confessions

neptune

1. nesil Yazar - İstikrarlı

  1. toplam entry 106
  2. takipçi 34
  3. puan 4055

ufak farklar ile ayrılan fikirlerin çatışması

neptune
birbiriyle 180 derece zıt fikirlerin çatışması olağan görülür. zira bu çatışma "bütünüyle karşıtlık" içerir. bir fikir diğer fikrin tam zıttıdır. dinsel alanda teizm-ateizm, siyasette sol-sağ, fizikte sıcak-soğuk ve sembolük anlamıyla ışık-karanlık çatışmaları buna örnek gösterilebilir. uzakdoğu kökenli yin-yang felsefesinin temelinde de bu vardır. keza, kabaca hegel ve marx'ın "diyalektik yaklaşımının" özünde de bu vardır denilebilir (tez-antitez yoluyla gerçeğe ulaşılabileceği düşüncesi). söz konusu bu çatışmaların oldukça ürkütücü sonuçlar doğurması beklenebilir.

öte yandan başlığını açtığım durum da, özellikle günümüzde, en az zıt kavramlarının çatışması kadar sık rastlanılır hale gelmiş bir çatışma biçimidir. genel anlamda neredeyse birbirine çok yakın görülen ancak bazı olaylara yaklaşım biçimi ile birden bire ayrılan bu fikirler, bireylerin birbirlerinden olan farklılıkların bir sonucudur denilebilir. nitekim, her bir bireyin farklı bir düşünce biçiminin olması, reddi mümkün olmayacak bir biçimde bu çatışmanın kaçınılmazlığını ortaya koyar. bu çatışma biçiminde dikkati çeken husus, bazı durumlarda "çatışma şiddetinin" en az zıt fikirlerin çatışmasında olduğu kadar, yüksek bir seviyeye çıkmasıdır. özünde aynı gibi görünen, fakat detaylara inildiğinde farklılaşan bu fikirler, siyaset literatüründe "fraksiyon" kelimesi ile adlandırılır.

kabaca "suriyeli göçmen veya sığınmacıların dahil olduğu olaylar" başlığı altında toplayabileceğimiz olaylara yaklaşım farklılıkları incelenirse, söz konusu çatışma biçimine çok sık rastlanabilir. nitekim bu olaylara yapılan yorumlarda, gerek sol gerekse sağ ideolojilerin farklı fraksiyonlarını temsil eden bireylerin, "mikadonun çöpleri" gibi dağılmasına şahit olabiliriz. bu durum, zıt görüşlerin birbirine yakınmış gibi algılanmasına, keza benzer görünen görüşlerin de, birbirinden çok farklı olduğunu düşünmemize yol açar.

özetle fikirsel çatışmaların önüne geçmek hem imkansız hem gereksizdir. ama kavgaya dönüşmesini engellemek bizlerin elindedir.

not : tersi durum için "zıt veya uç fikirlerin birbirine yakınlaşması" başlığı açılabilir.

suriyeli göçmenlerin kabullenilmemesi

neptune
hiç duyar kasmayacağım. ancak sosyolojik açıdan çok ilginç veriler sağladığı gerçeğini de irdelemek gerekir. şöyle ki;

kabaca toplumda "suriyelileri" destekleyen iki grup olduğunu düşünüyorum ;

1) siyasi ve mezhepçi yaklaşımlar dolayısıyla destekleyen grup
2) insani gerekçeleri ortaya sürerek destekleyen grup.

