confessions

olacak o kadar

1. nesil Yazar - Lamba cini

  1. toplam entry 705
  2. takipçi 18
  3. puan 10738

toplum mühendisliği

olacak o kadar
öncelikle; (bkz:yahudi senaristlerin toplum mühendisliği)

kaba tabiri ile toplumu oluşturan bireylerin, güç sahiplerince tek tip haline getirilmesi ve akabinde toplumun sosyal yaşamından manevi hayatına kadar herşeyinin iktidar sahiplerinin istedikleri şekle bürünmesi.
en safiyane duygularla yapılmaya çalışılan ilk toplum mühendisliği, ilk çağlarda insanların doğal afetlerden korunmak için mağaralarda yaşama fikrinden çıkmış olmasını düşünmeme rağmen, insanoğlu tarafından bilginin satılabilinir birşey olmasının öğrenilmesi sonucu toplum mühendisliği denen kavram başka bir hal almıştır. bunu sebebi ise,bu işi mühendislerin değil tüccarların yapar olmasıdır.
toplum mühendisliği projeleri, çeşitli meslek dallarından oluşan bir ekip tarafından, finansal destek, koruma, iletişim ve başka araçlar yardımı ile gizli bir plan dâhilinde gerçekleştirilmektedir. devleti ve toplumu yukarıdan aşağıya doğru düzenleme ve denetleme amacıyla yapılan askeri müdahale dönemlerinde ise, daha açık biçimde, bir korku ortamı yaratılarak uygulanmaktadır.
malumunuz olduğunuz üzere sıkça dile getirilen dünya'ya yön veren organizasyonların en önem verdikleri konu budur; toplumun istedikleri gibi hareket etmesi, gerekirse kendi içlerinde çatıştırılması,gerekir ise ateist gerekir ise dinci bir toplum haline gelmeleri...vs. bunun modern anlamda ilk ve en başarılı temsilcisi ise şüphesiz joseph goebbels'tir. goebbels'in ''bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar.''ve''insanların beyin tembelliğini gördükçe, her istediğimizi yapabileceğimizi anladık.''sözleri başarısının sırrını çok güzel açıklıyor.
toplum mühendisliği ilk kez ciddi olarak fransız ihtilali'nin yaptırılmasında karşımıza çıkıyor (evet doğru okudunuz yaptırılmasında, bu konuya başka bir zaman değineceğiz).yakın zamanın en ciddi örneği ise kesinlikle 1900'lü yıllarda başlamış olan soğuk savaştır.amerika'nın karşı bir düşman yaratmak amacıyla komünizme izin vermesi, gelişmesine hiçbir şekilde müdahale etmemesi ve daha sonra bu sistemin üzerine parlayan bir yıldız olarak gördükleri hitler'i gönderip sovyetler'in belini bükmeye başlamasıyla beraber artık karşıda sefaletle mücadele eden, baskı altında yaşayan ve amerikan rüyasını hayal eden bir kitle oluşturulmuş oldu.
ve bu yapı artık iflas ederek çöktü. ardından yugoslavlar'ın, çekoslavakların bölünmesi, berlin duvarı'nın çökmesiyle bu mühendislik batı'da büyük bir oranda gerçekleşmiş oldu.
daha sonra ukrayna turuncu devrimi, gürcü devrimi, polonya-rus sürtüşmeleriyle beraber sovyetler'den kopan devletlerde yavaş yavaş tüccarların saflarını tercih etmeye başladılar. daha sonra sıra magrib'in çocukları mısır'a gelmişti. arap baharı adında onlarca ajanın cirit attığı, onlarca kara propaganda, dezenformasyon ve karalamanın olduğu bu ''bahar''aslında biraz da ''dark winter is coming''modunda bir hal almıştı.
bu tüccarların hayalleri birgün gerçekleşir mi? bana kalırsa insanoğlu bu mekanikleştirilmeden ve köleleştirilmeden elbet birgün kurtulacaktır. ama ne zaman?

osmanlı döneminden kalan bir öz deyiş durumu güzel açıklamış“gerçek ayakkabısını bağlarken, iyi bir yalan bağdat'tan istanbul'a ulaşır.''

niccolo marchiavelli

olacak o kadar
Siyaset bilimi ve politik etiğin kurucusu sayılan Floransalı İtalyan düşünür, şair, devlet adamıdır. modern siyaset biliminin kurucusu olarak kabul edilir.

avrupa'da ronesans'in öne çıkan isimlerindendir. başarıya giden her yol mubahtir felsefesini benimsemiş ve zamanla avrupa siyasi liderlerini kitapları ve çalışmalarıyla bu yönde etkilemiştir. makyavelizm felsefesini avrupa siyasi jargonuna kazandırmıştır.

"eğer bir millet, iktidarda bulunan kişilerin şerefsizliğini, alçaklığını, hırsızlığını yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa o millet erdemini yitirmiştir. erdemini yitiren millet, bir gün vatanını yitirir." sözü de pek bir meşhurdur.

hükümdarın halka kendini sevdirmesine gerek yoktur ama halkın kendisinden korkması gerekir. hükümdar her türlü yalanı söyleyebilir. günümüz yöneticileri sanki bu tavsiyeleri dikkate almış da devleti yönetiyor.

makyavelizm

olacak o kadar
siyasi emelleri gerçekleştirmede her yolun mübah olduğunu belirten düşüncelerinden derlenerek ortaya çıkan bir yaklaşımdır.

bu yaklaşımın temellerini atan Niccolo Marchiavelli'ye göre insanlar mala mülke yani maddi konulara önem verirler. Devlet adamının bencil olması gerektiğini savunmaktaydı. Çıkarlarına göre siyasete yön vermeli, gerektiğinde en yakınını harcayabilmeliydi. Ona göre başarıya bu şekilde ulaşılırdı. Dürüst devlet adamları, siyasetin doğasına aykırıydı.
Hükümetin ne kadar gerekli olduğunu göstermek amacıyla halk üzerindeki baskıyı indirgeyerek, kaos ortamı oluşturup daha sonra hükümeti kurtarıcı olarak gösterme gayesi de bu yaklaşımın bir öğretisidir.

90lar türk sineması

olacak o kadar
peşin not: el emeği göz nuru bir yazıdır. biraz uzun idare edin. özet geçmek gelmedi bagrimdan.

