confessions

olacak o kadar

1. nesil Yazar - Lamba cini

  1. toplam entry 697
  2. takipçi 17
  3. puan 10580

yabancı el sendromu

olacak o kadar
kişinin ellerinden birisinin bireyin bilincinden bağımsız, kendi bilinci varmış gibi hareket etmesine sebep olan nörolojik bir hastalıktır. yani kısaca kişinin iki elinden biri, kontrolsüz olarak hareket eder; ancak bu hareket kasılma, fırlama gibi anlamsız hareketler değildir.

tıpkı beyin kontrolünde, sanki kişi gerçekten isteyerek hareket ettiriyormuş izlenimi verir. zira gerçekten de elin hareketlerini beynin yarımkürelerinden biri kontrol eder; ancak o yarımkürenin kontrolü kişinin kendisinde değildir. sendrom, genellikle epilepsi hastalarının semptomlarını rahatlatmak için beynin iki yarımküresinin cerrahi bir operasyon ile ayrıldığı bireylerde gözlenir. aynı zamanda diğer beyin ameliyatları, inme ya da enfeksiyonlar sonucu oluşabilir.

benzer şekilde, kişi eğer depresyona girerse ve sağ beyni ölmek isteği duyarsa, yukarıda gösterildiği gibi el kontrolsüz olarak kişiyi öldürmeye çalışabilecektir.

new jersey'de yaşayan 55 yaşındaki karen byrne'nin başına gelen de tam olarak buydu.“bir sigara yakıyorum, kül tablasına koyuyorum, sonra sol elim sigaraya uzanıp onu söndürüyor. zaman içinde, çantamdan da bir şeylerin eksildiğini gördüm; önceleri, çantamdaki eşyaları kaybettiğimi sandım. ta ki ne olduğunu anlayana kadar.”

bu hastalığın ne yazık ki resmi bir tedavisi yoktur. genellikle bakıcı ya da doktor kontrolünde, elin kontrolüne sahip beyin yarımküresinin sakin ve tatminkar tutulmasıyla etkileri azaltılabilir. örneğin kişi müzikten hoşlanıyorsa (ki sağ beyin bununla ilgilenir) ve sağ beyni kontrol dışındaysa, düzenli olarak kişiyi mutlu eden müzikler dinlenmesi, istemsiz çalışan sol kolun sakin kalmasını sağlayabilir. yeni yapılan bazı araştırmalar, beynin iki yarısını cerrahi olarak düzgün bir şekilde birbiriyle iletişim kurar hale getirerek bu sorunu çözmeyi hedeflemektedir; ancak kesin bir başarıya ulaşılamamıştır.

akıl hastaları tarafından kaleme alınan şiirler

olacak o kadar
itina ile okunulması gereken naif siirlerdir. olamaz böyle bir güzellik.

1961 - 1964 yılları arasında bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi'nde personele okuma yazma öğreten bedia tuncer'in ilgilendiği hastaların yazdığı şiirleri derlediği kitap.

nalan
"nalan... nalan...
bu dünyada (aşk) ta yalan!..
sevda da yalan...
ölüm hakikat olan...
unutuluyor en sonunda
aşk izdırabıyla bir gül gibi solan!..
mes'ut kişidir elbet aşk yüzünden mes'ut olan!
melankolik bir beste gibi sevdası ruha dolan!..
nalan!..
aşk! muhakkak ki masal misali
zaman içinde kaybolan!.
leyla ile mecnun oluyor
gönül dertleriyle saçlarını yalan
zaman içinde kaybolan!.
leyla ile mecnun oluyor
gönül dertleriyle saçlarını yalan
günde 16 paket sigara içen r. g. ö. tarafından yazılan şiir

allah muhafaza
"zorba kız kaçırır,
kamarot kurşun kaçırır.
karaborsacı döviz kaçırır
zengin hanım kürk kaçırır
ağa koyun kaçırır
orman eşkıyası kütük ..
ve sonunda kaçırmak için bizlere
elbette akıl kalır.
33-b servisinden y... k..."

tanrım
"tanrım bana sabır ver
tahammülüm yok artık
gözüme bir perde ger
tahammülüm yok artık
bu deliler âlemi
büktü benim belimi
bu bitmeyen elemi
tanrım doldur çilemi
34. servisten g... k..."

günlerim
"günlerim taburcu olmamı beklemekle geçiyor
gençliğim delilere hoş görünmekle bitiyor.
güngüne her gün daha çok eriyorum
güldüğümü rüyamda pek az görüyorum.
6. servisten ü... s..."

vasiyet
"eğer senin sevgine dayanamadan ölürsem,
ben de fâni gibi toprağa gömülürsem
ne olur kabrime getir, birkaç tane karanfil
şu benim son arzumu kendine vazife bil.

getirdiğin bukete iki tane de gül kat,
ister yavaş yavaş koy, istersen uzaktan at,
sadece inan bana sevdim seni gerçekten,
onun için istedim, o sevdiğin çiçekten...
36. servisten i... g..."

unutmamak
"unutmak istiyorum seni
fakat bir türlü gelmiyordu
elimden
fakat şimdi unuttum
işte seni
niye dün gece
rüyama giripde
hatırlattın kendini
33- a servisten g... ö..."

kiska adası

olacak o kadar
dünya tarihinin en saçma savaşlarından birine ev sahipliği yapmış japon adasıdır.

