confessions

number eleven

1. nesil Yazar - Akıllı

  1. toplam entry 0
  2. takipçi 15
  3. puan 5352

zengin itiraf

yagmur damlasi yarisi
Oyuncakların hep ruhu olduğunu düşünmüşümdür. Çocukken bu düşünce biraz ürkütücü olabiliyordu, hele ki gözleri büyük bir oyuncağınız varsa. Birkaç sevdiğim oyuncağı anımsadım şimdi. acaba hangi ara ve kim tarafından atıldılar? Saatlerce oynamayı ne ara bıraktım veya yerlerini neler aldı, buna değer miydi?
oyuncaklar üzerinde yaşattığımız senaryoları, hayatımızda uygulayabildiğimiz için mi hayal gücünden mahrumlaşıyoruz büyüdükçe?
Çocukken tırmanamadığımız ağaçtaki elmanın büyüdükçe yakın ve ulaşılabilir olduğunu gördüğümüz için mi, elmaları artık gözümüzde büyütmeyişimiz?
Tuhaf geliyor büyümenin getirileri ve götürüleri. Her şeye kolayca adapte oluşumuz ve bazı duygu, düşüncelerimizi ardımızda bırakışımız.
Öyle işte.

okul alışverişi

dante
Okullar başlamadan önce veya başlayınca ebeveynler eşliğinde yapılan aktivite. Ayrıca kırtasiye ürünleri sevenlerin de okumasalar bile kendilerine buldukları şeylerle mutlu oluyorlar.

Not: Faber Castell Grip 1345-1347 serisine karşı fetişim var.
Not not: looney tunes karakterlerinin bulunduğu ahşap kalem kutumdan bahsetmeyeceğim bile.

kaygısızlar

parody
90'ların unutulmayan dizilerinden. Akla gelen ve ara ara tekrarlanan sahnelerinden biri de mahallenin iki küçük, kurnaz bakkalın kepenkleri indirmek için birbirlerini gözlemeleri ve ona göre günü sonlandırıp dükkânlarını kapatmalarıydı.

çocukluğa dair özlenen şeyler

odile
Çocuk yaşımda da çocuk gibi olmadığımdan güzellemesini yapamayacağım şeylerdir.
Özlemek, mümkün olsa o günlere dönmek istemek. Ne bileyim. Daha çok madem doğduk, yaşayalım gibi düşünüyorum. Halihazırda bu kadar yaşamışım niçin başa dönmek isteyeyim. Yaşamaya çocukluktan tekrar başlamayı isteme motivasyonuna sahip insanları merak ediyorum fakat. Nasıl. Neden.

bana kadın olduğumu hissettir

odile
Aynalanmak isteyen ve isteğinde son derece haklı olan kadın talebi.
Kadın olsun erkek olsun insanın tüm talebi sevgiye yönelik aslında. Sevdiğimiz zaman sevdiğimizin gözlerinde kendimizi aramamız, onun tarafından görülmek istememiz ne kadar anlaşılır ve ne kadar güzel değil mi.

vazgeçmek

odile
İnsanın büyüdükçe Daha kolay değil belki ama daha kabul edilebilir bulduğu artık istememezlik halidir.

Bazen tercihen vazgeçiyorsun bazen zorunda bırakılıyorsun. Her durumda eksikliğini hissediyorsun vazgeçtiğin şeyin/kişinin. Fakat insan zaten eksik bir varlık özünde. Tamamlama nesneleri zamanla değişir. Eksikliğin bakiliğine peşinen razı olmak huzursuzluğumuzu bir miktar azaltabilir.

erich fromm

odile
“Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken ilgidir. Bu etken ilginin olmadığı yerde sevgi de yoktur.” Diyor sevme sanatında.

