confessions

magic mushroom

2. nesil Yazar - Alışmaya çalışıyor

  1. toplam entry 152
  2. takipçi 6
  3. puan 1747

türkiye de kadın olmak

azrailin regl donemi
zordur.

çok güzel bir kadın olabilirim. dudaklarımdaki kırmızı ruj, bacaklarımın pürüzsüz oluşu, vücut hatlarımın keskinliği ağzınızın suyunu akıtıyor olabilir. bazan insani yönünüz devreye girdiğinde, şefkat şelaleleriniz aşka geldiğinde kırılganlığım, üzüldüğümde ağlıyor oluşum ve içimdeki yaşanmamış arzuların bıraktığı yıkıntıların oluşturduğu ağlamaklı yüz ifadem sizi sersemleştirebilir. bazan da beni anlamak için hayatınızın 30 derecelik açısıyla bakarak anlamaya çalışıyor ama hüsrana uğruyor olabilirsizin. haklısınız.. Azrail güzel bir kadın; anlaşılmaz, ulaşılmaz, alımlı ve delici bakışları olan seksi bir kadın. mavi gözlerimde kaybolmak için her şeyinizi verirsiniz, biliyorum.

isteklerim basittir. güzel bir söz duymak da yeterdi bazan. fakat bu sizi cesaretlendirmesin sayın "yakışıklı ve aynı zamanda mükemmel alfa" erkekler. zira içinde kaybolmaya değecek, ardında bir okyanus barındıran mavi gözlerime söyleyeceğiniz süslü iltifatlar fayda etmeyecektir.

sahte sevgi sözcüklerinize karnım tok artık. çünkü siz erkek oluşunuzu fark ettikçe ve büyüdükçe bende bulunan dolgun bir çift memenin ardında bir kalp olduğunu unuttunuz ve size aşkla bakan gözlerimin gönderdiği sinyallerle size derin, bitmez tükenmez bir sevgi besleyen zihnimi ve kalbimi görmezden geldiniz. seksüel yanım haricinde beni ben yapan ve size ilgi duyan yanımı yok saydınız.

eğer bu yüzden burada da dahil bana bu güzelliğimden etkilenip yaklaşmaya çalışan olursa sopayla kovalayabilirim.

seksi bir kadın olan azrailin regl donemi bacınız sizi selamlar sevgili güzel ama kalbi kırık kadınlar. gecenizin bu gece bir kereliğine bile olsa hiç olmadığı kadar güzel geçmesi dileğiyle..


paris sendromu

olacak o kadar
özellikle japonlarda görülen geçici psikolojik rahatsızlık.Fransa'nın başkenti olan Paris'i ziyaret eden Japon vatandaşlarda görülmüştür. Genelde seyahatleri sırasında bir sinirsel patlama yaşarlar, bu aynı zamanda dünyanın başka yerlerine giden Japon turistlerde de görülmektedir.

Bu durum kültürel şokun oldukça yoğun ve sert bir hali olarak görülmektedir, öyle yoğundur ki anksiyetenin fiziksel ve duygusal belirtileri ortaya çıkar, gerçeklik algısı kaybolur, hatta kişi halüsinasyon görebilir.

Paris'i her yıl ziyaret eden 6 milyon turistten sadece 20'si bu sendromdan etkilenmektedir.

ha, allah başka dert vermesin, o başka konu.

toplu taşıma araçlarındaki ücret adaletsizliği

azrailin regl donemi
ücret? baştan yanlış yazılmış başlıktır. toplu taşıma zorunlu ihtiyaçtır, belediye otobüslerinin ücretli olması, emekçiye verdikleri parayı geri alma biçimidir. bitti mi? bitmedi!
eğitim, barınma, internet ve yine zorunlu ihtiyaç olan elektrik, doğalgaz, su ve giyimin belli bir sınır koşuluyla ücretsiz olması gerekir. bunları kabullenmekle yetinmeyip sisteme koyun gibi bağlı kalarak gereğinden fazla yeni ürünlerle savaş veren bir tüketici modeli var günümüzde.
sadece robot gibi çalışan ve sadece tüketen bir proletarya modeli sadece bedenlerimizi yormuyor, ruhsal yaşamı da olumsuz etkiliyor. bütün sistemler ve politikalar toplumların düzeni adına diyalektikler sunsa da bireyin ruhsal durumunu es geçti. ruhsal sorunlar da gizliden gizliye giderek büyüdü, insanlar günlük sorunlarını eline zincirle bağlanmış olan o hayal dünyası ile unutmaya çalıştılar. fakat bu bir sigara içicisinin "sigara sitresimi azaltıyor" demesinden farksız.

halklar uyumaya devam ettikçe bu düzen böyle gider. ben bu süreçte ne mi yapacağım? bazıları sadece dünya'nın yok oluşunu izler.

bir ilişkiye hazır olmak için gerekenler

zengin sozlugun fakir yazari
genellikle kadınların kullandığı bir söz öbeği olan ilişkiye hazır değilim sözündeki hazırlık nedir sorusuna cevap bulabilmek amacıyla açılmış bir başlık.