amerikalılar tarafından işgal edilmiş kiska adasını japonlar 500 denizciyle geri alınca, amerikalılar 35 bin adamla karşılık vermeyi düşündü. düşmandan 70 kat fazla asker getirmek “defolun” mesajını vermeye yeter.
17 ağustos 1943'te amerikan ordusu kiska sahiline 95 gemi ve 168 uçakla geldi. sahilleri uçaklarla bombaladılar, toplarla garnizonları yok ettiler ve en son askerler gördükleri her şeye ateş ederek saldırdı.
adayı aldılar ve 122 adam kaybettiler. amerikalılar silahlarını yeniden doldurmaktan vazgeçip kendilerini övüp cesetleri saymaya başladılar. ama bir anda hiç düşman cesedi bulamadıklarını fark ettiler. ya japon askerleri yabani bir hayvan tarafından yok edilmişti ya da amerikalılar işletilmişlerdi.

peki ya nasıl oldu da boş adada zayiat verildi? amerikan istihbarat görevlileri bu ödülü kazanıyor. uçağı gönderip fotoğraflarını çektikten sonra kiska adası terkedilmişe benziyordu. ve terkedilmişti – japonlar adayı 2 hafta önce terk etmişlerdi. yine de adanın boş olup olmadığını kontrol ederek zaman harcamamak için askerleri yollama kararı alındı.
eğlenceli bir hata olabilirdi – 122 asker ölmeseydi. peki düşmansız bir savaşta nasıl bu kadar adam ölür? 24 kişi dost ateşinden, gemiyi patlatan mayından 51 kişi ve 47 kişi de ormanın içinde kayboldu.

tarihte ilk biyolojik savaş

olacak o kadar
avrupa'da, diğer adı '' kara ölüm '' olan veba hastalığı korkusu başlamıştı. i̇nsanların korkularından faydalanmakta usta olan cengiz han; kendine teslim olmayan doğu avrupa'daki bazı kalelere, o güne kadar görülmemiş askeri bir strateji, acımasız ve bir o kadar da kolay olan bir saldırı başlattı.

cengiz han; teslim olmayan kalelere mancınıkla vebadan ölmüş kişilerin cesetlerini attırdı. bu şekilde veba önce kaledeki askerlere ve çevredeki diğer kalelere, daha sonra ise bütün avrupa'ya hızla yayıldı.

avrupa nüfusunun 1/3'ü bu hastalıktan öldü. ölenler arasında avrupa'nın bir ucunda olup, cengiz'in ordusu'ndan hiç bir asker dahi görmeden ölen krallar vardı.

hayatta kalanlar ise şehirleri terkedip dağlık alanlarda yalnız yaşamaya başladı.
bu olay, günümüzde dahi insanlık için büyük bir tehlike olan kitle imha silahlarının başlangıcı yani atasıydı.

adolph ve rudolph dassler kardeşler

olacak o kadar
birbirlerine düşman iki alman kardeş.

ikinci dünya savaşı'nın hemen öncesinde almanya'da bir kasaba olan herzogenaurach'ta iki kardeş ayakkabı yapıp satmak üzere bir atölye açarlar.

aslında önceden beri pek de iyi anlaşamayan kardeşlerin arası ikinci dünya savaşı'nın başlaması ile açılır. her ikisi de nazi partisine üye olurlar ancak rudolf parti ile daha içli dışlıdır ve benimsemiştir. bir müttefik bombardımanı sırasında iki kardeş arasında atışma büyük bir küslüğe dönüşür

savas sonrasi adolph, rudolph a artik birlikte çalismak istemedigini, kendine ayri imalathane açacagini söyler. rudolph saskindir. ufacik kasabada iki kardes ayri imalathanelerde rekabet edeceklerdir.

kardesine bunun mantikli olmayacagini, bu ufak kasabada zaten insanlarin sayili ayakkabi satin aldiklarini, ikisinin birden iflas edecegini söylese de adolph bu uyariyi dikkate almaz ve kendine yeni bir ayakkabi imalathanesi açar.

gerçekten de aralarında kıyasıya bir rekabet baslar. rekabetleri doğdukları kasaba sınırlarını dahi aşar ve tüm dünyaya yayılır. iki kardeş ayrıldıktan sonra birbirlerine küsmüşlerdir ve adolph 1978 yılında öldüğünde tam 29 yıldır dargınlardır. bugün iki firmanın genel merkezi de bu ufak kasaba herzogenerauch'tadir. adolph dassler'in ayakkabı şirketinin adi adidas, rudolph'un ki ise puma olur.

fikret mualla

olacak o kadar
bu ülkede yaşamış en değerli sanatçılarımızdan biridir. o hayatın aksiliklerinden kurtulamamış ve kurtulabilme amacı ile kendisini resme vermiş bir efsanedir. bu nedenle sanat dünyasındaki çeşitli akımlardan etkilenmedi, resimlerini yaparken sezgilerini kullandı, kendi tarzını yarattı. eserlerine kendi hislerini aktardı. coşku dolu resimler yaptı. huysuz, uzlaşmasız kişiliğini ve mutsuz yaşamını resimlerine yansıtmadı, yaşama sevinci dolu resimler yaptı.

inanılmaz zor bir hayat yaşamıştır. okulda ispanyol giribine yakalanmış ve annesine bulaştırarak ölümüne neden olmuştur. bu olay ölene kadar bastıramayacağı bir suçluluk duygusuna neden oldu. annesinin ölümünden hemen sonra babasının genç kadınlarla evlilikleri onda öfke krizlerine sokan bir ruhsal duruma sokmuştur.

o iyi bir insandı ne yazık ki aksilikler ölene kadar peşini bırakmamıştır.

ancak fransa da büyük bir sergi açmış ve tüm yapıtlarını satmayı başarmıştır. üstelik picasso'nun bile dikkatini çekmiştir. onun resimlerine hayran kalan picasso bir çalışmasını satın almıştır. bununla yetinmeyip bir resmini de fikret mualla'ya hediye etmiştir.

fikret mualla picasso'nun resmini görüp beğenen birine bir şişe rakı fiyatına resmi vermiştir.

