confessions

number eleven

1. nesil Yazar - Girişimci

  1. toplam entry 42
  2. takipçi 16
  3. puan 6095

modern hayat

number eleven
İnsanı doğasından uzaklaştıran, dolayısıyla insanlıktan çıkaran ve birer robot haline getiren, insanın fabrika ayarlarına aykırı bir hayat. Elbette büyük kolaylıklar sağlıyor bu inkar edilemez, ancak başta ruh sağlığı olmak üzere, insanın sağlığını elinden alıyor. Modernden ziyade, sade ve basit bir hayat tercihimdir. Ki elimden geldiğince de sade ve basit yaşamaya çalışan, kendimi keşmekeşten uzak tutan biriyim. Oldukça da memnunum.


zenginsozluk.com/foto

evlilik

number eleven
can dündar'a ait olduğu yazan ama daha sonra onun olmadığı söylenen bir yazı ile karşılaştım. Kime ait olduğunu bilmediğim için kaynak veremiyorum.

"evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da. evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor.

evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamak. nedir bu dayatmalar? erkeğin muhakkak kadından yaşça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi.

olmaz, yürümez diyor toplum. erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına 'hot' dediğinde oturmalı kadın. ya da yumusatıyorlar;

-efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum felan) küçük olmalıymış yaşı.

eğitimde de böyle. kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı.

eşim benden 2 yaş büyük; ne 'hot' dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü.

yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti,

'ooo can bey kapmışsınız çıtırı' esprilerine muhattap dahi oldum.

eşim 3 üniversite bitirdi; ben bi taneyi 9 senede bitirdim.

ne o bana bilmişlik taslağldı, ne ben ona ezik baktım. kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der halil cibran. bunu unutmadık biz. ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sene. o öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o 'haklısın bitanem' dedik, öfke bitip fırtına durulduğunda 'ama bi de böyle düşün' de dedik fikrimizi savunurken. farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta.

asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık. ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadik da ama. sevginin en büyük dostuydu bizim için 'güven' ve güvenin ardına saklanmış bir 'saygı' vardi daima.
ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede. eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık.

bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında. gece yarisi kapı açıldı, eşim;

-'ne yapıyorsun burda?' diye sordu kapının eşiğinden.

'uyuyorum' dedim buz gibi bi sesle.

gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastikla. 'kay yana' dedi daracık yatakta.

'ne yapıyorsun?' dediğimde 'benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim' dedi.

anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek. ve bence dogrusu da bu. özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç. kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize.

toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41'inci çift olacaktık o listede. ama oyunun kurallarını biz koyduk. ne de olsa bizim oyunumuzdu oynanan.

evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence. topluma kulaklarını tıkayarak hem de ne benim, ne de bizim sözlerimizle. sadece gönlünüzden geçtiğince.

dediği gibi ataol behramoglu'nun;

'yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene
karışırcasına. çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana."

looking for eric

number eleven
Eric cantona'nın yer aldığı harika film. Filmin başlığını 19 gün önce ben açmıştım zaten. Şimdi diğer bazı replikleri yazmak istedim.

cantona: tehlikeye atılmadan tehlikeden kurtulamayız.

cantona: bazen en güzel hatıralar baş etmesi en zor hatıralardır.

cantona: serçeden korkan darı ekmez. zardan korkana düşeş gelmez. sudan korkan denize girmez.

cantona: insanın farkında olduğundan daha çok seçeneği vardır. her zaman.

glazer'a para yok, sky kanala da
city'nin şarkısı hâlâ kulaklarda
iki united var, ama ruhumuz tektir
busby'nin çocukları dünyada yektir
(bishop ve arkadaşlarının barda söylediği manchester united tezahüratı)

bishop: muhteşem bir şey olmalı altmış bin kişi seni seyrediyor. çığlık atıp adını haykırıyorlar.
cantona: korkutucu bir şey.
bishop: korkutucu mu?
cantona: evet.
bishop:hadi oradan.
eric: ses kesilirse diye korkardım. kalabalığı şaşırtmak hoşuma giderdi. her oyunda onlara bir hediye vermeye çalışırdım. bazen olmazdı, ama oldu mu da...
bishop: sonsuza dek aklımızda kalırdı.
cantona: evet. ama ilk önce kendimi şaşırtmam gerekirdi. risk almak gerekir. kendine çizdiğin sınırla çok alakalı. tehlikeye atılmayacağım dersen, risk alamazsın.