önceki 10 yıllarda çekilen filmlerin yükünü almış ve sinemaya yeni bir bakış açısı katmış olan dönemi kapsayan yıllara ait devirdir.
hem 80 darbesi sonucu oluşan politik ortam hem de gelişen teknolojiye adapte olmakla uğraşmıştır. aslında 90'lı yıllar her ne kadar türk sineması için kriz yılları gibi olsa da 2000'li yıllarda ki hızlı kalkışın temelleri aslında 90'lı yıllarda atılmaya başlamıştır.

genç yönetmenler, sinemaya değişik bir bakış açısı getirmiştir.bu dönemde sinemaya girip yeni sinema anlayışlarıyla ürünler veren yönetmenlerin başında, zeki demirkubuz, nuri bilge ceylan, serdar akar, semih kaplanoğlu,derviş zaim, ferzan özpetek ve reha erdem gelir.

filmlerde genel itibariyla göze çarpan ilk özellik düşük bütçeli, gri, kasvetli, minimalist konuların ele alınması ve bireysel sıkıntıları içermesidir. bu dönemde gösterime girme şansı olan film sayısının 150'yi geçmediği söylenmektedir.

ufak bir derleme yapmak gerekirse;

(bkz:masumiyet),
(bkz:zeki demirkubuz)

"zeki demirkubuz, ikinci filmi masumiyet ile sıradan insanlara bakışını sürdürmüştür. hapisten çıkan bir genç, kocası hapishanede olan bir fahişe ve ona aşık bir adamın yani kaybedenlerin, yönetmeninin ifadesiyle bir çıkışsızlık. bir yaşam ahlakı sahibi, duygu sahibi, kalbi olan yoksul insanlara, sorgulayan insanlara hala duygularını dinleme cesareti, onların peşinden gitme cesareti gösteren insanlara dayatılan çıkışsızlıkla ilgili ve bu insanların yani realitenin içerisinde, yani son dönemdeki türkiye fonunda konumlanışları, bunların sıkıştırılma ve yok edilmeye zorlanmasıyla ilgili bir film."

(bkz:tabutta rövaşata),
(bkz:derviş zaim)

"evsiz bir adamın öyküsünü anlatmaktadır. çok küçük bir maliyetle çevirmiştir. filmin seyirciden ilgi görmemesini yönetmeni şu faktörlere bağlamaktadır: “senaryonun manipülatif bir senaryo olmasını yani, seks, şiddet, 10 dakikada bir ritmin artması gibi özellikleri yok. çok tanınmış oyuncular yok."

(bkz:gemide)
(bkz:serdar akar)

"gemide, “bir memleket gibidir gemi” cümlesiyle açılmaktadır. gemide'nin kahramanları aslında 90'larda bir ahlak çöküntüsüne ve bunalıma kapılan insanların bir izdüşümü gibi durmaktadır. filmin bir diğer yönü de laleli'de bir azize filmi ile kimi ortak sahneleri ve oyuncuları paylaşmasıdır. filmin ilk cümlesi gibi toplumsal düzenle gemidekilerin hayatları birbirne paraleldir. “gemide'nin mekanları, gerçeklikle simgeselliği olağanüstü bağdaştıran bir özgünlüğe ulaşır. kimi zaman belgesele yakın bir üslupta, tüm gerçek fonksiyonları içinde gösterilen 'gemi', elbette memlekettir, kaba ve acımasız, gündelik ve sorunsuz, hazır ve tüketici tutumlarımızla bir cennetten bir cehenneme dönüştürdüğümüz şu kendi ülkemiz… laleli semti ise sanki yeni düzenin istanbul'unun simgeleri yolsuzluk, mafya, sömürü kadırımlara taşmıştır.

(bkz:laleli'de bir azize)
(bkz:kudret sabancı)

"ilk filmi laleli'de bir azize'de serdar akar'ın senaryosuyla ve gemide'nin paralelinde bir öyküyle yönetmenliğe başlamıştır. sattıkları erkeğe götürürlerken gemide'nin kahramanlarının kaçırdığı kızı arayan kötü kahramanların laleli'de bir azize. hızlı kurgusuyla gemide'den farklı bir tarzı olan filmin yönetmeni sabancı için “…sinema bir show…sanat değil, başka bir şey değil, ışığıyla, kurgusuyla, oyunculuğuyla…izleyenlere sinemada hoş bir tat bırakmak gerekiyor.” dur.

(bkz:mayıs sıkıntısı),
(bkz:nuri bilge ceylan)

"mayıs sıkıntısı da, ceylan'ın kendi kasabasına dönüşüdür. çehov'a adayacağını ve kendi ailesini oyuncu olarak kullanacağı bir film çevirmek için doğduğu kasabaya gelen bir yönetmeni ve kasabada yaşayan farklı insanları anlatan, gösterişten uzak, yalın, sade bir filmdir."

(bkz:aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni)
(bkz:yavuz turgul)

"60larda ve 70lerde çektiği aşk filmleriyle ünlenen ama bir dönemin kapanmasıyla birlikte çaptan düşen yönetmen haşmet asilkan'ın hikayesi. bir zamanların ünlü yönetmeni devrin değiştiğinin farkındadır ve elindeki son barutunu çekeceği bu farklı film için harcar. "

(bkz:istanbul kanatlarımın altında), (bkz:mustafa altıoklar)

"4. murat zamanında uçmayı deneyen hazerfan ahmet çelebi'nin hikayesini anlatmaktadır. filmin kendisi kadar müzikleri de ses getirmiştir."

(bkz:eşkıya),
(bkz:yavuz turgul)

"türk sinemasının bir nevi rönesansıdır."

(bkz:herşey çok güzel olacak), (bkz:ömer vargı)

"döneminin toplumsal olaylarına hiç girmeden abi kardeşin yine yeniden kaybedişlerini hiciv yoluyla anlatıldığı müthiş bir yapım"

tabi daha ağır roman,dönünce ıslık çal, hamam, piano piano bacaksız, propaganda, mum kokulu kadınlar, tatar ramazan, gece melek ve bizim çocuklar gibi çoğumuzun izlediği nice başarılı yapıtlarda bu dönemin eserleridir.

* boş bakinizlar en kısa zamanda dolacaktir.

şehirler arası otobüs yolculuğu

olacak o kadar
artık iyice bana uzay yolculuklarını animsatmaya başlayan yer değişimi.

yalan yok hayatımda hiç uzay yolculuğu yapmadım lakin eğer yapmış olsaydım bunu tamamen otobüs yolculuğuna benzetirdim. tek koltuk otobüs yolculuklarında, cam kenarından hep o bizlerden fersah fersah uzaklardaki 8-10 derma çatma evdeki insanlar ne yapar ne eder nasıl yaşarlar? hep bir merak içerisindeyim. koca koca binaların içinde değil 24 saatin, 40 saatin bile yetmediği bir gün de bu çok uzak yerlerdeki insanlarin, naif olduğunu düşündüğüm hayatları çok garip geliyor. hani uzay yolculuğunda da mekigin içinde bir cam olsa ve dışarı izlesem, aynı soruyu koca galaksinin en kuytu köşesindeki yalnız yıldızlar içinde söyleyip, onlara el sallamak en büyük ideallerimden biri olabilirmiş aslinda.

rahmetli tayfun talipoğlu ve usta nuri bilge ceylan'a da selam olsun bu arada.

ahaber

olacak o kadar
tanım yapamayacağım çünkü haberin tamamı bir tanımı bir zihniyeti tanımlıyor.