1967 yılı mayıs ayında sinir krizleri nedeniyle bir dinlenme evine yatırıldı. 20 temmuz günü ölü bulundu. reillane'daki mane mezarlığı'na gömüldü.

lev nikolayeviç tolstoy

olacak o kadar
82 yaşındaki tolstoy, evden kaçışının üçüncüsünde geri dönmemeye kararlı olarak bir daha görmek istemediği karısına bir veda mektubu yazar;

“gidişim sana acı verecek, üzgünüm, bana inan ve başka türlü yapamayacağımı anla. benim evdeki durumum çekilmezdi ve çekilmez oldu. öteki nedenlerin yanısıra, şatafatlı koşullar içinde, eskiden olduğu gibi, yaşamayı sürdüremedim ve benim yaşımdaki ihtiyarların göreneğine uyarak, dünyayı terkedip, yaşantımın son günlerini sessizlik ve yalnızlık içinde geçirmek istedim.

“bunu anlamanı ve nerede olduğumu öğrenecek olursan gelip beni aramamanı yalvararak rica ediyorum. senin gelişin sadece ikimizin de durumunu kötüleştirir ama benim kararımı değiştiremez.
“benimle birlikte namusluca geçirdiğin kırksekiz yıllık yaşam için sana teşekkür ederim ve sana yapılan ve bana yüklenen suçlamalar için beni bağışlamanı dilerim, senin bana karşı yaptığın haksızlıkları da benim bağışladığımı bilmeni isterim. benim gidişimle, senin için oluşacak değişiklikleri kabullenmeni öğütlerim. bana bir haber iletecek olursan saşa'ya söyle, o beni nerede bulacağını bilecek ve gerekeni iletecektir. ama benim nerede olduğumu açıklayamaz, çünkü bulunduğum yeri hiç kimseye söylememek konusunda bana söz verdi.”
leon tolstoy

geç gelen adalet adalet değildir

olacak o kadar
ahmet şık konuyla ilgili şöyle demiş;

"bu adliye adaletin mezarının simgesi haline geldi. adaletin mezar kazıcılığını da bizzat bu savcılar ve hakimler yapıyor. bu adliyenin girişinde iki tane themis heykeli var ve terazi var elinde. güya o terazi adaletin tesisisin simgesi ama şu bir gerçek ki; bu mezarın içinde yargılananlar için herhangi bir adaleti tartmıyor bu terazi. savcı ve hakimler için tartı işlemi görüyor. bir kefesinde haysiyet ve şeref var, diğerinde de haysiyetsizlik ve şerefsizlik var. bu hakim ve savcılar için hep o kötülük ağır basıyor."

sony channel türkiye

olacak o kadar
planet pembe frekansı ile yayın hayatına başlamış yeni tv kanalı.

vikings, fargo, the mentalist, arrow, unforgettable ve birçok başarılı diziyi de halihazırda yayınlıyorlar. seçtikleri filmler de ortalamanın üzerinde.

emekliye ayrılan cnbc-e ve e2 severler için fena bir alternatif olmaz gibime geliyor lakin kanal logolarini pek beğenmedim ve hd yayında şart.

dünyanın en kısa savaşı

olacak o kadar
anglo-zanzibar savaşı olarak bilinen savaştır.
45 dakikanın altında sürmüştür.tam olarak ise 38 dakika sürdüğü saptanmıştır.
savaş ingiliz sömürge yönetimi ile istekli olarak beraber çalışmış olan hamad bin thuwaini nin 25 ağustos 1896'ta ölümünden sonra yeğeni khalid bin bargash'in askeri darbe ile gücü ele geçirmesiyle patlak vermiştir. ingilizlerin desteklediği başka bir aday hamud bin muhammed, daha kolay çalışabileceklerini düşündükleri bir adaydı. ingilizler bargash'a tahttan çekilmesi için bir ultimatom verdiler. bargash reddetti ve 2.800 kişilik bir ordu topladı ve sultan'ın eski silahlı yatı hhs glasgow limanda demir atmış olarak bekliyordu. bargash'ın askerleri sarayı korumak için hazırlanırlarken, kraliyet donanması sarayın önüne limana beş savaş gemisi topladı .ingilizler ayrıca krala sadık olan düzenli zanzibar ordusuna destek vermek için kraliyet deniz askerlerinide bölgeye getirmişti. eski kraliyet donanması teğmeni general lloyd mathews komutasındaki iki müfrezede yaklaşık 900 asker bulunmaktadır.
sultan'ın adada bulunan abd elçisinin yardımıyla son dakikadaki barış isteme çabalarına rağmen, kraliyet donanması verilen ultimatomun ardından saraya 27 ağustos 1896'da sabah 9'da ateş açmıştır. glasgow kısa sürede batırılmıştır ve düşmekte olan saray ve artan ölü sayısı nedeniye bargash hızlı bir şekilde alman imparatorluğu konsolosluğuna sığınak olması niyetiyle sığınmış ve geri çekilmiştir. açılan ateş 45 dakika sonra sona ermiştir.

