confessions

olacak o kadar

1. nesil Yazar - bilgin şirin

  1. toplam entry 864
  2. takipçi 19
  3. puan 13071

yeşil

olacak o kadar
insanlar üzerindeki etkisi tartışılamaz. Güveni, kalıcılığı ve huzuru en iyi simgeleyen renk yeşildir. Bu yüzden bankacılar tarafından en çok kullanılan renk olma özelliğine sahiptir. üretici düşünceyi ve üretkenliği körükler. bakıldığında gözü yormadığı için okul tahtalarının çoğu yeşildir.

Yeşil alanlarda insanların daha az mide ağrısı çektikleri de tespit edilmiştir.

Hastaneler, ameliyathaneler de logo ve iç dizaynlarında daha çok yeşili tercih ederler. Çünkü yeşil, rahatlatıcı, sakinleştirici ve güvenin rengidir. Tabiatı en çok hatırlatan renktir.

Duygusal olarak bizi en çok etkileyen organımız olan kalbin bu rengin yaydığı enerji alanında olduğu düşünülür.

Genelde global pazarlama stratejilerinde, çok aşırı uçları ifade edebileceği için tercih edilmez.

Yeşil rengin çok geniş ton aralığı vardır. Pozitif ve negatif etkileri olduğu da bilinmektedir.

Gece görüş gözlükleri de yeşil rengi kullanmaktadır. Bunun en önemli nedeni ise gölgeler de dâhil olmak üzere en iyi detayı verebilen renk olmasıdır.

lacivert

olacak o kadar
kozmik bir renktir. Fiziksel olarak sonsuzluğu, otoriteyi, düzeni ve verimliliği çağrıştırır. Bu yüzden firmaların yarısından fazlası logolarında bu rengi kullanarak prestij sağlamaya çalışırlar. (Casper, Intel, Sony… gibi)

Toplumsal anlamda zenginliği ve statüyü belirler. Bu nedenle özellikle üniformalarda lacivert tercih edilir. Uluslararası toplantılarda tüm devlet başkanları lacivert takım elbise giyerler.

turuncu

olacak o kadar
canlılığı simgeler, aynı zamanda yaşama sevinci ve eğlenceye düşkünlügün de rengidir. insanlara parlaklık ve sıcaklık hissi verir. İnsan gözünün en çabuk seçtiği renk, turuncudur. psikolojik olarak dışa dönük ve heyecan verici bir renktir. Turuncunun bu özelliğini fark eden Fanta gibi birçok firma, bu özelliğinden son derece iyi yararlanmışlardır. Yazları düzenlenen her türlü eğlence reklamlarında bu rengin sıklıkla kullanıldığını hayretle fark edersiniz.

aynı zamanda cesareti ve iletişimi de simgeler. Cıvıl cıvıl bir görsellik neredeyse turuncu da muhakkak oradadır. Budistler, enerjiyi en yoğun taşıyan rengin turuncu olduğunu bildiği için kıyafetlerinde ve çevresinde bu rengi sıklıkla kullanırlar.

kırmızı

olacak o kadar
kıpır kıpır insanlar için en ideal renktir. aynı zamanda can­lılığın ve dinamizmin rengidir. Heyecanın, güçlü, teşvik edici, uyarıcı, enerji ve aktif an­lamlarını taşır ve mutluluğu temsil eder.

fiziksel olarak; ataklığı, canlılığı ve duygusal bağlamda; bir işi sonuna kadar götüren azmi ve kararlılığı gösterir. Kırmızı renk iştah açar. Bu renk tansiyonu yük­selttiği gibi kan basıncını hızlandırır ve adrenalin salgılar. Bu yüzden ihtiras rengi olarak ta bilinir.

Dünyadaki birçok gıda firmasının logosunda kır­mızının başköşede olduğunu hayretle fark edeceksiniz; Ülker, ColaTurka, Coca Cola, Eti, Mudurnu, Nescafe, Burger King, Pizza Hut, MC Donald's… Bu listeyi yüzlere hatta bin­lere çıkarmak mümkün.

