confessions

number eleven

1. nesil Yazar - Enerjik

  1. toplam entry 574
  2. takipçi 16
  3. puan 7280

ramazan

number eleven
Çocukluğumu özletendir, çocukluk anılarımı hatırlatandır. Ne de güzel ve mübarek aydır. Dolayısıyla nostalji yaşatandır. Çocukken oruç tutmak ne demek anlamazdım ve anneme bir şeyler yedirmeye çalışırdım. "Günah oğlum yenmez, oruç tutuyorum" derdi. O öyle dedikçe ben daha çok yedirmeye çalışırdım ve oyun yapardım.

Daha sonra "ben de tutacağım" derdim. "Sen çocuksun" derlerdi. Akşam iftar vakti yaklaşırken (o zaman kışa denk gelirdi) pencereden dışarı baktığımda trafik sıkışır, kornalar havada uçuşur, trafik polisleri trafiği açmaya çalışırdı. Bizim evde de annem masayı çoktan hazır ederdi ve tüm aile (ki ben tek çocuğum, toplam üç kişiyiz işte) masada ezanı beklerdik. Hoca "allahu ekber" dedikten sonra top patlar ve bizimkiler dua eder orucunu açardı. Ben de onlara bakardım öylece ve sanki oruçluymuşum da açıyormuşum gibi onları taklit eder ben de ilk önce su içerdim yemeğe başlarken. Daha sonra onları yine oruçlular zannederdim ve akşam yemeğinden sonra yiyip içmeye devam ettiklerini görünce günah işliyorlar sanırdım. Annemse, "iftardan sonra serbest" derdi. Daha sonra babam teravihe giderdi, biz de annemle TV izlerdik. Ne güzel programlar, diziler olurdu ah ah. Ne sıcak, ne samimi, ne aile dizileri, programlarıydı hey gidi hey.

Desenlere iftara gittiğimizde veya onlar bize iftara geldiğinde de çok tatlı olurdu o akşamlar. Dedemle babam teravihe beraber giderlerdi bu kez. Biz de annem ve nenemle beraber izlerdik o tatlı programları. Dedem ve babam namazdan gelince de annem çay suyu koyardı. Çay suyu koymak... Şu cümle bile ne kadar aile kokuyor bana.

Ve sahur geceleri... Yani davulcular, o gizemli insanlar... Yani çocukken gizemli gelirdi. Çünkü sahura beni kaldırmazlardı doğal olarak. Ama cuma geceleri nasılsa haftasonu okul olmadığı için bazen kaldırırdı annem. İşte o zaman duyardım davul sesini, can atardım davulcuyu görmek için... Genelde göremezdim ama...

Sahurdan sonra ise hiç aklımdan çıkmaz, tv'yi açtığımda ekranda Kaygısızlar vardı. Allah'ım o ne güzel bir andı, dünyalar benim olmuştu. Şu an yazarken bile hissediyorum o anki duygularımı. Ondan sonrası da yatak faslıydı zaten.

Bazen iftardan sonra babamla beraber çıkardık dışarı. Camiden sonra Gezer, çayın yanında yemek için pastaneye gider pastamızı alır eve geri dönerdik.

Bu gece iki şey yapacağım o eski günleri yad etmek için ve o anki duygularımı hissedebilmek için. Biri kaygısızları izlemek, diğeri de eskiyle alakası olmasa da iftarlık gazoz filmini izlemek. Allah şimdiden herkesin orucunu kabul etsin...

eşkıya

number eleven
1996 yapımı yavuz turgul filmi. başrolünde ise elbette ki şener şen var.


zenginsozluk.com/foto

baran: bana niye ihanet ettin berfo ?

berfo: ihanet ha... demek sen benim yaptıklarıma ihanet diyorsun ha... peki, iyi öyle olsun. şimdi ben sana şöyle desem; ben bunları yaptım. çünkü aşıktım ben, yani vurulmuştum. ölüyordum aşkımdan. bunun üzerine kim bana ne diyebilir ha ? ihanet mi ? aşkım için yaptım ulan ! ahlaksızlık mı ? evet yaptım. ben en yakın arkadaşımı, seni jandarmaya ihbar etmiş adamım. sen yapabilir miydin benim yaptığımı ha ? en sevdiğin arkadaşına ihanet edebilir miydin ? onu jandarmaya ihbar edebilir miydin ? arkadaşının altınlarını çalabilir miydin ? o altınlarla arkadaşının sevdiği kadını, anasından babasından satın alabilir miydin ? arkadaşını ölüme gönderebilir miydin ? ama ben yaptım; aşkım için !