neye nasıl hazırlanıyorsunuz tam olarak. ilişkiyi ne olarak görüyorsunuz ki hazırlık gerektiriyor? planlı programlı bir şekilde aşık olmayı kim başarmış ki siz bunu kendinize amaç ediniyorsunuz? yoksa bu çok daha farklı bir konu mu? ilişkiye başlamak için maddesel bir hazırlık mı gerekiyor?

kısacası ne lan bu sözün anlamı niye laf kalabalığı yapıyorsunuz olum istemiyorum deyip geçsenize.

toplu taşıma araçlarındaki ücret adaletsizliği

zengin sozlugun fakir yazari
Artık dur denmesi gereken ama her haksızlık karşısında olduğu gibi buna da kimsenin ses etmediği hırsızlık. Evet hırsızlıktır. Alenen üreten kesimin parası çalınıyor.

Asgari ücret ile çalışan bir işçinin 8 lira ücret ödediği bir hizmete 6 milyar maaş alan polis memuru, elini kolunu sallayarak biniyor. 2 kuruş fazla kazanmak için saatlerce mesai kasan bir adamın 5 liraya bindiği dolmuşa 65 yaşina kadar bir sikime yaramamış asalak, sikinin keyfine binip iniyor. Ev ekonomisine destek olmak için akşama kadar fabrikada çalışan ablanın 4 lira verdiği dolmuşa günde 3 saat sırf kız görebilmek, sırf ego tatmin etmek, sırf dudak büküp fotoğraf çektirmek için okula giden geriye kalan kısmı cafelerde harcayan israflar 1 lira ödüyor.

Birilerinin nefesini keserken birilerine destek olmak ne demek ya. Bu nasıl bir mantık amk. Herkese 2 lira olsa herkes rahat etse ne olur yani. Ne yapıyor o polis terörist yakalamaya dolmuşla mı gidiyor? O öğrenci artan parayı eğitimine mi harcıyor? O asalak o parayla yararlı bir iş mi yapıyor? Üreten kesime bu kadar yüklenmenin mantıgı nedir ya?

pcr

adini yavsak koydum taylan in yolu
polymerase chain reaction

metod basitçe, nükleik asitlerin uygun koşullarda tüpte çoğaltılması şeklindedir.
spesifik bir dna parçasının kopyalarının
primerler tarafından yönlendirilerek enzimatik olarak sentezlenmesi şeklinde tanımlanan invitro(canlı dışında,tüpte) bir yöntemdir.

yöntemin temeli, çoğaltılmak istenen bölgenin iki ucuna özgü, bu bölgedeki baz dizilerini tamamlayıcı bir çift sentetik oligonükleotid primer kullanılarak, bu iki primerle sınırlandırılan genin enzimatik olarak sentezlenmesine dayanır.


kalıtsal hastalıklarda taşıyıcının ve hastanın
tanısında, prenatal tanıda, klinik örneklerde patojen organizmaların saptanmasında, adli tıpta, onkogenesisin araştırılmasında,
klonlamada, gen tanısı araştırmalarında, nokta mutasyonlarının belirlenmesinde bu teknik kullanılır

japonya

adini yavsak koydum taylan in yolu
sanıldığı gibi sıcak kanlı olmayan, başka ülkelere gittiklerinde sıcak görünen ama kendi ülkelerinde dünya'nın en buz insanlarına dönüşenlerin ülkesi.

bu ülkede yabancıysanız, her zaman dışlanırsınız. sokakta ölseniz üzerinize basıp geçerler.

diğer yandan aşırı ataerkil bir topum. insanlar centilmenlik denen şeyin varlığından bihaber. kadınlar iş hayatında medyada görüldüğü kadar aktif değil.

japonlar da öyle sandığınız gibi melek değiller. aşırı aşırı kinci insanlar. ki en çok savaş suçu işleyen ülkedir japonya. savaş esirlerine yaptıklarını kaynaklarıyla beraber görebilirsiniz.

'japon değilsiniz buraya giremezsiniz' diyen bodyguardlarla karşılaşmanız da olası. öyle iki ilhan mansız alkışlayan, türk dizisi izleyen japon gördünüz diye sevgi kelebeği sanmayın yani bunları.

eğer sıcak kanlı ve türklere karşı sempati besleyen ülke görmek istiyorsanız; güney kore idealdir.

hayata dair iç burkan detaylar

adini yavsak koydum taylan in yolu
Üç ay önce ablam çok ciddi bir beyin ameliyatı geçirdi. Hâlâ tam olarak kendini toparlamış değil.

Uyandığı zaman sadece beni hatırlamış. Annemi, babamı değil. Sadece beni. O da sadece küçüklüğümü hatırlıyor. Beni görünce birine benzetti ve anlatmaya başladı:

- benim kardeşim var bir tane. onla top oynarken, benim arkadaşım gelmişti ve kardeşimi bırakıp gitmiştim. Çok ağlamıştı kardeşim.

Sonra birden ağlamaya başladı. Elini tutup 'affetmiştir seni' dedim. ' Hayır affetmedi, affetseydi gelirdi. Dün bana seninle konuşmayacağım dedi' dedi. Sonra ağlaya ağlaya uyudu yine...