"suriyeli duyarını" kasan grup ağırlıklı olarak ikinci kesimdir. bu insanların dünya görüşü, ilk gruptakiler ile taban tabana zıt olsa da, suriyeliler konusunda ki yaklaşımları dolayısıyla, ilk grup ile yolları kesişir. çoğu, ilk gruptakiler ile aynı safta olmaktan veya anılmaktan rahatsızdır aslında. bu nedenle "insani gerekçelerinin" altını kalın bir biçimde çizerler. keza, "ben iktidar gibi düşünmüyorum ama...." şeklinde cümleler kurmaya meyillenmeleri de bundan kaynaklanır. ilk gruptakiler ise dediğim gibi işin insani boyutuyla neredeyse hiç ilgilenmez. mezhep ve siyasi açıdan bakarlar. bu gruba, rte'ye biat eden kitledir de diyebiliriz. dolayısıyla yarın öbür gün rte, "suriyelileri ülkemizden kovalım kampanyası" başlatsa, sokaklarda "suriyeli avına" çıkacak ölçüde değişim gösterebilirler, şaşırmamak gerekir.

suriyelileri desteklemeyen gruba gelirsek. çok genel bir biçimde, bu grubunda kendi arasında 2'ye ayrıldığını söylemek mümkündür.

1) ırksal ve milliyetçilik duyguları ağır bastığı için, suriyeliere sıcak bakmayan grup (buna mezhepçilik ve siyasi ayakta da eklenebilir)
2) olayın ırksal boyutundan ziyade, toplumda, kültürel ve ekonomik açıdan yarattığı sakıncaları göz önüne alarak, suriye'li duyarı kasmayan grup (kendimi bu gruba dahil ediyorum)

burada ki gruplandırma da aşağı yukarı, ilk yaptığım gruplama ile benzerlikler gösterir. şöyle ki; benim de dahil olduğum ikinci grup, tıpkı suriyeli duyarı kasan ikinci grupta olduğu gibi, aslında ilk gruptakiler ile aynı safta durmaktan rahatsızdır. bunun da altını yine kalın bir şekilde çizme ihtiyacı hissederler. misal "milliyetçilik veya mezhepçilik gibi kavramlara fersah fersah uzak biriyim ancak..." şeklinde bir cümle kurasım var benim. çünkü her ne kadar suriyeli duyarı kasmayanlar tarafından yer alsam da, ilk gruptakiler ile aynı tarafta yer almaktan da haz almıyorum aslında. buradaki ilk grubun, "suriyeli avına" çıkma potansiyeli, suriyelileri siyasi ve mezhepsel açıdan destekleyen ilk grupla neredeyse eş düzeydedir. oysa benim de dahil olduğum ikinci grup, bunun tamamen, devletin yanlış politikalarından kaynaklanan bir durum olduğunu ve doğru şekline getirmenin de ancak ve ancak devletin görevi olduğunu düşünür. yani sokaklarda yakaladığımız suriyelileri linç edelim gibi bir düşünce içine girmez. ancak şayet akıl tutulması veya sabır taşması noktasına gelinirse işin rengi değişebilir ve o zaman da, yanı başında suriyeli linç edilse gıkını çıkarmaz.

anlam yüklemek

neptune
yeryüzünde insanı diğer türlerden bariz bir şekilde ayıran zekasının bir sonucu. içgüdülerimizi törpüleyen ve bizi medeniyetler kurma seviyesine getiren bir özellik bu. fakat sık yapıldığı zaman, insanın hayatını fazlasıyla zorlaştırdığı ve psikolojisini bozma seviyesine getirdiği zamanlar da mevcut. kaldı ki bireyler ve bireylerin oluşturduğu toplumlar arasındaki çatışmaların da ana nedeni, anlam yüklenilen kavramların farklılığı zaten. bu nedenle, bu eyleme, tamamıyla olumlu bakmak ne kadar doğru, o noktada kararsızım.

şayet sık bir biçimde anlam yükleme eylemini yapmaktan vazgeçmeyi başarabilirsek, fiziki devamlılığımızı, yani yaşamı nispeten daha basit bir şekilde sürdürmek mümkün gibi gözüküyor. öte yandan bu durumun ilkelliği de beraberinde getireceği su götürmez bir gerçek. kaldı ki anlam yüklemekten vazgeçmeye çalışmak, kendi türümüzün doğasına ters bir mekanizmayı çalıştırmak demek ve bu nedenle bunu bütünüyle ortadan kaldırmak da mümkün değil.

