confessions

number eleven

1. nesil Yazar - Harika

  1. toplam entry 452
  2. takipçi 14
  3. puan 5743

emin özdemir

number eleven
Türkiye'nin yetiştirdiği en değerli dilbilimci, edebiyat araştırmacısı ve akademisyenlerden. "Eleştirel okuma" adlı kitabını iki günde bitirmiştim ve o kitaptan sonra okuduğum her şeyi daha bilinçli bir şekilde okur oldum.

Geçen sene eylül ayında ne yazık ki vefat etti. Yıllar önce trt'de yayınlanan "bir kelime bir işlem" adlı yarışma programında kelime sorularını kendisi kontrol eder ve puan verirdi.

huzur

number eleven
İşten eve dönüp, dış dünyayı ve ona ait ne kadar keşmekeş, salak insanlar, kalabalık ve kakafoni varsa, hepsini geride bırakıp kendine ait dünyana girmektir. Benim dünyam şurasıdır:

sen biraz kilo mu aldın

number eleven
Bu aralar herkesten duyduğum. Aslında biraz değil, "sen epey kilo aldın haa" şeklinde olmakla beraber, bir de bunu takip eden "oğlum ne kilo aldın lan", "oğlum ne yiyorsun lan" şeklinde cümleleri de sık duyuyorum.

Halbuki son 7 ayda 20 kilo aldım ne var yani.

Not: 7 ay önce 50 idim, şimdi 70'im.

biri bizi gözetliyor

number eleven
2000'lerin başında yayınlanan bir programdı. Sanırım 10 kişiydi, insanlar bir eve giriyor ve 100 gün boyunca o evde elenmeden kalmayı başaran birinci olup, 100 bin liranın ödülü kazanıyordu. Elemeler de her hafta, ülkenin yedi bölgesinden alınan oylarla yapılıyordu. Doğal olarak kavga dövüş gırla gidiyordu. İlkinin birincisi melih'ti. Sonrakileri hatırlamıyorum. Aklımda kalan yarışmacılarsa melih, eray, murat, kaan ve tarık (of deli gönül diye bir albüm yapmıştı sonradan) sadece. Bir de kadınlardan hülya ile, gaye.

Amaaaaa, hepsinden öte akılda kalansa elbette ki tertemiz bir türkçe'si ve ciddiyetten asla ödün vermeyen yapısıyla doğa bey'dir. Öykü Serter ile hafta sonu elemelerde boy gösteriyordu.

zengin itiraf

number eleven
Yolunda, her şey yolunda... İşim, işimin haricinde kendime kalan zamanlarda heyecandan ve mutluluktan tir tir titreten ilgi alanlarım... Ve elimde olanların değerini bilip "belki de hayat bu kadardır" diyerek allah'a minnet duyup şükretmek...

Belki de hayat bu kadardır... Çok mühim bir bakış açısı. Zira, elinde olanların değerini bilmeyip hep daha fazlasını istedikçe, doymak bilmiyor ve her ulaştığın şeyden sonra yeniden daha fazlasını istiyorsun. Sonuç, saçma sapan bir kısırdöngü ve sonu yok. Ama biraz durup sakince hayatını gözden geçirince, sahip olduklarını görüp değerini bilince ve "biraz dur oğlum. Biraz dur ve şükret. Gördüğün gibi her şey gayet yolunda. Şimdi bunların değerini bil. Öyle ya, belki de hayat bu kadardır" demek o kadar huzur ve anlam verici ki...

tartışılacak kişide aranan özellikler

number eleven
sözlü dövüş sanatında siyah kuşak sahibi olması.

tartıştığımıza göre, zıt görüşlerdeyiz demektir. "sen öyle mi düşünüyorsun? eyvallah saygı duyarım, benim de düşüncem budur" demesi.

eğer futbol, siyaset vs gibi şeyler üzerine değil de, bilimsel konular üzerine tartışıyorsak muhakkak ama muhakkak belgelerle konuşması, söylediklerini en az iki kitaba dayanarak ve çeşitli alıntılar yaparak ortaya koyması. genelde bu gibi konularda tartışırken işkembeden sallayıp duranlar oldu karşımda. bense bahsettiğim gibi çeşitli kitaplara dayanarak, hatta yeri geldi sayfa numarası vererek cevaplarını verdim ve bunun haricinde ise alanın uzmanlarından birkaç kişinin dediklerini de kanıt olarak ortaya attım ve karşımdakini kıpkırmızıya boyayıp, mırın kırın etmesine sebep oldum. dolayısıyla mümkünse, donanım sahibi olsun karşımdaki.