"A Haber'in Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından PKK'ye yapılan operasyon diye yayınladığı görüntülerin Arma adlı oyuna ait olduğu anlaşıldı. Oyundaki bir çatışma görüntüsünü operasyona aitmiş gibi yayınlayan A Haber görüntülerin Atak Helikopteri'nin operasyonu sırasında çekilmiş gibi yayınladı. Görüntülere montajla telsiz konuşmalarının da eklendiği anlaşıldı."

https://www.google.com.tr/amp/www.cumhuriyet.com.tr/amp/haber/turkiye/751922/A_Haber_in__TSK_haberi__oyun_cikti.html

siz nasıl habercisiniz? diye soracağım abes olacak daha doğrusu siz ne tür bir mahlukatsiniz? bu kadar mı salak yerine konulur bir memleket?

entry taşıma

olacak o kadar
yaparken özellikle görsel yükleme esnasında sıkıntı çektiğim durum.

çok yeni bir platform olduğu için kurallar çerçevesinde yapılması elzem olan. sağlam bir veri tabanı ve aranan bilgilere ulaşılabilmesi için faydalıdır. bilgi ulasilabilirligi konusunda normal olarak çok eksik var. en basitinden, bülent ecevit diye aratildiginda boş bir sayfa ile karşılaşıyoruz. ilk etapta, örneğin birkaç ay kadar çok çok farklı yelpazelerden bilgi girilmesi ve farklı platformlarda girilerin bolca taşınması durumunda hem mevcut yazarlar hem de yeni gelecek yazarlar daha iştahlı olacaktır. tabi 3 dakika içerisinde 8654 giri, ortamı biraz sarsabilir lakin farklı konularda olunursa bence hiçbir beis yok.

çağla büyükakçay

olacak o kadar
1989 doğumlu türk tenisçi.

güncel wta sıralamasında 155.sırada yer alıyor. Grand Slam oynayan ve Dünya sıralamasında 108. sıraya kadar yükselen ilk ve tek Türk kadın tenisçi olması ile hakkında en başarılı türk kadın tenisçi dememiz çok abes kaçmaz.

Türkiye tenis tarihindeki ilk WTA tekler finalini oynayan ve kupayı kazanması en büyük başarısı olarak görülmektedir. kupayı istanbul'da kaldırması ayrı bir güzellik olmuştur.

halen devam eden ve toprak kortta dünyanın en önemli organizasyonu olan roland gaross'ta Hırvat Mirjana Lucic-Baroni'yi 2-0 yenerek ikinci turda çıktı.





fesli naziler

olacak o kadar
13. waffen-ss dağ tümeni fesli naziler ya da diğer adıyla handschar (hançer) hitler'in himayesindeki bosnalı müslüman nazilerdir.

dünya savaşları boyunca osmanlı'nın eskiden hüküm sürdüğü topraklarda müslümanlar genelde işgal kuvvetlerine karşı direniş halindeydiler. yunanistan'dan bosna'ya kadar binlerce müslüman nazilere karşı mücadele etti. ama hitler yine bosna'da o dönemler siyasallaşan bir islam hareket ile buluşmayı bildi. tümenin adı handschar – hançer idi.

bosna'daki islami hareketi fırsat bilen hitler, bosna'da müslümanlara da yahudi düşmanlığı üzerinden ulaşmıştı. hitler bu konuyu o kadar ciddiye aldı ki, sağ kolu olan himmler'e kudüs'ten müftü bile ayarlattı. hitler, almanya'dan kaçan yahudiler'in kudüs'e bugünkü israil'i kurmaya gideceklerini öngörmüştü ve bölgede yahudi propagandası başlatma kararı aldı. kudüs müftüsü emin el-hüseyni'ye ulaşan himmler, islami otoriteler tarafından yahudilere karşı destek aldı. bunun üzerine nazi hareketinin bir parçası olan müslüman dağ tümeni "hançer" kuruldu.

varılan anlaşmaya göre müslüman boşnak askerleri, alman ordusu wehrmacht'ta eski avusturya-macaristan ordusundaki haklara sahip olacaklardı. namaz kılmakta ve fes takmakta özgürdüler. bölüğün resmi üniformasında da üzerinde nazi kartalı olan fes vardı. himmler, yine lepre'ye göre, bölüğün yalnızca müslümanlardan oluşmasına özel önem gösteriyordu. alman ordusu, bosna-hersek'te varlığını hissettirmeye başladığında onların militan toplamasına yardımcı olanlar yine siyasal islamcılardı.

hitler dört yıl süren belgrad işgali boyunca bu topraklarda yoğun bir propaganda çalışmasına girişti. bir yandan komünist sovyetlerin marksist leninist, diğer yandan amerika ve ingiltere'nin “liberal demokrat” etkilerini silmek için hayli sıkı çalışmalar yapıldı. hırvat, sırp ve boşnak halkları birbirlerine kırdırılırken kaybeden bölge coğrafyası ve hitler oldu.

fesli nazilere ne oldu?
hançer tümeninde sadece bosnalılar değil müslüman arnavutlar da vardı. tümenin geri kalan kısmı hırvatlardan oluşuyordu. hem partizanlara karşı hem de avusturya da çarpıştılar. 20.000 kadar olan sayıları savaş sonunda yarı yarıya azalmıştı. sonunda ingiliz birliklerine teslim oldular.

vatikan iran dostluğu

olacak o kadar
kulağa oldukça ilginç gelecek ama dışarıdan zıt kutup olarak görülen bu iki gücün aslında birbirleriyle gayet iyi olan dostluktur.
vatikanın dünyadaki en yakın dostlarından biri iranlı ayetullahlar.hemen hemen iki haftada bir iki ayetullah'ın vatikan'a gittiği bilinir.bu tabi şans eseri ya da 5 10 yıllık bir olay değil.yıllardır süregelen iran-vatikan birlikteliği osmanlı dönemine kadar uzanır.öyle ki osmanlı imparatorluğu döneminde osmanlı yönetimleri her daim protestanların savunucusu olmuşken iran ise bu gibi durumlarda seçimini her zaman katoliklerden yana kullanmıştır.