13 haziran 2017 cleveland cavaliers golden state warriors maçı

olacak o kadar
nba final serisi 5. maçı. seride golden state 3-1 önde ve maçı kazanması durumunda şampiyonluk Yüzüğünü takacak.

son maçı farklı kazanan cleveland'da irving, lebron'a çok büyük katkıda bulunmuştu. bu maçın belirleyici oyuncusu bence irving ve her iki takımın ribaunt performansı olacaktır. golden state ise yine durant-curry-klay üçlüsünün eline bakacak.

tsi: 04:00
yayıncı: tv 8,5

edit: ve şampiyon golden st. olur. (120-129)

fuzuli

olacak o kadar

16. yy azeri kökenli, büyük divan şairlerindendir. mahlasını başkalarına benzememek, tek kalmak için seçmiştir. fuzuli'ye göre ilahi aşk en başta gelir. leyla ile mecnun hikayesinin sahibidir.

söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil

selam verdim; rüşvet deyüldür diye, selamım almadılar

mende mecnun'dan füzun aşıklık istidadı var, aşık-ı sadık menem, mecnun'un ancak adı var.
(bende mecnun'da olduğundan daha fazla aşıklık kabiliyeti, sevmeye doğal eğilim var)

aşk imiş her ne var alemde. ilm bir kıyl ü kal imiş ancak.
(dünyada her ne var ise kaynağı aşktır; ilim ise koca bir dedikodu.)

karl marx

olacak o kadar
komunizm ve sosyalizm'in ilham kaynağı olan das kapital'in yazarı, alman düşünür.

ilginçtir ki, annesinin yeğenleri dünyanın en büyük kapitalist şirketlerinden biri olan philips'in kurucuları ve kendisinden küçük olan dayısı, londra'da yaşarken borçlarını ödeyen büyük bir sanayici ve bankerdi.

edward theodore gein

olacak o kadar
alkolik bir baba ve aşırı dindar bir annenin çocuğudur. küçük yaşta sırasıyla babasını, abisini ve annesini kaybedince yalnızlığın da etkisiyle delirmiştir.
annesinin cinselliği büyük bir günah olarak görmesi, onu annesinin ölümünden sonra kadın vücudunu incelemeye itmiş ve anatomiye merak salmıştır. annesini de mezarından çıkartarak diriltmeye çalışmıştır. bilindiği kadarıyla 2 kişi öldürmüştür ve kurbanlarını, annesinin ölüm yaşında(55) olan kadınlardan seçmiştir. muhtemelen dünyanın gördüğü en psikopat insanlardan biri olan gein, ayakkabı kutusunda vajina biriktirmiş, meme uçlarından kemer, kafataslarından bardak yapmış ve koltuklarını insan derisiyle kaplamıştır. 1957 yılında yakalanan ve doktorlar tarafından şizofreni tanısı konulan ed gein hapis yatmamış, 77 yaşında kanserden ölene kadar hayatını akıl hastanesinde geçirmiştir.
in the light of the moon(2000) ve ed gein: the butcher of plainfield(2007) isimli iki başarısız filme konu olmuş, aynı zamanda kuzuların sessizliği, teksas katliamı ve psycho gibi ünlü filmlerde de ed gein'den ilham alınmıştır.