İşin garibi dün dediği olay 20 yıl önceydi. O an üzerimdekileri yırtıp camdan atlamamak için zor tuttum kendimi.

Ablalar güzeldir. Ablalar hep yaşasın.

magic mushroom

azrailin regl donemi
köşe başındaki dükkana sürekli çay içmeye gelen haydar abiye benzettiğim yazar.

o da bunun gibi. 120 kilo, 150 boyunda. sivilcenin yüzü var. değüşük filmler izleyip beyin mıncıklaması yaşar, yetmez, aynını bize de yaşatır. öyle bi çılgın bu haydar abi.

bu yazarı gördükçe kıllanıyorum hep. lan yoksa??

haydar abi sen misin?

remzi de olur, fark yapmaz.

magic mushroom

zengin sozlugun fakir yazari
son zamanlarda yaşadığım en büyük aydınlanmalardan birisinin mimarı. daha temiz çevre daha sağlıklı ilişki daha özgür gelecek mottosuyla yapılacak devrimin öncülerinden olacaktır. lideri de olabilir bilemiyorum.

klavyesi güçlü, konu yelpazesi geniş sanırım buraları da sevdi. Hep yazsın okuyacak birileri mutlaka bulunur.

din tüccarı

zengin sozlugun fakir yazari
En karlı meslek gruplarından birisi.

Yol, yemek, sigorta, agi, prim, freelance çalışma, bol mesai. iş hayatında aklınıza gelebilecek her türlü avantajın var olduğu bir meslek. Tek yapmanız gereken sakal bırakmak, şalvar giymek ve abdest almayı bilmek. Birkaç arapça söz ezberleyip bir de usturuplu sallamayı becerirseniz tamamdır. Hele saglam bir tahmin yapıp o tahmini tutturursanız uçmaya hazır olun.

(bkz:şeyh uçmaz murit uçurur)

herşeyin sonunun ne yapsak boşa'ya çıkması

zengin sozlugun fakir yazari
Türkiye'deki her olayın sonunun ne yapsak boşa'ya çıkma durumu demek istemiştim ama o kadar karakteri kaldıramadı sözlük.

Ülkemiz de sanat, spor, siyaset, edebiyat, ilişki, iş hayatı, sosyal hayat kısacası her alan, her şey yozlaşmış ve değişime ihtiyaç duyan bir halde varlığını sürdürmekte. Aslında bu yozlaşmadan rahatsız olan büyük bir kitle de var ama bu kitle tecrübelerine ve öncekilerin denemelerine güvenerek harekete geçmek yerine ne yapsak boşa diyerek işin içinden sıyrılmayı seçiyor.

Sonucunda da -dogal olarak- yozlaşma geri dönüşü olmayacak bir şekilde yayılmaya devam ediyor. Bıçak kemiğe dayandığında da ortaya destanlar ve kahramanlar çıkıyor. Yitip giden onlarca canın yanında.

(bkz:çanakkale savaşı)
(bkz:sağ-sol olayları)
(bkz:1980 ihtilali)
(bkz:15 temmuz darbesi) (yitip giden canlar kategorisi)

Bıçağın kemiğe dayanmasını beklemeyelim dostlar. Nerede hareket orada bereket demiş atalarımız.

fitness salonu

zengin sozlugun fakir yazari
Kayıt olmayanı özellikle ayna karşısında fotoğraf çektirmeyeni buldukları yerde dövüyorlar herhalde.

10 yaşındaki çocukla 50 yaşındaki amcanın yan yana terden yapış yapış olmuş aletlerle garip hareketler yaptığı, kendine has igrenç bir kokuya sahip mekan. Son yıllarda açılım hızında çiğ köfteci ve tavuk dönercileri geçerek zirveye yerleşmiştir. Her köşebaşında bir tane olmak zorundaymış gibi 4 tane duvarı olan her yere açılmışlardır.

Kadınların acilen tofaşçılara ve dar tişört giyerek karşı dağları ben yarattım edasında yürüyen oksijen israflarına dur demesi gerekiyor. Etkilenmediğinizi söyleyinde kurtulalim hanımlar.

başkasının yerine karar vermek

zengin sozlugun fakir yazari
Bir annenin varoluş amacıdır. Çocuğun yaşı kaç olursa olsun annenin haberi olan bir konuda karar veremez. Ağanın poğunun üstüne poğ olmaz misali söylediği söz son sözdür aç değilsen bile yemek yersin, uykun olmasa bile uyursun. Baba versiyonunda ise sözelci mühendis, evli homoseksüel, türbanlı marjinal olma ihtimaliniz vardır.

levent kırca

fiorabella
"Asıl ölümden korkanlar çalıp çırpanlar, halkı kandıranlar, Cumhuriyet'e zarar verenlerdir. Türkiye Cumhuriyeti'nde hayatını sanatına adamış bir oyuncu olarak görevimi yaptım, alnım ak, gönlüm rahat. Şu an ölsem gam yemem. Ölmeye hazır olmak da önemlidir. Alkışlar aldım, kalpler kazandım."
büyük ustayı saygıyla anıyorum.


