confessions

ontolojik sancilarimin merhemi

1. nesil Yazar - O olmasa cahildik

  1. toplam entry 1346
  2. takipçi 58
  3. puan 43239

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

ontolojik sancilarimin merhemi
eksi oy olağan bir şey artı oy kadar, birilerini ısrarla eksilemenin genel olarak kötü görülmesi kişisel bir yıldırma politikası güttüğü içindir. artı oylarda enflasyon olabilir yönetimler bunu çok takmaz çünkü insanlar artı oy almak için yazıyor, yazdığının niteliğini ölçmek için ya da karşılığını. az artı oy zaten bir şey ifade ediyor, eksi oy ise saldırı amaçlı kullanılıyor. aksi olsaydı, oylama değil 10 üzerinden notlar verilirdi girilere.

benim açımdan yaptığım şey yazmak ve okumak. kimseyi bilinçli kötü oylamam, beğendiğimi oylarım. kadim dostlarım varsa onlara jestler yapabilirim, bu kadar. ama durduk yere girilerim altında bitip kişisel olarak bana yönelen bir huzursuzluğu üzerime kusmaya çalışan tipler var. kavga yok tartışma yok bu tipler anlamsız kaynağı belirsiz bir sinirle dikkat dağıtıp yıldırma politikasi izlemeye çalışıyor.

yani, herkes kendi kapısının önünü süpürürse çok şık olacak.. habis olandan değil de habisliği şikayet edenden rahatsız olmak, huzursuz emekli apartman amcaları tribine girmek ne garip..

sanat

ontolojik sancilarimin merhemi
sanat, oluştuğu evren bakımından sınır tanımayan, amaç boyutunda değerlendirilirken bir kalıba sokulamayan, ifade edildiği dünya bakımından maddeye bağımlı olan bir varoluş anlatımı. sanatın ortaya çıktığı evren insanın düşüncelerini, duygularını, gözlemlerini, algılarını içeren bir evren. böyle bir evrenin içinde sınırlar çizmek pek de mümkün değil ve de bu evrene açılan, onu besleyen kapıların sadece içinde bulunduğumuz dünya olduğunu ileri sürmek fazla cüretkar. insanın iç ve dış dünyalarının bir bütün olarak etkileşiminden doğan sanatın bu iki dünyanın sadece birinden doğması mümkün değildir. bir sanatçı sadece iç dünyasına yönelirken diğeri dış dünyaya odaklanır fakat ikisinde de diğer dünyanın etkileri görülür. sadece iç dünyaya yönelmeye çalışan bir sanatçı reel dünyada yaşadığı olayların etkisini de yansıtır. diğer yandan dış dünyayı betimlemek isteyen bir sanatçının çalışmasında o sıralarda ruh halinin etkileri vardır. insan kendi başına bir evren. bu evrenin sınırlarını çizebilmek nasıl mümkün değilse sanatın sınırlarını çizip de onun doğduğu evreni bilinen boyutlara mahkum etmek olası değildir.

görsel ve plastik sanatlar, sessel(fonetik) sanatlar, ritmik sanatlar, karma sanatlar gibi başlıklar altında bir çok türü amaçsal anlamda salt kalıplara sokmakta mümkün değil. sanatçının amacı eğlendirmek olabilir, düşündürmek olabilir, gerçekliği kendince ifade etmek olabilir, sadece kendini ifade etmek olabilir, bunun ötesinde sanatçı kendi amacını da bilmeyebilir. bir şair ortaya koyduğu dizeleri neden yazdığını bilemeyebilir, bir ressam fırçasını tuvalde dans ettirirken ne yaptığını bilemeyebilir. yani salvador dali'ye kendi resimlerini sorsalar ne anlatmak istediğini kendisi de bilemeyebilir. bunları bilmemekle beraber sadece dehayı ortaya koymak için sanatını icra etmiş olabilir.

son olarak sanat maddeye ifade edilmesi yönüyle bağımlıdır. sanat eseri evreninde doğup kendine bir amaç bulduktan sonra maddesel dünya da ifade edilmek ister. belki de bu sanatın kendisine ait bir varoluş sıkıntısıdır. çaresi yoktur, bir şekilde reel dünyanın içinde bulunan maddeler üzerine tutunup başka insanlara yani başka evrenlere uzanır. resim için boyaya, tuvale, palete ihtiyaç vardır. tiyatro için sahneye ve dekora, sinema için bir çok unsura ihtiyaç vardır. insan şiiri ya da şarkıyı bir yere yazmasa bile bunlar duyurmak için dile, kelimelere ve ses tellerine ihtiyaç vardır. yani sanat ifade edilmek istendiğinde mecburen maddeye tutunur ve ona bağımlıdır.