tek dünya devleti

olacak o kadar
kimilerine göre saçmalık, kimilerine göre bir komplo teorisi, kimilerine göre ise hali hazırda gerçekleşmekte olan mevcut dünya düzenine hakim devlet anlayışı.
dünya'da yüzlerce devlet ve milyarca insan yaşadığı düşünülürse imkansız gibi görünüyor olabilir. ancak bu imkansızlığı yıkabilecek iki şey var''para'' ve ''kaos''. ister kabul edelim ister etmeyelim ama bu iki etken yüzünden insanlık bu''kontrol altına alınmış''lık hastalığına tutulmuş durumda.
önce karıştır-sonra savaşı çıkar ve böl denkleminde geliştiğini görmek çok zor olmasa gerek. bu düzen ismiyle (a)paralel şekilde devlet sayılarını azaltmak değil tam tersine bunların sayısını binlere çıkarmaktır.
bu bağlamda ilk olarak ulus devletlerin yıkılması gerekiyordu. böylelikle hem savaşlardan servet üzerine servet kazanılacak hem de bölgesel güçler yara alacaktı. yakın zamanda ilk hedef yugoslavya'ydı. avrupa'nın semalarında bir gece nato uçakları uçmaya başladı ve yugolar paramparça edildi. ardından ise bu yeni düzen!de söz sahibi olamayacak devletçikler ortaya çıktı. ve sscb; dünyanın soğuk yüzü sovyetlerin ardından rusya dışında tamamen emirleri tekçilerden alan ve söz hakkı olmayan etnik devletler kuruldu. 11 eylül senaryosu ile orta asya'nın göbeği afganistan sınırlarına girildi .sonrası,daha yakın zamanda olmayan kimyasal silahlar bahane edilerek ırak'a girildi. bir yandan petrol kontrol altına alınırken diğer taraftan savaş tüccarları doları doladı. yetmedi. finansman sağlandı. zaman geldi ve arap baharıyla arap devletleri tekrardan modifiye edilip yönetimleri kanlı veya kansız bir şekilde değiştirildi. sıra burnumuzun dibine geldi. bu sefer hedef suriye idi. hem arap baharının etkisi hem de her nasılsa birden hortlayan mezhepsel çatışmalar... durum ortada. ve bu cephe gittikçe genişlemeye devam ediyor,etmeye de devam edecek. iran, türkiye, güney amerika sonraki hedefler gibi duruyor.
silahlar çok net ve tanıdık. algı yönetiminde kullanılan basın araçları, dünya'da bir yandan sınırları kaldıran, bir yandan da attıgımız her adımdan haberden olan teknolojik aygıtlar ve sosyal medya, hedefteki ülkenin muhaliflerinin finanse edilip o ülkenin yumuşak karnını saptayıp, ayaklanmalara sebebiyet bulma. bu etnik,dinsel yahut marjinalleşmiş sağ/sol fraksiyonlar olabiliyor.
--
her zaman bir düşman aranıyor. dünya'nın her daim bir çatışma ortamına, bir gerginliğe ihtiyacı vardır tezinden dolayı zaman zaman çeşitli yollar denendi ve denenmeye devam ediyor.
-kapitalizmin karşısına sosyalizm konumlandırıldı.
-islam dünyasında şii-sünni merkezli mezhepsel çatışmalar başlatıldı.
-hayali düşmanlarımız oldu (bin ladin,el bağdadi).
-kiralık katil görevi gören sözde ideoloji sahibi taşeron örgütler finanse edildi. (ışid, boko haram, taliban, pkk, el kaide)
-ukrayna'da ve yugoslavya'nın yıkımında büyük rol oynayan vakıflar.. soros
bakalım taşlar oynamaya devam edecek mi yoksa karşı bir güç sakin ol dünya diyecek mi?
Velhasılıkelam kelam bu yazı bitmez.

durmuş yılmaz

olacak o kadar
kendisi merkez bankası'nin son yıllarda başına gelmiş en önemli kişiydi bence.

liyakat liyakat diye ağladığımız şey tam da bu adam için üretilmiş bir sözcük olsa gerek. gümrük birliği ve ab ile ticarete ilişkin bir yazısını okumuştum.(linki bulursam paylaşırım) kaba taslak gümrük birliği sonrası ab ile olan ithalat-ihracat dengesizliği ve burada ki sorunlar hakkında çözüm önerilerini ortaya koymuştu ve birazda şu anda hala gündemde olan faiz oranlarıyla alakalı bir yazıydı.