dünya avarelik günü

olacak o kadar
her yıl haziran ayının 19'unda kutlanan orijinal adıyla world sauntering day olarak bilinmektedir.

avarelik günü özünde rahat bir gün hedeflerken o gün alarm kurulmamasını, hızlı hareket etmemeyi, boş boş dolanmayı, rahat giyinmeyi, sakin olmayı amaçlamaktadır. kısaca aylak aylak dolaşıp, hayatın es geçilen-görülmeyen güzelliklerinin farkına varılması için kutlanan bu özel gün, diğer 364 gün olunamayan rahatlığı tek gün de olsa farkettirmeyi amaçlamaktadır.

çıkış tarihiyle ilgili net bir bilgi bulunmazken 1970'lerde amerika'nın -ortabatı- eyaletlerinden olan michigan'daki mackinac adası'nda başladığı kabul edilmektedir. dünya avarelik günü 1960'larda amerika'da yaygınlaşan rahat adımlarla yavaş yavaş koşmaya dayalı spor olan jogging'e tepki olarak doğmuştur. bu aylaklık gününde hareketleri ve düşünceleri yavaşa almak ana kural olurken, evreni kişiselleştirme/ düşüncelerden arınma gibi konularda popüler kültür fırsatları çıkmıştır.yine de özünde insanların yavaş yavaş yürümesini ve dünyanın huzurlu olduğunun farkına varılması amaç edinen avarelik günü, gerçek anlamda hayatın farkına varılmasının günüdür.

imelda marcos sendromu

olacak o kadar
adını filipinler'in eski devlet başkanı olan ferdinand marcos'un eşi imelda marcos'tan alırken kısaca "ayakkabı alma bağımlılığı" olarak literatüre geçmiştir.

imelda marcos "demir kelebek" lakabıyla tanınan 1929 yılında doğmuş ve eşinin 20 küsur yıllık iktidarı boyunca yaptığı ayakkabı koleksiyonuyla hatırlanmakta hatta böyle tanınmaktadır

imelda marcos sendromu'na uzanan hikaye ise şöyledir; filipin halkı ağır yoksulluk dönemindeyken marcos çiftinin lüks yaşamlarından ödün vermemeleri, seyahatten seyahate çıkmaları halkın sabrını taşıran önemli olayların başında gelmiştir.ferdinand marcos son döneminde başkan seçilmek için yaptığı hilelerle halkı ayaklandırmış ve ordu da halka destek vererek isyana yardım etmiştir. ülkeyi terketmek zorunda kalan marcos çiftinin arkasından sarayda ortaya çıkan 1060 çift ayakkabı böylelikle tarihte ilginç bir yer edinmiştir. tahminlere göre imelda marcos'un 7500 ayakkabısı olduğu (kesin bir rakam belli değilken bu sayının 4000 olduğu da kimi kaynaklarda görülür) saptanmış ve bu durum dünyada büyük sansasyon yaratarak tarihe imelda marcos sendromu adıyla geçmiştir.
bu durum yıllarca gündemde kalarak artık bir deyim haline gelirken, günümüzde de kadınların pırlantadan ziyade en iyi dostunun ayakkabıları olduğu araştırmalarla kanıtlanmıştır. yapılan araştırmalara göre bir kadının alışverişte en çok ayakkabı vitrininin önünde vakit geçirdiği saptanırken, ayakkabı almanın her türlü alışverişten daha çekici olduğu tespit edilmiştir. imelda marcos sendromu diye adlandırılan bu durum ayakkabı tutkusunu özetlerken bu sendromun bir de müzesi açılmıştır. imelda marcos'un ayakkabılarının toplanarak filipinler'in başkenti manila'da bulunan bir müzede sergilendiği bilinirken, müze aslında manila vilayetlerinden olan marikina'da açılmıştır. marikina, filipinler'in ayakkabı başkenti olurken ülkedeki ayakkabı üretiminin %70'ini karşılamasıyla ve en büyük ayakkabı çiftine sahip olmasıyla guinness dünya rekorları'nda da kendine yer edinmiştir.

hum fenomeni

olacak o kadar
kalıcı ve düşük frekanslı uğultu olayidir ve dünyanın çeşitli yerlerinde özellikle küçük yerleşim birimlerinde vızıltı şeklinde sürekli olarak duyulmaktadır.

bu uğultu dünyanın en esrarengiz olaylarından olup milyonlarca insanın yaşamını etkileyen hatta intihara sürükleyen bir olay olarak hala bilinmezliğini korumaktadır.

hum'dan dolayı en büyük zararı gören yerlerden birisi 1970 yılında ingiltere'deki bristol şehri olmuş ve bristol hum olarak manşetlerden uzun süre düşmemiştir. bilinen 3 intihara sebep olan bristol hum'u duymayan yüzde 11'lik bir kesim de bulunurken mağdurlar kendileriyle ilgilenilmediklerinden dolayı şikayetçi olmuşlardır. "rölantide çalışan bir dizel motoru" olarak tanımlanan sesin psikolojik bir silah olduğu ve mide bulantısı, burun kanaması, halsizlik, baş ağrısı, uykusuzluk yarattığı söylenmiştir. kıyı kenti uğultuya sebep olarak, araç trafiği ve 24 saat çalışan fabrikaları suçlasa da araştırmacılar kulak çınlaması, mekanik cihazlar, çarpışan okyanus dalgaları, sanayi şehirlerinin gürültüsü olduğunu söylemektedir.