kadınlar ve erkekler arasındaki farklar

ontolojik sancilarimin merhemi
erkekler duygularını ifade etmek konusunda yapı itibariyle kadınlara göre daha şanslı ya da donanımlılar. Evet duygularını kadınlardan daha iyi ifade ediyorlar. her ne kadar kadınlar ifade ediyor deseler de inandırıcı değil.. sadece gizleyebilirler o ayrı. duyguların iletimi sevgi düzleminde ise erkekler sevmeyi sevilmekten daha çok sevdiği için dışa doğru bir iletimde daha iyiler. kadınlar ise sevilmeyi daha çok sevdikleri için bu iletimi içselleştirmede daha başarılılar. bir de hormonlar açısından şanslılar tek hormon, çift hormona göre duyguları daha az karmaşık hale getirir..


neden şairler erkeklerin arasından çıkar genelde ? ilişkilerde romantizmi dışa dönük şekilde ortaya koyan genelde kadınlar olmuyor. kadınlar romantizmi üzerinde çok güzel taşıyor, erkek ancak bu giysiyi dikebiliyor..

Erkekler, "Seni seviyorum..." cümlesini duymaya kadınlar kadar tutkulu şekilde bağlı değiller. bunu kendi yöntemleri ile ifade etmeye ya da doğrudan söylemeye çok daha tutkunlar.

aynada kendini izlemekten zevk alan yahut telefonun, bilgisayarının arka planına kendi fotosunu koyan erkek sayısı ile kadın sayısı oranları arasında ciddi fark vardır..

şimdi düşünelim sürekli ilgi bekleyen erkekler var mı ? var. bunlar sevme dürtülerini kendine yöneltenler. yanlarından ki kişiden, kendilerini sevme konusunda onlara katılmalarını isterler..

kadınların ilgi isteği ise edilgen bir orijinden çıkar. kadının sevilme isteği, onu kendisini sevmeye yöneltir. ki kendileri sevme konusunda eksik hissettikleri için birinin onları sevmesini isterler..


bir erkeğin bir kadını başlangıçta sevmesi belirgin iken kadınlarda bir erkeği sevmenin süreç halinde ortaya çıkmasının temelinde yatan unsur da semek filinin etken ve edilgen şekilde zuhur etmesinde yatar..

erkek sevmeye yöneliktir. kalbinden çıkan duyguları sunmayı istediği bir ruhu bulduğu zaman sever. kadının ise sevmesi, sevilmeyi istediği kişiye açtığı yol ile gelişir. bir kadın bir erkek tarafından sevilmeyi istiyorsa işte o erkeği gerçekten sevmiştir..

bilmiyorum, çıkarımlarım ne kadar doğru ama gözlemlerim sonucu yaptığım analizlerden çıkan sonuç bu.


felsefede aşk

ontolojik sancilarimin merhemi
arthur schopenhauera göre; bütün aşklar, istedikleri kadar uçarı, tensellikten, dünyevilikten uzak ayakları yerden kesik görünsünler, sadece cinsel dürtüde temellenirler. evet, hatta bu aşıklık hali sadece daha yakından belirlenmiş, daha özelleşmiş, hatta sözcüğün en dar anlamıyla bireysellemiş cinsel dürtüdür. iki sevenin birbirine gittikçe artan eğilimleri bile bunların meydana getirebilecekleri ve getirmeyi arzu ettikleri bu yeni bireyin yaşama isteğidir.hatta daha onların özlem dolu bakışlarının buluşması esnasında bile bu bireyin yeni hayatı uyanır ve ahenkli, bileşimi iyi oluşturulmuş gelecekteki bir birey olarak varlığını duyurur. sevenler gerçek bir birleşme ve kaynaşma yoluyla bundan böyle sadece bu tek varlık olarak yaşamayı sürdürmek için tek bir varlık olmanın özlemini duyarlar ve bu özlem sonunda içinde her ikisinin de kalıtımsal özelliklerinin kaynaştığı ve birleştiği o tek varlıkta yaşama devam etmeleriyle gerçekleşir.
yani özet; ruhun vücut bulduğu yerde diyor aşk. pardon! ruhun ruhu bulduğu yer..