anlam yüklediğimiz her şey, yaşantımızda olumlu ve olumsuz sonuçları da beraberinde getiryor. anlam yüklemenin bu özelliği, seçimlerimizi doğrudan etkilemesi anlamına geliyor ki seçimlerimiz de hayatımızı şekillendiriyor zaten.

bu kavramın iki özelliğinden daha bahsetmek istiyorum. birincisi anlam yükleme ve değer düzeyi arasındaki doğrusal ilişki. kabaca; bir insanın anlam yüklediği kavram, olay ve hatta kişiler, söz konusu insan için aynı ölçüde "değer" kazanmaktadır. yani bir kavrama ne kadar anlam yüklersek o kavramı o derece önemsemiş oluruz.

başka özelliği de öznel olmasıdır. ancak bu özelliği, ilginç bir şekilde sosyalleşme sürecinin de yolunu açar. şöyle ki ; bireysel olarak, anlam yüklediğimiz kavramlara, başka insanlar da eşdeğer ölçüde anlam yüklüyorsa, o insanlar ile bir araya geldiğimizde, doğal bir süreç olarak daha yakın ilişkiler kurmaya meyilleniriz. tıpkı sevgiye yüklediği anlamı, bir sosyalleşme süreci içine dahil eden, kayahan'ın yıllar önce kullandığı söz öbeğinde olduğu gibi "yolu sevgiden geçen herkesle, bir gün bir yerlerde buluşuruz". görüldüğü üzere, bir insanın anlam yüklediği konular ve anlam yükleme biçimi, o insanı tanıma evresinde birer veri işlevi görür ve bu da dolaylı olarak gruplaşma, örgütlenme vb sosyalleşme yollarının önünü açar.

bogdan bogdanovic

neptune
fenerbahçemize büyük katkılar yaptıktan sonra, nba takımlarından sacramento kings'e transferi gerçekleşmek üzere olan basketbolcu. yolun açık olsun bogdanovic, fenerbahçe taraftarı seni asla unutmayacaktır ve sen hangi formayı giyersen giy, daima fenerbahçe ailesinin bir ferdi olarak kalacaksın.

burası müslüman ülke

neptune
ülkenin "resmi dini" gibi bir kavram olması için o ülkenin dini kurallara göre yönetilmesi gerekiyor veya söz konusu ülkenin anayasasında bununla ilgili bir madde bulunması gerekiyor. diğer türlü din, demografik bir bilgi olma anlamı taşımaktan öte bir anlam ifade etmez. laiklik ilkesinin en temel prensiplerinden biri budur. bu işin teorik kısmı.

pratikte ise genelde "laiklik ilkesini hazmedemeyenler" tarafından, ısrarla söyledikleri söz öbeğidir bu. "burası müslüman bir ülke". yani bu sözü söyleyen kim olursa olsun, laiklik ilkesine karşı bir duruş sergiliyor olmaktadır. zira laik ülkelerin resmi dini de olmaz.

ayrıntıcı kişilik

neptune
Böyle bir kişilik tanımlaması var mı bilemiyorum, Ancak seviyesini kestiremesem de, ben böyle bir insanım. gündelik yaşantımı zehir etmediğini, tam tersi bana faydasının dokunduğunu söyleyebilirim. Şahsi fikrim, ayrıntıları, sadece kusurları görme çabası olarak değerlendirmemek gerekiyor. Zira yaşamı güzelleştiren ayrıntılar da pekala var bu dünyada. Tipik bir yarısı dolu, yarısı boş bardak meselesi bu.

Ayrıca yakalamış olduğunuz ayrıntı, sizi rahatsız eden bir şey bile olsa, karar verme sürecinizi hızlandırıp, en değerli varlıklarınızdan biri olan zamanı doğru kullanmanıza yardımcı olur.