hum, vızıldama olarak 1950'lerin sonunda ingiltere'de duyulmuş ve 2 bin insanın şikayetiyle ve 1995 yılında hazırlanan bir raporla onaylanmıştır. 1980'lerde iskoçya'daki largs kasabasında kıyıdaki insanları rahatsız eden bir ses olduğu söylenmiştir. 1992 yılında amerika'nın new mexico bölgesinde baş gösteren hum fenomeni, bir piyano uğultusu gibi başlamış ve 66 hertz olduğu tespit edilmiştir. new mexico şehirlerinden olan taos'un batısında "taos hum" adının verildiği bu fenomenden hastalanan herkesin bakımını "new mexico üniversites"i üstlenmiştir. 1999 yılında ise amerika'daki indinia kokomo'da 100 kişi fiziksel şikayetlerde (eklem ağrısı, bulantı, ishal, yorgunluk) bulunmuş ve 2003 yılında kasaba boşaltılmıştır. kokomo en fazla zarar gören yerler arasındayken, belediye uğultuyu araştırmaya koyulmuştur. kesin bir sonuç bulamayıp kimyasal duyarlılık, jeomanyetik olaylarla hum'u bağdaştırmıştır ama kasabaya geri dönen insanlar uğultuyu hala duyduğunu söylemiştir. 2008'de kanada'daki alberta eyaletinin calgary kentinde 40 hertz olarak titreşim şeklinde bir uğultu duyulduğu söylenmiş ve toplumun %12-20'si etkilenmiştir. 2012 yılında irlanda kerry'de, washington seattle'da, yeni zelanda wellington'da uğultu şikayetleri olmuştur.

günümüzde hum hala açıklanamayan seslerden olsa da insanların bir kısmı teori üreterek, uğultunun uzaylıların dünyaya gönderdiği sinyal olduğunu ve sadece bazı insanlar tarafından algılanabildiğini söylemektedir. araştırmacılar da düşük frekanslı elektromanyetik radyasyondan kaynaklandığı ve sadece çok daha yüksek frekansları duyan insanların rahatsız olduğunu söylemiştir. özellikle kapalı alanlarda ve geceleri duyulan hum'la ilgili insanlar tarafından geliştirilen tek çözüm ise müzik setini hiç kapatmamak olmuştur. geceleri uyuyamayanlar ise "bu bir nevi işkence, uyumak çok zor. arka planda ses hep dönüyor ve kafanızı bu sese takıyorsunuz" demiştir.

ig nobel ödülleri

olacak o kadar
nobel'e parodi olarak doğmuş, en anlamsız, saçmalık olarak anlaşılabilecek ve yeniden üretilmeyecek, üretilmemesi gereken çalışmalara verilen ödüldür. harvard üniversitesi tarafından verilen ig ödülleri'nin amacı, saçma denilmesine rağmen araştırmanın özgün bir düşünce tarzının ürünü olmasıyla alakalıdır.

1991 yılında beri yapılan ig nobel ödülleri'nde ödül alan bazı araştırma örnekleri şunlardır;
-bir insanın elinde kahve fincanıyla yürürken kahveyi neden döktüğünü anlamak amacıyla sıvıların sıçrama dinamikleri üzerine yaptıkları inceleme (sıvıların dinamiği ödülü)
-şempanzelerin bazı şempanzeleri fotoğraflarından ayırt ettiklerini ispatladıkları çalışma (anatomi ödülü)
-bir grup fotoğrafında herkesin gözünün açık çıkmasını garantilemek için kaç fotoğraf çekilmeli araştırması (matematik ödülü)
-atkuyruğu yapılmış saçı şekillendiren ve hareket ettiren kuvvetler dengesinin hesaplanması (fizik ödülü)
-ağaçkakanların kafatasını inceleyerek günde 12 bin kez gagasını ağaca vurduğu halde neden başağrısı çekmediklerinin araştırılması (ornitoloji -kuşları inceleyen dal- ödülü)
-sola eğilmesi eyfel kulesi'nin daha küçük görünmesine sebep olmaktadır çalışması (psikoloji ödülü)
-ördekler arası eşcinsellik ve ölü seviciliği belgeleyen araştırma (bilim ödülü)
-penguenlerin dışkılarını 40 cm uzağa fışkırtabilmesi (dinamik ödülü)
-köpek pirelerinin kedi pirelerinden daha yükseğe sıçraması (biyoloji ödülü)
-birinin kafasına boş bira şişesi mi yoksa dolu bira şişesiyle vurmak mı etkilidir araştırması (barış ödülü)
-balinaların salyasını tespit etmek için uzaktan kumandalı helikopter üretilmesi (mühendislik ödülü)
küfretmenin acıyı azaltması, mikropların sakalda asılı kalması, kılıç yutmanın yan etkileri, country müziğin intihara etkisi, penguenlerin sinirlendikleri zaman iç basınçlarının ölçülmesi, oyunları değişik yüzeylerde sürüklemek için gerekli olan güçlerin araştırılması gibi bir kere mahsus ilginç araştırmalara imza atan ignobel, rezil anlamına gelen "ignoble" kelimesinden türemiştir.