bishop: insan öyle bir coşar ki birkaç saatliğine de olsa hayatın pisliğini unutuverirsin.

bishop: maçları çok özledim. tutuklanmadan sapılabileceğin tek yer orasıdır. bağırırsın, çığlık atarsın, gülersin.
cantona: evet. hatta ağlarsın.
bishop: evet.
cantona: öpüşen ingilizleri görürsün.
bishop: başka nerede arkadaşlarınla birlikte bas bas şarkı söyleyebilirsinil ki?

bishop: peki, en hoşuna giden an hangisiydi?
cantona: bir gol değildi.
bishop: bir gol olması lazım eric. fa kupası'nda liverpool maçının son dakikası. beckham köşe vuruşu kullanır. kaleci çıkar. topu yumrukla uzaklaştırır. top göğsüne çarpar. yerden sektiğinde çakarsın, top ağları havalandırır.
cantona: hayır.
bishop: o zaman wimbledon olmalı. topa doğru koşarsın. top sana doğru gelmektedir. topun açısını, dönüşünü hesaplamaktasındır. rüzgârın yönünü, hızını her şeyi. sağ ayağını uzatıp topu havada durdurursun. top bacağından havalanır. tekrar uzanıp şut çekersin. dünyadaki gelmiş geçmiş en iyi vole kaleye girer. bir gol olmalı. gol olması lazım eric.
cantona: bir pastı.
bishop: pas mı? tanrım. spurs maçında irwin'e verdiğin pas. evet! harikaydı.
cantona: zekiydi, iki ayağını da kullanıyordu. birden kafamda bir şimşek çaktı. ayağımın dışıyla hafifçe dokundum. herkes şaşırdı. koşarken topa çaktı. kalbim yerinden çıktı sandım.
bishop: bir hediyeydi.
cantona: evet. futbolun ulu tanrısı'na bir adak gibi.
bishop: kaçırsaydı?
cantona: takım arkadaşlarına güvenmen gerek. her zaman. yoksa kayboluruz.

cantona: intikamların en asili affetmektir.

cantona: senden hızlılarsa koşup geçemezsin. senden uzunlarsa üstlerinden zıplayamazsın. sol ayakları kuvvetliyse sağlarından geçersin, ama her zaman değil. onları şaşırtman için önce kendini şaşırtman lazım.

kadıköy

number eleven
hüsnü arkan'ın o güzel sesiyle söylediği, ezginin günlüğü grubunun kadıköy adlı şarkısı. sözlerini de yazalım:

bir akşam masası, iki kişiyiz, sen ben
gidiyorsun hiçbir şey söylemeden, birden
kadıköy'de bir yağmurlu bahçeden

yıllar külleniyor, izi kalıyor aşkın
yüreğim kurtulsa da yangından, alevden

yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
geçmem bir daha kadıköy'den

sen uzaklarda ülkem, ben gurbette bir göçmen
zamanı durdurabilsem, ne ben kalsam ne sen gitsen

yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
geçmem bir daha kadıköy'den

ey akşam vapuru, sana mı kalır dünya?
ben o yağmurlu iskeleye inmem, inmem

yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
geçmem bir daha kadıköy'den

sen uzaklarda ülkem, ben gurbette bir göçmen
zamanı durdurabilsem, ne ben kalsam ne sen gitsen

bob marley

number eleven
"o'nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da; hatta bir tanesi de, daha önce aşık oldu, tekrar olabilir.... ama şu an seni seviyorsa daha ne olabilir ki? tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil ve ikiniz birlikte asla mükemmel olamayabilirsiniz. ama şayet o seni güldürebiliyorsa, iki kez düşündürebiliyorsa -kabul edersin ki; insanlar hata yaparlar- onu seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin her şeyi ver. seni günün her anında düşünmüyor olabilir ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecektir -kalbini. yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye kalkma ve verebileceğinden fazlasını bekleme. seni mutlu ettiğinde gülümse, kızdırdığında fark etmesini sağla ve yokken özlediğini bil..."

bob marley

günün sözü

number eleven
günümüz toplumu, benzer eğitim almış benzer çalışanların; benzer fikirlerle benzer ürünleri, benzer kalite, benzer fiyat ve benzer yöntemlerle sattıkları benzer firmalarla dolu."

-kjell nordstrom- / -jonas ridderstrale-
"funky business" adlı kitaplarından...

özleyiş

number eleven
Ümit yaşar oğuzcan şiiri.