cüzdanda fotoğraf taşımak

number eleven
çok sevdiğim bir asker arkadaşımın resmini bulundurarak yaptığım eylem. kazakistan göçmeni çekik gözlü bir insandır ve aynı devre olup birbirimizin badisiydik hatta. askerliğimin son gecesinde birbirimize hatıra olarak bir şey verelim dedik. ben ona yanımda götürdüğüm fenerbahçe formamı vermiştim. o da bana bir adet resmiyle, kalem takıntımı bildiği için kalem vermişti. kalemi de hala saklarım.

beşik kertmesi

number eleven
Eskiye ait güzel dizilerden. Özellikle erdal özyağcılar'ın oynadığı "ay dede" isimli karakter muazzamdı. Önüne gelene, mesleği doğrultusunda seslenip sonuna da "oğul" kelimesini eklerdi. Mesela muavine "muavin oğul", davulcuya " davul oğul" gibi. karşılaştığı eşcinsel bir elemana da "yumuşak oğul" deyip yarmışlığı vardı.

sokak düğünü

number eleven
Sokayım öyle düğüne dediğim düğün. Yazın yaklaşmasıyla bangır bangır başladılar yine. Allah şu kulaklığı icat edenden sonsuz razı olsun. Yoksa istemesek de o çalıp söyledikleri saçma sapan melodilere maruz kalacaktık. Şarkı veya türkü demiyorum, zira şarkı desem şarkıya, türkü desem buram buram saflık, içtenlik ve masumiyet kokan türkülere saygısızlık olacak.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

number eleven
Herkesin içinde hayatın farklı dönemlerine ait kişilikler var. Kimileriyle tanışıldı, kimileriyle henüz hayır.

Ben mesela; İçimde henüz tanışmadığım birkaç number eleven var. Mesela birinin hayat arkadaşı, eşi, kocası olacak number eleven kimdir, nasıl biridir bilmiyorum.

Ya da bir veya birkaç insan yavrusunun babası olan number eleven?

Orta yaşlı number eleven, yaşlı ve ihtiyar number eleven kimdir, nasıl biridir bilmiyorum.

Merakla da bekliyorum her biriyle tanışmayı. Allah inşallah nasip eder hem bana, hem de herkese bu bahsettiğim dönemleri.

ifade özgürlüğü

number eleven
Saçmalamakla karıştırılmaması gereken şey. İfade özgürlüğü, aklına her eseni söylemek demek değildir. Lakin gelin görün ki, saçmalamış olduğunu içten içe kendisi de bilen geri zekâlı tipler, "ifade özgürlüğü var canım ne var yani" diyerek işin içinden çıkmaya çalışırlar. I-ıh yok paşam, ifade özgürlüğü ortaya saçmalık atmak demek değil.

kendini dinlemek

number eleven
Psikolojiye zarar veren eylem. Boşluk şeytanın oyun bahçesidir diye çok güzel bir söz var. İnsan eğer bir şeyle meşgul olmayıp kendi kendine kalır ve kendini dinlerse, bu durum bir zaman sonra psikolojide problem sebebi olmaya başlar. Bu da kaygı bozukluğu olarak kendini gösterir. Bunun içine de panik bozukluk, OKB denen takıntı hastalığı veya hastalık hastalığı gibi şeyler girer. Kısacası insan bedenini Dinledikçe, bir zaman sonra nabzını, solunumunu, tansiyonunu vs kafaya takıp "acaba bir problem mi var" diye felaket senaryosu yazmaya başlar. O nedenle yapmayın, etmeyin ve bir şeylerle meşgul olun. Eğer meşgul olacak bir şey bulamıyorsanız arayışa geçin. Arayış süreci bile tek başına heyecan sebebi olur ve meşguliyet yerine geçer.

Not: Ben konuyu bir şeylerle meşgul olmayıp kendi içine dönerek vücudunu dinlemek olarak ele aldım.
0 /