hatta öyle ki yakın zamanda "suriye'deki piskopos vatikan tarafından görevden alındı. bu iş iran'ın isteği ile oldu. çünkü suriye'deki piskopos türkiye'deki laikliği savunuyordu ve 'suriye'de türkiye tipi bir laiklik olursa biz razıyız' diyordu. suriye'de 1.1 milyon hıristiyan var. ama o adamı vatikan hemen görevden aldı şiiler istediği için. türkiye'nin dış politikasında vatikan'ın rolü hemen hemen sıfır düzeyinde. 'vatikan yapsa ne olur, yapmasa ne olur' anlayışı hakim. ama gerçek böyle değil. vatikan çok büyük işleri bitiriyor. türkiye'nin 1. dünya savaşı'ndan arabulucu olarak kullandığı yer isviçre ve vatikan'dır. 2. dünya savaşı'ndan sonra da böyledir. vatikan ve iran ilişkilerine çok dikkat etmek gerekiyor. iran'a destek veren ülkelerden biri vatikan. iran'ın yapamadığı bir çok istihbaratı kendi çıkarları doğrultusunda vatikan yapıyor ve gerekli görürse bunları iran ile paylaşıyor.humeyni'nin yeşil kuşak projesi adı altında göreve getiren ve sscb'nin karşısına diken kuvvetin vatikan sermayesi olduğunu söylemek kahinlik olmaz sanırım.

ayrıca yüzyıllardır devam eden yahudi-katolik gizli savaşında vatikan iran'ı her zaman yahudi yönetimine karşı bir koz olarak kullanmış ve iran yönetimleri de bildiğiniz üzere bunu hep bir devlet politikası olarak uygulamıştır.israil ise buna karşı olarak abd üzerinden türkiye'deki sünni yapıyı iran aleyhine kullanmaktadır.dolayısıyla ilk aklımıza gelen bu sünni-şii çatışmasının sebebi de avrupa'da yıllarca devam eden katolik-protestan savaşının orta doğu rövanşıdır.

unutulmasın bundan yaklaşık 5 sene önce israil devletini kabul etmeyen yahudilerin toplantı yaptıkları yer, iran'ın başkenti tahran'dı.

papa 16. benediktus

olacak o kadar
2005-2013 seneleri arası 1 milyardan fazla mensubu bulunan katolik kilisesinin dini liderliğini!! yapmış alman din adamı. tam adı joseph alois ratzinger.

yakın dönemin en karanlık vatikan liderlerinden biri olan ratzinger göreve geldiğinde kendisinden halledilmesi istenen konular; homoseksüel evlilikler, doğum kontrolü, gay papazlar, cinsel taciz, doğmamış hıristiyan çocukların vaftiz edilmeden ölmeleri halinde cennet'e gidip gidemeyecekleri, ekümenizm, dinler arası dialog, hoşgörü toplantıları, ibrahimi dinlerin birliği. çocuk tacizi olaylarını örtbas edemedi ve davalar her seferinde sivil mahkemelere taşınır oldu. papa hakkında, sivil mahkemelerde tutuklama kararı çıktı. rusya bu papa rusya'ya giremez dedi.
papa seçilmeden önce kardinal ratzinger türkiye'nin avrupa birliği üyeliğine olumsuz baktığını açıkça ifade etmişti. ab'nin bir medeniyet olduğunu ve türkiye'nin bu medeniyete ait olmadığını savunuyordu.ayrıca eski nazi partisi üyesi bu kardinal öcalan'ın kendisine yazmış olduğu mektupla da türk basınında boy göstermişti.

2013 yılında ise,ratzinger görevinden istifa ederek herkesi çok şaşırttı. çünkü böyle bir olay tarihte sadece 2 kez yaşanmış ve en son papalık makamından istifa olayı tam 601 sene önce gerçekleşmiş.
kendi ifadesine göre istifa etmesini ''ona tanrı söyledi".
ironik olan şuydu;yer yüzünde yaratıcının sözcüsü olduğunu iddia eden ratzinger istifasını kime verecek? tanrıya mı verecekti? onun mu onayını alacaktı?

papa i. jean paul

olacak o kadar
1978 yılında papalik makamina getirilen ve sadece 33 gun bu görevde kalabilen katolik din adami.
ağustos 1978'de papa vi. paulus öldükten sonra kurulan kapalı papa seçimi toplantısında muhafazakar kardinallerle yenilikçi kardinaller arasında çıkan anlaşmazlık dolayısıyla favori olmayan ama her iki taraf tarafından da kabul edilen papa adayı olarak papa seçildi.papalık ismni olarak ilk defa iki isimden oluştu; kendinden önce papa olan iki papanın isimleri olan "ioannes" ve "paulus"'u birleştirerek kendine papa ismi olarak seçti.
i.jean paul, biraz farklı bir papaydı. vatikan'da bir şeyler döndüğünü hissediyordu. papa seçilmeden bir süre önce vatikan bankası'nı, bu bankanın bağlantılarını araştırmaya başladı. kardinalleri, piskoposları araştırdı. sonuçta çok ilginç noktalara vardı. p2 mason locasının vatikan'la bağlantılarını ve “büyük vatikan locası”nı, bu locaya üye olan 121 kardinali, piskoposu ve rahibi keşfetti. oysa masonluk asırlar öncesinden kilise tarafından “dinsizlik” olarak tanımlanmıştı. bu sisteme engel olmaya çalıştı. fakat papa seçildikten 33 gün sonra faili meçhul bir zehirlenme ile hayatını kaybetmesi, “tehlikeli” çalışmalarının sonu oldu.

vatikan'daki masonları saptayan ve vatikan bankası'nın yolsuzluklarını soruşturan i. jean paul, henüz papalığa seçilmeden önce vatikan'ın mali işlerinde bir “karışıklık” olduğunu fark etti:

“31 ağustos'da italya'nın önde gelen ekonomi gazetelerinden il mondo'da i. jean paul'e uzun bir mektup yayınlandı. mektuptaki sorular şöyleydi:

vatikan'ın finans marketlerinde spekülatör gibi davranması hak mı? vatikan'ın kendi bankası diye adlandırdığı bir bankanın italya'dan başka ülkelere, kanun dışı sermaye transferi yapması hak mı? bu bankanın italya'daki bazı kişilerin vergi kaçırmasına yardım etmesi hak mi?

vatikan hakkında bu tür şeyler eskiden beri söyleniyordu. fakat i. jean paul, bunların doğru olup olmadığını ilk kez araştırmaya başladı. araştırdıkça da mason localarını ve vatikan'daki kontrollerini fark etti:

“papa i. jean paul'ün dikkati gizli, kanundışı olan ve çalışmayla gücü ve zenginliği birleştiren, italya'nın çevresine yayılan bir mason locası üzerine yoğunlaştı.