şimdi söyle bana, hangimizin aşkı keje'ye daha büyük ha ? hangimizin ? hangimiz keje için bu kadar günaha girmeyi göze alabildi ? bu aşk için ben cehennemde yanmaya hazırım. ya sen ?
----------------------------------------------------------------------------------------------------------

baran: keje, keje ... beni hapiste vurdular keje, ölmedim. hastalandım, bir ciğerimi orada bıraktım, gene ölmedim. çok dövdüler beni, kan kustum. ama ölmedim, yaşadım. seni bir kez daha görebilmek için yaşadım.

ben ömrümce bu dakika için yaşamışım. artık ne olursa olsun, önemi yoktur.

daha ne kadar yaşarım bilmiyorum. ama son nefesimi vermeden, senden vazgeçmem. her şeye rağmen bir gün, bir gün çıkıp gelebilirim keje.

gecenin şiiri

number eleven
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

yusuf yerkel

number eleven
soma faciasında, atmış olduğu tekme ile akıllara kazınan insan müsveddesi. bugün yani 4 sene sonra özür dilemiş. yeni gelmiş aklına. muharrem ince'nin bugün yapmış olduğu soma mitinginde "o atılan tekme içime oturdu. o tekmeyi atandan hesap sormazsam namerdim" demesinden sonra özür dilemesi, muharrem ince'nin birilerinin kalbine nasıl bir korku düşürdüğünü çok net gösteriyor.

bu varlığa gelince ise, binlerce özür dilese bile, o tekme asla unutulmayacak.

https://twitter.com/yusufyerkel/status/995655035576078336

ekleme: unutmadan, attığı o tekme sonrası ayağını incittiği için rapor da almıştı bu varlık, bu da unutulmayacak tabi.

acun ılıcalı

number eleven
Malum, bu adam geçmişte muhabirdi ve ünlülerin peşinden röportaj için koşuyordu. Artık o yıllardan kalma bir kin mi ya da her neyse, parayı bulunca o peşinde koştuğu ünlüleri her sene onar onar adalarda toplayıp aç bırakmalar, boks müsabakası düzenleyip birbiriyle dövüştürmeler gibi organizasyonlar yapıyor. Kurnaz adam.

zengin sözlük yazarlarının karalama defteri

number eleven
bazen çok şey birikiyor. yazmayı çok sevsem de, toparlamakta zorluk çekiyor ve ifade edemiyorum kendimi. ortaya da bölük pörçük ve beni tatmin etmekten uzak şeyler çıkıyor. şiir, müzik, edebiyat iyi ki var. zira, onlar yapıyor tercümanlığımı bu gibi durumlarda. şimdi, şu an hissettiklerimi de toparlamakta zorluk çekiyorum. o nedenle şu alıntıyı bırakıyorum sadece. fazlasıyla anlatıyor beni...

"Kaç kalem eskittim sayfalara! Kaç tükenmez kalem tükendi... Hangi aydayız, hangi gün, ya saat? Ne önemi var ki gerçi! Ben adını bilmediğim bir mevsimin, isimsiz bir gününde kitliyim uzun zamandır! Odanın dört yanındaki mumlara takılıyor gözüm, neredeyse çoğu erimiş... Her mum bir umut olup yansa da odamda, nihayeti erimek! Anlıyorum ki bir dilek tutmak yetmiyor aydınlıkta, ertesi gün karanlığa yüz tutmaya başladı bile..."

tolga tabu

insanlarla tartışmak yerine çekip gitmek

number eleven
Karışımdaki kişiye bağlı olan durum. Normalde de sohbete bodoslama dalan biri değilim. İlk önce pasif dururum ve dinlerin ortamdakileri. Kendimce profil çıkarır, analiz yaparım. Sonra ise aktif hale geçerim. Ama Birine bir şey söyleyeceksem, anlayacağını düşündüğüm biriyse söylerim. Anlayacağına dair şüphem varsa, zahmet etmem, zira değmez. Hele hele siyaset konusunda asla. Fakat karşımdaki anlasa da anlamasa da, eğer sınırı aşarsa gerekli tepkiyi verir ve boktan alır boka sokarım acımam. Cahil cesaretine asla tahammülüm yok. Onun dışında ise sadece dinler ve haline acır geçerim.

harun kolçak

number eleven
Vefatına ağladığım ikinci ünlü. Az önce dolmuşta, bendeniz ile yaptığı "elimde değil" adlı düeti çalmaya başladı, yutkunmakta zorlandım o an. 90'ları 90'lar yapan insanlardan biriydi. O kıvır kıvır saçlarıyla, gözlüğüyle, kendine has dansıyla ve elbette o kalbe ok gibi saplanan slow şarkılarıyla kazıdım onu kalbime ben. 90'larda çocukluk yaşayan biri olarak yeri çok ama çok özel ve öyle kalacak.

Allah gani gani rahmet etsin ve mekanı cennet olsun...

2 /