eşcinsel düğünü

fiorabella
birbirini seven ve hayatını birleştirmeye karar veren iki kişinin düğünü. videoyu sosyal medyada gördüm. izmir'de düğün oldu diye yazılmış ama düğün almanya'da olmuş sanırım.
konuya geçelim. bu çiftin neredeyse "katli vaciptir" fetvası çıkarılmış. bu olaya çıldıran bazı yurdum insanları çocuklara ve hayvanlara tecavüz edip öldüren sapıklara, vakıflarda din eğitimi almaya giden erkek bebelerin ırzına geçen sübyancılara, mafya baronlarını serbest bırakmak için çıkarılmasına çalışılan affa, kadına şiddete neden ses çıkartmıyor acaba?
çifte mutluluklar diliyorum. bu hayat onların ve istedikleri gibi yaşarlar.



james clarence mangan

adini yavsak koydum taylan in yolu
1803-1849 yılları arasında yaşamış irlandalı şair. türklere olan aşırı sevgisiyle bilinir.

kendini ruhen karaman'a ait hisseder. türkçe yazdığı şiirlerde karaman hasreti fazla yer bulmuştur.en bilinen şiirlerinden biri karamanian exile yani karamanlı sürgündür.

hatta oxford şairler antolojisinde kendisi türk şairleri içinde yer alır. kendisinin bir türk'ün reenkarnasyonu olduğuna inananlar bile vardır.

big fish

ruzgara karsi iseyen adam
Tim burton'un en iyi filmi olduğunu düşündüğüm yapım.
Adeta büyüklere masallar tadında. Burton'un bir çok filmini severim. "Makas eller, ed wood, hayalet süvari, noel gecesi kabusu..." şuan ilk aklıma gelenler arasındalar. ama big fish'in yeri ayrıdır. magic mushroom'a katılıyorum, bu film yönetmenin ustalık eseridir.

1 dakikalık kapı açmaya 50 lira alan çilingir

ruzgara karsi iseyen adam
picasso'nun meşhur hikayesini akla getiren çilingirdir.

Picasso bir lokantada otururken onu tanıyan garson, picasso'ya kağıt uzatıp üzerine bir resim çizmesini ister.
Picasso tamam der ve hemen bir resim çizer. 5 dakika içinde kağıdı garsona verir ve bin dolar ister. 
Garson istenen parayı çok bulur, “Ama 5 dakikada çizdiniz. Bunun için bin dolar mı istiyorsunuz?” diye tepki gösterir.
Picasso'nun cevabı: "Sadece 5 dakika değil, 40 yıl artı 5 dakika..." olur.

Entry konusu olan çilingirimiz için de benzer bir durum söz konusu.

soğan kabuğundan çay üretmek

miyesmikcih
bir zamanlar kurnazlar boş viski şişelerini toplayıp, soğan kabuğunu kaynatarak alkolle karıştırır ve su takviyesiyle gece kulüplerine pavyonlara satardı.
demek ki üniversiteler soğan kabuğundan çay işine el atmışlar, onlar çoktan denendi. biz gazoz ile çayı karıştırıp içki elde eden nesiliz.
şimdiki üniversiteler boş işlerle uğraşıyorlar. ulan armut çayı bile var ama adı çay, bitkisi armut. soğan kabuğundan gemiler yapın, millet çoktan karpuz kabuğundan gemiler yapıp ödülleri topladı bile.
üniversitenin boş işler bölümü.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

adini yavsak koydum taylan in yolu
İnsanın huzursuzken mutlu olabileceğini anladım. Veya mutluyken huzursuz. Huzur her şeyden ayrı bir kavram üstadım...

Çok radikal bir kararla gittim askere. Kendime bakamazken, üzerine bir de emrime 20-30 asker verildi.

Sarp dağların ardında güneş kolay doğmuyor... O kemiklerinin içini üşüten soğuk, o ölüm kokulu alacakaranlık içinde yaşamak asla ama asla kolay değil.

Bir de insan beyni çok garip. Hiçbir şeyi unutmuyor, sadece o anılara giden yollar köreliyor zamanla. Ama beklemediğiniz bir anda öyle bir şey oluyor ki unuttum dediğiniz şey beyninizde şimşek gibi çakıyor. Silah sesleri arasında hatırlıyorsun her şeyi...

4 yaşımda beni hortumla kovalayan Zühre teyze 20 yıl sonra geldi aklıma, dedim çoktan ölmüştür. Tanrı rahmet etsin...

Çocukken, Yanında mantar patlattığım için korkan köpeğin iniltisini bir kere daha duydum sanki. Unuttuğumu bile unutmuştum oysa.

Sonra birkaç yıl önce yazdığım sözlük olan instela'da yüzlerini bile görmeden birkaç kere muhabbet ettiğim insanlar geldi... 'tamam taylanım' diyen kişi, konuşmaları 'görüşürüz hee' diye bitiren kişi, selam verirken 'kalpten kalbe bro' diyen kişi ve hatta durduk yere 'bir insan hem esmer hem taylan olup nasıl yavşak olamaz' yazan kişi falan geldi aklıma... Ne yapıyorlar dedim acaba. akıllarına geliyor muyum, beni unutmuşlar mıdır acaba?... Unutsunlar da zaten...