Ben katılıyorum kendisine açıkçası. sevilen kişiyi elde edene kadar emek vermek doğru mu sadece. Sevgi sahip olunabilir bir şey mi. Hak etmek için her gün emek vermek ve özenli davranmayı sürdürmek gerekmez mi.

bir yerlerde daha ideal bir sevgilinin hep olması

odile
İdealin dahası olması. Ne bileyim pek mümkün olmadığı gibi saçma gibi de. Ya idealdir ya değildir.
İdealin iyi bir şey olduğuna duyulan inanç ise ayrıca saçma. İdealize etmek karşı tarafa yapılmış büyük bir haksızlık değil de ne. Kendisi olmasını engelleyen bir kalıp. Ve yine idealize etmek gerçek insanlarla gerçek ilişkiler kurmamızın önündeki belki de en büyük engel. Kendi fantezilerimize hakikat muamelesi yapmak. Olmadığını gördüğümüzde kaçınılmaz olarak hayal kırıklığı yaşamak. Hoş değil.
Tanrısallaştırmadan sevmek mümkün. Deneyelim.

duymak istiyorum

keskin nisanci
cemali grubuna ait 90'lar türkçe pop denince akla gelen en güzel şarkılardan biri. 90'lar türkçe pop'a giriş yaptım, vatana millete hayırlı olsun.

Renksiz hayaller dolu, dökülen gözyaslarim
Ezikligi kalbimde, yasanmis tüm asklarin
Tüm aci anilari, bana birakip gitme
Beni bana ver artik, pesinden sürükleme

Duymak istiyorum, duymak istiyorum
Kalbimde ruhunu, duymak istiyorum
Görmek istiyorum, görmek istiyorum
Gözünde gözünü, görmek istiyorum

Incitme kalbimi, birakip gitme
Sana kendimi verdim, beni yok etme
Ne olur suskun durma, birseyler söyle
Karanligin içinde kaybolma öyle

Duyabilsem kalbini, okuyabilsem seni
Sessiz feryatlarini, aci agitlarini
Tüm haykirislarini, hissetmek istiyorum
Sana yaklaşıp sende, ölmek istiyorum

gecenin şiiri

mars yolcusu
Tam şimdi bu saatte burda olmalıydın.
Bir bakışında
Zaman dilimini kesip
Gözlerin de baharı süzmeliydim.
İç sesinin çınlayan saatlerinde
İçe içe geçmiş akrep, yelkovanı kesip
İçim içindekileri çıkarıp,
İçine bi' bukle huzur vermeliydim..
"Evet şimdi sarılmalıydım"
"Evet şimdi sarılmalıydım"
Dilimi, sardıkça saran kelimeler
Bi' dize şiir
Bi' dize daha
Bi' dize daha diye diye..
Ters düze yatan dizlerinin dibinden
Sinsi sinirlerinden öpmeliydim..
Ve şimdi sen olmalıydın
Dilimin ucunda... Baş ucumda..
Yanımda.. beraber.. biz..
Tükenmez kalemleri bitirip
Yatakları döşekleri yakıp
Masaları sandalyeleri yıkıp
Soğuk sularda sevgi kusmalıydık
Ve bi' defa daha o sular ile yıkanmalıydık..

-osman Aydoğan


zenginsozluk.com/foto

cuma akşamı evde kitap okumak

odile
Haftanın herhangi akşamları evde kitap okumaktan farkı olmayan ne güzel bir eylemdir.

Karşınıza ansızın şöyle bir cümle çıkabilir:
“...eliyle gözlüklerini çıkardı ve karısını hemen oracıkta, gözlerinin içine bakarak öptü. Bu vücut, bu küçücük insan, bu koca hayatta ayaklarının sağlam bastığı tek topraktı.”

(bkz:ahmet Hamdi Tanpınar)
(bkz:hikayeler)
(bkz:rüyalar)

yaralayan şey öğreticidir

mars yolcusu
"nasıl ki meyvenin çekirdeği, kalbi güneş görebilsin diye kabuğunu kırmak zorundaysa, biz de acıyı bilmeliyiz."

-halil cibran

İnsanda yaralanmalı ki öğrenebilsin, öğrensin ki yara alsın.
Yaralayan şey öğreticidir.
Gerçektir çünkü, ders vermiştir.
Yaralamıştır ama göstermiştir yolu-doğruyu.
Yaralanmadan büyümüyor çocuksu kalpler, bir adım öteye gidemiyor cam kırıklarıyla dolu ayaklar.

t: orjinali Latince olan bir deyiş, özlü söz-müş.

kahve koydum fincana

mars yolcusu
Ezgi'nin günlüğü grubuna ait naif bir şarkı.
Sevgili, bir içimlik kahveye ancak bu kadar nazikçe davet edilebilir.