Son olarak ayak fetişisti olan insanların büyük çoğunluğu da aynı zamanda ayrıntılara önem verir, evet. Ayakları güzel olan ve ayrıntıcı erkekleri seven kızlar eklesin.

fenerbahçe erkek basketbol takımı

neptune
biz fenerbahçe taraftarının, ne kadar övünse yetersiz kalacağı güzellikte ki bir takımdır. gerçekten, gerek tüm organizasyonlarda yaşadığımız "zirve heyecanları", gerekse bu heyecanların sonunda gelen şampiyonluklar anlamında, olağanüstü bir sezon geçirdik. avrupa kıtasında yer alan bir basketbol takımı için, bir sezonda yaşanabilecek tüm güzellikleri bize yaşatan, başta coach zeljko obradovic olmak üzere, kadromuzda bulunan tüm oyuncularımız, teknik ekibimiz, yönetim kadromuz, başkanımız aziz yıldırım ve tabii muhteşem taraftarımıza sonsuz teşekkürler. şüphesiz ki, tarihe adımızı altın harflerle kazıdık. söz konusu bu başarı, bizi sadece yurt içinde değil, yurt dışında da saygı duyulan bir takım haline getirdi. artık fenerbahçe avrupa basketbolunda bir marka haline geldi. marka haline gelmek ise, tek başına bu sezon ile alakalı bir durum değil. zira 3 sene üst üste euroleauge' de final four a kalıp, bunların ikisinde final oynayan ve birini kazanan bir takımdan söz ediyoruz. yani "tesadüfi" bir başarı yok ortada. aslında çok çok zor olsa da, her takımın euroleague şampiyonu olma ihtimali şüphesiz ki vardır. ancak marka olmak için bu başarının sürekliliği şarttır. işte fenerbahçe erkek basketbol takımının "gerçek başarısı" da burada yatmaktadır. şahsi fikrim, bu değeri daha uzun yıllara yaymak ve taşımak artık mümkündür ve demin saydığım mevcut tüm faktörler "kurumsal" bir niteliğe dönüştüğü için, gerisi de gelecektir. cska moskova, real madrid, olympiakos gibi marka değerini çok önceden yakalamış takımların yanında, artık fenerbahçemizin de yer aldığını bilmek başlı başına mutluluk kaynağıdır.

euroleague şampiyonluğunun keyfini sürmeye devam ederken, hemen akabinde ezeli rakiplerimizden beşiktaş ile karşılaştığımız, spor toto basketbol süper ligi final serisinde 4-0'lık net bir sonuç ile gelen dünkü şampiyonluk, kesinlikle ve kesinlikle çok önemli ve anlamlıdır. ve söz konusu keyfimize keyif katmıştır. açıkçası ezeli rakibimizin gerek sezon boyunca, gerekse final serisinde ortaya koyduğu mücadele de takdire şayandır. zira seriye başlamadan 1 hafta önce euroleague şampiyonluğu apoletini takmış bir takıma karşı, gerek basketbol şubelerine ayırdıkları bütçe farkı, gerekse "basketbol kültüründen" henüz nasibini almamış bir taraftar kitlesine sahip olmalarına karşın, takım olarak kelimenin tam anlamıyla, terlerinin son damlasına kadar mücadele etmişlerdir. karakterli bir takım duruşu sergilemeleri, final serisindeki tüm maçların dengeli bir pozisyonda geçmesine, ve seyir zevki açısından da, finale yakışır bir tablo ortaya çıkmasına neden olmuştur. nitekim serinin son 2 maçının normal süresi beraberlik ile tamamlanıp, uzatma süreleri sonucunda kazanan belli olmuştur. ve ikisinde de beşiktaş'ın önde olduğunu ve fenerbahçe'nin mucizevi geri dönüşler yaşadığının altını çizmekte fayda var.dünkü son maçın nasıl bir mücadeleye sahip olduğunu izleyemeyenler için, maçın 3.çeyreği ve sonrasının yer aldığı görüntüleri izlemekte fayda var ;

[youtube]

Futbolu da çok seven bir taraftar olmama rağmen, basketbola duyduğum sevginin "spor sergi sarayının" açık dönemlere, dolayısıyla; Calvin Roberts'lı, Paul Dawkins'li, Efe Aydan'lı, Erman Kunter'li ve Aytek Gürkan'lı yıllara kadar dayandığını bilinmesini isterim.