kendisi son seçimlerde mhp'den uşak milletvekili adayı olmuş fakat doğal olarak dürüstlüğünün ve idealistliğinin cezasını çekmiştir. devletin önemli kurumlarının başlarında böyle adamlar olsa inanıyorum ki, hayat daha güzel olabilirdi.

ayrıca ; 2009 yılında dünyada yılın merkez bankası başkanı seçil(miş).

saudade

olacak o kadar
portekizce imkansızı özlemek yahut mutlu hüzün anlamlarına gelse de başka bir dilde bu sözcüğe karşı gelen bir sözcüğün olmadığı söyleniyor.

saudade bir zamanlar büyük mutluluk vermiş bir kişiye ya da yere özlem duygusunu ifade eder. nostaljiye benzer biraz, ama onun tersine bu özlem hiç olmamış ve olması imkânsız bir olaya yönelik de olabilir.

bu duygunun merkezinde bir kayıp ve boşluk hissi vardır. portekiz'de adlı kitabında akademisyen aubrey bell "saudade" kelimesini "mevcut an ve durumdan farklı bir şeye karşı duyulan belirsiz ve sürekli bir arzu" olarak ifade ediliyor.

bu duyguyu katlanılır, hatta hoş kılan şeyi "paylaşılabilir bir duygu olmasına" bağlıyor yayıncı jose prata. portekizli bir şef 'saudade' adında bir çikolata bile üretmiş, acı tatlı bir çikolata.

uzun lafın kısası "mutsuzsunuz ve mutsuz olmak istiyorsunuz. ofiste insanlar sizi eğlendirmeye çalışıyor. oysa o gün mutsuzluğun tadına varmak istiyorsunuz." bu da böyle birşey işte.

bu arada dip not: portekiz bm dünya mutluluk endeksi'nde 157 ülke içinde 93. sırada imiş.
ayrıca; (bkz:tercümesi zor duygular)

11 haziran 2017 kosova türkiye maçı

olacak o kadar
volkan babacan
gökhan-mehmet topal-cağlar-h.ali
cengiz-selçuk-oğuzhan-ozan-volkan
burak

ilk 11'i ile sahaya çıkacağımız karşılaşma. beklediğim gibi çok itici bir takım yine sahada. sadece cengiz ve çağlar için izleyeceğim maç olacaktır.
* oğuzhan, 10 numara pozisyonunda oynatılmamalı.
*ozan, volkan ve burak neden ilk 11'de? burak'in ayağına aylardır top değmedi.
* enes neden ilk 11 çıkmaz?
* yıl olmuş 2017, mehmet topal hala stoper.
* yusuf yazıcı'nın oynaması için daha ne yapması gerekiyor?
rakip görece olarak belki zayıf lakin artık böyle eyyam dolu kadrolar, iç çekişmeler, kavgalar insanları artık iyice milli takımdan soğuttu. önceleri yaşanan milli maç coskulari yerini basın toplantısı şovlarina bıraktı malesef. skor çok önemli değil.

gene cernan

olacak o kadar
ay'a adım atan son insan. abd'li astronotun yaşamını yitirmesiyle yeryüzünde ay'a ayak basmış olan kimse kalmamış oldu.

cernan, ay'a iki defa gitmeyi başaran dünyadaki üç insandan biriydi. 1972 yılında ay yüzeyine ayak izini bırakmış ve böylece dünyanın uydusuna şu ana kadar çıkmayı başaran en son insan olmuştu.
cernan ay'dan ayrılmadan önce, "geldiğimiz gibi gidiyoruz ve umarım tüm insanlık için barış ve umutla birlikte geri döneriz" demişti. apollo 17'den önce cernan, 1966 ve 1969 yıllarında uzaya iki kez gitmişti.