Ve hatta ilkokulda aşık olup silgimi verdiğim kızı, ertesi gün o silgiyi elinde gördüğüm kızın aşık olduğu çocuğu düşündüm... Dedim unutmuşlar mıdır acaba?


Unutmamışlardır. Hiçbir şey unutulmuyor. Dedim ya, sadece o anılara giden yollar köreliyor. Hiç beklemediğin anda da çakıveriyor beynine... Hiçbir şey unutulmuyor yani.

Yazının başında mutluluk ve huzur kavramlarından girmiştim ama ne oldu da unutmak be unutmamak kavramlarına girdim bilmiyorum. Siktir edin zaten. Durumlar öyle işte..

attila ilhan

quares
Yaşayan mısraların kalem tutan adamı 1925 yılının Haziran ayında Menemen'de dünyaya geldi. İzmir'in okul sıralarından babasının memuriyeti sebebiyle gezip dolaştığı şehirlerdeki sıralarda ilk ve orta eğitimini tamamladı. İlhan'ın şiirle tanışması da çocukluğuna rastlar. '' Benim şiirle ilgilenmem de romanla ilgilenmem de ailemin aydın insanlar olmasına bağlıydı. Çünkü evde babam mütemadiyen şiir okurdu, annem birçok şiiri ezbere bilirdi.'' ( Nâm-ı diğer kaptan - söyleşi Selim İleri s.11 ) diyerek ailesinin onun şiir serüvenine başlamasında etkin rol oynadığını dile getirir. Adı ''ilkbahar'' olan ilk şiirini de ilkokul üçüncü sınıftayken yazmıştır. Babasına ''ben şiir yazdım'' diyerek şiirini gösteren Attila İlhan, babasından '' çok güzel '' iltifatını almasına rağmen babasının, annesine dönüp '' hiçbir şeye benzemiyor '' dediğine de kulak misafiri olur.. Bu zamanlar küçük İlhan'ın içinde futbol merakı uyanıyor ama henüz hangi takımın taraftarı olması gerektiğini bile bilmiyordu. Galatasaray'ın Fenerbahçe'ye 6-1 yenilmesinin ardından Galatasaray taraftarı olduğunu söyler. Mağlup tarafta olmaya o yıllarda başlar Attila ilhan ve bütün hayatı boyunca bu tutumunu sürdürür. Yine öğrencilik yıllarında kendisini etkileyen şiirleri şöyle sıralar: Faruk Nafız Çamlıbel'in '' han duvarları '', Necip Fazıl Kısakürek'in '' otel odaları '' ve son olarak Mehmet Akif Ersoy''un bir şiiri... (Nâm-ı diğer kaptan - söyleşi Selim İleri s.33)


Nazım Hikmet Ran'ın bir şiiri sebebiyle İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıf öğrencisiyken 1941 yılında tutuklandı çocuk Attila İlhan. Sevdiği kıza gönderdiği mektubun arasında yıllar sonra kurtarmak için memleketini terk edeceği şairin şiiri bulunmuştu çünkü ve bu şiir okuldan uzaklaştırılmasına neden olmuş üç hafta gözaltı, iki ay hapis hayatını tattırmıştı 16 yaşındaki Attila İlhan'a. Tutuklanma sürecini şöyle anlatır Attila İlhan:
'' Öğleye doğruydu ve matematik dersiydi. Kırık notu düzeltmek için matematiğe çalışıyorum. Sınıfa matematik hocamız girdi, arkasından da müdür muavini girdi. Müdür muavini hocaya bir şeyler söyledi, konuştular. Hoca bana döndü, '' 146 Attila '' dedi. Ayağa kalktım. Müdür muavini '' seni biri görmek istiyor '' dedi ama adamın yüzünden düşen bin parça. Gittik, odasında bir adam oturuyor. '' Seninle gideceğiz '' dedi. '' Nereye gideceğiz ?'' dedim ben. '' Gidince görürsün '' dedi. Döndüm müdür muavinine, '' gideyim mi ? '' diye sordum. '' tabii tabii gitmen lazım '' dedi. Okuldan çıktık. Hiçbir şey söylemiyor adam. Adam sivil, polis olduğunu vapura binerken bilet almadı, o zaman anladım. Benim paso vardı. Kafamdan kuruyorum, ne hata yaptım diye düşünüyorum...Beni Karşıyaka komiserliğine götürdü. Orada beni sorguya çektiler, bazı şeyler sordular. Sordukları şeyler öyle vahim görünmedi bana. '' ( Nâm-ı diğer kaptan - söyleşi Selim İleri s.42-43 )