Basketbol, ana vatanı kabul edeceğimiz Amerika Birleşik Devletleri haricinde, çoğu zaman için; komşumuz Yunanistan, dağılan Yugoslavya ve S.S.C.B topraklarında da futboldan daha fazla ilgi gören bir spor dalıdır. Diğer ülkelerde ise takım sporları açısından futboldan sonra ikinci sıradadır demek genel olarak çok yanlış bir ifade olmaz. Gerek futbolu, gerekse basketbolu yakından takip eden biri olarak; iki sporun, sporcu kimlikleri ve camia kıyaslaması açısından, oldukça farklı bir profil çizdiğini söylemem mümkündür. Basketbolun daha elit bir kesime hitap eden spor dalı olduğu ve izleyici profilinin, kültürel açıdan daha eğitimli insanların takip ettiği bir spor olduğunu söylemek de çok yanlış bir tespit olmaz. Elbette benim gibi hem futbolu takip edip, hem de basketbol sever olup, her iki tribünde de bulunabilen taraftarlar da mevcuttur. Öte yandan futbola övgüler düzüp, basketbola burun kıvırmak, cehaleti savunmak ile eşdeğer bir kavramdır. Zira dediğim gibi camia açısından bakıldığında, basketbol camiasının genel kalitesi, çok daha farklı bir konumdadır. Ancak bu durum futbola da burun kıvırmayı elbette gerektirmez. Neticede görsel açıdan hangisi sizi daha fazla tatmin ediyorsanız o yöne ilgi duyarsınız. Bu tamamen kişisel bir tercih. Aynı şey diğer spor branşları için de geçerli elbette. Aynı şekilde başarı kıyaslaması yapmayı da doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. Her spor branşına, kendi içinde değerlendirmeyi gerektirir. Bu nedenle, futbolda Galatasaray'ın Uefa kupası ve süper kupayı kazanmış olması ile Fenerbahçe'nin Euroleague şampiyonluğunu kıyaslamak, Amasya elması ile Diyarbakır veya Adana karpuzu'nu kıyaslamak kadar abes ve gereksiz bir karşılaştırma yapmak demektir.

Son olarak basketbolu ve Fenerbahçe basketbol takımını, sadece spor olarak değil, başka nedenlerden dolayı bu kadar yakından takip etme nedenime gelince. Aşağıda linklerini vereceğim videoları izlemenizi rica edeceğim. Buram buram kalite kokan bu röportajlar bile, bu camianın geneline saygı duymak için, şahsım için yeterli bir nedendir ;




Bir kez daha teşekkürler Fenerbahçe.










cumhuriyetimizin ellinci yılı marşı

neptune
türkiye cumhuriyeti devletinin kuruluşunun 50.yılı için bestelenmiş olan marştır. sözleri bekir sıtkı erdoğan'a ait marş, necil kazım akses tarafından bestelenmiştir.

gerek sözleri gerekse bestesi ile şahsıma göre cumhuriyeti ve değerlerini en güzel ifade eden marştır. ancak söylenmesindeki zorluğu ve sözlerinin uzunluğu nedeniyle, ilk kıtasının iki mısrası hariç (ki aslında sadece 2 kıtası bestelenmiştir) , çoğu kişinin tamamını söyleyemeyeceği marştır. (ben de bu gruba dahilim). bu nedenle, toplumun genelinde, 10.yıl marşı veya izmir marşı kadar rağbet görmemiş ve zamanla neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bir marş haline gelmiştir.

müzikal zevkler şüphesiz ki tartışmaya açıktır. ancak yinelemek istiyorum, bana göre cumhuriyet için bestelenmiş en güzel marştır.

sözleri ;

müjdeler var yurdumun toprağına taşına,
erdi cumhuriyetim elli şeref yaşına,
bu rüzgarla şahlanmış dalga dalga bayrağım,
başka bir tuğ yaraşmaz türk'ün özgür başına.

cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu…

yılları bir çığ gibi aşarak hafta hafta,
koşuyoruz durmadan kadın-erkek bir safta...
elimizde meşale, ilke ilke atatürk,
işıklarla donattık ülkeyi her tarafta...

cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu…

aynı kandan feyz alır bunca toprak, bunca taş…
kılıç tutan bilekler, verdi sabanla savaş.
tekniğin dev nabzında her adım, her dakika,
çarklarda aynı tempo, yüreklerde aynı marş…

cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu.

biz yürekten bağlıyız elli yıldır bu yola,
“yurtta barış” ilk hedef, “cihanda sulh” parola.
koparamaz hiçbir güç bizi milli birlikten,
ata'mızın izinde koşuyoruz kol kola...

cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu.

yaşasın hür ulusum, soylu gencim, benliğim,
yaşasın şanlı ordum, sarsılmaz güvenliğim.
ersin elli yıllarım nice mutlu çağlara,
örnek olsun cihana devletim, düzenliğim…

cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu.



demokrasi

neptune
demokrasi, gerek "ideal olarak kabul edilebilecek uygulanabilirliği", gerekse, "toplum geneline maksimum verimliliği sağlaması" açısından, söz konusu toplumun, "kişisel kalite ve eğitiminin" çok ileri düzeyde olmasını gerektiren bir idare biçimidir. gerçi bu demokrasi kavramının, sözlüksel tanımına çok uygun düşmemektedir. hatta neredeyse demokrasi kavramı ile örtüşmeyen bir görüştür. ancak pratikte, demokrasiyi; toplumdaki her bireyin, eşit oy hakkının bulunduğu seçimlerden ve bu seçim sonuçlarına göre, söz konusu toplumun idare ediliş biçimi olarak algılamak, pek çok zaman, acı sonuçları da beraberinde getirir.

demokrasiyi, zamansal süreç açısından çok hızlı bir şekilde ve toplumun çoğunluğunun, yeterlilik düzeyini göz ardı ederek uygulamaya geçirmeniz halinde, acı sonuçlar ile karşılaşmanız kaçınılmazdır. mustafa kemal atatürk'ün bu toplumsal gelişimi yeterli seviyede görmeyip (bir kaç kez bunu sınamıştır aslında) çok partili hayata geçmemesinin altında yatan ana gerekçe de, kuvvetli bir şekilde bu nedene dayanmaktadır demek mümkündür.

ancak burada da şöyle bir paradoks söz konusudur. ileri boyuttaki demokrasi anlayışı olmayan yerlerde, toplumun her bir bireyinin, maksimum seviyede kaliteli ve eğitimli olmasını beklemek, idarecilerin insiyatifine ve kabiliyetlerine bağlıdır. dolayısıyla demokratik bir idare biçimini savunmak için, öncesinde demokratik olmayan yöntemleri kullanmaya çalışmak, ister istemez sizi demokrat biri olmaktan uzaklaştığınız eleştirileri ile baş başa bırakır. nitekim mustafa kemal atatürk'e, bazı çevrelerce "tek adam" eleştirisi yapılması bu paradoksun bir sonucudur.

şahsi düşüncem; asıl meselenin, geleneksel toplum kültüründe yatmasıdır. geleneksel toplum kültürü, ağırlıklı olarak "muhafakazar" motiflerle dolu olan bir ülkenin, demokrasi kavramı ile kan uyuşmazlığı yaşaması kaçınılmazdır. günümüz toplum yapılarını göz önüne getirirsek, özellikle kuzey avrupa ülkelerinden ve a.b.d' den (ki abd konusunda eğitimli toplumdan ziyade iktisadi faktörler ağırlık kazanmaktadır) bir diktatör çıkması, neredeyse imkansızdır. ancak dünyanın geri kalan bölümünde, demokrasinin ileri seviyede uygulanabilirliği konusunda iyimser yaklaşmam, ne yazık ki olası değildir.