"Anlardım aklından geçenleri
Sustukça konuştuk sanki
Sevdaymış meğer o içimizde
Yıllardır uyuyan deli
Sessizlik sensin geceleri"



Edit; başlık-entry uyumsuzluğu olsa da; siz onu 'fincana kahve koydum gel' olarak okuyup zihninizde tolere edebilirsiniz, kıyamadım silmeye.
Bu entry burda kalsın.
(Yanlışlıkla)

kol düğmeleri

mars yolcusu
"O aslında geçici bir heves değil, sen yokken bile varmışsın gibi hayatı devam ettirebilmekmiş.
Cesaret senin gibi yüreklerde gizliymiş.
"Hayatınızın sonuna kadar yaşamadıkça, talihinizden şikayet etmeyin" demiş Çehov.
Bunu sen öğrettin bana.
Unutturmadın.
Ne uzaklıklar engelmiş ne de bir başkası var olanı değiştirebilirmiş.
Kol düğmesi farklı kolda aynı amaçla birleşmeyi bekleyen.
Ve bir gün o da olur denen hiçbir şey aslında avuntu değil gerçeğin ta kendisiymiş.
Bizim gibi der şarkı..yarım kalmışlar için..
Biz kalabilenler için yazılmış.."
(Alıntı)

Kol düğmeleri, bir barış Manço şarkısıdır.


bir insanın kendisini en özgür hissettiği an

mars yolcusu
Yoktur aslında.

"An, zaman" özgürlüğün sınırsız olduğu-hissedildiği bir zaman dilimi yoktur.
Doğamız gereği, birçok 'kurala, hayır olmazlar'a, kim ne der'kilere, çok istesekte arsız ayıplara' maruz kalırız, tıpkı bizim gibi belli kurallara bağlı kalan insanlar tarafından.

Belki, bazı zamanlar da insan kendi kendine kaldığında; zihninde kurduğu ütopyalarda gönül gezdirir durur.

İnsan, kendi gökyüzünde özgür olamayan bir kuş misalidir.

ayrılık acısını yenmenin formülü

mars yolcusu
Nasıl ki aşık olurken bir formülle olmuyorsa bu işler, ayrılık acısını yenmenin de bir formülü matematiği yoktur.

Aşkın hissettirdiği, insanın benliğine kattığı güzellikleri yaşarken nasıl ki hesap kitap işlerine girmiyorsak; aşkın geride bıraktığı acıyı da tüm benliğimizle yaşamamız gerekir.

Bir şeylerden kaçmak yerine, o şeyin acı ya da mutluluğun ruhunuza zenginlikler katmasına neden engel oluyorsunuz ki?

Aşktan arda kalan o buz gibi ızdırabın hücrelerine karışmasına izin ver.
Acı, çoğu kez güzel şeylere gebe kalandır.

yazarları bugün sevindiren şeyler

bonnie
kışlık ayakkabıları kaldırıp, baza altındaki kutulardan yazlık ayakkabıları çıkarmak.

bir bahar mı dersin yaz mı dersin tekrar geldi sevinci ile o kutuları açtıkça aaa bu ayakkabım da varmış, aaa şu ne güzel ayakkabımmış gibi sanki ilk kez görüyormuşçasına hatırlamak. ne saçma ama her kış ve yaz dönümlerinde yaşıyorum ben bunu. gerek kıyafetlerde, gerek ayakkabılarda. sanki her şey yeniden, sıfırdan başlıyacakmış gibi. kullanılmış olsalar da...

köy enstitüleri

bonnie
öyle bir nesil öğretmen yetiştirmiştir ki hani derler ya 10 parmağında 10 marifet. işte o kadar donanımlı, o kadar hümanist, o kadar bilgili ve bilinçli. sanıyorum bir daha hiç bir öğretmen onlar kadar donanımlı olamamıştır.

orman

bonnie
bırakın içinde olmayı, kenarında, köşesinde, yakınlarında veya göründüğünde dahi ben yaşamış mıyım dedirten doğanın en güzel ve en keşfedilmesi, zaman geçirilmesi gereken hali.

gecenin türküsü

bonnie
sabah işe giderken içimden bu türkü bana gelsin demiştim. "beyaz giyme söz olur" denk geldi. hep karıştırırdım beyaz giyince mi toz olur, siyah giyince mi toz olur? ne giyersen söz olur? amann. mantığıyla uğraşamıycam ezgisi beni bitiriyor.

"Zaten bende talih yok
Seni benden alırlar"