24 mayıs 2017 afc ajax manchester united maçı

olacak o kadar
tsi ile saat 21.45'te başlayacak ve trt1'den yayınlanacak, isveç'in başkenti stockholm'de bulunan swedbank arena'da oynanacak avrupa ligi final maçı. kupayı kazanan önümüzdeki sezon şampiyonlar ligine direkt katılma hakkı kazanacak.

futbolda nostalji severler için güzel bir karşılaşma. genel görüşün aksine manu 'yu destekleyecegim karşılaşma. malumunuz ülkeler kulüp sıralamasında hollanda'nın önündeyiz lakin ajax kupayı alırsa aramızdaki fark bir hayli azalacak.

dünyaya iki kez gelen teksaslı bebek

olacak o kadar
abd'nin teksas eyaletinde yaşayan margaret hawking boemer'in hamileliğinin 16. haftasında karnındaki çocuğun omuriliğinde tümör tespit edilir.
bunun üzerine doktorlar hamileliği sonlandirmayi dusunse de aile bunu reddeder ve bu mucizevi olaya start verilir.

"doktorlar, bebeği anne karnından alarak, tümörü temizledikten sonra yeniden rahme yerleştirmeyi içeren bu riskli ameliyatı yapmaya karar verdi. ameliyat sırasında lynlee adlı bebek sadece 500 gram ağırlığındaydı. tümörün ağırlığı da aşağı yukarı aynıydı.
ameliyat sırasına lynlee'nin kalbi durdu ancak bir kalp uzmanı bebeği hayatta tutmayı başardı ve böylece tümörün büyük kısmı alınabildi.
yaklaşık 20 dakika süren bu müdahalenin tamamlanmasının ardından bebek yeniden ana rahmine yerleştirildi.
boemer, doğuma kadar geçen 12 haftayı yatakta geçirdi ve lynlee 6 haziran'da sezaryenle yeniden dünyaya getirildi.
lynlee, sekiz günlükken ikinci bir ameliyat yapılarak tümörün kalan kısmı da temizlendi. bugün, lynlee sağlıklı bir şekilde hayatına devam ediyor."

roma imparatoru vespasianus ve idrar vergisi

olacak o kadar
ms 69 yılında yeni bir iç savaştan çıkmış ve çok kötü durumda olan roma imparatorluğunun ekonomisini doğrultmak için konulmuş bir garip vergi.
imparatorluk hazinesinde neredeyse bir tek gümüş denarius bile kalmamıştı.yeni imparator vespasianus imparatorluğu tamir ve yeniden büyütme görevi ile geldi. bir dizi yeni vergi koydu. en garip olanı idrar toplama vergisi idi! roma'nın birçok umumi tuvaleti insan idrarı toplama yeriydi. o zamanlarda bu değerli bir emtia idi. idrar, fosfor ve potasyum gibi önemli mineraller ve kimyasallar açısından zengin bir üründür. antik dünyada idrardaki en önemli kimyasal amonyak idi. amonyak tekstil sektöründe çok değerli bir üründü. genellikle yün,keten ve deri tan ağartmak için kullanılmıştır .
vespasian'ın vergi , özellikle idrar toplayanlar için pek hoş karşılanmadı, ancak imparatorluk için önemliydi. vespasian'ın vergisine bir eleştiride kendi oğlu ve gelecekteki imparator titus tarafından geldi. titus verginin doğası gereği iğrenç olmasından şikayet edince vespasianus bir sikke uzattı ve kokuyormu diye sordu. titus kokmadığını söyledi ve vespasianus o ünlü lafını söyledi . pecunia non olet (para kokmaz)

el salvador ve honduras futbol savaşı

olacak o kadar
1970 dünya kupası elemelerinde karşılaşan iki komşu ülke el salvador ve honduras arasındaki üçüncü maç sonrası çıkan ve 100 saat süren savaştır.
dünya literatürüne 'futbol savaşı' olarak geçmişti. bilançosu 4 bin ölü, 12 bin yaralıdır.savaşın sebebi ise bir futbol çekişmesidir.o tarihlerde zaten aralarında büyük gerginlik olan iki ülke futbolda da dünya kupası elemeleri için aynı grupta yer alıyorlardı.ilk maç 8 haziran 1969'da honduras'ın başkenti tegucigalpa'da yapılmış, bütün geceyi otellerini saran fanatik honduras taraftarlarının gürültüsü yüzünden uykusuz geçiren el salvador, son dakikada gelen gole engel olamamış ve maçı 1-0 kaybetmişti.

maçın hemen ardından el salvador'da televizyonunun başında maçı izleyen 18 yaşındaki amelia bolanos babasının silahını kalbine dayayarak tetiği çekecekti. ertesi gün salvador gazetesi el nacional “genç kız, vatanının yıkılışını görmeye tahammül edemedi” başlığını atıyordu. bolanos, televizyondan canlı yayınlanan bir devlet töreniyle toprağa verildi. gerginlik hızla tırmanıyordu.