genco erkal

neptune
yaşayan efsanelerden biridir. şahsım için, duruşundan asla ödün vermeyen, gerçek bir aydın insan profilidir. sesi de en az duruşu kadar saygı uyandırır. bu nedenle, başlıkta herkes hakkında bir link paylaşsa yeridir. ben de "köpekbalıkları insan olsaydı eğer" isimli şu anektodunu paylaşmayı istiyorum ;

küfür etmek

neptune
bir deşarj yöntemi. ne kadar çok küfür ediyorsanız o derece dolmuşsunuz demektir. ancak deşarj olmak için tek yönteme bağlı kalmanın, sağlıklı bir davranış olmadığını kabul edersek, sürekli küfür etmenin iyi bir şey olmadığı sonucuna da ulaşabiliriz. ha bir de, insanların "dolma eşiklerindeki farklılıklar" var ki o bambaşka bir konu tabii.

göztepe

neptune
Sözlükte taraftarı olan arkadaşlarımı, süper lige çıkmaları dolayısıyla tebrik ettiğim, İzmir'in köklü spor kulüplerinden biri.

Yeri gelmişken, İzmir takımları içinde en büyük sempatiyi Altay'a besliyorum. Onlar da bu sene 2.lige çıktılar. Umarım en kısa zamanda süper lige de çıkarlar.

Not: her ne kadar göztepe'nin kazanmasını isteyerek maçı izlediysem de, göztepe'nin maçın genelinde, en azından niyet anlamında daha pozitif bir futbol oynadığını da eklemek isterim. Yani bana göre hak edilmiş bir galibiyet oldu zaten.

böcek ısırması

neptune
yaşadığımız coğrafya düşünüldüğünde, bu açıdan kendimizi nispeten şanslı sayabiliriz. misal avustralya'da yaşayanlar, sayısız türdeki ve çoğu, insan bedenine ciddi derecede zararlar verecek zehirleri bünyelerinde barındıran, böcekler ile aynı toprakları paylaşıyorlar. yani ihtimal hesapları üzerinden gidecek olursak, orada yaşayan birinin, böcek tarafından ısırılması, oldukça yüksek bir orana denk düşmekte.

not : ülkenin durumu o kadar kötü ki, böyle abuk subuk şeylerden teselli arar hale geldik :/

bir insanı sahiplenmek

neptune
bu söz öbeğindeki "sahiplenme" sözcüğü, ister istemez başka çağrışımlara da yol açabildiğinden, beşeri ilişkilerde, benim kullanmaktan çok haz etmediğim bir kelimedir.hatta sadece insanlar değil, hayvanlar ile olan ilişkilerde bile "sahip" sözcüğünü kullanmayı pek sevmem.

aslında, hangi anlamda kullanılırsa kullanılsın, "sahiplenme" kavramı, iki veya daha fazla canlıyı gerektiren bir eylem bütünüdür. yani şayet bir insanı sahiplenmekten söz ediyorsanız, "sahip olan" ve "sahip olunan" gibi iki yönlü tarafı olan bir eylemden söz ediyorsunuzdur. her ne kadar bazıları sahiplenilmekten hoşlandığını söylese de, aslında karşı tarafın kendisine kol kanat germesi veya ilgi alakasını üst düzeyde tutmasından hoşnuttur. bunu sahiplenme olarak algılamak, sahiplik kavramının materyalist tarafını ne yazık ki ortadan kaldırmaz. insan sosyal bir varlıktır evet. lakin aynı zamanda irade kullanabilme yetisi de mevcuttur. yani bir başkası tarafından sahiplenilmeyi istemek, olaya bu açıdan bakınca, kendi iradesini başkasına teslim etme anlamına gelir ki, bunun, sağlıklı bir davranış olup olmadığı tartışmaya çok açıktır.

beşiktaş

neptune
futbolda, spor toto süper ligi, 2016-2017 sezonunu şampiyon olarak tamamlamış, istanbul'daki ilçe ile aynı isimdeki takımın kısaltılmış adı. bu vesileyle ben de, zengin sözlük de, beşiktaş taraftarı olan tüm yazar arkadaşlarımı tebrik ediyorum.
0 /