türk kadınlarının efendi erkek yerine piç erkek tercih etmesi

ontolojik sancilarimin merhemi
adamlar masumiyet perdesine sığınmış değil, buyum diyor. bana yaklaşırsan sonuçları alarm verircesine ortada. gittikleri yol iğrenç olsa da kendini göstermenin dürüstlüğünü takdir ediliyor olsa gerek. Ki zaten efendi gezinen erkeklerin çoğu aslında efendi değiller. sadece piç olmak ile efendiliğin arasında araftalar. koşulların içinde kendileri yavaşa yavaş değişirken ve karşılaşacakları ve onların karar almasını tetikleyen sonuçlar üzerine doğru ilerliyorlar. sadece bunu görmek istemiyorlar.. suçu doğrudan koşulların üzerine atıyorlar.

zor kadın

ontolojik sancilarimin merhemi
dik duran ve kendi beyniyle düşünebilen kadındır. ulaşılması zor ve femme fatale özellikleri taşıyor, bunların bilincinde ve yeri geldiğinde bu özellikleri ustaca kullanabiliyorsa erkeği parmağının ucunda çevirebilir. zaafları vardır elbet, herkesin zaafları var ama zor kadın bu zaaflarını zekası sayesinde gizleyebilir. evet zekidir tabi ki, olayları analiz gücü çok yüksektir. eğer hikayenizde mantığa aykırı bir nokta varsa, güven mekanizması sarsılır ve onu geri kazanmak için attığınız taklaların bi on katını daha atmanız gerekebilir. zor kadın iyi bir aşıktır. aşkının da zor olmasını sever. bir çok ölüm görmüştür, ölümler onu etkilese de güçten düşüremez. ölümlerden korksa da sarsılmaz, başkalarının hayatları onun için anlam ifade etmesi gerekirse, o hayatları yaşayanlar bedeller ödemelidir. zor kadına bedel ödemeden sahip olunamaz. bu bedel dürüstlük ve dünyanın en büyük hatasını da işleseniz, "ben bu hatayı yaptım" diyebilecek kadar cesurca onun karşısında durabilme devamlılığını koruyabilmektir.

zengin sözlük

ontolojik sancilarimin merhemi
bir elin parmaklarını geçmeyecek yazarları dışında diğer yazarlarının casper modunda takıldığı sözlüktür. gerçi öncelik moderatör, editör ve diğer görevli yazarların. madem sözlük kurdunuz, görev üstlendiniz. sol frameye biraz katkı sağlayamaz mısınız? işiniz sadece entry silmek, yazar uçurmak yahut uyarmak değil di mi? merak etmeyiniz asayiş her türlü sağlanır. biraz parmaklarınız çalışsın plz. iki işi bir arada yapabileceğinize inancım tam.

hiçlik

ontolojik sancilarimin merhemi
bir kapı. yoksa bu kadar hiçlikten dev gibi bir dünya çıkmazdı.

hiçlik içinde yok olup kendini unutsan da sana bu hiçliği yaşatan azameti hep hatırla. ey insanoğlu! azamet denizinde kendini dalgalara bırakıp gitmek varken yine karşına çıkan önemsiz taşlara gözün dalıyor. bu bulutların renklerinin anlamı köprünün bittiği noktaya nazaran ne kadar önemli olabilir ki? senin yolunda değiller, yolunun altından akıp giden basit varlıklar.

nazım hikmet ran

ontolojik sancilarimin merhemi
''bugün pazar.
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna
şaşarak
kımıldamadan durdum.

sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve ben
bahtiyarım..."

zengin sözlük

ontolojik sancilarimin merhemi
İnsanların oturdukları yerden başkalarına biçtikleri roller, kestikleri ahkamlar ve beklentilerinin ne kadar kontrolden çıkabildikleri görmek açısında epey öğretici oldu yukarıdaki ekşi linki. Sözlük adına büyük geçmiş olsun diyorum. Kısa sürede turnusol görevini başarıyla tamamladığı için de Aferin. Ve bakkal makkal nasıl bir hesapla yürütüldüğünü bilmem ama yürütenin; insan olduğunu ve yazarlarına değer verdiğini, onları rakamlardan ibaret görmediğini hatta dürüm hastası olmadığını söyleyebilirim. Bir de unutmadan ekşi moderatörü olup türkçe sözcüklerin yazılışını bilmemek de ayrıca tuhaftı ; Bunlar ekşiden mi geldi, emin misiniz? diye msj atmışlığım da vardır. Velhasıl kelam güle güle..