Tutuklanmasına sebep olan şiiri mektup içinde yolladığı kızın adı '' Vacide ''ydi. O gün, o polislerle birlikte Vacide'yi ilk defa adam akıllı görüyordu ve ona şemsiyesini vererek kodesin yolunu tutuyorlardı beraber. İlhan'ın edebi hayatında sürekli yer işgal edecek '' sevgili - hapis - polis '' üçgenin temelleri de o yağmurlu günde İzmir'de atılmış oluyordu böylece. Eğitim hayatı devlet tarafından yasaklı hale getirilmişti. Hapisten çıktıktan bir kaç yıl sonra yine devlet tarafından mahkeme kararıyla aldığı eğitim hakkını İstanbul Işık Lisesi'nde kullandı. İşte o lise yılları Attila İlhan'ın şiirlerine de konu olan dönemin meşhur Sansaryan Hanı'yla tanışma vaktine denk düşüyordu. '' Yeniden. O gün ,cumartesi günü, sinemaya gidecektim, cebimde sinema bileti. Sinema yerine tramvaya bindik, Sirkeci'de indik. Ve ilk defa Sansaryan Hanı'yla tanışmış oldum. Götürdüler, bir hücreye koydular. Gözlüklerimi aldılar.'' ( Nâm-ı diğer kaptan - söyleşi Selim İleri s.72)

Şiirler yazıp çiziyor ama bunları pek ciddiye almıyordu İlhan, nihayet lise talebeliğinin son yılında amcasının kendisinden habersiz olarak '' Cebbaroğlu Mehemmed '' şiirini bir yarışmaya göndermesiyle Attila İlhan o yılların en prestijli yarışmalarından birinde ikincilik ödülünün sahibi olmuş bir şair haline gelmişti. Babası ve amcasının kendi deyimiyle ''kumpas'' kurarak haberi olmadan şiirini gönderdikleri bu yarışmanın sonucunu Behçet Kemal Bey'in mektubundan öğrenen Attila İlhan büyük şaşkınlık yaşar ve önce reddetmeyi düşündüğü bu ödülü, amcasının, babasının ve yakın arkadaşı Faruk'un ısrarı sonucu kabul eder. O yıl kendisini ''şair'' yapan bu yarışmanın birincisi Cahit Sıtkı Tarancı, üçüncüsü Fazıl Hüsnü Dağlarca ve ikincisi ise henüz lise talebesi olan Attila İlhan'dır. Jüriyi de önemli isimler oluşturuyordur: Tanpınar, Behçet Kemal Çağlar, Ahmet Kutsi Tecer, Nurullah Ataç.. Ne gariptir ki onu Nazım şiirinden 16 yaşında hapse atan CHP yönetimi yine aynı Attila İlhan'a yazdığı şiir dolayısıyla bu ödülü vermiştir. 1946 yılında sonuçlanan bu yarışma sebebiyle tanınırlığı artmıştı Attila İlhan'ın. Oysa A. İ. Beteroğlu takma adıyla ''Gün'' dergisinde şiirleri yayımlanıyordu bu genç şairin ama çevresi solculardan ibaretti sadece.

zengin sözlük

azrailin regl donemi
isyan çıkarmamız gereken mekan. yeter artık yether! maaşlarımız neden yatmıyor sayın icgqhs!

ben bi esnafım ben bi esnafııım! açıyorum her sabah dükkanı, azrailin regl donemi yazarlık, yardım ve yataklık l.t.d. ş.t.i.'yi, akşama kadar işler kesat. ne bir kız düşürebiliyorum ne de maaşımı alıyorum yahu! kız varmış herhalde burada' diyerek geldim ama o da yok. ayın 11i oldu ve halen maaşlar yatmadı. yahu zaten sigorta yatmıyor, yemek de verilmiyor bari maaşımızı verin, evde çoluk çocuk aç. gece işe mi çıkayım ille de ayol?

darbe planları dönüyor sözlükte sayın icgqhs, indireceğiz seni.

tamam ya sinirlenme, anamı da alır giderim ıq ne kızıyon.

lan mı? canın sağolsun.

mustafa hakkında herşey

kozmos
filmin son sahnesi çok başka..
*
kafasına silah dayanan fikret sigarasından derin bir nefes çektikten sonra ağlalamaklı bir şekilde:
-''çok yalnız kalacağım abi burda be.. baksana koca orman. ben bi başıma. 'ölüp gidicen' diycen ama, ne bilim işte insan şe ediyo..''
fikret ateş böceklerini görür.
-''şunlara bak abi.. ne güzeller... ateş böceği mı bunlar? ben ömrümde ilk defa görüyom bunları.. daha önce çok duydum da.. tabi.. orman ya burası..vay mübarekler..şunların güzelliğine bak be abi..''
mustafa orayı terk eder.
fikret: ''abi''..
fikret, tedirgin bir şekilde bir nefes daha çeker sigarasından.
fikret: ''mustafa abi?... abi?..abi''..

tinerci kuşlar toplatılsın

azrailin regl donemi
artık yapılması elzem olmuş uygulamadır. küçük köpekler kedileri kovalayınca üzülüyorum. kediler kuşları kovalayınca üzülüyorum. kuşlar bizim balkona sıçınca sinirleniyorum. o zaman kahrolsun kuş!
demek ki beni bu hayatta tek sinirlendiren canlı sokak kuşları. elli kez dedim sokak kuşları toplatılsın diye yahu.