15 haziran'daki ikinci maç, bu gergin ortamda yapıldı. bu kez maç öncesi geceyi uykusuz geçiren, doğal olarak honduras'tı. stadyuma halk linç etmesin diye askeri araçlarla götürülen honduras millî takımı, orada da büyük tacize uğradı. 3-0 biten maçın ardından, teknik direktörleri "kaybettiğimiz için çok şanslıyız" diyordu. zırhlı araçlarla havaalanına götürülen honduras ekibi, eve sağ salim dönerken, onları desteklemeye gelen taraftarları sınıra canlarını zor attılar. iki taraftar ölmüş, yüzlercesi hastanelik olmuş, 150 honduras plakalı araç yakılmıştı. 27 haziran 1969'da el salvador, honduras ile bütün ilişkilerini kesti, iki ülke arasındaki sınır kapatıldı.

aynı gün mexico'nda oynanan üçüncü maç neticesinde el salvador honduras'ı 3-2 geçerek dünya kupası vizesi almıştı. çok değil, iki hafta sonra da savaş başlayacaktı. kimsenin kazanmadığı, bir anlamda berabere biten savaş neticesinde salvadorlu köylülerin bir kısmı yurtlarına dönmek zorunda bırakılırken, bir kısmı honduras'ta kaldı. dönenler, hiç de hoş karşılanmamıştı.1982'den beri dünya kupası'nı televizyondan izleyen ülkeler arasında her ne kadar 1969'da ateşkes çabuk ilan edilse de, honduras ile el salvador devlet başkanlarının buluşup el sıkışması için yılların 2006'yı göstermesi gerekmişti.

at sign

olacak o kadar
bilinirliği ilk olarak ortaçağ rahipleri tarafından kullanılmasından gelir.

@ (at sign) o dönemler rakamların yanında ve kutsal kitaplarda kullanılmıştır. fakat daha eskiye gittiğimizde kurutulmuş papirüslerde de görülen @ işaretinin latince'den türediği tahmin edilmektedir. ters okunduğunda anlamı olduğu düşünülen işaret hakkında bolca efsane hatta giz bulunmaktadır.

başlangıçta muhasebe kayıtları için kullanılan @ işareti (ingiltere), aynı zamanda para kısaltmaları için de kullanılmış olup bazı dillerde ise "her" anlamında kullanılmıştır (fransızca).

sembolün kökeniyle ilgili en bilinen hikaye ise floransalı tüccar francesco lapi ile ilgili olanıdır. 1536 yılında yazdığı bir mektupta sevilla'daki şarap fiyatlarından bahseden lapi "@" sembolünü kullanmıştır. başta ölçü birimi olarak kullanılan sembol sonradan birim fiyat olarak kullanılmıştır. italya'da da ticari anlamda kullanılan sembol daha çok ağırlık birimi hatta kavanoz -kap- tabiriyle kullanılmış olup standart bir hacmi temsil etmiştir. kısacası avrupa bu işareti "oranında", "fiyata" anlamında kısaltma şeklinde kullanmıştır. günümüzdeki kullanımı ise 1970'lerin başında ray tomlison sayesinde olmuştur. amerikalı bir programcı olan raymond samuel tomlinson e-postanın yaratıcısıdır. kendisi ilk e-postayı atarken kullanıcı ismiyle bilgisayar ismini beraber yazabilmek için @ işaretini kullanmıştır. e-postadaki kullanıcıları tanımlamak için kullandığı işaret günde milyarlarca kullanılan bir sembol olmaktan ziyade, en sık kullanılan işaret olarak da tarihe geçmiştir.

pirus zaferi

olacak o kadar
büyük iskender'in uzaktan akrabası olan pirus ile dönemin en güçlü ordusu romalılar arasında çok kanlı geçen bir savaş sonrası kazanılan zaferdir.

fakat savaşı kazanan pirus'un neredeyse tüm askerleri ölmüş, galibiyeti de filler sayesinde kazanabilmiştir. bir savaş taktiği olarak fillerin üzerine okları atınca çıldıran hayvanlar romalılar'a saldırmış ve pirus'un zafer elde etmesini sağlamışlardır. iki tarafında büyük kayıplar verdiği savaşta roma 15 bin, pirus 13 bin askerini kaybetmiş. pirus önemsiz bir zafer için hemen hemen tüm ordusunu kaybetmiş elinde ise sadece filleri kalmıştır. pirus bu pişmanlıkla "tanrım bana bir daha böyle bir zafer verme" demiş ve "yenenin aslında yenilen" olduğunu ispatlamıştır.

o günden sonra sahte zaferleri ifade etmek ya da kazanan tarafın kaybının kazandığından daha fazla olduğunu ifade etmek için pirus zaferi tanımı kullanılmaya başlanmıştır. bu nedenle haddinden fazla kayba yol açan her başarıya pirus zaferi deyimi kullanılırken, türkçe'de "pire için yorgan yakmak" deyimi de kullanılıyormuş.

şebeş savaşı

olacak o kadar
dünya tarihinin görmüş olduğu en garip savaştır.

bir savas icin en az iki taraf olmasi gerekirken bu savasta tek taraf vardi; avusturya ordusu ve farkina varmadan avusturya ordu mensuplari birbirleriyle savasmistir.