adil gelir dağılımı

olacak o kadar
adil olmayandir.

oxfam verilerine göre, dünyanın en zengin sekiz kişisinin serveti, dünyanın yarısını oluşturan 3.6 milyar nüfusun servetine eşit.

bill gates+amanico ortega+warren buffet+carlos slim+jeff bezos+mark zuckerberg+larry ellison+michael bloomberg=3,6 milyar kişinin toplam geliri.

yine aynı rapora göre ;
her 10 kişiden 7'si son 30 yıldır eşitsizliğin arttığı bir ülkede yaşıyor.
zenginler servetini çok hızlı bir şekilde artırdığı için dünya ilk trilyonerini 25 yıl içinde görecek.
ancak 170 yıl içinde kadınlar erkekler kadar maaş kazanabilecek.
yoksul ülkeler, vergi cennetleri yüzünden 100 milyar dolar zarar ediyor.
yoksul ülkelerin kaçırılan vergiler yüzünden edinemediği 100 milyar dolar ile 124 milyon çocuğa eğitim verilebilir.

barcelona forması giyene 15 yıl hapis

olacak o kadar
malumunuz 5 haziran 217 katar krizi sonrası birçok arap ve körfez ülkesi katar'a yaptırımda bulunma kararı almıştı.

bu yaptırım uygulayan ülkelerden bir tanesi de birleşik arap emirlikleri'ydi. bu ülkede, Katar Havayolları'nın ana sponsoru olduğu Barcelona kulübünün formasının giyilmesini, taşınmasını ve bununla fotoğraf çekilip paylaşılmasını yasakladı.

bunları yapanlar 15 yıla kadar hapis veya 135 bin Euro'ya (yaklaşık 536 bin Türk Lirası) denk gelen para cezasıyla karşı karşıya kalacak.

jelena ostapenko

olacak o kadar
bu aralar pek bir moda tabir olan ''peri masalı''olayının öznesi olmuş, letonyalı kadın tenisçi.

ostapenko, seri başı olmadığı Roland Garros'da 3 numaralı seribaşı Rumen Simona Halep'i geriden gelip yenerek tarihe geçmiştir. zira, seri başı olmadan kazanılan son roland garros 8 haziran 1997 senesinde kazanılmış ve ne güzel bir tesadüf ki, bu da jelena ostapenko'nun doğduğu tarihe denk gelir. bu zafer ayrıca ostapenko'nun ilk turnuva şampiyonluğu yani bi' nevi ilkokula başlamadan üniversite sınavını kazanmak gibi.

tercümesi zor duygular

olacak o kadar
doğu londra üniversitesi'nden tim lomas, dünyanın farklı bölgelerindeki iyi duyguları ifade eden kelimeleri toparlayıp ingilizlerin günlük hayatında kullanmaları için bir derleme yapmış. bu çalışmada ki gaye ise, ingilizceye başka dillerden giren birçok duygu kelimesi olmakla birlikte henüz kelime haznesi olarak günlük konuşulan ingilizceyi yeterli görmemesiymiş.

mesela kendinizi hiç -mbuki-mvuki- hissettiniz mi? bu sözcük dans ederken giysilerinizi çıkarıp atma isteği manasına geliyormuş. ya da biraz -kilig- hissediyorum dediniz mi? bu killig denen şey aslında az buçuk var bizim jargonda. yani hoşlandığınız biriyle konuşurken elinizin ayağınızın birbirine dolaşması hissine denk geliyormuş. -uitwaaien- kelimesi ise hafif nuri bilge ceylan lügatından geliyor. bu sözcüğün meali; rüzgarlı havada yürümenin insanda yarattığı canlılık hissini anlatan duygu. fince
-sisu- kelimesi ise olumsuzluklar karşısında olağanüstü kararlılık göstermek anlamına geliyormuş. japonca -komoreb-i kelimesi 'güneş ışınlarının ağaçlar arasından süzülüp yarattığı alacalı ışık' anlamına geliyor. norveç dilindeki -utepils- kelimesi ise 'güneşli bir günde dışarıda oturup biranın keyfini çıkarmak' anlamındaymış. almanca
-waldeinsamkeit- kelimesi 'ormanda tek başınaymış gibi olma hissi' anlamına geliyormuş. ve böyle binlerce sözcük.