bu locanın adı p2 idi. bu loca vatikan'a derinlemesine nüfuz etmişti. papazlarla ve piskoposlarla ilişkisi ve bizzat kardinallerle bağlantısı vardı. papa i. jean paul, p2'yi kilisenin vücudunda yaşayan ve yok edilmesi gereken zararlı bir virüs olarak gördü.”

papa ioannes paulus papalığa geçtikten 33 gün sonra 66 yaşındayken 29 eylül 1978 günü sabahı kendine bakan bir rahibe tarafından vatikan sarayı papa yatak odasında ölmüş olarak bulundu. vatikan yetkilileri papanın bir önce gün geceleyin bir kalp krizi geçirdikten sonra öldüğünü ilan ettiler. ölüm nedenini araştıran bir otopsi yapılmadığı için birçok söylentiler ve komplo teorileri ortaya çıktı.

kara güneş örgütü

olacak o kadar
"çocuklar, savaştan zevk almaya bakın, çünkü barış korkunç olacak!”

genelde “kara tarikat” olarak adlandırılırlar,genel görüş waffen ss birlikleriyle aynı olmadığı. basit bir polis veya muhafız birliği değildi. bu örgüt hiyerarşik tertiplenmeye dayalı, dinsel bir tarikat niteliğindeydi. ss'ler “cizvit” tarikatını model almışlardı. bu sebepten “kara tarikat” mensupları cizvit rahipleri gibi siyah renkli üniformalar taşıyorlar ve yine onlar gibi, üstlerine “kadavergehorsam” yani, ceset gibi mutlak itaat ediyorlardı. ss'ler thule'nin ezoterik ve okült inançlarını pratik olarak gerçekleştiren bir örgüttü. ss'lerin içinde daha da gizli bir örgüt vardı. bunlar, ss'lerin seçkin çekirdek kadrosunu oluşturuyordu. işte bu “kara güneş”ti. ss harflerinin gerçek ezoterik anlamı “schwarze sonne” (kara güneşti).

thule, “kara güneş”le eşanlama geliyordu. swastika (gamalı haç) bu eski kavramın bir parçasıydı. bütün diğer tanımlamaların yanında swastika, ilk sebep veya yaratılış kaynağı anlamı da geliyordu. thule tarikatı da swastikayı bu düşünceyi temsil ettiği için örgütün logosu olarak seçmişti. kara güneş, thule'den daha ezoterik bir kavramı kapsıyordu. yaratılış boşluğunu temsil ettiği için bu kavram, thule örgütü elitleri için kutsal kabul ediliyordu.

bu tabii ss üniforması giyen her askerin “kara güneş” örgütü üyesi olduğu anlamına gelmiyordu. naziler ss “run”ları (2 adet “sig” run'undan müteşekkildir) ile kara güneşin gizli gücünü büyüsel bir şekilde çağırmaya uğraşmışlardı.eski tibette bulunan şensi piramitlerin (şimdi orta asya'da) koruyucusu olan türk moğol hakanı cengiz han en küçük oğluna “tula” adını vermişti ki, bu bize thule ismini çağrıştırmaktadır. “kara güneş”in sembolü kollu bir haçtı ve iii. reich'ın uçaklarının ve panzerlerinin üstünde bu işaret vardı. tapınakçılar, gül-haçlılar ve diğer eski localar bir sembolü aynı anlamda (kara güneş) kullanmışlardı. himmler'in wewelsburg'daki şatosunda ss genel kurmayının toplantıları genellikle yoga ve bönpas “ssshin” ile başlardı. ss'lerin iç dairesi “kara tarikat”ın ve “ahnenerbe” (ataların mirası) derneği tibetli bönpa lamaları ile devamlı irtibat halindeydi. “ahnenerbe” genel müdürü ss albay wolfram sievers, nürnberg uluslar arası mahkemesi tarafından yargılanarak idama mahkum edilmiştir.

hitler de agarthi (ariana) nin girişi yerini bilen yeşil eldivenli bir rahiple devamlı temas halindeydi. 25 nisan 1945'de ruslar berlin'e girdikleri zaman, bir mahzende halka şeklinde dizilmiş 6 tibetlinin cesedine rastladılar. bu halkanın ortasında yeşil eldivenli tibetli bir rahip cesedi bulunuyordu. görünüşe bakılırsa rahipler topluca intihar etmişlerdi. 2 mayıs 1945'de ruslar berlin'i tamamen işgal ettikleri zaman, alman üniforması taşıyan 1000'den fazla tibetli'nin cesedini buldular. iii. reich sırasında sayısız alman genci “kara güneş” örgütü tarafından eğitilip, himmler'in wewelsburg'daki şatosunda insiye edilip tibet'e gönderiliyorlardı.

bu gençlerin oraya gönderilme amacı orada hayatta kalmaları ve 21. yüzyılda vukû bulacak büyük “son savaş”a hazır olmaları idi.

kaynak:prof. dr. hans aiberg “arz'dan arş'a miraç” adlı kitabı

babushka lady

olacak o kadar
1963 yılında john f.kennedy suikastinde, olayı fotoğraflamış olabileceği düşünülen kişidir.

babushka lady, lakabını asıl olarak taktığı eşarptan almıştır.babushka, rusçada "yaşlı kadın" anlamına geldiği için ona bu isim verilmiştir.suikast analizi sırasında olay yerinde ilginç bir kadın fark edildi. kadının suikast sırasında yüzünün önünde tuttuğu şeyin kamera olduğu düşünülmüş. ilginç olan ise suikast gerçekleştiğinde insanlar sağa sola kaçarken, kadının olduğu yerde çekimlere devam etmesidir.
kadın, suikast anını görüntüleyen pek çok kamerada tespit edilmiş, polis ve fbi peşine düşmüştü.ancak suikasti araştırmak için kurulmuş birlikler, babushka lady'nin kim olduğunu bulmak için araştırmalarda bulunmuşlarsa da herhangi bir sonuç alamamışlardır.
1970'de beverly oliver isimli bir kadın ortaya çıktı ve bayan babuşka'nın kendisi olduğunu iddia etti.1963'te colony club'ta şarkıcı ve dansçı olarak çalıştığını söyledi.1994'te,kennedy suikastinin gerçekleştiği günü anlatan dallas'ta kabus başlıklı bir anı yayınladı.oliver yayınladığı anıda işyerinde kendilerini fbi ajanı olarak tanıtan iki kişiyle görüştüğünü ve adamların filmi banyo etmek için istediğini ve 10 gün içinde geri getireceklerini ancak filmin bir daha hiç geri gelmediğini yazdı.

