 7 tepedir.günümüzde suriçi denilen tarihi yarımadada yer alan 7 tepe şunlardır;

1. Topkapı Sarayı tepesi
2. Çemberlitaş tepesi
3. Beyazıt tepesi
4. Fatih tepesi
5. Yavuzselim tepesi
6. Edirnekapı tepesi
7. Kocamustafapaşa tepesi

ah ne şiirlere ne şarkılara konu olmuştur bu 7 tepe ki pek çoğu tepe bile değildir.

çocuğuna kendi mesleğinden ad vermek

bonnie
bu tarz insanlar epey var çevremizde. tabii en şanslı meslekler coğrafyacılar bence bu konuda. çünkü pek abes kaçmıyor artık dağ, nehir, hatta şehir adları koyulması çocuklara. son zamanlarda din ile ilgili meslekleri de dahil edebiliriz buna. edebiyatçılar da şanslı grup elbette. diğerlerini pek düşünemiyorum ben.
ancak şu anki mesleğimle erkek evrak, kız evraka olurdu herhalde. ne diyom ben:(