eyes wide shut

olacak o kadar
tom cruise ve o zamanki eşi nicole kidman'ın baş rollerde oynadığı, 1999 yapımı stanley kubrick film.

uzun uzun anlatamayacagim. ana temasında, dünyayı yönettiği iddia edilen aileler ve tarikatları konu eden oldukça ilginç bir film. sembollerle coşkunun dibine vurmuş bu filmin her karesi bir bilinmezi simgeliyor dersek çok abartmış olmayız.

lakin enteresan olan ve hala anlayamadığım madem gizli örgütleri afişe eden bir film, neden rockefeller ailesi kendi malikhanesini bu filmin çekilmesi için kubrick'e ücretsiz tahsis etmiş? scientology tarikatı üyesi olduğunu kendisi bile kabul eden tom cruise, bu yapının tüm detayları ile ortata dökülmesini nasıl kabul eder?
ya burada bir gövde gösterisi var yahut başka bir x faktörü çözemedim.
birde bu filme konusu kadin -erkek ilişkileri bla bla diyenler var bence onlar bir daha izlesinler.

ve bir rastlantı mı bilemedim ama film henüz yayına girmeden yönetmen stanley kubrick'in pat diye ölmesi ve filmin yapımcısının bazı sahneleri kirpmasi da ayrı bir olayın konusu.

heidi ve küçük emrah

olacak o kadar
biri isvicre'nin karlı dağlarında, diğeri ise anadolu topraklarında feleğin çemberinden geçmiş, beyaz perde tarihinin en derbeder karakteri.

heidi, annesini ve babasını küçük yaşta kaybeder. teyzesi heidi'ye sekiz yaşına kadar bakar. bundan sonra bu yavrucağıza büyük babası bakacaktır. büyük baba ise ayyas ve lanet adamın tekidir. öyle ki, bu zavallı kızı bir müddet ahırda yatırır. psikolojisi iyice bozulan heidi ise mutluluğu peter denen serserinin yanında arar. sonrası ise pek bir karanlık.
küçük emrah ise fukaraliığın dibine vurmuş, baba yok, ana desen kömür ve makarnaya karşı yanlış işlere bulaşabilen birisi, kız kardeşinin gözü ise yukarılarda. hepiniz biliyorsunuz işte.

umarım ünlü bir yeni dünya yönetmeni bu iki karakteri bir sinema filmi projesinde buluşturabilir.

robot yargıç

olacak o kadar
avrupa insan hakları mahkemesi'nde görülen davalardan yüzde 79'unun hükmünü doğru tahmin ettiği söylenen yapay zekanın ürünü yargıç.

en sade açıklamasıyla,yargıç robota mevcut yasa ve kanunların hepsi bir yazılım şeklinde yükleniyor. daha sonra görülen herhangi bir dava sonucunda kendisine yüklenmiş olan veriler doğrultusunda bu yapay zeka,dava sonucu ile ilgili hükümlere varıyor.

''araştırmayı yöneten ucl'den dr nikolaos aletras, "yapay zeka üzerinde büyük bir ilgi var ancak (yapay zekanın) yakın bir gelecekte yargıçların veya avukatların yerine geçebileceğini düşünmüyoruz. yine de yapay zeka davaların yapısını daha hızlı algılayacağı için kullanışlı olabilir. ayrıca avrupa insan hakları mahkemesi'ne göre hak ihlalinin yaşandığı davaları bulmakta kolaylık sağlayabilir" dedi.

tabi bu cihaz türkiye'de kullanıma geçse ya adliye koridorlarında paramparça edilir yahut yandaşlıkla suçlanıp hurdaya gönderilir. o da ayrı bir konu başlığı tabi.

kilise duvarına işemeyin

olacak o kadar
almanya'nın ulm belediyesinin alman halkına çağrısı.
bizde ki cami duvarına isemek sözünün vücut bulmuş hali olan durum.bir türk olarak yalan yok tek derdiniz bu olsun olm demeden edemedim.