beverly oliver'ın anısı oliver stone'un 1991 yapımı jfk filminde beverly isimli bir kadının dallas gece kulübünde jim garrison'la tanıştığı bir sahneye konu oldu.lolita davidovich'in canlandırdığı rolde oliver,suikastin gerçekleştiği yerde baş örtüsü takan ve çektiği filmi fbi ajanı olduğunu iddia eden iki kişiye verdiğinden bahseden bir kadın olarak tasvir edildi.

dahomey krallığının kadın savaşçıları

olacak o kadar
bügünkü benin ülkesi sınırlarında bulunan dahomey krallığı'nın kadın savaşçılarıdır.ordusunun en güçlü ve organize birliği ''mino''birliğiydi.
mino'yu bu kadar benzersiz yapan en benzersiz özelliği tamamen kadınlardan oluşmasıydı. avrupalılarca “dahomey amazonları” olarak bilinen bu birlik bakireler ve evlenmemiş kadınlardan oluşurdu. bunlar sert, disiplinli ve korkusuz olmak için eğitilmişti. durdurulamaz olarak kabul edilirdi hatta iyi donanımlı avrupa güçleri karşısında bile. avrupalı köle tacirlerinden yakalanan mahkumlar karşılığında silah alırlardı.mino savaşçısında genelde bıçak, kilic ve mızrak ile birlikte çakmaklı tüfek de bulunurdu. 19. yy. sonlarında tarafından dahomey bile winchester tüfekleri ile ordusunu yenilemeye başlamıştı. dahomey gücünün zirvesindeyken mino savaşçı kadınları 4,000 –6,000 arasındaydı, dahomey ordusunun üçte biri kadar.
1890 yılında dahomey fethedemediği bir düşmanla savaştı, fransa. dahomey fransız mandasındaki bir şehre saldırınca fransızlar savaş ilan etti. mino kadınları şehrin fransız valisini idam etti ve valinin karısını,eşinin kesilmiş başını fransız bayrağına sarması için zorladı. ilk başta mino kadınların üzerine ateş açamayan ve hazırlıksız yakalanan fransızlara karşı birçok zaferler kazandı. kotonou savaşından kalan belgelere göre silahları kalmamış bir mino savaşçısı, boğazını ısırarak bir adamı öldürdü.1894'te frasızlar dahomey krallığını yendi ve fethetti. bir kukla devlet haline dönüştürülen dahomey cumhuriyeti sonrasında benin adını almıştı. mino birliği teslim olan son birlik oldu, 4000 kadından sadece 50 kadın teslim oldu.
ilginçtir, son mino savaşçıların çoğu amerika birleşik devletleri'ne göç etti ve buffalo bill'in vahşi batı şovunda işe alındı. son mino savaşçı 100 yaşından daha yaşlı olarak 1978 yılında vefat eden nawi adlı benin'de yaşayan bir kadındı.

kafatasını seyreden maymun

olacak o kadar
tam adı affe einen schadel betrachtend olan heykel 30 santim boyunda yapılmış olup maymunun, kafatasıyla düşünürken yapılan tasviridir.
kafatasını seyreden maymun, kitapların üzerinde oturur şekilde tasvir edilmişken kitaplardan birisinde darwin yazması ilgi çekmektedir. elindeki insan kafatası ise shakespeare'nin hamlet'ine gönderme yapmaktadır.heykel bilimin sembolü olarak kabul edilirken, darwin ve hristiyanlık çatışmasını ele almıştır. maymunun oturduğu kitaplar,insanlar açısından bilgi edinmeyi anlatırken, diklemesine duran kitapta incil alıntısı vardır."eritis sicut deus" yazan kitapta "iyiyle kötülüğü bilecek, tanrı gibi olacaksınız" alıntısına dikkat çekmiş, fakat sadece "tanrı gibi olacaksınız" kısmını alıntı yapmıştır. bu ikilem, bilimin etiği için önceden uyarı olarak yorumlanmıştır. fakat maymun en sonunda orijinal haliyle, insanlar üzerinde zafer olarak görülecek diye bir yorum da getirilmiştir.

maymun ve kafatası heykeli ilk olarak 1893 yılında büyük berlin sanat fuarı'nda sergilenmiştir. almanya'da dökümhaneler orijinaline sadık kalarak sürümlerini üretmek istemiş, çoğunlukla kalitesiz malzemelerden dolayı başarılı olamamışlardır. 1922 yılında lenin'e de hediye edilen heykel, kremlin'de masasının üzerine konmuştur. ayrıca heykelin duruş itibariyle rodin'in düşünen adam'ına benzediği de tartışılmış, fakat rodin heykelini daha sonradan sergilemiştir.

kırık camlar teorisi

olacak o kadar
kentsel bozukluğu önlemek, anti sosyal davranışlar ve diğer suçlardaki vandalizmi önlemek amacıyla çıkan teorinin amacı, suçtan önce gelen düzensizlikle mücadele ederek suçu önlemektir. 1969 yılında psikolog philip george zimbardo'nun deneyiyle ortaya atılmıştır.

kırık camlar teorisi adına ilk hipotezi 1982 yılında james quinn wilsonve george l. kelling makale şeklinde sunmuştur. makale sosyal bir araştırmaya dayanırken, okuyuculardan camlarının birkaçının kırık olduğu bir bina düşünülmesi istenmiştir. eğer pencereler ilk kırıldığında tamir edilmezse vandallar diğer pencereleri de kırmaya meyilli olacaktır. hatta bina boşsa işgal edilecek belki yangın dahi çıkarılacaktır.
bir diğer örneği ise; kaldırım kenarına bırakılan bir poşet çöpün alınmayınca, günler sonra birikmesi ve çöpler yığınını oluşturmasıdır. en sonunda ise restoranlar bile arabayla getirdikleri çöplerini bu yığınların üzerine atarken önemli ayrıntı (suçu önleyen) ilk çöpün kaldırması gerektiğidir (yani hiç konulmaması gerektiği). böylece suç oluşmayacağı ortaya çıkarken bu durum kırık camlar teorisi ile açıklanmaktadır.