şebeş muharebesi, 17 eylül 1788 akşamı osmanlı kuvvetlerini arayan avusturya öncü birlikleri arasında gerçekleşir. yaklaşık 100.000 kişilik avusturya kuvvetleri osmanlılarla savaşmak için karánsebes kasabası (günümüz romanyasında caransebeş) yakınlarında kamp kurar.
hafif süvari birliği keşif için timiş nehrinin karşı yakasına geçer, osmanlılardan hiç bir iz bulamaz. hussar birliğinin yolda karşılaştığı çingene konvoyu muzaffer avusturya askerlerine kendilerinden schnapps (alkollü likör, bir tür cin) satın almalarını teklif eder. tekliften memnun kalan hussarlar içki fıçılarını satın alırlar. sonradan nehri geçen bir başka avusturya piyade kolu, hussarların bu içki partisine katılmak ister. lakin hussarlar içki fıçılarını piyadelerle paylaşmak istemez. içki fıçılarının etrafını sarıp koruma altına alır, tartışma sürerken bir asker ateş eder. böylece hussarlar ve piyadeler arasında çatışma başlamış olur.
çatışma sırasında bazı piyadeler, hussarları korkutma amaçlı turciii! turciii! diye haykırır. bunu duyan hussarlar türkler geldi zannedip kaçar, hussarların kaçtığını gören piyadelerde kaçışmaya başlar. zira avusturya ordusu lombardlı italyanlardan, balkan slavlarından, avusturyalılardan ve çeşitli azınlıklardan oluşan karma bir ordudur. bu sebeple askerler birbirlerini anlamakta zorlanmaktadır. durumu düzeltmeye çalışan avusturyalı subaylar halt ! (almanca:durun!) halt ! diye bağırır, fakat almanca bilmeyen askerler bu kelimeleri allah ! allah ! diye anlayınca işler daha da kötüleşir.
süvarilerin kampa doğru dörtnala geldiğini gören bir birlik kumandanı, osmanlı akıncılarının saldırısına uğradıklarını zannedip,topçulara ateş emri verir. bu sırada, çatışma sesini duyan askerler ne olduğunu anlayamadan kaçmaya başlar. birlikler her gördüğü gölgeyi türk zannedip vurmaya başlar, aslında ateş ettikleri kendi askerleridir. bu kargaşa sonucu tüm ordu geri çekilir, imparator ii. joseph atını küçük bir çaya sürerken attan düşüp sakatlanır.
iki gün sonra olay yerine ulaşan osmanlı ordusu 10.000 kadar ölü ve yaralıyla karşılaşır ve karanşebeş şehrini rahatça ele geçirir.

bernhard operasyonu

olacak o kadar
ikinci cihan harbi sırasında nazi almanyası'nın uyguladığı, şeytanın bile aklına gelmeyecek,devlet destekli kalpazanlık olayıdır.

1942 yılı 2.cihan harbinin en çetin olduğu dönemlerde nazi toplama kampında bir grup yahudi ilginç bir şekilde diğerlerine nazaran çok daha rahat bir hayat sürüyor. imtiyazlı odaları, kendi elbiseleri, temiz yatakları var. yıkanmalarına izin veriliyor. aç bırakılmıyorlar. hastalandıklarında tedavi görüyorlar. askerlerin muamelesi diğer mahkumlara göre çok daha farklı. tamam en nihayetinde toplama kampındalar ama hayatları diğer yahudi mahkumlardan çok daha rahat. peki bunun sebebi neydi?

naziler dönemin en yetenekli yahudi kalpazanlarını bulup, onları toplama kampında bir araya getirdiler. özel bir atölye kurup bütün teknolojik imkanları da sağladılar. kalpazanlardan istedikleri tek bir şey vardı: sahte dolar ve sterlin basmaları. naziler, bu sayede, ingiliz ve amerikan ekonomilerine büyük bir darbe vuracaklarına inanıyorlardı.

ilk olarak büyük miktarlarda sterlin basıldı.

sonuç inanılamazdı. özellikle üretilen sterlin, ingiliz merkez bankası tarafından bile ayırt edilemiyordu. 134 milyon sterlin basılmıştı ki, bu miktar ingiltere'nin para rezervlerinin tam 4 katına denk geliyordu. ülkede müthiş bir enflasyon baş gösterdi. piyasaya sürülen sahte paralar, savaş bittikten on yıllık sonrasında bile kullanımda kaldı, piyasada elden ele dolaştı.

şimdi sırada amerikan doları vardı.

bu arada kalpazanlar, vicdani olarak büyük bir çıkmaza düştüler. hayatta kalmak, hatta belki de sadece bir gün daha fazla yaşamak için yaptıkları şey, nazilere daha çok yardım ediyor, yahudileri ve diğer halkları ölüme bir adım daha yaklaştırıyordu. ellerinden gelebilecek en iyi şeyi yaptılar, dolar basma işlemini ellerinden geldiğince yavaşlattılar. yeterince amerikan doları basılmamıştı.

bazı tarihçiler, bu olayın savaşın sonucunu değiştirmese bile dünya tarihinde önemli bir değişikliğe yol açtığını iddia ederler. şöyle ki, bu operasyon sayesinde, ekonomik olarak ağır hasar alan ingiliz hegemonyası bitirilmiş, bu sayede amerika dünyanın yeni lideri olmuştu.

2007 yapımı die fälscher/ kalpazanlar filmi, bernhard operasyonu'nu anlatır. ekibin başındaki, "kalpazanların kralı" lakaplı solomon sorowitsch'in gözünden, yaşanan gerçek olayları ustalıkla anlatan film, 2007 yılında "yabancı dilde en iyi film" oscar'ını da kazandı.
27 /