kynodontas

espwa
etkisinden halen çıkamadığım yunan menşeili başyapıt. şartlandırılmışlık...dünyadan, hayattan, gelişmelerden izole edilmişlik... hayatını nasıl yaşayacağının muktedirler tarafından dayatılması... katı kuralcılık ve kurallara, düzene uymayanın cezalandırılması.
orijinal bir şeyler olsun artık deyip dururuz. işte o tam da bu film. ama herkesin anlayacağı anlamlandırabileceği tarzda değil.

oda arkadaşı

azrailin regl donemi
hiç bir zaman olmasını istemediğim arkadaştır. bu kocaman bir saçmalık zaten! aynı oda aileden biri değilse başka biriyle asla paylaşılmamalı. ha belki ev arkadaşı olabilir ama o da benim kurallarıma uyacak birisi olması lazım.

obsesif geçmişi olan ben için ailem ile yaşamak bile zor iken ne yapacağını tamamen kestiremeyeceğim biri ile bu imkansıza yakın. kontrol manyaklığım da cabası. takıntı hastalığımı yıllar önce tamamen beni sarmadan kendi çabalarımla dizginlememe rağmen bir ev arkadaşım var ise;
asla yemek yerken parmaklarını yalamamalı. bundan nefret ederim. elini ayağına sürmemeli de. bu da iğrendirir beni. bu ve benzeri hareketleri yaptıysa hemen banyoya gidip elini yıkamalı bu arkadaş. bunu yapmaya giderken banyonun ışığını elinin tersi ile açmalı, kapısını elinin tersi ile açmalı ve çeşmeyi de elinin tersi ile açmalı. hiç bir şey olacağından değil aslında. sadece o elindeki bulaşmış belki de olmayan mikroplar ya da dokunuş diğer objelere bulaşmayacak ve ben de özgürce yaşayabileceğim. ha elini yıkamaz ve o eliyle kumandaya ya da diğer sürekli ele alınan bir objeye dokunur ise o objelere artık elimin tersiyle bile dokunmayacağım belki de.
hatta şuan ailemle yaşadığım evde evin tv kumandasına dokunmuyorum hiç bir zaman. zaplamak istersem başkalarına söylüyorum.

takıntılarımı geçtim benim alanım özel olmalı ve özgür olmalıyım. gitarımla takılırken odadaki bir elemanın buna karışması benim için kabustan farksız olurdu. bana ait olmayan rahatça takılamadığım bir oda benim için hapishane olur ancak. böylesine değerli eşyalarıma masum bir dokunuşu bile namus davası yapacak olmam da cabası.

yani siz ne biçim insanlarsınız ki ulan 3-4 hatta 7 kişi ile bir odayı paylaşıyorsunuz? hiç demeyin şimdi biz de senin gibi düşünüyorduk diye. gerekirse aç kalırım yine de tek başıma bir eve çıkarım. ev arkadaşı da neymiş ulan! özgürlüğüm kısıtlanıyorsa ve kontrol bende değilse hayat benim için çekilemez oluyor ve potansiyelim hapis ediliyor. sırf bu bile yetiyor!

kyk'nın canı cehenneme!

instagram

ruzgara karsi iseyen adam
Kullanmadığım için bağnazlıkla suçlandığım sosyal medya uygulaması.

Dün bir arkadaş elindeki telefonuna bakarak gülüyordu. Merak ettim, dedim "hayırdır?" Komik video izlediğini söyledi ve "dur sana instagramdan videoyu atayım" dedi. Instagram kullanmıyorum diye cevap verdim. Eleman şaşırdı, "neden kullanmıyon, sen sanatçı adamsın, çalışmalarını atarsın, teknolojiden kopuk olmamalısın; yeni şeylere, gelişime açık olmalısın..." diye söylendi durdu.

iki laf sokuyor, bir övüyor, iki laf daha sokuyor... Ne gericiliğim kaldı, ne bağnazlığım, ne yeni şeylere kapalı oluşum... ayak üstü yargılandım!

Anlamıyorum, ınstagram, Twitter ya da benzer uygulamalar kullanmak zorunda mıyım? Ya da bir insanın Sırf bu programları kullanmıyor diye uzaylı muamelesi görmesi, bu durumun şaşkınlıkla karşılanması fazla absürt değil mi?