new york'un bronx ilçesindeki yüksek suç oranından dolayı 1969 yılında ortaya atılan teorinin çıkışı ise zimbardo'nun otomobil deneyine dayanmaktadır. plakasız bir otomobil ilçeye bırakıldıktan sonraki 24 saat içinde kullanılamaz hale getirilmiş ve bir hurdaya dönüşmüştür. aynı gün kaliforniya'nın kentlerinden olan palo alto'ya da bir otomobil bırakılmış ve hiç kimse tarafından zarara uğratılmamıştır. bunun üzerine zimbardo eline bir balyoz alıp arabayı parçalamaya başlayınca birkaç dakika içinde barbarlar, arabayı işgal edip hurdaya çevirmiştir. bunun üzerine kırık camlar teorisi çıkarken ilginç olan bir diğer şey ise; kaliforniya'da arabayı parçalayan kişilerin iyi durumlu beyazlardan oluştuğu kaydedilmiştir. sonuç olarak bronx zaten yüksek suç oranıyla bilinirken bu durum normal karşılanmıştır. palo alto'da ise uygar kimselerin kırık pencereler teorisi'ne göre hareket etmesi teoriyi desteklemiştir. zimbardo'ya göre ilk camın kırılmasına ya da ilk çöpün bırakılmasına izin vermemek gerekirken, bundan sonra new york polisleri de sıfır tolerans kapsamında küçük suçların peşine düşmüştür. metroya bilet almadan kaçak binmek, duvarlara yazı yazmak, kamuya ait alanlarda tuvalet yapmak ve içki içmek en sık işlenen suçlar arasında yer almıştır.

yazım kurallarını bilmeyen sevgili edinmek

olacak o kadar
insani ve ahlaki kuralları bildiği sürece çok bir sakınca görmediğim sevgili türüdür.

sevgilisine resmi bir mail atmıyor whatsup denen mecradan konuşma ağzı ile yaziyordur.

- de, -da yerine isterse do, re, mi, fa yazsın. eğer illa bi'şeyler zaruri olacak ise sevgili sözcüğünün hakkını verebilmesidir. gerisi teferruattir.

best regards,
o.o.k.

interstellar

olacak o kadar
ikinci kez izleme fırsatı bulduğum, her ne kadar bilim-kurgu kategorisi olarak geçse de her bir karesiyle farklı farklı ve ince ince mesajlar verdiğini düşündüğüm, christopher nolan filmi.

bir replik ki hafizama bir hayli güzel kazinmistir. neresinden bakarsan hayat akıyor;

"eskiden gökyüzüne bakar, yıldızlar arasındaki yerimizi merak ederdik. şimdi yere bakıp topraktaki yerimiz için endişeleniyoruz."

bir yönetim tarzı olarak havuç ve sopa

olacak o kadar
öncelikle bir ahlak ve az gelişmişlik göstergesidir.
sözde modernleşme gayesinde dünya da en çok görülen ve en başarılı yöntemlerinden biri olan bu yöntem aslında halkların en büyük baş belasıdır.
farkında olmadan yönetenlerin safına geçersin(ki burda inatla vizyonsuzluk yapan yöneticiler söz konusu) ve onların diktaları doğrultusunda nefes alıp vermeye başlarsın.
günlük hayatta bile o kadar iliklerimize kadar ulaşmış ki bunu kendimize söyleyemeden asi adam rolüne bürünmekte beis görmeyiz.burada havucun yanına insan egosu ve bilimsel cahillik de devreye girmiş olur.
tahmin edebileceğiniz üzere havucun boyutları kapasite ve varoluş amaçlarınıza göre değişkenlik gösterebilir. kimisi için havuç 3kg kömür iken, kiminiz için 10 milyon dolarlık bir ihale olabilir.
havucun peşinden koşmak yerine başka bir fikir sahibi olursanız demokrasi denen kılıcı boynunuzda hissedebilirsiniz. aman dikkat!
söz:''kendi kendimize egemen olmayı öğreten yönetim,en iyi yönetimdir.''
johann g.

jack hausler

olacak o kadar
13 yaşında olan bu amerikalı arkadaşımıza, 8 yaşından beri yaşadığı her olayı hatırlamasına sebep olan bir hastalık teşhisi konulmuş.

beyinde biriktirilen bütün hafızayı düzene sokabilecek bir sistem bulunmuyor. bu yüzden de jake geçmişte başından geçen olaylarının hangisinin önemli hangisinin önemsiz olduğunu ayırt edemiyor. bu nedenle jake hatırlamak istediği bilgiye çok geç ulaşmasına sebep oluyor.

jake'in bu sorununa bir çözüm getirmek için bilim adamaları onun hafızasının bir bölümünü yapılan çalışmalar dahilinde temizlemeyi başarmışlar. böylece jake'in hatırladığı şeyler en aza indiği için hafızasındaki bilgiye ulaşma hızı da artmış.

(özellikle 2.dakikadan itibaren çok etkileyici)

not:bence burda irdelenmesi gereken hafıza silme işleminin nasıl gerçekleştiği? sanırım bu da ayrı bir konu.

neyse darısı milletimizin başına ne diyelim.

picnic

olacak o kadar
1957 yapımı dram/romantik kategorisinde bir amerikan filmi.
filmi ilginç kılan ise;
market araştırmacısı ve reklamcı james vicary bu film esnasında çok değişik bir deney yapmış.
amerikada açık havada oynanan bu filmde saniyenin 3000 de 1 hızda her 5 saniyede 1 “aç mısın?”, ”kola iç”, popcorn ye” kelimelerini filmin bir kısmında arka sahnede gösterilmiş ve filmin sonunda kola satışı %18.1 ve popcorn satışı %57.8 artmış. burada gösterilen kelimeleri filmi izleyenler algılamıyor ama bilinçaltımız ise algılayıp ileride seçimlerini etkiliyor.

kim philby

olacak o kadar
sovyet gizli servisi kgb için çalışan ünlü ingiliz casus. namıdiğer ''yüzü olmayan adam.''

1947-48 yıllarında istanbul'da da ruslar adına casusluk yapan philby, 1981'de çekilen videoda doğu alman istihbarat servisi üyelerine berlin'de gizli bir konferans veriyor ve ingiliz dış istihbarat servisi mi6'e girişinden sovyetler birliği'ne kaçışına kadar tüm kariyerini anlatıyor.
yıllarca batılı istihbarat servislerinden kaçmayı başaran ve bu yüzden "yüzü olmayan adam" olarak anılan ünlü casus markus wolf tarafından kürsüye davet edilen philby, konuşmasına "sizi uyarıyorum. ben kalabalık önünde pek konuşamam. yıllarca geride kalmaya çalıştım" diye başlıyor.

"düşman kampında 30 yıl geçirdiğini" söyleyen philby ingiliz imparatorluğu'nda üst sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğini, cambridge'te komünizme ilgi duymaya başladığını, aktivistlerle çalıştığı avusturya'dan döndükten sonra sovyet istihbarat servisine yazıldığını belirtiyor.