''dünyanın en uzun kulesine sahip kilisenin taş temeli , idrardaki tuz ve asitler nedeniyle bozulmaya başladı.
ulm belediyesi, kilise duvarına işerken yakalananlara verilen cezayı iki katına çıkartıp 100 euroya yükseltti ancak cezanın arttırılması da, sorunu çözmedi.
kilisenin korunmasından sorumlu yetkili michael hilbert, "bir buçuk yıldır binaya bakıyorum ve bir kez daha idrar ve kusmukla kaplı" dedi.
çiş polisi olmadığını söyleyen hilbert bunun bir "asayiş sorunu" olduğunu vurguladı.
kulesi 161,3 metre uzunluğunda olan kilise, büyüklüğünden dolayı sıklıkla "katedral" olarak adlandırılıyor.
kilisenin yanındaki arazi, sık sık konserler için kullanılıyor.
michael hilbert, bu nedenle organizatörlerin bedava tuvalet hizmeti vermesi gerektiğini söyledi.
ulm belediyesi sözcüsü ise bölgedeki polis devriyelerinin arttırıldığını ve son dönemde kimsenin kilisenin duvarına işerken yakalanmadığını belirtti.''

taarof

olacak o kadar
arapça kökenli bir farsça kelimedir ve iran'ın karmaşık görgü kurallarını tarif eder. buna göre, söylenen söz kelime anlamından ötesini ifade eder. iran'da bu gelenek bakkaldan eşya satın almaktan nükleer müzakerelere kadar geniş bir yelpazede rol alır.
taarof geleneğine göre; insanlar kabul etmek istedikleri şeyi reddeder; yani kastetmek istemedikleri şeyi söyler, hissetmedikleri şeyi ifade eder. aslında tersini yapmak ya da söylemek yoluyla gönlünden geçenleri aktarmak ister.

bbc travel'dan julihana valle anlatıyor;

"bir keresinde tahran'da taksiden inerken daha önce pazarlıkla anlaştığımız 250 bin riyali ödedim. parayı almak istemedi. israr ettim, yine reddetti. bunun üzerine ben şaşkın bir halde gülümseyip teşekkür ederek arabadan indim. daha sonra arkadaşım reza, taksicinin "sana taarof yapıyordu" dedi. "tabii ki para ödemeni bekliyordu. senin daha fazla ısrar etmen gerekirdi. taksici bu şekilde sana saygısını gösteriyordu. taarof geleneğine göre, teklif edilen şey iki-üç kez reddedilir. bundan sonra istediğinizi söyleyebilirsiniz, bu kabalık olarak görülmez. önce kibarlık yapılır, ama sonunda mutlaka parasını ödersiniz."

fakat taarof'un taarof olarak görülmemesi gerekir. bu ne kadar az belirginse o kadar başarılıdır. şüpheye düştüğünüzde yapılacak en doğru şey kendinizi karşıdaki insanın yerine koymak ve onun ihtiyaçlarına öncelik vermektir.

halam geldi

olacak o kadar
ülkemiz kırsallarında kadınların yaşadığı sıkıntıları gözler önüne seren, modern! toplum bireylerinin kürekle ağzına vuran, insan psikolojisini ufaktan sarsan, ana tema olarak çocuk gelinleri ve bu eksende gelişen trajedileri anlatan bir erhan kozan filmi.

filmin en çarpıcı ve akılda kalan sahnesi için;
27 /