instagram

sos
- alo acil instagram destek hattı mı?
+ evet ablacım ne lazım?
- ya ben şu an evde çizgili pijamamla oturuyorum. fakat beni şu an lüks bir restoranda sanmaları lazım. hani şöyle first class bir restoran tabağı fotoğrafı olsa fena olmaz.
+ ablacım lüks restoran fotoğraf stoğu bitti. zaten azdı. bizim eleman bir restoranın mutfağına aşçı yardımcısıyım diye gizlice girip çekmişti o fotoğrafları. merak etmeyin. yenilerini çekeceğiz yakında. şu an maalesef yok.
- hmm... o zaman... boğazda lüks tekne turu yaparken çekilmiş boğaz manzarası falan var mı?
+ var ablacım ama gündüz çekilmiş olanı var. fotoğrafı gündüz paylaşmanız lazım. hatta şöyle saat 14 gibi falan...
- bana şimdi, şu an lazım diyorum! gece yok mu?
+ aaa bi dakka... restoran stoğu bitmemiş. elimizde son 1 adet fotoğraf var. nusr-et'te sıra beklerken çekilmiş bir gece fotoğrafı var.
- hmm... benim evim pendik'te ama olsun... gezmeye gidemez miyim? tamam. nusr-et fotoğrafı olsun. fotoğrafı paylaşırken "off sıra da bekle bekle geçmiyor" falan yazarım açıklamaya.
+ tamam ablacım. 5 tl'den bırakıyorum fotoğrafı.
- 5 mi? çok pahalı. biraz indirim yap.
+ ya ablacım biz ne kadar uğraşıyoruz bu fotoğrafları çekmek için sen biliyor musun? mesela bizim eleman nusr-et'e gitti. sıra beklerken bu fotoğrafı çekti. sırası gelmeden sırayı terketti kaçtı gitti. bu fotoğrafın arka planında koskoca bir emek var emek...
- iyi tamam tamam! 5 tl'ye alıyorum.
+ tamam ablacım. fotoğrafı gönderiyorum. istersen bir sürü starbucks fotoğrafı var. onlardan da göndereyim. arada kullanırsın.
- onlar kaça?
+ bunlar promosyon ablacım. ilk müşterilerimize hediye olarak gönderiyoruz. elimizde starbucks şubelerinin farklı açılarından çekilmiş 980 fotoğraf ve 586 ayrı isimde bardak fotoğrafı var.
- hmm iyi gönder.

(ben ne yazdım az önce? ne biçim bir senaryo lan bu? kafamda neler dönüyor böyle? okuduysanız teşekkürler...)

sarhoş olmak

dirsegi iskemleye dayali
sarhoş olmak demek değildir ki;
-ahlaksız birisi
-hataya güdümlü birisi
-sapkın birisi vs.

sarhoş olmak benim için sadece keyifli olmak demektir. tek problem bu keyifli eylemi 21.yy'da gerçekleştirebilmemizde bence, hatta 20.yy'ın sonunu da katabilirim. bu dönem sarhoşları olarak, kapitalizmin bize dayattığı ve maalesef kaçamadığımız psikolojik problemlerden dolayı toplumun kötü çocukları oluverdik. epey taşkınlık yapanımız da oldu, usul usul evine yaylananımız da.
toplumsal tahammülün azalmasından payını, alkol içen de aldı, içmeyen de. içenlerin yaptığı ''taşkınlıklar'' ahlaksızlık ve içmeyenlerin yaptığı yaftalamalar kaldı bugünlere. haliyle bu yozlaşma kötücüllüğün artmasını, kötücüllüğün artması anksiyeteyi doğurdu.

kabataslak anlatmaya çalıştığım şey sosyolojik bir tespit değil elbette. öncülüne/ardılına muhakkak varılabilicek bir tespit yapmaya çalıştım. ama ezcümle şu; sarhoş olmak mümkün; kırmadan, incitmeden, kendin olandan şaşmadan.
bazen başı da dönse kendi kalabilir insan, hatta yere 'ben' olarak da kapaklanabilir.
içeride uyuyan şeytanı uyandıran alkol değil, bahanedir!

likya liman yerleşimleri

dirsegi iskemleye dayali
kıyı likya bölgesinde bulunan liman yerleşimleridir. doğudan batıya doğru şöyle sıralanmaktadır;

ıdyros-phaselis-korkyros-olympos-posidarisus-gagai-malenippe-phoinikos-anriake-simena-teimiusa-aperlai-antiphellos-kalamaki-phoinike-patara-pydnai-artymnessos-kalabantia-karmylessos-telmessos-kyra-lissa-lydia.

güneye yerleşmek isteyen yurdum insanının, geleceği yeri tanıması önemli. bu liman kentlerinin birçoğunun küçük ölçekli olduğunu ayrıca belirtmek isterim.

-sahil kasabasına gidip yerleşelim moruk yeaa?
türünde densizliklerin ortadan kalkıp, araştırmaya teşvik edeceğine inandığım bu giri ile, bu yerleşimlerin bugünkü isimlerine ulaşmanız internet ile pekala mümkündür. keyifli göçler ve/veya gezintiler dilerim.

türk kızlarının ağzının kokması

kadin kismisi cok yazmaz
İnsanların ağız kokusu yaşamaları ile ilgili hale getirilerek ele alınması daha yararlı bilgilerin paylaşılmasına neden olacak başlık.

Değersizleştirme yerine kanıta dayandıralım. Diyelim ki mesela ağız kokusu iki nedenle olur, ya diş ve dişeti rahatsızlığı ya da sindirim sistemi rahatsızlıkları nedeniyle.
Diş ve dişeti rahatsızlıkları bir dişçinin desteği ve düzenli diş bakımı ile giderilebilir.
Sindirim sistemi ile ilgili olanlarda şöyle bir gerçek varki önüne geçemiyoruz. Beslenme aloşkanlıklarımızdan dolayı nüfusun büyük bölümünde heliko bakteri pozitif ki mideye yerleşen bir bakteri olmasından ve zor tedavi edilmesinden, hatta çoğu zaman tedavi edilmemesinden mütevellit ciddi ağız kokusu yapar