"işin en ilginç yanı her şey bir anda oldu. o zaman bir işim ve çalışmayı planladığım bir işim yoktu" diyen philby, bir sovyet casusunun kendisini örgüte almak istediğini söylediğini anlatıyor ve "bana açıkça, moskova'daki merkezin gözünde en iyi hedefin ingiliz istihbarat servisi olacağı söylendi" ifadelerini kullanıyor.

mi6'e girebilmek için gazeteciliğe başladığını, times gazetesine girdiğini, ispanyol iç savaşını takip ettiğini, bürokratlarla tanıştığını ve istihbarat servisinde çalışmak istediğini belli etmeye başladığını söyleyen philby sonunda işe girmeyi başardığını ve ingiliz istihbarat servisinin sırlarına çok kolay erişildiğini söylüyor.

philby bunun için arşiv görevlileriyle dostluk kurduğunu, haftada iki-üç kez bu kişilerle yemeğe çıktığını bu sayede, işiyle ilgisi olmayan dosyalara ulaştığını belirtiyor:

"her gün ofisten koca bir çantayla çıkıyordum. çantada kendi yazdığım raporlar, dosyalar ve arşivden aldığım belgeler oluyordu. akşam bunları irtibat kurduğum sovyet ajana teslim ediyordum. sabah, tek tek fotoğrafı çekilen belgeleri geri alıyordum. erkenden de arşive geri koyuyordum. bunu yıllarca yaptım."

kim philby daha sonra mi6'in sovyetler birliği için kurduğu birime ikinci adam olarak atandı.

daha sonra kgb'deki amirinin, müdürü felix cowgill'den "kurtularak" birimin başına geçmesini istediğini belirten philby, "ona, 'yani onu öldüreyim mi, ne yapayım?' diye sorduğunu", karşılığında bürokratik entrikalara başvurmasının tavsiye edildiğini söylüyor ve şöyle devam ediyor:

"müdürümden kurtulmak için çalışmaya başladım. nasıl yaptığımı dinlemek istemezsiniz. çok pis bir hikâye. ama işimiz bazen pis işlere bulaşmayı da gerektiriyor. ama sonunda pis olmayan bir dava için çalışıyorsunuz. açık söylüyorum, oldukça sevdiğim bir adama karşı arsız bir entrika çevirdim."

philby, fbi ve cia'yle koordinasyon için washington'a gönderilmişti. binlerce arnavut'un komünist rejimi devirmek için gizlice ülkelerine gönderilmesini içeren operasyonu ifşa etti. birçok kişi öldürüldü.

konferansta bu olaydan bahsederken 3'ncü dünya savaşı'nı önlemeye yardımcı olduğunu söyleyen philby, "bu operasyonu bozmasaydım ve başarılı olsaydı, cia ve mi6 bunu bulgaristan gibi başka ülkelerde de deneyebilirdi. o zaman sovyetler birliği devreye girer, topyekûn bir savaş çıkabilirdi" diye konuşuyor.

1963'te, sovyetler için çalıştığından kuşkulanan mi6'teki meslektaşlarını atlatarak beyrut'tan kaçan philby'ye daha sonra sovyet vatandaşlığı verildi.

philby, 1988'de moskova'da öldü.

hitler'in trumana yazdığı mektup

olacak o kadar
tarihte ve günümüzde devlet adamlarının birbirlerine tehditkar yahut övgü dolu mektuplar gönderdiği, diplomaside çok sık rastlanan ve doğal karşılanan bir olaydır fakat bu mektubu ilginç kılan 30 nisan 1945 senesinde öldüğü bilinen adolf hitler'in bu mektubu abd başkanına 1947 nisan ayında göndermiş olması durumudur.
kulağa şehir efsanesi yahut bir dezenformasyon olarak gelsede abd, rus ve alman kaynakları bu mektubu hiçbir zaman inkar edememişlerdir.

werner eckers adlı eski bir ss subayı tarafından berlin abd bölgesi askeri valisi olan general clay´a hitaben yazılmıştı; hitler´in sığınaktan kaçarken yaralandığı doğruydu ama ölmemişti, sadece bir kolunu yitirerek almanya´dan çıkmayı başarmış ve sonra yine geri dönerek saklanmış ve sessiz kalmayı tercih etmişti. eckers, ayrıca kendisinin hitler´in yanında bulunduğunu ve 17 sayfalık bir deklarasyonu dikte ettirdiğini yazıyordu. deklarasyon başkan truman´a yazılmıştı ve 12 madde içeriyordu. hitler, ss birliklerinin hala varolduğunu ve bir yeraltı terör örgütü olarak tehdit edici olabileceğini ve tekliflerinin kabul edilmesini istiyordu. 12 madde şöyleydi;

1. bütün nazi liderlerinin yargılanması hemen durdurulmalı.
2. 1 nisan 1933´den beri üye olan nazi partisi, sa, ss ve gestapo mensupları hemen affedilmeli.
3. aynı af, ordu, polis ve güvenlik güçlerini de kapsamalı.
4. oder-niesse hattı, sınır olmayacak ve toprak talepleri reddedilecektir.
5. alman halkının ihtiyacı olan yiyecekler ve diğer malzeme hemen sağlanmalı ve de almanlar bolşevikler´e teslim olmaya zorlanmamalılar.
6. eski sa ve ss mensupları, bolşevikler´e karşı bir güç oluşturmak için toplanmalıdır.
7. esir kamplarında toplanan siyasi nazi görevlileri hemen serbest bırakılmalıdır.
8. nazi konsantrasyon kampları nedeniyle suçlanan görevliler müttefikler tarafından mahkeme edilmemeli, sivil mahkemelere devredilmelidir.
9. bu özel mahkemelerde, ancak almanya´ya ihanet eden von papen, schacht ve von seydlitz gibiler yargılanmalıdır.
10. tüm yabancılar ve yahudiler hemen almanya´yı terk etmelidir.
11. başka ülkelerde esir bulunan tüm alman askerleri hemen serbest kalmalıdır.
12. eski alman kolonileri geri verilmeli, buralara alman göçmenler yollanmalı ve alman halkının almanya dışına göçü hemen kısıtlanmalıdır.

hepsi bu mu? denesi geliyor. führer çok ciddi görünüyor, eğer mektup ve hitler´in yaşadığı iddiası gerçekse, tehdit geçerli olabilir. beyaz saray, bu deklarasyonu gerçekten aldı ama hiç tepki vermedi. ama bir görüşe göre, bazı çok önemli ss liderleri serbest bırakılmış veya aranmalarından vazgeçilmişti, hatta nazi suçlularını arayan yahudi örgütlerine verilen destek kısıtlanmıştı. yine bu görüşe göre, günümüzün felaketi olan terörün ardında hitler´in çok gizli ss örgütü ve finansı bulunmaktadır, abd yapabileceğini yapmış ve avrupa ile daha çok ilgilenmek istememiştir. roosevelt´in aksine daha içe dönük olan başkan truman, amerika´nın daha çok zarar görmesine karşıdır.
24 /