uyumak

ontolojik sancilarimin merhemi
uyumak yarı ölümdür derler ya haklılar. solukların ritmi belirgin, bilinç kayıp. rüya içinde kaybolan istekler insanın sınırlarını zorlar. kontrol zorken yaşanılan sahnelerde güç burada önemli ölçüde yitirilir. filmleri boş verin üç kademeli rüya görünenden zor ve tamamen iradeden kopukluğa uzanır. komik olan şudur ki her kademe dünyanın bir taklidi olur. yani sınırların dışına hayal gücünüzü zorlayarak çıkmak zor, en azından benim tahmin edemeyeceğim kadar. tek boyutta çırpınışlar kontrolün sıkıntıların önüne geçmesi mümkün. gerçekten mümkün mü? sebepsiz görünenin ardında uzanmış bedenin varlığının savaşı basitliğin içinde karmaşıklığa sürüklenirken bilinçsiz yatan bedenden yükselmiş zavallı haykırışlar!


hatırlanmamak adına gözlere serilen paçavra bir perde. yırtılması o kadar kolay ki gerçekliğin tırnaklarında. kaybolmayı dilesen de izin verir mi, zihninin derinliklerinde oynayan palyaço? korkutur, her karenin karanlık köşesinde. gerçekliğin hançeri kesip atar pembeye çalan siyahı. korkma! kadim unutkanlık yanında..


uyumamayı dilemek zulmü istemek. tek kalemde, sayfanın üzerinden ayrılmayan dokunuşta mürekkebin arsızca yazdığı satırlara biat etmek demek. zamanın sessiz akışına tutunmuş keseden bir kaç tane altın çalmayı dilemek.


yorgunluğun büyüsü ile örtülmüş sarhoş mekanın üzerine çöküyor çaresizlik. ne kadar dilek mumları yakılsa da hep deprem oluyor, halıya düşen mumlar tüm çabaları yakıyor. durma diyor içimdeki ses. durma! sanki göz altımdaki morlukları çiziyor. dalga geçiyor, tüm adanmış kemiklerimle, kırılmış bedenimle. söylemler boş işte..


tüm ömrüm boyunca gözlerin kapanmasa bilirim o an geldiğinde ışık sönecek. belki açık kalan kapakları kimse kapatmayacak da bir ümit bendeki yıkılıp gitmek üzere olan gördüğüm insanlar adına umutluyum. kendimi önemsemekten sıkıldım desem inanan olmayacak, yine de deneyeceğim. bir sokak kedisinin huzurlu uykusuna her daim hasrettim..

ilgi manyağı

ontolojik sancilarimin merhemi
Allahını seven üstüne erkek atsın ay pardon ilgi atsın, it'leşmiş egosu tavan yapsın kişisi. X sözlüğün birinde bir kadın yazar vardı. Sözlüğün diğer kadın yazarlarına savaş açmıştı. Sadece erkek yazarları okuyup/favoriliyor, arka planda erkek yazarlarla girdiği sohbetlerde kadın yazarların dedikodusunu yapıyor, aşağılıyor vs. En güzel o olsun, en iyi entryi o yazsın, en çok takipçi onun olsun, en yüksek puanlı tek kadın o olsun.. ah! düşündüm de düdüklü tencerem bile kendisi hakkında daha çok konuşulmayı hak ediyor.

zengin sözlük

ontolojik sancilarimin merhemi
Tanım zorunluluğunun kaldırılması gerektiğini düşündüğüm sözlük. ( zorlama tanım) Sevgi vs nefret diye başlık açıyorum hikaye içinde anlatmaya çalışıyorum ille de tanım diye tutturulup siliniyor. X sözlüklerde istediğimiz başlık altında dilediğimiz gibi ( tanım yapma zorunluluğu olmadan forumsal takılmadan, yazının içeriğinden başlığın tanımlandığı anlaşılan) yazabiliyoruz. Kırmızı başlığına gidip “bir renk” demek yerine fikir yeşertmek varken neden okura geri zekalı muamelesi yapılmak isteniyor anlamıyorum. Kısaca; Yukarıdaki giriye katılıyorum (monster dışında) (refere etti, fiziksel temas var) diyeceğim. Dedim silin.

bdsm

ontolojik sancilarimin merhemi
ingilizce bondage / discipline / sado / masochism kelimelerinin kısaltmalarından oluşan, cinselliğe dayanan, terimsel olarak satanist yaşam formu ve alt kültür. sado mazoşits kölelik disiplini olarak türkçeye çevrilebilecek bu yaşam stilinde gönüllü köleler ve efendiler bulunur. efendiler ve köleleri arasında; işkence, acı çektirme, aşağılama ve sadist yaklaşımlardan cinsel haz çıkarmaya dayalı bir ilişki gelişir. fiziksel şiddet yaralanmalara ve sakatlanmalara neden olsa da, bu tarafların cinsel hazlarını arttırmaktadır.