Ne zormuş dayanmak; yokluğuna akşamları
Çekilip, için için ağlamak bir kenarda
Hatırlamak gözlerini, dalgın ve sevdalı
Özlemek sonra deliler gibi şarkılarda

Ansızın çarpar kalbim bir vapur düdük çalsa
Sanırım ki geleceksin her zamanki gibi
Gözlerin duygularını ne kadar saklasa
Taşacak ellerinden alabildiğine sevgi

Hep bu aldatmaca kahreden beni; bu yokluk
Anılarımın bir bir nefes alıp verişi
Sonra apansız üstüme çöken o yorgunluk

Özlemek bir ömrün ağır ağır eriyişi
Karışması akıp giden zamana herşeyin
Susun anılarım susun! Beni kahretmeyin

Ümit Yaşar Oğuzcan

bir denizdir yokluğun

number eleven
Ümit yaşar oğuzcan şiiri.

Bir denizdir yokluğun
Girdaplarında boğulup gittiğim
Ne bulduysam en güzel
Hepsini birden kaybettiğim
Ve kıyılarında ağladığım uzun uzun
Bir denizdir yokluğun
Ne iyiydi gitmesen, kalsan
Dayasan başını omuzlarıma
Unutulmaz anlar anılar götürseydik
Seninle bu günden yarına
Gelmeseydi ayrılıklar, dursaydı zaman
Ne iyiydi gitmesen,kalsan
Gittin bir kere neyleyim
nerdesin şimdi kimbilir
ne zaman yumsam gözlerimi
Ah aklıma gözlerin gelir
Çaresiz acılarla dolar içim
Gittin bir kere,neyleyim
Yokluğunun denizlerindeyim artık
Girdaplarında gitgide Kayboluyorum
Bir dalga geçiyor üstümden
Gel tut ellerimi boğuluyorum
Anlasana o en korkunç en karanlık
Yokluğunun denizlerindeyim artık.

Ümit Yaşar Oğuzcan

adam olmak

number eleven
rudyard kipling'e kulak verelim...

"Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir

Ve dahası

sen bir İNSAN olursun oğlum…"

al capone

number eleven
Gelmiş geçmiş en büyük ve en ünlü mafyalardan biri. Şu sözün de sahibi:

"bir adamı sabah gördüğümde tesadüf olarak kabul ederim, öğlen aynı adamı bir daha görürsem kuşkulanırım. akşam karşılaştığımızda tereddütsüz silahımı çekip vururum. tesadüflere inanmam."

otuzunda ölüp altmışında gömülenler

number eleven
yavaş yavaş ölürler
seyahat etmeyenler yavaş yavaş ölürler
okumayanlar, müzik dinlemeyenler
vicdanlarında hoşgörüyü barındırmayanlar

yavaş yavaş ölürler
alışkanlıklarına esir olanlar
her gün aynı yolları yürüyenler
ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler
bir yabancı ile konuşmayanlar

yavaş yavaş ölürler
heyecandan kaçınanlar
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki parıltıyı görmek istemekten kaçınanlar

yavaş yavaş ölürler
aşk ve işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler
rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar...

-neruda-

mustafa kemal atatürk

number eleven
kendisi hakkında 3000 kitap, 10 binlerce makale, bir o kadar sayıda da hatırat yazılmıştır. işin ötesi ise bunların 493'ü almanya'da, 367'si fransa'da, 141'i ingiltere'de, 510'u da başka ülkelerde yayınlanmıştır.

saygı, özlem ve minnetle...

kitap

number eleven
İnsandan daha etkili olabilen bir dost. Tabi doğru bir kitapsa. Bu nedenle de arkadaş dost seçiminde olduğu gibi, kitap konusunda da oldukça seçici olmak lazım. Böylece, okuduğunuz kitap sayesinde geçmişte yaşayan önemli insanlarla bağlantı kurabilir ve onlarla tanışıp dostluk kurma şansına ulaşabilirsiniz. Bununla beraber, onların Yaşadıkları döneme de gidip zamanda yolculuk edebilirsiniz.

Çok sevdiğim üç söz vardir kitaplarla ilgili. İlki sanırım sinirbilim uzmanı prof. Dr. Sinan canan'a ait. Der ki, "edebiyatta eskiyi, bilimde yenileri okuyun."

Diğer söz de franz kafka'ya ait. O da der ki:

"üzerinize felaket gibi çöken kitaplar gerek. bir kitap, içinizdeki donmuş değerleri parçalayacak bir balta olmalıdır. insanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar!"

Ve elbette üçüncü söz:

"Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım.".

mustafa kemal atatürk
0 /